Kutlu zaman dilimi: Mi'rac-2
Mirac’ın ruhani olduğunu iddia edenlerin delillerinden:
A) BİRİNCİSİ ŞU İDİ:
a) Hz. Aişe ve Hz. Muaviye bu ayette geçen rüyadan “Gerek Miracta sana gösterdiğimiz temaşayı, sırf insanları deneme vesilesi kıldık. (225)" maksat Miractır derler. (226)
b) Kur' an-ı Kerim "Fitne(227)" tabirini kullanıyor.İmtihan demek. Rüyasında bir insanın kuds-i şerife ka¬dar gitmesi, hatta seyyarelere gitmesi, bütün cihanı teftiş edip geriye dönmesi; bu aklın haricinde bir mesele ol¬madığından, bu mesele insanları imtihan olmayacaklar¬dır. Rüyasında insanın gayr-i akli, gayr-i mantıki şeyler¬de olur. Hatta gayr-ı meşru şeyler de olur, ama bunu anlatırsa kimse bunu tekzib etmez. Kimse mantıksız görmez ve bu insanlar için bir imtihan da olmaz. Avam¬dan bile pek çoklan rüyasında Cenneti, Cehennemi gör¬müşlerdir. Bu çok harika değildir. Demek ki bu rüyanın dışında bir şeydi. Delilleri budur. Nitekim Hz. İbn-i Ab¬bas (ra) dediğimiz zat, bu ayetteki rüya tabirine buyuru¬yor ki; bu rüya değil "Rü'yet'tir. (228)" Meşhur edip Mütenebbi: "O da rü'ya tabirini rö'yet yerinde kullanmış¬tır. Arap dilinde rüya bazen rö'yet yerinde, bazen rö'yet rü'ya yerinde kullanıldığına dalalet eder. Kurba ve kurbet bir manaya oldukları gibi ... (229)
c) Bu mevzuda ikinci bir mütalaa beyan eden, (ru¬hani diyenlerin delillerine karşı) meşhur muhaddis Süheyli diyor ki: (kendi Şeyhi Kadi Ebu Bekir b. Ara¬bi' den bu görüşün doğrulandığını zikretmiştir: Resul-ü Ekrem'in (sas) ilk miracı uykuda olmuştur. Bu bir alış¬tırma idi. Nitekim bidayet-i vahy' de nübüvvet işinin alıştırılması için salih rüya ile başlamıştı, miracta böyle. Daha önce rüyasında alıştırıldı. Sonra, cismiyle semalara çıktı. Öyle ise iki defa Miracı vardır(230). Buhari Şarihi Mühelleb'inde aynı görüşü arz ettiğini görüyoruz. Bu mütalaalar serdedildiği zaman yine onların bu ayetten delil çıkaramayacaklarını görüyoruz. Resul-ü Ekrem'in (sas) İsra'ya mazhariyeti ruh- maal cesettir. Daha evvel bir kısım rüyalarla hazırlıklar olsa bile ... İmam-ı Nevevi de: "İki kere Mirac olmuştur, biri ruhu biri cesedi ile ... " der. (231)
d) Bu hususta ayrı bir mütalaa şudur; ayette geçen bu rüya Mirac rüyası değil de, Hudeybiye ile fetihlerin başlaması mevzuunda ki rüyadır. Nitekim harf-i tarifle Sure-i Peth'in sonunda: "Allah, Resulü'nün rüyasını elbette doğru çıkaracaktır. (232)" Derken bu rüya anlatılıyor(233). Mekke'nin fethi ile Mescid-i Haram' a gireceği rüyadır ki, onlara delil olmadan çıkar. (Hudeybiye ve o rüya da bir fitne idi.) Bütün Müfessirin-i izam böyle anlamış (İbn-i Kesir, Pahreddin-i Razi ... Gibi müfessirler.) (234)
B) "RUHANİDİR" DİYENLERİN DELİLLERİNİN İKİNCİSİ
Muhammed İbn-i İshak, Hz. Aişe' den naklediyor:
Hz. Aişe (r anha) buyurdu ki: "Resul-ü Ekrem'in cesedi o gece hiç kaybolmadı." "Lakin O'nu ruhuyla götürdü. (235)" Başka bir rivayette: "0 gece Allah Resulü'nün cese¬dini hiç kaybetmedim. (236)" Evet, Sahabe-i Kiram'ın icmaiyle Mirac hadisesi Mekkede olmuştur. En son tarih¬te, hicretten bir sene evveldir. O zaman Efendimiz'in Hz Aişe ile tezevvücü yoktu ki, yatakta yatarken, Resul-ü Ekrem’e zevce olsunda, Resul-ü Ekrem (sas) onun yanın¬dan ayrılsın veya ayrılmasında o, onun farkına var-sın ... (237)
Mağazi yazarı İbn-i İshak vakayı anlatırken şöyle diyor: "Ali Ebu Bekr' den birisi bana anlattı ve Aişe bana dedi ki diyor... (238)" Az hadis bilen bu hadisin mevzu olduğuna hükmeder. (Ricali yeğenIerinden iyi denir hadisçiler) Binaenaleyh hadiste ta'n edeceğimiz iki mesele var:
1) İbn-i İshak'ın adam atlayıp meseleyi bir meçhule bağlaması. .. (239)
2) Hz. Aişe (r anha) Hazretlerine Resul-ü Ekrem'in cesedi hiç ayrılmadı (vs) gibi bir manayı isnad etmek, doğru olamaz. Çünkü Hz. Aişe Validemiz ya hiç dünyada yoktu veya birkaç yaşında bir çocuk idi ki, Mirac meydana geldiği zaman, bunu bilmesine imkan yoktur. Yukarıdaki sözleri de muhtemeldeki Aişe Validemiz söylememiştir(240). Bir kezzab meseleyi karıştırmış ve bize nakletmiştir. Kaldı ki, Mevlana Saadettin Taftazani diyor ki: "Hz. Aişe'nin sözünün manası, cesedi ruhun-dan ayrılmadı, onunla beraberdi. Mirac ruh ve cesetle birlikte oldu demektir(241)." dedi. Böyle olunca bu da onlara delil olmaktan çıkmış olur.
c) RUHANİ DİYENLERİN ÜÇÜNCÜ DELİLİ
Resul-ü Ekrem (sas) Mirac hadisesinde, hususiyle Şerik'in (Müslimin ricalindendir, Müslim tekzib eder; hafız olmadığı için hadisleri karıştırmıştır, der.) naklettiği (tabiinden) hadisde, Resul-ü Ekrem'e şu sözleri isnad eder: "Bir aralık ben hıcirde uyuyordum(242)", demek uyurken rüyasında Mirac yaptı derler. Bir başkasında da: "0 Mescid-i Haram'da uyuyordu(243)" "Ve yine Şerik Mirac hadisinin sonunda 'Uyandım ve Kendimi Mescid-i Haramda buldum. (244)''' Evet, zaten Resul-ü Ekrem (sas) Mirac yapacağı gece uyuduğunu bize naklediyor.
Yine İbn-i İshak, İbn-i Cerir gibi iki imamın, mürsel bir hadisle, Hasan El-Basri' den; bize naklettiğine göre; (Hasan el Basri çocukluğunda R. Ekrem'in zevcelerini görmüş, fakat Efendimiz' den hadis nakletmemiştir. Sahabiyi atlayarak doğrudan Efendimizden naklediyor. Onun için mürsel diyoruz) Resul-ü Ekrem (sas) ferman ettiler: "Hatimde yatıyordum, yanıma Cibril-i Emin geldi. Ayağıyla ayağımı dürtüverdi ve kolumdan tuttu. O'nunla beraber kalktım ve Mescidin kapısına gittim ... (245) " Resul-ü Ekrem ferman ediyor: "Ben uyandım, etrafta kimseyi göremeyince başımı yere koydum yattım, yatın¬ca bir daha ayağıma dürtüverdiler. Bir daha kalktım, kolumdan tuttu, beni kapıya kadar getiriverdi, uyuyordum. İşte böyle uyandım, sonra Mirac başlayıverdi, demek suretiyle Mirac başlamadan hakikaten Resul-ü Ekrem'in orada yattığını görüyoruz. (246)
Yine Ümm-ü Hani tarikiyle (Hz. Ali'nin ablası, Resul-ü Ekrem'e kurbiyeti olan bir kadın. Bir rivayette onun evinde yattığını söyler.) İbn-i Ebi Hatim rivayet ediyor, Ümm-ü Hani diyor ki: "Sabah namazında Resul ü Ekrem'in (sas) yanına sabah namazı kılmaya geldiği¬mizde, buyurdular ki: "Akşam burada sizinle namaz kıldım, sabah namazını da sizinle kılıyorum, ama gece ben çok uzaklara gittim. Mescid-i Aksaya gittim, gel¬dim. (247)" Bundan da anlaşılıyor ki, Resul-ü Ekrem (sas) miracı uyanıkken ve mübarek cismiyle beraber yaptı.
3) İsra ayetinde geçen "Biabdihi(248)" kelimesi, mi¬racın ruh-maal ceset olduğuna delildir. Zira: "Abd, ruhla cesedin mecmuuna itlak olunur. (249)
4) İsra ise lügatta geceleyin bir cismi yürütmektir. (250)
Mirac ruh-maal cesettir.
5) Küffarın şiddetli inkarı dahi miracın ruh ve ce¬setle vaki' olduğuna delildir. Rüya olsa niye inkar etsin¬ler, niye deli desinler..Ebu Bekr'e gittiler...arkadaşın ne¬ler söylüyor ... "O dediyse doğrudur" dedi Sıddik ki ünvan-ı alisini aldı. (251)
6) Necm Suresi'ndeki ayetler de miracın ruh-maali ceset olduğuna delildir. (252)
7) Rüya ile diyenlerin delilleri, İbn-i Hişam'ın Siresi'nde ve mağazi kitaplarında ve tefsir-i taberide var. Hadis kitaplarında yoksa muteber değildir. (253)
Eğer miracı nakil bakımından ele alacak isek, bütün nakiller miracın ruh-maal ceset olduğunu söylüyorlar. Yok, eğer; akıl ve mantık noktasından ele alıyorsak, Mirac mu'cizedir. Fevk'al kanundur. Kudret-i ilahi iledir. Pozitif ilimler müvacehesinden miraca çıktığını imkansız görüyorsak, Allah'ın (cc) gücünü kuvvetini laboratuarlarımızda ki dar kalıpların içine sıkıştırdığımızı anlamalıyız ve utanmalıyız. Allah'ın kudreti namütenahidir.
Davit Hume'un mu'cizeleri inkârı karşısında: Avrupalı Edikton ve Jean gibi kimseler, Hz. İsa'nın mucizelerini anlatmanın yanında, bu türlü tekellüflere düşmüşlerdir. Tuğlanın uçabildiğini izah için atom fiziğiyle me¬seleyi izaha kalkışmışlardır. Bu bir zavallılıktır. Cenab-ı Hakkın kudreti içinde cereyan eden hadiseleri, beşeri kıstaslar içinde tahlil etmek zavallılıktır (254). O bakımdan biz Avrupa da mu'cizeleri tevil eden ilim adamları gibi düşünmüyoruz. Büyük tahkikçi Mevlana Şıbliyi bu hu¬susa zorlayan ve büyük Allame Nedvi'yi bu hususta zorlayan ve Avrupalılara karşı kitap telif eden Muham¬med Hamidullah'ı bu hususta hataya sevk eden, Avru palıların atom fiziği, fizik, kimya anlayışıdır: "Mevcut ilmi kıstaslar içinde bir insanın semaya gitmesine imkân yoktur. Öyle ise biz bunu ruhen götürelim" dediler. Bi¬zim gibi bir insan bile uykusunda gidebilir. Bu ise Allah Resulü'nün bir mu'cizesidir. (255)
MESCİD-İ AKSA HAKKINDA DEĞİŞİK MÜT ALAALAR
Yine İslam Peygamberi kitabının müellifinin ya¬nıldığı bir husus daha var: (256)
O miracı anlatırken Mescid-i Aksa'nın da yerde olmayıp, gökte olduğunu anlatır. Yerde olan Kuds-i şeriftir. Hz. Davud'un çilehanesi, inzivahanesi, peygam¬berlerin mescididir... Der "Kulunun bir gece Mescid-i Haramdan alıp, çevresine mübarek kıldığımız Mescid-i Aksa'ya seyahat ettiren Allah ... (257) " ayeti ile bahsedilen Mescid-i Aksa O göklerdedir. Binaenaleyh Resul-ü Ek¬rem'in (sas), oraya gidişi rüyasıyla olmuştur, demekte¬dir. Bunu anlatırken de kendisini böyle düşünmeye sevk eden hususu şöyle anlatıyor; "Aksa" uzak demektir. Halbuki Mescid-i Aksa, Harem-i Şerife çok uzak değil-dir. Kur'an Rum Suresi'nde: "Yakın yer, arz (258)" diyor. Romalıların bulunduğu, İranlılarla savaş yaptığı yere en yakın diyor. Halbuki yer, Kuds-i şerifte Mescid-i Aksa ona uzak diyor. Demek ki: "Yakın yer, yakın arz (259)" olan yer. Bir yere uzak deniyorsa; Mescid-i Aksanın yerde değil gökte olması lazım. Çok uzak olması lazım diyor. En uzak Mescit semalarda bulunan bir mescid'dir ki buraya melekler Allah'a devamlı bir şekilde ibadet et¬mek üzere gelir dururlar. Resulullah'ın bir hadisinde gerçekten de ifadesini bulduğu gibi, Mekke' deki Ka¬be' den çizilecek bir dik çizgi doğruca bu semavi Mescid' e varır; diğer bir ifadeyle, bu semavi Mescid' de bir taş, faraza arzın çekimine tabi olarak düşse tam Kabe 'nin damına isabet eder. (260)
1) Kur'an-ı Kerimde o da var, o da var doğru, ama orada başka maksatla anlatılıyor, beride başka maksatla anlatılıyor. Birisinde devlete göre bir yakınlık: "Hemen yanı başında. (261)" Romalılar, İranlılara galebe çalacak burnunuzun dibinde demek. Öbürü de: "İlel Mescid-il' Aksa(262)" Resul-ü Ekrem'in yaya yürümesi hesabıyla diyor ki çok uzaktır. Bir insan yaya gitse ancak kırk gün¬de varabilir. Bu kadar uzak bir mesafe, Mescid-i Aksa, işte oraya gitti.
2) Başta Buhari, Müslim, Ahmed b. Hanbel Tabarani, Bezzar gibi en muteber kitaplar, Mescid-i Ak¬sa' dan bahsediyorlar. Gökte değil yerde bir Mescid-i Aksa' dan bahsediyorlar: "Üç mescitten başka mescitlere Şedd-i rihal yapılmaz şu üç mescide ibadet için koşulur: Mescid-i Haram, Mescid-i Aksa ve benim şu mescidimdir." (263)
3) Ahmed b. Hanbel Müsnedinde, Tabarani, mucem, evsat ve sağırinde ve Bezzar rivayet ediyorlar; "Benim şu mescidimde kılınan namaz, Mescid-i Aksa hariç, diğer mescitlerden bin kat daha hayırlıdır. (264)" başka bir rivayette: "Mescid-i Haram hariç(265)" buyurdular. Şayet Mescid-i Aksa yerde olmasaydı, orada na¬maz kılma mevzu olmazdı. ..
Mecma-üz-Zevaid karıştırılsa en azından yüz kadar hadis, Mescid-i Aksa'nın gökte değil, yerde olduğunu anlatır(266). Burada çok ciddi bir yanılma var, selefe, cumhur'a muhalefet var. (267)
EFENDİMİZ(AS) Mİ'RAC'TA RABBİNİ GÖRDÜ MÜ? RU'YETULLAH MÜMKÜN MÜDÜR? AHİRETTE ALLAH (CC) GÖRÜLECEK MİDİR? (268)
Ashab-ı kiramdan Hz. Aişe (r anha) Validemiz, Efendimiz (sas) Miracta Cenab-ı Hakk'ı görmediğine kail olmuştur. El-Iü'lü-ü vel-Mercan isimli hadis kitabında geçen yüz on bir ve yüz on iki numaralı hadislerde, Aişe Validemiz bu içtihadını beyan etmişlerdir.
Görünmez diyenlerin küm olarak iki delileri var:
1) En'am Suresi, 103. Ayeti: "Gözler O'na erişe¬mez. O'nun ilmi ise bütün gözleri ihata eder. Gözlerin görmediği her şeye nüfuz eden, her şeyden haberdar olan O' dur." (269)
2) Musa (as), Tur'da Cenab-ı Hakk'ı görmek iste¬mesi ve Cenab-ı Hakk'ın: "Sen, Beni göremezsin, ama şimdi şu dağa bak, eğer yerinde durursa sen de Beni görürsün. " Buyurması(270). Diğer taraftan bütün ashab, başta Abdullah İbn-i Abbas; Efendimiz'in Miracta Cenab-ı Hakk'ı gördüklerine ve öbür alemde de Cenab-ı Hakk'ın görülmesinin aklen caiz, naklen sabit olduğu hükmüne varmışlardır(271). Aynı zamanda karşı tarafın bu mevzudaki delillerini tevil ve tefsir ederek, onların delilleri bile (anlatılacağı üzere) "Görüleceğine" delildir
demişlerdir.
Ma'mer b. Raşid; Aişe ile İbn-i Abbas (ra) arasındaki ihtilaf zikredildiği zaman, "Bizce Aişe (r an¬ha) daha alim değildir, şu da var ki, İbn-i Abbas bir şeyi ispat, başkaları ise aynı şeyi nefyetmiştir. Nefiyle ispat işte bu şekilde tearuz edince ispat tarafı tercih olunur. (272)
Mu'tezile (273)ve Şia(274) hariç, bütün ehl-i sünnet uleması, Efendimizin Mirac'ta Cenab-ı Hakk'ı gördüğü¬ne kaildirler ve öbür alemde görülebileceğine inanırlar. Bu hususta ayet var, ashab ve tabiin dahil, icma-ı ümmet vardır(275), derler. Bu deliller tevile ihtiyaç duymadan zahiri manaları ile ispat edilmiş: "Gün gelecek bir takım yüzler ağaracak, bir takım yüzler ise kararacak... (276) "
3) İcma-ı ümmete gelince; bu hadis, "Rabbinizi ayın ondördü gibi göreceksiniz(277)" Sahabe-i Kiram' dan pek çok zat tarafından rivayet edilmiş bir hadistir. Ashab' dan: Ebu Said-il Hudri, Ebu Hureyre, Enes b. Malik, Cabir, Suheyb, Bilal-ı Habeşi gibi zatların itikadı bu dur. (278)
Hz. Aişe'nin (r anha) ayet-i kerimeyle delil getirmesine İbn-i Abbas muhalefet etmiştir. (279) Hakim Müstedrekinde, İbn-i Abbas'dan (ra): "Muhammed (sas) Rabbini gördü(280)" dedi. Allah (cc): "Gözler O'nu gö¬remez(281)" demedi mi? o halde Resulullah (sas) O'nu nasıl görür? dediler. (282)
Bunun üzerine İbn-i Abbas:
"Yazıklar olsun sana! O, görülmediği zaman kendi za¬tının nuru ile tecelli ettiği zamandır. Gerçek, Fahr-ı Alem, O'nu iki kere gördü" diye buyurdu. (283)
İmam Kurtubi, ayette geçen "EI-Ebsaru" kelime¬sinde cem mahalli "Lam" harfidir. Bu takdir tahsisi ka¬bul eder. Yani bundan bütün gözler değil, belli gözler anlaşılır. Hasılı, görmemek kafirlere mahsusdur. (284)"Hayır! Hayır! Bu cezasız kalmayacak. Onlar, o gün Rab lerini görmekten mahrum kalacaklardır. (285)" Kafirler kıyamet gününde Rabbimizin Cemalini göremezler. Gözler O'nu göremezden murad budur(286). Ama mü'minlerin müşehade edecekleri: "Yüzler vardır ki, o gün ışıl ışıl parıldar Rabbine bakar(287). Ayet-i kerimesi ile sabit olmuştur. O halde ahirette görmek mümkündür. Zira vaktin görülene nisbet edilmesi mütesavidir. (288)
Kadı İyaz der ki: "Allahın görülmesi mümkündür. Akılda bunu muhal görecek bir nesne yoktur. Mümkün olduğuna Musa'nın (as) suali delildir: "Ya Rab! Göster seni, göreyim seni. (289)Nebiler: muhal olan nesneyi dilemez. (290)
Kadı iyaz yine der ki: "Şerefli şeriatte rü'yetin mu¬hal olduğuna ve mümkün olmadığına delil yok¬tur. "Gözler O'nu görmez. (291)” ayeti kerimesinden rü'yetin reddedildiği ve mümkün olmadığı sonucunu çıkaranların hücceti yoktur. (292) Bu ayet üzerinde muhtelif teviller vardır:
3) İbn-i Ebi Hatim, İsmail b. Ali'den; ayet-i kerimenin tevilinde "Bu rü'yet dünyada olan rü'yettir. (293)" Yani dünyada görülemez.
4) Bazıları: "Gözler O'nu idrak edemez, yani bütün gözler diye tevil ettiler. Yani bütün gözler O'nu müşahade edemez; bazıları muşahade eder. O muşahade edenler mü'minlerdir ki ahirette rü'yiyetleri ayet-i kerime ile sabit olmuştur" dediler. (294)
Burada şuhususlar ifade edilebilir:
a) Ayetteki lam harfinin ahd için olması muhtemeldir. Bu takdirde bazı gözlerin görmeyeceğini ifade eder ki onlar da kafirlerdir.
b) Ayetteki nefyin istiğrak için olması muhtemel¬dir. Bu takdirde umu-u selb değil selb-i umum ifade eder Yani Allah'ı hiçbir kimse görmeyecek değildir. Şu halde bazı kimselerin göreceği kendiliğinden anlaşılır.
c) Ayet-i kerimede Allah Teala 'nın hiçbir zaman ve hiçbir halde görünmeyeceğine delalet yoktur. Binaenaleyh Cennet'te görülebilir.
d) Ayetteki idraktan murad ihata sureti ile görmek¬tir. İhatalı surette görmenin caiz olmaması mutlak surette görmemeyi istilzam etmez.
Muhalifler bir de Teala Hazretlerinin Musa (as) "Sen beni görmezsin." buyurması ile istidlal ederler. Bu¬na da: Ayetteki (len) edatı nefy-i müebbed için değil nefy-i müekked içindir. Binaenaleyh ahirette mü'minlerin Allah'ı görmeyeceğini ifade etmez" diye cevap verilmiştir. (295)
Bazı ulema dedi ki: '''Görmenin sabit olmasıyla, idrakın reddedilmesi arasında birbirine zıtlık yoktur. zira idrak, görmeden daha hususidir. Görürde fakat id¬rak edemeyebilir. Ayı görmek başka, hakikatini idrak etmek başka. Bazıları idraktan murad, ihatadır. Görürde, fakat ihata edemeyebilir. (296)
Görünmez diyenler: "Cenab-ı Hakk Hz. Musa'ya: 'Sen Beni asla göremezsin" esas alırlar. Nef-i ebedi olarak ele alırlar. (297)
Halbuki:
a) Eğer görmek muhal olsaydı, rü'yetin cevazına itikad edenlerin sapık ve kafir olmaları, iktiza ederdi. Musa (as) bundan münezzehtir. Görmek arzusu ve talebi, rü'yetin cevazına işarettir. (298)
b) "Şu dağa bak, dağ yerinde durursa." ifadesi rü'yet mümkün olan şeye bağlanmış. Demek rü’yet mümkündür. (299)
c) Musa (as) hemen o saat görmek istedi. Allah'u Teala'nın cevabı: "Şimdi göremezsin ya Musa" olmuştur. Musa (as) gelecekte görmeyi dilemedi ki, reddetme¬ye netice olsun. Yani "Gelecekte göremezsin" olsun. (300)
d) Kadı Beyzavı, tefsirinde demiştir ki: "Bu ayette rü'yete cevaz var. Zira Hak Teala Hazretleri: "Sen beni göremezsin(301)" buyurdu, reddetti. "Ben görünmem" diye reddetmedi. (302) O halde bundan anlaşılır ki dilediği kuluna, dilediği zaman görünmesi caizdir.
İmam Malik buyurdu ki: "Allah'u Teala Hazretleri dünyada görülmez, zira Bakidir. Baki olan, fani gözle görülmez, ama ahiret yurdunda baki gözler verildiğinde, Baki olan Allah görülür... Bu dünyada görülmemesi, beşerin terkibinin zayıflığındandır. Cenab-ı Hakk dilediği kuluna terkib kuvveti vermeye ve dünyada da görünmeye kadirdir. Efendimiz (sas) Miracta öyle gördü. Ahirette terkib kuvveti ile mü'minler görecekler. (303)
İmam-ı Abdürrezzak, Hasan-ı Basri' den rivayet eder: "Gerçekten Muhammed (sas) Rabbini gördü. (304)"
İbn-i Huzeyme, Drve b. Zübeyr'den tahriç etmiştir ki; Peygamber (sas) Hazretleri, "Allah' u Tealayı gördü" diye ispat etmiştir. (305)
Bütün ashab, İbn-i Abbas Hazretleri de buna kail olmuşlardır. Ka'bu'l-Ahbar, Zühd Mamer b. Raşid kesin, Ebu Said-il Hüdri, Ebu Hureyre, Cerir, Enes bin Malik, Süheyb, Bilal kesin olarak buna hükmettiler. (306) Ebu Hasan-el Eş' ari ve ona tabii olanların çoğunun görüşü budur. (307)
Rü'yetin sübutuna dalalet eden hadis-i şeriflerden biri de şudur ki; İmam-ı Nesaı sahih isnadla tahriç edip, Hakim müstedrekinde doğrulamış, İkrime yoluyla İbn-i Abbas hazretleri rivayet etmiştir: "Halilliğin İbrahim'e, Kelimliğin Hz.Musa'ya, rü'yetin Muhammed'in (sas) almasına siz şaşar mısınız?" (308)
Biri de şudur; İmam-ı Müslim, Ebul'Aliye yoluyla, İbn-i Abbas' dan şöyle rivayet etmiştir: "Gözünün gördüğünü, gönlü, kalbi yalanlamadı. (309)" ayetinin tefsirin¬de "O gönlüyle Rabbini iki defa gördü(310)" diye buyurmuştur. Yine Ata yoluyla İbn-i Abbas (ra): "Kalbiyle O'nu gördü" diye rivayet edilmiştir. (311)
Bundan daha sahih olanı şudur ki, İbn-i Merdeveyh, Ata yoluyla, İbn-i Abbas'dan (ra):
"Resulullah (sas), Allah'ı ancak kalbiyle gördü. (312)" Bu takdirde, İbn-i Abbas'ın isbatıyla, Hz. Aişe'nin nefyini birleştirmek mümkün: Hz. Aişe'nin (r anha), görmedi demesi, baş gözüyle görmedi. İbn-i Abbas'ın gördü dediği, kalp gözüyle gördü demektir. (313) Hz Aişe'nin görmedi demesi, gözü ile görmedi manası, İbn-i Abbas'ın gördü demesinede kalbi ile gördü manasına alınır bu suretle iki hadisin arası bulunmuş olur. Nitekim Müs¬lim'in, Ebu Bekir b. Ebi Şeybe den rivayet ettiği 284 numarlı hadis de İbni Abbas: "Peygamber (sas), Allah'ı kalbi ile gördü" demiştir. Kurtubi; Bu mesele hakkında bir şey söylemeyip tevakkuf halinde kalmayı tercih et miştir. Kurtubi; bu babta kati bir delil bulunmadığını her iki tarafın, tevili kabil bir birine zıt delillerin zahirleri ile istidlal ettiğini söylemekte ve:
"Bu mesele amele dair meselelerden değilidir ki; zanni delillerle ispat edile bilsin. Mesele itikada dairdir. Binealeyh kat'i delil ister" demektedir.
Hz Aişe (r anha), Mesruk'a karşı ayetlerde istidlal ederken Allah buyuruyor tabirini kullanmıştır.
Bu tabiri Tabii'nin meşhurlarından olan Mutarrif b. Abdullah b. Şihhir doğru bulmamış ve:
"Allah buyuruyor demeyin lakin Allah buyurdu deyin" tavsiyesinde bulunmuştur. Fakat sahabe, Tabiin ve onlardan sonra gelen büyük imamlar Mutarrif'in beğenmediği bu tabiri kullana gelmişlerdir. Binealeyh sahih ve muhtar olan Allah Teala hakkında: "Buyuruyor" tabiri Kur'an-ı Kerim'de de vardır.
Aişe (r anha), Sure-i Şüra ayetinin başındaki (vav) terk etmişsede maksadı tilavet değil istidlal olduğu için bundan beis görülmemiştir. Birçok hadislerde bunun emsali görülmektedir. (314)
İmam-ı Taberani evsatında; İbn-i Abbas'dan: "Muhakkak Muhammed (sas) Rabbini iki defa gördü. Bir defa gözüyle, bir defa da kalp gözüyle ... (315) " kalp gö¬züyle gördüden murad: "Ona hasıl olan rü'yet, şerefli kalbinde yaratıldı. Başkalarında hasıl olan rü'yetin gözlerinde yaratıldığı gibi." (316)
İbn-i Huzeyme, Enes b. Malik'ten: "Muhammed (sas) Rabbini gördü." buyurmuştur. (317)
İmam-ı Mervezı diyor ki: İmam-ı Ahmed b.Hanbele, Hz. Aişe'nin: "Kim Muhammed (sas) Rabbini gördü derse Allah'a büyük iftirada bulunmuş olur" dediğini söylüyor. Onun sözü ne ile reddedilecek dedim ... Peygamber'in (sas): "Rabbimi gördüm." sözüyle dedi ve ilave etti. Peygamberin sözü onun sözünden daha büyüktür. İmam-ı Ahmed b. Hanbel'e bu mesele sorulduğu vakit nefesi tükeninceye kadar; O'nu gördü ... O'nu gördü ... der, başka bir şey söylemezdi. (318)
Hakim müstedrekinde İbn-i Abbas' dan: "Ben Rab¬bimi gördüm" hadisini rivayet etti. (319)
NECDET İÇEL
Sultan Geceler
KAYNAKLAR
225 İsra Suresi: 60
226 İbn-i Kesir c:9, sf:4652, Çağrı Yay. İstanbul,1987
227 İsra Suresi : 60
228 El-Kurtubi, Rbü Abdillah Muhammed b.Ahmed el-Ensari; el-Cami’liAhlami’lKur’an, C:4, shf:251, DaruşŞuab, Kahire 1372; İmam-ı Kastalani, Mevahib-i Ledünniye tercümesi, C:2, Shf:8 Sadeleştiren: H.Rahmi Yananlı Divan Yayınları, 1983 İst.
229 İbn-i Kesir c:9, sf:4674, Çağrı Yay. İst., 1987; İmam-ı Kastalani, Mevahib-i Ledünniye tercümesi, C:2, Shf:7 Sadeleştiren: H.Rahmi Yananlı Divan Yayınları, 1983 İst.
230 İmam-ı Kastalani, Mevahib-i Ledünniye tercümesi, C:2, Shf:9 Sadeleştiren: H.Rahmi Yananlı Divan Yayınları, 1983 İst.
231 Şerhün Nevevi Ala Sahih-i Müslim, C:3, shf:6, Daru’l İhya-i Tura’sil Arabi, Beyrut, 1392
232 Fetih: 27
233 Sahih-i Müslim tercüme ve şerhi Sönmez Neşriyat, İst, c:2, shf:619
234 İbn-i Kesir c:9, sf:4661, Çağrı Yay. İstanbul,1987
235 İbn-i Kesir, Bibaye Ve’n-Nihaye c.9,s 4652, Çağrı Yayınları. İst.1993; İbn-i Hişam, es-siretü’n-Nebeviyye, c:2, shf:391, Dar’u İhya-i Turasil Arabi, 1985 – Beyrut
236 İmam-ı Kastalani, Mevahib-i Ledünniye tercümesi, C:2, Shf:8
237 İbn-i Kesir c:9, sf:4670, Çağrı Yay. İstanbul,1987
238 İbn-i Hişam, es-siretü’n-Nebeviyye, c:2, shf:39, Dar’u İhya-i Turasil Arabi, 1985-Beyrut; İbn-i Kesir, Bibaye Ve’n-Nihaye c.9,s 4652 Çağrı Yayınları İst.1993
239 İbn-i Hişam, es-siretü’n-Nebeviyye, c:2, shf:39, Dar’u İhya-i Turasil Arabi, 1985-Beyrut; İbn-i Kesir, Bibaye Ve’n-Nihaye c.9,s 4652, Çağrı Yayınları İst.1993
240 İmam-ı Kastalani, Mevahib-i Ledünniye tercümesi, C:2, Shf:9
241 İmam-ı Kastalani, Mevahib-i Ledünniye tercümesi, C:2, Shf:9
242 İbn-i Hişam, es-siretü’n-Nebeviyye, c:2, shf:397, Dar’u İhya-i Turasil Arabi, 1985-Beyrut
243 Şerhu’ş-Şifa li’l Kadı Iyaz, Aliyyü’l-Kari, c:1, shf:403, daru’l-kütübi’l- İlmiyye, Beyrut-Tarihsiz
244 Şerhu’ş-Şifa li’l Kadı Iyaz, Aliyyü’l-Kari, c:1, shf:403, daru’l-kütübi’l- İlmiyye, Beyrut-Tarihsiz
245 İbn-i Hişam, es-siretü’n-Nebeviyye, c:2, shf:397, Dar’u İhya-i Turasil Arabi, 1985-Beyrut
246 İbn-i Hişam, es-siretü’n-Nebeviyye, c:2, shf:397, Dar’u İhya-i Turasil Arabi, 1985-Beyrut
247 İbn-i Hişam, es-siretü’n-Nebeviyye, c:2, shf:402, Dar’u İhya-i Turasil Arabi, 1985-Beyrut
248 İsra Suresi:1
249 İbn-i Kesir, Bibaye Ve’n-Nihaye c.9,s 4658-4659 Çağrı Yayınları İst.1993; İmam-ı Kastalani, Mevahib-i Ledünniye tercümesi, C:2, Shf:10-11, Sahih-i Müslim tercüme ve şerhi Sönmez Neşriyat, İst, c:2, shf:621
250 İmam-ı Kastalani, Mevahib-i Ledünniye tercümesi, C:2, Shf:11 ; Sahih-i Müslim tercüme ve şerhi Sönmez Neşriyat, İst, c:2, shf:619
251 İbn-i Kesir, Bibaye Ve’n-Nihaye c.9,s 4656, Çağrı Yayınları. İst.1993; Sahih-i Müslim tercüme ve şerhi Sönmez Neşriyat, İst, c:2, shf:620
252 Necm Suresi:5/11
253 İbn-i Hişam, es-siretü’n-Nebeviyye, c:2, shf:396-416 kadar, Dar’u İhya-i Turasil Arabi, 1985-Beyrut
254 Bu hususların kaynakları 249.250.251.253.254.255.256.ci kaynaklarında geçmiştir.
255 Miracın ruhani mi? Cismani mi? Ruh maal cesed mi? Olduğu ile ilgili alakalı bu hususlar: “Ahmet Davutoğlu, Sahih-i Müslim, Tercüme ve şerhi c:2, Sönmez Neşriyat, ist.1978” eserinden; 600-628 sayfaları arasından ; özetlenerek yazılmıştır.
256 Prof.Dr. Muhammed Abdullah, İslam Peygamberi, Çeviren: Prof.Dr. Salih Tuğ, c:1, shf:140, İrfan Yayıncılık, İst.1991-1412
257 İsra Suresi:1
258 Rum Suresi: 3
259 Rum Suresi:3
260 Prof.Dr. Muhammed Abdullah, İslam Peygamberi, Çeviren: Prof.Dr. Salih Tuğ, c:1, shf:140, İrfan Yayıncılık, İst.
261 Rum Suresi: 3
262 İsra Suresi:1
263 Sahih-i Buhari, Ebü Abdilleh, Muhammed B. İsmail ; Salât:9 Mescid-i Mekke:1,6 savm:67, Saiyd:26, El Mektebetü’l-İslamiye, İstanbul-1979. Sahih-u Müslim, Hacc:511,415, Ebu’l-Huseyn el-Haccac en-Neysaburi; el-Mektebetü’l-İslami, İstanbul-195.
264 Ennesai es-Sünen, Mesacid: 4, 7; Menasik:124; Daru’l Mar’ufe, Beyrut, 1992; İbn-i Mace; es-Sünen, İkamet:195; Daru’l İhyai’l-Kütübi’l-Arabiyye, Mısır 1952; Ed-darimi, Abdullah b. Abdirrahman; es-Sünen; Salat:131, Daru’l-Kitabi’l-Arabi, Beyrut,1987
265 Sahih-i Buhari Tecrid-i Sarih, Tercemesi, Mütersim: Kamil Miras, cilt 4, sfh:198, H.no:605, Türk Tarih Kurumu Basımevi, 1960 Ankara.
266 El Heysemi, Ali b. Ebibekr Nüruddin; Mecmeu’z-Zevaid ve Menbeu’l-Fevaid, ı,x,Daru’l-Kitabi’l-Arabi, Beyrut-1967
267 M.Fethullah Gülen’in 13 Şubat 1976 tarihli “Mirac ve Şakk-ı Kamer Mucizeleri” isimli vaazından özetle alınmıştır.
268 M. Fuat Abdulbaki, El-lü’ü vel mercan fimedtefaka aleyhi’ş-Şeytan c:1, shf:41, h:11,12, El-Mektebetü’l-İslamiye, İstanbul-1979
269 En’am Suresi:103
270 A’raf Suresi : 143
271 İmam-ı Kastalani, Mevahib-i Ledünniye tercümesi, C:2, Shf:56 Divan Yayınları, 1983 İst.
272 İmam-ı Kastalani, Mevahib-i Ledünniye tercümesi, C:2, Shf:56 Sadeleştiren: H.Rahmi Yananlı Divan Yayınları, 1983 İst. Sahih-i Müslim tercüme ve şerhi Sönmez Neşriyat, İst, c:2, shf:649
273 İmam-ı Kastalani, Mevahib-i Ledünniye tercümesi, C:2, Shf:57 Sadeleştiren: H.Rahmi Yananlı Divan Yayınları, 1983 İst. Sahih-i Müslim tercüme ve şerhi Sönmez Neşriyat, İst, c:2, shf:649
274 Sahih-i Müslim tercüme ve şerhi Sönmez Neşriyat, İst, c:2, shf:649
275 Sahih-i Müslim tercüme ve şerhi Sönmez Neşriyat, İst, c:2, shf:649
276 Ali İmran Suresi:106
277 El-lü’lü-ü vel-Mercan c:1, sf:42, H.no:114, Muhammed Fuad Abdülbaki, Mekteb’e-tül İslamiye, Beyrut
278 İmam-ı Kastalani, Mevahib-i Ledünniye tercümesi, C:2, Shf:57 Sadeleştiren: H.Rahmi Yananlı Divan Yayınları, 1983 İst.
279 İmam-ı Kastalani, Mevahib-i Ledünniye tercümesi, C:2, Shf:55 Sadeleştiren: H.Rahmi Yananlı Divan Yayınları, 1983 İst.
280 El-Hakim,el-Müstetrek Abü Abdillah en-Neysaburi, c:1, shf:65, Daru’l-Ma’rife, Beyrut 1986, İmam-ı Kastalani, Mevahib-i Ledünniye tercümesi, C:2, Shf:55 Sadeleştiren: H.Rahmi Yananlı Divan Yayınları, 1983 İst.
281 En’am Suresi: 103
282 İmam-ı Kastalani, Mevahib-i Ledünniye tercümesi, C:2, Shf:56 Sadeleştiren: H.Rahmi Yananlı Divan Yayınları, 1983 İst.
283 İmam-ı Kastalani, Mevahib-i Ledünniye tercümesi, C:2, Shf:56 Sadeleştiren: H.Rahmi Yananlı Divan Yayınları, 1983 İst; Sahih-i Müslim tercüme ve şerhi Sönmez Neşriyat, İst, c:2, shf:655
284 Sahih-i Müslim tercüme ve şerhi Sönmez Neşriyat, İst, c:2, shf:651; İmam-ı Kastalani, Mevahib-i Ledünniye tercümesi, C:2, Shf:56 Sadeleştiren: H.Rahmi Yananlı Divan Yayınları, 1983 İst.
285 Mutaffifin Suresi:15
286 İmam-ı Kastalani, Mevahib-i Ledünniye tercümesi, C:2, Shf:56 Sadeleştiren: H.Rahmi Yananlı Divan Yayınları, 1983 İst.
287 Kıyame Suresi:23
288 İmam-ı Kastalani, Mevahib-i Ledünniye tercümesi, C:2, Shf:56 Sadeleştiren: H.Rahmi Yananlı Divan Yayınları, 1983 İst.
289 A’raf Suresi:143
290 İmam-ı Kastalani, Mevahib-i Ledünniye tercümesi, C:2, Shf:56 Sadeleştiren: H.Rahmi Yananlı Divan Yayınları, 1983 İst.
291 En’am Suresi:103
292 İmam-ı Kastalani, Mevahib-i Ledünniye tercümesi, C:2, Shf:56 Sadeleştiren: H.Rahmi Yananlı Divan Yayınları, 1983 İst.
293 İmam-ı Kastalani, Mevahib-i Ledünniye tercümesi, C:2, Shf:56 Sadeleştiren: H.Rahmi Yananlı Divan Yayınları, 1983 İst.
294 İmam-ı Kastalani, Mevahib-i Ledünniye tercümesi, C:2, Shf:56 Sadeleştiren: H.Rahmi Yananlı Divan Yayınları, 1983 İst.
295 Sahih-i Müslim tercüme ve şerhi Sönmez Neşriyat, İst, c:2, shf:649-650
296 İmam-ı Kastalani, Mevahib-i Ledünniye tercümesi, C:2, Shf:58 Sadeleştiren: H.Rahmi Yananlı Divan Yayınları, 1983 İst.
297 İmam-ı Kastalani, Mevahib-i Ledünniye tercümesi, C:2, Shf:58 Sadeleştiren: H.Rahmi Yananlı Divan Yayınları, 1983 İst.
298 İmam-ı Kastalani, Mevahib-i Ledünniye tercümesi, C:2, Shf:58 Sadeleştiren: H.Rahmi Yananlı Divan Yayınları, 1983 İst.
299 Elmalılı Muhammed Hamdi YAZIR, Hak Dini Kur’an dili c:4 shf: 129, Azim Neşriyat İst.
300 İmam-ı Kastalani, Mevahib-i Ledünniye tercümesi, C:2, Shf:58 Sadeleştiren: H.Rahmi Yananlı Divan Yayınları, 1983 İst.
301 A’raf Suresi: 143
302 İmam-ı Kastalani, Mevahib-i Ledünniye tercümesi, C:2, Shf:59 Sadeleştiren: H.Rahmi Yananlı Divan Yayınları, 1983 İst.
303 İmam-ı Kastalani, Mevahib-i Ledünniye tercümesi, C:2, Shf:59 Sadeleştiren: H.Rahmi Yananlı Divan Yayınları, 1983 İst.
304 El-Hakim,el-Müstetrek Abü Abdillah en-Neysaburi, c:1, shf:65, Daru’l-Ma’rife, Beyrut 1986; İmam-ı Kastalani, Mevahib-i Ledünniye tercümesi, C:2, Shf:60 Sadeleştiren: H.Rahmi Yananlı Divan Yayınları, 1983 İst.
305 İmam-ı Kastalani, Mevahib-i Ledünniye tercümesi, C:2, Shf:60 Sadeleştiren: H.Rahmi Yananlı Divan Yayınları, 1983 İst.
306 İmam-ı Kastalani, Mevahib-i Ledünniye tercümesi, C:2, Shf:57 Sadeleştiren: H.Rahmi Yananlı Divan Yayınları, 1983 İst.
307 Sahih-i Müslim tercüme ve şerhi Sönmez Neşriyat, İst, c:2, shf:651
308 El-Hakim,el-Müstetrek Abü Abdillah en-Neysaburi, c:1, shf:65, Daru’l-Ma’rife, Beyrut 1986; İmam-ı Kastalani, Mevahib-i Ledünniye tercümesi, C:2, Shf:60 Sadeleştiren: H.Rahmi Yananlı Divan Yayınları, 1983 İst.
309 Necm Suresi:11
310 El-Hakim,el-Müstetrek Abü Abdillah en-Neysaburi, c:1, shf:65, Daru’l-Ma’rife, Beyrut 1986; İmam-ı Kastalani, Mevahib-i Ledünniye tercümesi, C:2, Shf:60 Sadeleştiren: H.Rahmi Yananlı Divan Yayınları, 1983 İst.
311 İmam-ı Kastalani, Mevahib-i Ledünniye tercümesi, C:2, Shf:60 Sadeleştiren: H.Rahmi Yananlı Divan Yayınları, 1983 İst.; Sahih-i Müslim tercüme ve şerhi Sönmez Neşriyat, İst, c:2, shf:650
312 İmam-ı Kastalani, Mevahib-i Ledünniye tercümesi, C:2, Shf:61 Sadeleştiren: H.Rahmi Yananlı Divan Yayınları, 1983 İst.
313 İmam-ı Kastalani, Mevahib-i Ledünniye tercümesi, C:2, Shf:61 Sadeleştiren: H.Rahmi Yananlı Divan Yayınları, 1983 İst.
314 Sahih-i Müslim tercüme ve şerhi Sönmez Neşriyat, İst, c:2, shf:655-656
315 İmam-ı Kastalani, Mevahib-i Ledünniye tercümesi, C:2, Shf:61 Sadeleştiren: H.Rahmi Yananlı Divan Yayınları, 1983 İst.
316 İmam-ı Kastalani, Mevahib-i Ledünniye tercümesi, C:2, Shf:61 Sadeleştiren: H.Rahmi Yananlı Divan Yayınları, 1983 İst.
317 İmam-ı Kastalani, Mevahib-i Ledünniye tercümesi, C:2, Shf:61 Sadeleştiren: H.Rahmi Yananlı Divan Yayınları, 1983 İst.
318 Sahih-i Müslim tercüme ve şerhi Sönmez Neşriyat, İst, c:2, shf:650
319 El-Hakim,el-Müstetrek Abü Abdillah en-Neysaburi, c:1, shf:65, Daru’l-Ma’rife, Beyrut 1986Bu haber 14/07/2010 tarihinde eklenmiştir.