Hutbe Arapça mı olmalıdır?
27. Söz’ün beşinci meselesinde; “Bazı gafiller hutbe gibi bazı şeair-i İslamiye’yi Arabi’den çıkarıp her milletin lisanıyla söylemeyi, iki sebep için istihsan ediyorlar.” diyor. Üstadımız burada iki sebep anlatıyor. Bu iki sebebi izah eder misiniz? Hutbenin, her milletin kendi diliyle okunup anlaşılması daha makul değil midir?
Değerli kardeşim,
Sorduğunuz husus, kaynak gösterdiğiniz yerde çok açık ve net bir şekilde anlatılmaktadır. Üstad hazretleri Şafii olduğu için fetvası ona göredir. Zira Şafiilerde hutbenin Arapça verilmesi şarttır. Ancak verilen hutbenin her milletin lisanıyla olmasında da mahsur görmemektedir. Zira diğer mezheplerde hutbenin sahih olmasının yüküm ve şartlarından başka diğer dillerde de bir kısım dinin zaruriyatının ve müsellematının nasslara dayalı olarak anlatılmasında bir mahsur görülmemiştir.
Üstad hazretleri deccaliyetin hakim olduğu ve Arapça ezan, dua ve namaza karşı gelindiği bir dönemde Şafiilerin fetvasını nazara vermesi bir basiretin gereğidir. Zira o devirdeki idareciler hutbeden bütünüyle Arapça’yı kaldırıp yani ayet ve hadislerin metinlerini bertaraf ederek kendi rejimleriyle alakalı hususların Türkçe olarak anlatılmasını istiyorlardı. Üstad ise buna hayır demiş, eğer Türkçe veya her milletin kendi lisanıyla hutbe okunacaksa “İslamiyet’in zaruriyatı ve müsellematı ve malum olan ahkamı, ekseriyet itibariyle imtisal edip yerine getirseydi, o vakit nazariyât-ı şer’iyye ve mesail-i dakika ve nasayih-i hafiyeyi anlamak için, bildiği lisan ile hutbe okunması ve suver-i Kur’âniye’nin tercümesi belki müstahsen olurdu.” demek suretiyle belli şartlara mukayyet olarak Türkçe ile veya hangi milletin dili ise onunla hutbe irat edilmesinde bir mahsur görmemiştir. Zaten bugün de böyle yapılmaktadır.
Diyanet İşleri Başkanlığımız da, turistlerin çok gittiği camilerde, okunan hutbenin aynı anda sinevizyon ile İngilizce olarak turistlere de tebliğ olması için çalışma yapmaktadır.
Cuma namazının sıhhat şartlarından birisinin de hutbe olduğu hususunda fakihler görüş birliği içindedirler. Ancak cuma namazının sıhhat şartlarından olan hutbenin rükünleri ve geçerlilik şartları konusunda mezhepler arasında görüş farklılıkları vardır.
Hutbenin Rüknü
Ebû Hanîfe'ye göre hutbenin rüknü yani temel unsuru Allah'ı zikretmekten ibaret olduğu için, hutbe niyetiyle "elhamdülillah" veya "sübhânallâh" veya "lâ ilâhe illallah" demek suretiyle hutbe yerine getirilmiş olur. Fakat bu kadarla yetinilmesi mekruhtur. Ebû Yûsuf ve Muhammed'e göre ise hutbenin rüknü, hutbe denilecek miktarda bir zikirden ibarettir ki, bu zikrin uzunluğunun da en az teşehhüd miktarı kadar yani Tahiyyât duası kadar olması gerekir.
İmam Mâlik'e göre hutbenin rüknü, müminlere hitaben müjdeli veya sakındırıcı ifade taşımasıdır.
İmam Şâfiî'ye göre ise hutbenin beş rüknü vardır. Bu rükünler şunlardır: 1. Her iki hutbede (hutbenin her iki bölümünde) Allah'a hamdetmek. 2. Her iki hutbede Peygamberimiz'e salavat getirmek. 3. Her iki hutbede takvâyı tavsiye etmek. 4. Hutbelerden birinde bir âyet okumak (âyetin birinci hutbede okunması efdaldir). 5. İkinci hutbede müminlere dua etmek.
Hanbelîler'e göre ise hutbenin rükünleri, sonuncu hariç, Şâfiîler'deki ile aynıdır.
Hutbenin Şartları
Hanefîler'e göre cuma namazı hutbesinin sahih olabilmesi için şu şartların bulunması gerekir:
1. Vakit içinde okunması. 2. Namazdan önce olması. 3. Hutbe niyetiyle okunması. 4. Cemaatin huzurunda irad edilmesi. Son şartın yerine gelmiş olması için, kendisiyle cuma sahih olan en az bir kişinin bulunması gerekir. Her ne kadar Hanefî mezhebinde hutbenin sıhhati için cemaatin şart olmadığına dair bir görüş mevcut ise de, mezhepte daha doğru kabul edilen görüş, bir kişi bile olsa cemaatin huzurunda okunmasının gerektiği şeklindedir ve bunun kendisiyle cuma namazı sahih olabilecek bir kişi olması da şarttır. Ancak, hutbenin sıhhati için cemaatin işitmesi şart olmayıp sadece hazır bulunması yeterlidir. 5. Hutbe ile namaz arasının, yiyip içmek gibi namaz ve hutbe ile bağdaşmayan bir şeyle kesilip ayrılmaması.
Hatibin hadesten tahâret ve setr-i avret şartlarını taşıyor olması ve hutbeyi ayakta okuması şart değildir. Fakat bunlara riayet edilmesi gerekir. Çünkü bunlar, kabul edilen görüşe göre sünnet olmakla birlikte bunların vâcip olduğunu söyleyenler de bulunmaktadır.
Hanefîler'e göre cuma hutbesinin Arapça olması şart değildir.
Mâlikîler'e göre ise cuma namazı hutbesinin geçerli olmasının şartları şunlardır:
1. Hatibin ayakta olması. 2. Her iki hutbenin de öğle vakti girdikten sonra irad edilmesi. 3. Her iki hutbenin de hutbe olarak nitelendirilebilecek içerikte olması. 4. Mescidin içinde irad edilmesi. 5. Namazdan önce olması. 6. En az on iki kişilik bir cemaatin huzurunda olması. 7. Açıktan okunması. 8. Arapça olması. 9. Hutbelerin arasına ve hutbe ile namaz arasına başka bir meşguliyetin sokulmaması. Mâlikîler'e göre de hatibin abdestli olması şart olmadığı gibi hutbede niyet de şart değildir.
Şâfiîler'e göre cuma namazı hutbesinin sahih olabilmesi için gerekli şartlar da şunlardır: 1. Hutbenin beş rüknünden her birinin Arapça olması. 2. Öğle vakti içinde olması. 3. Hatibin, gücü yetiyorsa hutbeleri ayakta okuması. 4. Bir mazereti yoksa iki hutbe arasında oturması. 5. İki hutbenin rükünlerini en az kırk kişinin dinlemesi. 6. Hutbenin namazdan önce okunması ve gerek hutbelerin arasına gerekse hutbe ile namazın arasına başka bir meşguliyetin katılmaması. 7. Hatibin hadesten ve necâsetten temiz olması. 8. Hatibin setr-i avrete riayet etmesi. 9. Hatibin erkek olması. 10. Hatibin kırk kişinin duyabileceği şekilde sesini yükseltmesi. 11. Hatibin imamlığının sahih olması. 12. Hatibin namazın farz ve sünnetlerini birbirinden ayıracak kadar bilgi sahibi olması, hiç değilse farzı sünnet olarak bilmemesi. Şâfiîler'e göre de hutbe için niyet şart değildir.1
Sorduğunuz için teşekkür eder, Allah’a emanet ederim.
Necdet İçel
1- Diyanet İşleri Başkanlığı İlmihali, c: 1, shf: 299Bu haber 11/01/2012 tarihinde eklenmiştir.