YEMEN ZİYARETİ
YEMEN
Çocukluğumdan beri çok duydum Yemen'i. Rahmetli dedem 14 sene askerlik yapmış, Yemen'e gitmiş, İngilizler'e esir düşmüş, daha sonra esir becayişinde tekrar Anadolu topraklarına gelmiş. Bütün bunları ara ara gözyaşlarıyla anlatırdı.
Dedem Ahmet Çavuş, askerliğini çavuş olarak yapmış. Yemen'e giderken, çölde aç kaldıklarını, yiyeceklerini atlara yedirdiklerini ve atlardan çıkan buğday-arpa taneciklerini şer'i-şerife göre yıkayıp, temizleyip yediklerini heyecanla anlatırdı. Kendisi nimetin kıymetini bilir, bir parçacık ekmek kırıntısını bile yere düşürmezdi. Düşerse mutlaka alır yerdi ve “Allah kimseyi açlıkla terbiye etmesin” derdi.
On dokuzuncu yüzyılın sonlarında Osmanlı hükümeti Yemen'in elden çıkmaması için orada Yedinci Ordu'yu kuruyor. İngilizlerin bölgede çevirdikleri entrikalar, isyanlar ve oraya asker göndermenin güçlüğü sonunda Zeydîler, 1905 senesinde Yedinci Ordu'yu yeniyorlar ve Türk askerlerini İngilizler esir alıyorlar.
Yemen, Efendimiz'in (SAV) iltifatta bulunduğu bir ülkedir. Kur'ân-ı Kerîm'in Kureyş suresinde, Kureyş'in faziletini anlattığı yerde, yaz ve kış ticaret maksadıyla yapılan seferlere yerveriyor. Mekkeliler yazın Şam'a, kışın Yemen tarafına ticaret kervanları düzenlerlerdi.
Kâ'be'ye hizmet ettikleri için diğer Araplar onlara saygı duyuyor, onların seferlerini güvenlik içinde yapmalarına yardımcı oluyorlardı. Fîl hadisesinden sonra bu güven ve saygı daha da arttı.
Yemen, Arap yarımadasının batı ucunda yer alan bir devlettir.
Ortadoğu ülkelerinden sayılan ve Arap Yarımadası'nın Afrika'ya bakan güney ucunda yer alan Yemen, kuzeyden Suudi Arabistan, doğudan Umman, güneyden Hint Okyanusu (Aden Körfezi), batıdan Kızıldeniz'le çevrilidir.
YEMEN TARİHİ
Yemen'e İslâm, Resulullah’ın (s.a.v) sağlığında girmiştir. Resulullah (a.s.) Medine'de İslâm devletini kurduğunda Yemen İran nüfuzu altındaydı ve İranlılar o dönemlerde Bâzân adlı bir kişiyi Yemen valisi olarak tayin etmişlerdi. Aslen İranlı olan bu kişi Resulullah (a.s.)'ın davetiyle Müslüman olmuş ve İslâm devleti onu Yemen valiliğinde tutmuştur. H. 9 (M. 631) yılında Bâzân'ın vefat etmesi üzerine Resulullah (a.s.) onun yönetimi altındaki bölgeleri Bâzân'ın oğlu Şehr, Ebu Musa el-Eş'ari (r.a.), Yâli ibnu Umeyye ve Muaz ibnu Cebel (r.a.) arasında paylaştırdı. Resulullah (a.s.), h. 9 yılında da Hz. Ali (r.a.)'yi halkını İslâm'a davet etmesi için Yemen'e gönderdi. Hz. Ali (r.a.)'nin daveti etkili oldu ve Yemen halkı kitleler halinde İslâm'a girdi. Resulullah (a.s.)'ın sağlığında Yemen'de Abhele el-Esved el-Ansi adlı bir kişi peygamberlik iddiasında bulundu ve kendi kabilesini etrafına toplamayı başardı. Etrafına topladığı insanlarla Yemen'in önemli bir kısmını işgal etti. Yukarıda sözü edilen eski Yemen valisi Bâzân'ın oğlu ve Resulullah (a.s.) tarafından Yemen'in bir bölümünün idaresi kendisine verilmiş olan Şehr'i öldürdü. Bu kişi daha sonra zorla kendine eş yaptığı Merzebâne adlı kadının bazı yakınlarıyla birlikte düzenlediği bir komplo sonucu öldürüldü ve etrafına topladığı kişiler de dağıldı. Yemen 820'ye kadar halife tarafından gönderilen valilerce yönetildi. 820'den sonraki Yemen tarihi biraz karışıktır. Bu tarihten sonra ülkenin değişik bölgelerinde değişik yönetimler kurulmuştur. Bunlardan kısaca söz edelim: 820'de Yemen'in bir bölümünde Şiiliğin bir kolu olan Zeydiyye mezhebini benimsemiş Ziyadiler yönetimi kuruldu. Ziyadiler, Abbasilere tabi özerk bir devlet kurmuş ve 1022 yılına kadar iktidarlarını sürdürmüşlerdir. Ancak Ziyadiler Yemen'in tamamına hükmedemediler. San'a çevresine 861 - 997 yılları arasında Ya'furiler hükmettiler. Yafuriler sünniydiler ve onlar da Abbasiler'e tabiydiler. Yafurilerin bölgeleri kısa bir süre Karmatilerin eline geçti. 997'de Ressiiler Yafuri devletini ortadan kaldırdılar. Ressiler Yemen'in Sa'de çevresinde yönetim kurmuşlardı. Zeydiyye mezhebinden olan Ressiilerin saltanatı 1300 yılına kadar sürdü. Yukarıda zikredilen Ziyadiler yönetiminin 1022'de yıkılmasından sonra onların bölgelerinde Neccahiler yönetimi kuruldu. Neccahiler sırasıyla Abbasiler, Selçuklular ve Fatımiler'e tabi olarak Yemen'in bazı bölgelerinde 1159'a kadar hüküm sürdüler. 1038'de San'a'nın batısındaki Mesar şehrini başkent edinen Sulayhiler yönetimi kuruldu. Fatımiler'e tabi olan ve Şiiliği benimseyen Sulayhilerin saltanatı 1099'a kadar sürdü. 1099'da San'a ve çevresinde Hemdaniler yönetimi kuruldu. Sırasıyla Fatımiler'e, Selçuklular'a ve Eyyubiler'e tabi olan Hemdaniler yönetimi 1174'e kadar ayakta kaldı. Hemdanilerin çoğunluğu Zeydi, bazıları da İsmailiyye şiasındandı. 1159'da Zebid ve çevresinde Mehdiler yönetimi kuruldu. Harici olan Mehdilerin saltanatı 1174'e kadar sürdü. Mehdiler önce Fatımiler'e sonra Eyyubiler'e tabi oldular. Zebid ve çevresinde 1229 - 1454 yılları arasında sünni olan Resuliler hüküm sürdüler. Resuliler de önce Eyyubiler'e sonra Memlükler'e tabi oldular. 1446 - 1538 tarihleri arasında Yemen'in büyük bir kısmı üzerinde Tahiriler hüküm sürdüler. 1517'den sonra Yemen'e Osmanlılar girdiler. Osmanlılar Yemen şehirlerini tek tek ele geçirerek 1538'de de Tahiriler yönetimine son verdiler.
Yemen'in Osmanlıların eline geçmesinden sonra buradaki Zeydi imamların dini otoriteleri devam etmiştir. Bununla birlikte Zeydiler zaman zaman Osmanlı yönetimine karşı ayaklanmalar düzenlediler. 18. yüzyılın sonlarına doğru Portekizli, Fransız ve İngiliz sömürgeciler Yemen'i ele geçirmek için bazı saldırılarda bulundular. Ancak Osmanlı güçleri bunlara pek fırsat vermedi. Bunun üzerine İngilizler 19. yüzyılın başlarından itibaren Aden Körfezi'nde deniz güçlerini artırdı, 1839'da da Aden'i işgal ettiler. Burayı üs edinen İngilizler daha sonra Güney Yemen olarak bilinen bölgeyi işgal ettiler. Kuzey Yemen ise herhangi bir Avrupa ülkesinin sömürgesi durumuna düşmeden 30 Ekim 1918'e kadar Osmanlı yönetiminde kaldı. Bu tarihte de bağımsız oldu.
Türkiye Lozan anlaşmasında Kuzey Yemen'in bağımsızlığını ve Güney Yemen'in İngiliz işgaline geçmesini resmen tanıdı. Kuzey Yemen'in bağımsız olmasından sonra yönetim Zeydi imamlara geçti. Osmanlı Devleti'nin Yemen üzerindeki hâkimiyetinin son bulduğu tarihte Zeydilerin dini lideri olan İmam Yahya 24 Şubat 1924'te kendisini Yemen kralı ilan etti. Onun yönetimi 14 Şubat 1948'de öldürülmesine kadar sürdü. Öldürülmesinden sonra saltanata oğlu Ahmed geçti. Onun 18 Eylül 1962'de saltanattan çekilmesi üzerine yerine oğlu Seyfulislâm geçti. Seyfulislâm sadece dokuz gün tahtta kalabildi ve 27 Eylül 1962'de gerçekleştirilen darbeyle tahttan indirilerek cumhuriyet rejimi ilan edildi ve Abdüsselâl cumhurbaşkanı yapıldı. Ancak bu olay ülkeyi bir iç savaşa soktu ve bu iç savaş İmam Seyfulislâm'ın 1967'de saltanattan tamamen feragat etmesine kadar sürdü. 5 Kasım 1967'de Kadı Abdurrahman İryani cumhurbaşkanı seçildi. Onun yönetimi 1974 Haziran'ına kadar sürdü. Yerine İbrahim Hamdani geçti ve 6 Şubat 1978'e kadar görevde kaldı. 6 Şubat 1978'de hâlen bu görevi yürütmekte olan Ali Abdullah Salih cumhurbaşkanlığına geçti. Güney Yemen 30 Kasım 1967'ye kadar İngiliz işgalinde kaldı.
Bu tarihte bağımsızlığını elde eden Güney Yemen, Kuzey Yemen'den ayrı bir devlet oldu ve ilk cumhurbaşkanlığına Sa'bani getirildi. Sa'bani 22 Haziran 1969'da komünist bir darbeyle düşürüldü ve yetkilerini 5 kişilik bir başkanlık konseyi üstlendi. Arap dünyasının ilk komünist devleti olan Güney Yemen'in adı 30 Kasım 1970'de Yemen Demokratik Halk Cumhuriyeti olarak değiştirildi. Sâlim Rubai Ali de devlet başkanı oldu. Devlet başkanlığına 1978'de Ali Nasır Muhammed getirildi. Aynı yılın Aralık ayında Sosyalist Parti genel sekreteri Abdülfettah İsmail devlet başkan oldu. 1980'de Ali Nasır Muhammed yeniden devlet başkanı oldu.
12 Ocak 1986'da komünistler arasında bir silahlı çatışma çıktı ve Ali Nasır Muhammed'in taraftarları yenilgiye uğratıldı. Bu olaylardan sonra Haydar Ebu Bekir el-Attas devlet başkanı, Ali Sâlim el-Beyd'de iktidarı elinde tutan Sosyalist Parti'nin genel sekreteri oldu. İki Yemen Nisan 1990'da bir birleşme anlaşması imzaladı ve bu anlaşma uyarınca 22 Mayıs 1990'da birleşme gerçekleştirildi. Anlaşma 22 Kasım 1992'ye kadarki sürenin geçiş süresi olarak kabul edilmesini, bu sürenin bitiminde seçim yapılmasını ve geçiş dönemi sonrası idari mekanizmasının bu seçim sonuçlarına göre belirlenmesini öngörüyordu. Geçiş döneminde birleşik Yemen'in cumhurbaşkanı Kuzey Yemen cumhurbaşkanı Ali Abdullah Salih, cumhurbaşkanı yardımcısı Güney Yemen Sosyalist Parti lideri Ali Sâlim el-Beyd, başbakanı da Güney Yemen cumhurbaşkanı Haydar Ebu Bekir el-Attas olacaktı. Ancak Sosyalist Parti geçiş dönemi sonunda yapılacak seçimlerde bir başarı elde edemeyeceğini anlayınca seçimin ertelenmesini ve kendisine seçim sonrası için bazı garantiler verilmesini istedi.
Yapılan gizli görüşmeler sonunda seçimler 27 Nisan 1993'e ertelendiyse de Sosyalist Parti istediği garantileri alamadı. Seçimlerde de önemli bir başarı gösteremeyince parti lideri Ali Sâlim el-Beyd Kuzeyli yöneticileri çeşitli şekillerde itham etmeye başladı ve çok geçmeden başkent San'a'yı terk ederek Aden'e yerleşti. Bu olayları izleyen ithamlar 20 Şubat 1994'te silahlı çatışmaya dönüştü ve Yemen yeni bir iç savaşın içine sürüklenmiş oldu.
Güney Yemen tarafı 12 Mayıs 1994'te Kuzey'den ayrıldığını bildirerek bağımsızlığını ilan ettiyse de Kuzey Yemen yöneticileri bunu kabul etmeyerek isyancı Güney Yemen birliklerinin mevzilerine yönelik saldırılarını şiddetlendirdiler. Temmuz 1994 başlarında da Güney Yemen'in başkenti Aden'i ele geçirerek bütün Yemen'i yönetimleri altına aldılar.
Yemen'de Müslümanların % 55'ini Şiiliğin ehli sünnete en yakın mezhebi olan Zeydiyye mezhebi mensupları oluşturur. Zeydilerin kendilerine özel bir hiyerarşik sistemleri vardır. Onların da başlarında imamları olur. Ancak Zeydilerdeki imamlık sistemi Caferilerdekinden farklıdır. Zeydiler ayrıca Caferilerden farklı olarak Hz. Ebu Bekir (r.a.) ve Hz. Ömer (r.a.)'in halifeliklerine karşı çıkmazlar. Onlar sadece Hz. Osman (r.a.)'ın halifeliğine karşı çıkar ve Hz. Ömer (r.a.)'den sonra halifelik hakkının Hz. Ali (r.a.)'de olduğunu ileri sürerler. Bunun yanı sıra Zeydiler sünnilerin yönetimine tabi olmaya karşı çıkmazlar. Yemen'de İslâm'ı devlete hâkim kılmaya çalışan hareketlerin başında Müslüman Kardeşler'in bu ülkedeki uzantısı sayabileceğimiz Yemen Islah Birliği gelmektedir. Bu hareket Eylül 1990'da siyasi parti sıfatı kazanmıştır.1
Yemen'de gezerken Rahmetli dedemin hayalleriyle yaşadım. İzlerini bulabilir miyim heyecanlarını duydum.
Devlet arşivlerinin olduğu, resmî devlet yerleşkesini ziyaret ettik. Burası devlet hâkimine bağlı bir merkezdir.
Arşivin fiilî sorumlusu ve çalışanı, sîması Türklere benzeyen, Türkiye'de okumuş, Türkçe bilen El-Seyyid Fuad Bey’dir. Zerafetine hayran olmamak mümkün değildir. (13 ve 17 numaralı resimler)
Stv'nin Ayna programında da çıkan, “Nüfus kayıt sistemi” olan arşiv dünyasında uzun süre kalarak yetkilerinin gösterdiği zerafetli hizmetleriyle bilgi aldık.
Osmanlı dönemi dahil her şey, her şahıs ve asker arşivlenmiş. Gelen-giden komutanlar, generaller her şeyleriyle arşivde vardır.
Erzak girdi-çıktıları, tahsisatların en inceliğine kadar arşivde yer almış.
İstanbul'a payitahta çekilen telgraflar, oradan gelen cevaplar da arşivde kayıtlara geçmiş.
Bu harplerde kullanılan atlar, karşılama ve uğurlamada kullanılan saf kan Arap atları bile arşivlenmiş.
Atların içerisinde o dönemin mercedes'i seviyesinde 1. sınıf atlar ayrıca, seyisler tarafından bakıma alınmış, onlar, gelen-giden misafirlerin taşınmasında, özel yetiştirilmiş vazifeli kimseler tarafından kullanılmıştır.
Bütün bunlar en ince noktalarıyla kayda geçirilip, arşivlenmiş...
Orada şehit olmuş, İngilizler'e esir düşmüş askerlerin de baba ismiyle beraber arşiv kayıtları var.
Dedemin ismini de aradım. Fakat heyhat ki bulamadım...
Arşiv sorumlusu Fuad bey, şu anda Ankara ile de temas içinde, fikir alışverişinde bulunduğunu söyledi. Yemenli elemanlarını, Ankara'ya, Osmanlı Türkçesi öğrenmeleri için kursa gönderdiklerini ifade etti.
Türkiye'nin bu arşivlere daha da önem vermeleri gerektiğine inandım.
Yemen idaresinin, teknolojinin son imkânlarını kullanarak bu arşiv sistemini korumaları ayrıca bizi çok sevindirdi.
Devlet hâkimi Kâdı Ali Ebu Ricâl çok muhterem bir zât.
Oradan o bölümün genel mes'ulu olan Ali Ebu Ricâl'in ziyaretine geçtik. Yaşlı ve fakat ilim deryası olan bu zât bir Osmanlı ve Türkiye hayranı... (18 numaralı resim)
Bizlere fevkalade iltifatta bulundu. “Bir fincan kahvenin kırk yıl hatırı vardır” dersiniz. O küçük fincan ile içilirse öyledir. Ben size büyük büyük fincan ile kahve içireyim 100 sene hatrı olsun” diyerek bize büyük fincan ile kahve ikram etti.
YEMEN'DE DOSTLAR
Dünyanın her tarafında olduğu gibi, orada da okul, kurs, kreş açmış genç dostlarımız var. (1, 2, 3 numaralı resimler)
Mehmet Yılmaz bey ki İzmir'den gittiği için yakînen tanıyorum. Fa'âl, çalışkan, hâlis ve daima diyaloğa açık bir yiğit ve yılmaz bir insan. (Tam bu cümleyi yazarken 13 Nisan 2010 salı günü, İzmir'de evimde 13.50 sularında, Yemen'den Mehmet Yılmaz bey'in araması bana oldukça manidar geldi.) (21 numaralı resimler)
YEMEN'DE BAŞKENT SAN'A
Yemen ziyaretimiz şimdiki başkenti “San'a”ya olmuştur. San'a denizden 2300 metre yüksekliğinde ve yaklaşık 2.5 milyon kişilik bir nüfusa sahip olan tarihi bir şehirdir.
San'a içinde eski San'a var. Sur içerisinde ve kale duvarlarıyla ihata edilmiş bir eski şehir. Eski ve tarihi halini muhafaza etmek için büyük gayret sarfetmişler. Kendine özgü yapısı ve evleri var. Orada yeni yapılanlar da eskilere benzetilmeye çalışılmış. (7 ve 15 numaralı resimler)
Eski “San'a” da dikkatimizi çeken önemli bir yer, Kâ'be'yi yıkmak için yola çıkan ve sonra fili ile beraber helâk olan Habeşli Ebrehe'nin yaptırdığı kilisenin yeri. (10 numaralı resim) Kâ'be'ye nazire olması için bu kiliseyi inşa etmiş. Fakat bugün orası harâb olmuş bir çöplük halindedir. Halk, hakaret maksadıyla oraya çöp atmış, yetkililer de temizlememişler. Kâ'be'yi hayal ettim, bir de oraya baktım. Çok dersler aldım... (7, 8, 9 ve 19 numaralı resimler)
VAKIFLAR BAKANINA ZİYARET
Bütün dînî hizmetlerin ve vakıfların kendisine bağlı olduğu, Vakıflar Bakanı Eş-Şeyh Hamût El-Hıtar bey'in ziyaretine gittik. (16 numaralı resim)
Bizleri büyük bir şevkle karşıladı. Bakanlıkta kendisiyle görüşmek için çok kişinin olmasına rağmen bizlere öncelik tanıdı. Zaten randevulu gitmiştik. Bakanlığın dış kapısında bizi bekleyip içeri kadar götüren korumaları vardı.
Bakan Hamût El-Hıtar, bana Osmanlı hattı ile yazılmış bir Kur'ân hediye etti ki, gayet orjinal ve tevafuklu bir Kur'ân'dır.
Orada yapılacak okul arsasına yardımcı olacağını söylemişti. Yardımcı olmuş. Bu yazıyı yazdığım zaman arayan Mehmet Yılmaz bey, “okul arsasının ihata duvarlarını yapıyoruz, inşaallah 2010'da temelini atacağız” diye söyledi.
SAN’A’DA CAMÎ-İ SÂLİH
Devlet başkanı Ali Abdullah Salih'in kendi ismini verdiği, İslam dünyasının ve İslam tarihinin bütün motiflerini içinde ve üzerinde toplayan “Cami-i Sâlih” de Türklerin yapacağı tanıtım programına elinden gelen bütün katkıyı ve desteği vereceğini ifade etti. (4, 5, 6 numaralı resimler)
Yemen devleti idarecilerinin Türkiye halkı ve Türkiye Cumhuriyeti Devletine ve hükümetine karşı büyük bir sevgi ve saygıları olduğu izlenimini aldım.
OKUL VELÎLERİNE ZİYARET
Okul velîlerinden evlerine davet edenler oldu. İcâbet ettik. Çok candan, albenili ve cömertlikler gördük. (20 numaralı resimler)
Velîlerin konuştukları genelde öğretim ve eğitim ile alakalı oluyor, orada açılan Türk okullarını anlata anlata bitiremiyorlar.
En son ayrılacağım gün, öğle yemeğine gittiğimiz asîl bir aile ve çocukları, arkamızdan koşup gelen oğlu ile çok değerli tütsüleri bizlere hediye ettiğini gördük
Yemen seyahatimizde şuanda anlatamadığım hatıralarla dolu, heyecanlarla dopdolu bir gezimiz oldu. Burada bir miktarını anlatabildik.
Büyük bir Osmanlı hayranı ve Türkiye Cumhuriyeti Devleti dostu olan, Yemen devleti idarecileri ve halkına mutlu, huzurlu gelecekler dileyerek, oradan ayrıldık.
Necdet İÇEL
YEMEN’E GİDEN GERİ DÖNMÜYOR
Anadolu insanı için Balkanlar'ın ve Yemen'in ayrı bir yeri vardır. Çünkü bu iki coğrafyayı korumak için neredeyse her aileden bir şehit verilmiştir. Aradan geçen zamana rağmen bugün hâlâ Yemen ismini duyduğunda binlerce insanın yüreği sızlar. Nasıl sızlamasın ki? Yemen'le ilgili bilgilerin yer aldığı uluslararası ansiklopedilerde "Yemen'de şehit olan Türklerin sayısından tarih ürküyor." bilgisi yer alır. Bunca şehit verilen bu coğrafyadan geriye yürekleri burkan bir türkü kalmıştı. Yemen, yüzyılın başında 'Türk mezarlığı' olarak adlandırılıyordu ve gidenlerin gelemediği bir yerdi…
1918 yılında çekilmek zorunda kaldığımız Yemen yıllarca Türkiye gündemine girememişti. Yüz binlerce şehide ait bugün bir mezar taşının bile olmaması ayrı bir dramdı; fakat ekonomik ya da siyasi anlamda ciddi bir bağ kurulmamıştı. Osmanlı zamanında Yemen'e gitmek çölleri aşmayı denizleri geçmeyi gerektiriyordu. Yakın zamana kadar bu ülkeye ulaşmak hiç de kolay değildi. Aktarmalı uçuşlarla neredeyse ABD'ye gitmek için harcanan zamanı gözden çıkarmanız gerekiyordu. Fakat bu yıl 24 yeni hat açmayı planlayan THY İstanbul'dan Yemen'in başkenti San'a'ya direkt uçuşlar başlatarak bu ülkeyi yakına getirdi artık.
Ulaştırma Bakanı Binali Yıldırım ve kalabalık bir parlamenter grubuyla Yemen'e giden Türk heyeti tarih kitaplarında okudukları, hikâyelerini dinleyip türkülerini söyledikleri ülkeyi yakından görme imkânı buldu. Ziyaretler yapıldı, heyetler arasında karşılıklı iyi niyet dilekleri ifade edildi. Gezilen, geçilen her yerde Osmanlı'nın izi kalmasa da hikâyesi vardı. Fakat heyetteki herkesin ortak düşüncesi şuydu: Gencecik evlatlarımızı şehit verdiğimiz bu topraklara neden bu kadar uzak kaldık?
Osmanlı'nın Yemen topraklarından çekildiği tarihten bu yana yapılan en kalabalık çıkartma olduğunu sandığımız seyahat aslında ilk değilmiş. Çünkü yıllarca Türkiye'den kimsenin gelip gitmediği bu coğrafyaya 1998'de Faruk Yanık isimli bir eğitim gönüllüsü gelip yerleşmiş. Onun girişimleri, Anadolu'nun fedakâr işadamlarının desteği ve dünyanın dört bir yanını yurt bellemiş idealist öğretmenlerin gayretleriyle, küllenen Yemen-Türkiye ilişkileri hızla canlanmış. Bugün Yemen'de üç ayrı Türk okulunda yaklaşık 500 öğrenci uluslararası standartlarda eğitim alıyor. Öğretmenler, onların aileleri, bu okullara destek veren işadamlarının gelip gitmesiyle bir anda Yemen'in gündemine girmiş Türkiye. Okul yöneticisi Faruk Yanık'ın verdiği bilgiye göre okullarda Yemen'in ileri gelen ailelerinin çocukları eğitim alıyor. Okulların iki ülke ilişkilerinin gelişmesine büyük katkısı olduğunu belirten Yanık, okullarda 12 ayrı ülkeden öğrenci olduğunu dile getiriyor.
Başta Bakan Yıldırım olmak üzere Türk heyeti Türk kolejlerini ziyaret etti, sınıfları gezip çocuklarla Türkçe sohbet etti. Türk bayrağının dalgalanması ve İstiklal Marşı'nın başka ülkelerde çalınmış olması heyetteki herkesi duygulandırdı. Öğrencilerle Türkçe sohbet eden Bakan Yıldırım okuldan ayrılırken, "Böyle yerlerde eğitim kuruluşlarımızın hizmet vermesi sadece Yemen'den değil diğer ülkelerden öğrencilerin hem Türk kültürünü hem Türkçeyi öğrenmiş olmaları çok önemli. Bizim ülke olarak amacımız kültürümüzü, geleneklerimizi en iyi şekilde temsil etmektir. Bunun en güzel örneklerini sadece burada değil dünyanın birçok yerinde Türk okulları başarmıştır." diyordu.
Bizim bulunduğumuz sırada aralarında Prof. Dr. Şerif Ali Tekalan, merkez valisi Erol Uğurlu, Prof. Dr. İsmet Toprak ve çok sayıda işadamının bulunduğu bir başka heyet de Taiz şehrindeki okulu ziyaret ediyordu. Yakıcı sıcakta ve kıvrım kıvrım yollardan 4 saat süren bir yolculukla gelinebilen Taiz'deki okulda Abdurrahman Ali el Neccar isimli bir öğrencinin okuduğu Yemen Türküsü heyettekileri farklı dünyalara götürdü. Bazıları gözyaşlarını içine akıtmayı tercih ederken bilmedikleri bir ülkedeki eğitim faaliyetlerine destek veren bazı işadamları bir bakıma emeklerinin, desteklerinin meyvelerini görmüş olmanın mutluluğunu yaşıyordu. Halen merkez valisi olan Erol Uğurlu, "Buralarda Türk bayrağının dalgalandığını, İstiklal Marşı'nın okunduğunu, bizim analarımızdan dinlediğimiz türkülerin söylendiğini görmek insanın kalbinde bir ürpertiye, ruhunda bir titreyişe neden oluyor." diyordu. Emekli bir asker olarak bölgeyi farklı bir gözle gezen Aziz Akal ise atalarımızın kanlarını akıttığı bu topraklarda onların torunlarının yemen türküsünü Türkçe söyleyebilmesinin önemine işaret ediyordu.
Burası Huş'tur yolu yokuştur
Yemen, sosyal hayatı ve gelenekleriyle çok farklı bir ülke. Ekonomik gelişmişlik seviyesi düşük ve işsizlik yüzde 35. Susuzluk ise en büyük sorun. Öyle ki ülkenin yüzde 90'ında neredeyse su yok. Fakat bütün olumsuzluklara rağmen girişimci ve fedakâr Türk eğitimciler bu ülkeye katkı yapma yarışında. Mesela İngilizce öğretmenlerinden Cemal Yiğit, Yemen'e Los Angeles'tan gelmiş. Başta alışmak zor olmuş ama şimdi bu ülkeyi çok seviyor. Bütün öğretmenler de 'gördüklerinize inanmayın, bu ülke çok güzeldir' diyerek bir bakıma Yemen lobisi yapmaktan geri durmuyor. Önümüzdeki yıl ülkenin liman kenti Aden'e de bir okul açacaklar.
Aslında burada bir noktaya değinmek gerekiyor. Yemen her ne kadar fakir de olsa coğrafi konumuyla stratejik öneme sahip bir ülke. Tarih boyunca Mendep Boğazı ile Kızıldeniz'in, Doğu Afrika'nın, Arap Yarımadası ve Hint Okyanusu'nun kilidi olmuş. Bu yüzden Yemen'de Batılı şirket ve kuruluşları sıkça görmek mümkün. Hatta ülkede açılan Amerikan okulları, Alman hastaneleri hemen dikkat çekiyor.
"Yemen çölleri" kavramı türkülerimize konu olsa da bu ülkede pek çöl yok aslında. Çok yüksek dağlar var. Hatta başkent San'a 2 bin 700 rakımlı. Tarihî Thula kenti ise 3 bin 100 metrede kurulu. Ülkenin sembolü sayılan kartallar bulunduğunuz yüksekliği hatırlatır cinsten, çünkü tepenizde uçup duruyorlar. Türk askerlerinin şehit olduğu coğrafyalar ise vadilerle, dağlarla kaplı. Hudeyde'den bu ülkeye ayak basan Türk askeri San'a'ya doğru yol almış. Başkente 80 km. uzaklıktaki Huş Vadisi'nde ise büyük kayıplar verilmiş. Yemen Türküsü de burada yakılmış. Havada bulut yokken ince bir duman tabakası bugün de vadinin üzerinde. Geçit vermeyen dağların arasındaki bir tepede kurulan Huş Köyü'nün yolu gerçekten de yokuş. Dağların zirvesinde ise bugün bile ayakta olan bir Osmanlı kalesi mevcut.
Fakat ülke genelinde olduğu gibi burada da şehit olmuş yüz binlerden bir iz kalmamış. Kalenin Osmanlı'dan kaldığını ancak tecrübeli bir tarihçi size anlatabiliyor. Başkent San'a'da ise bugün hâlâ "Turkish Quarter" olarak adlandırılan bir Türk mahallesi var. Sakinleri her ne kadar Türkçe bilmeseler ya da Türkiye'yi hiç görmeseler de kendilerini Türk olarak tanımlıyor. Zaten evleri ve kıyafetleri yerel halktan ayrılıyor. 70 yaşındaki Abdurrahman Hüseyin Behçet, gidip de dönemeyenlerden. Dedesi İzmirliymiş ve 'kutsal toprakları korumak' için bu ülkeye gelmiş. Fakat dönmesi mümkün olmamış. Türkiye'ye hiç gelememiş, Türkçe bildiği kelime ise 'nasılsın' ile sınırlı. Ölmeden önce bir kez de olsa İzmir'e gidip akrabalarını görmek istiyor.
Qat gelince kahve gitmiş
Türk Mahallesi'nde her evde ayrı bir hikâye var. Kapısını çaldığımız bir başka evde ise Abdusselam Hoca isimli bir Yemenli karşılıyor bizi. 32 yaşında ve bir petrol şirketinde çalışıyor. 7 çocuğuyla ve eşiyle yüzlerce yıllık bir Osmanlı evinde yaşıyor. Onun da dedesi Adana'dan gelmiş. O da Türkçeyi ve Türkiye'yi bilmiyor. Ama bir gün Adana'ya gidip akrabalarını bulmayı çok istiyor. Çocuklarının isimleri ise çok tanıdık: Feyzi, Sacide, Necmiye, Behçet, Mustafa, İsmail ve Fethi.
Yemen aslında kabileler ve aşiretlerin oluşturduğu bir devlet. Zeydi imamlar tarih boyunca etkili olmuş ve bugün ülkede iki mezhebin ağırlığı hissediliyor: Zeydilik ve Şafiilik. Ülkenin kuzey bölgesinde Haşid, orta bölgelerinde Bekil ve güneyde Medhae kabilesi hâkim. 1990'lara kadar ülkede ikiye bölünmüş bir siyasi yapı vardı. 22 Mayıs 1990'da sosyalist Yemen Demokratik Halk Cumhuriyeti ile kuzeydeki Yemen Arap Cumhuriyeti birleşti. Bu yüzden ülkenin güneyi ile kuzeyi arasında keskin farklar var. Mesela güneydeki Aden şehri tipik bir sosyalist. Geniş caddeler ve blok blok apartmanlar göze çarpıyor. Başken San'a'nın 'eski şehir' bölgesi UNESCO tarafından korumaya alınmış. Şehrin bu bölgesinde zaman, sanki 2 bin yıl öncesinde kalmış. Kendine özgü mimarisiyle kerpiçten yapılmış evler, labirenti andıran dar sokaklar ve envai çeşit baharat satan dükkânlar.
Dünyanın kalan kısmının giydiği pantolon, gömlek, taktığı güneş gözlüğü ya da kullandığı cep telefonu şehrin bu bölgesine hiç uğramamış. Herkes beyaz entarisini giyiyor. Kıyafetin olmazsa olmazı ise cenbiye denen hançer. Yemen de cenbiye erkeklik sembolü sayılıyor ve bu hançeri taşımak adı konmamış bir kural. En az cenbiye kadar önemli olan bir başka gelenek ise bir çeşit uyarıcı olan 'Qat' Türkçede Q harfi olmadığı için gat olarak telaffuz edilen bu bitki yediden yetmişe herkesin ağzında. Hayat neredeyse bu otun etrafında dönüyor. Yetiştirilmesi, toplanması, dağıtımı ayrı, çiğnenmesi ayrı bir vaka. Öyle ki çok değerli olunca ülkenin ünlü kahve bahçeleri sökülmüş, yerine gat ekilmiş. Hatta su sıkıntısının arkasında bu bitki var. Çünkü çok su tüketen gat ülkenin su kaynaklarının yüzde 85'ini kullanıyor. Yani ekilebilen alanlar ve bulunabilen her litre su gat'a feda ediliyor.
Gat'ın tüketimi ise ayrı bir seremoni. Kadınlar sokaklarda hiç görünmüyorlar ve hayatın hiçbir aşamasında yoklar ama evlerde onlar da katılıyor gat çiğneme partilerine. İyi yenen bir öğle yemeğinden sonra günlük gat filizleri yanakta toplanıyor. Sürekli çiğnenip ağızda bekletildiğinden yanaktaki kılcal damarlar aracılığı ile kana karışıyor. Bir çeşit uyarıcı olduğu için de kullananları 'uçuruyor'. Başka ülkeler uyuşturucu muamelesi yaptığı için taşınması ve satılmasını yasaklıyor hatta kullanılmasının haram olduğunu belirtiyor fakat Yemen'de gat hayatın bir parçası. Hem de baskın bir unsuru. Evlerde gat çiğneme odaları bile yapılmış.
Hayatın renkli yönleri sadece bununla sınırlı değil. Mesela Yemen'in dünyaca ünlü balı var ve ülke yılda 5 milyar dolar gibi yüklü bir parayı sadece bal satarak elde ediyor. Turizm önemli bir gelir kalemi. Çölü, kıvrım kıvrım vadileri, zirvelere kurulmuş iki bin yıllık apartmanları ve renkli gelenekleriyle Avrupalı turistlerin ilgisini çekiyor özellikle. Hatta turizm başka noktalardan da gelir kapısı oluyor. Ülkenin Mağrip bölgesinde hâlâ isyancı kabileler var. Merkezi hükümetten istediklerini alabilmek için turist kafilelerini kaçırıyorlar. Bu yüzden ülkenin belli bölgelerine gidebilmek için önceden izin alınması yada eskort temin edilmesi gerekiyor.
Bu ülkede açılan Türk kolejleri kısa sürede o kadar başarı sağlamış ki gidilmesi yasak olan ya da izne bağlı bölgelere giderken rehberimin kontroller yapan Yemen askerlerine "Türk kolejinde öğretmenim" demesiyle bütün kapılar açılıyor.
Adem Yavuz ArslanBu haber 06/06/2010 tarihinde eklenmiştir.