Hicret Kavramı ve Hicret Ruhu
KUR’ÂN-I KERÎM’E GÖRE
HİCRET KAVRAMI VE HİCRET RUHU
Hicret Hz. Âdem ile başlar. O, mana ve ruhunun vaat ettiği uhrevi enginliğe ulaşmak için, cennetten dünyaya uzanan bir yolculuğa çıkmış, kendinden davası ve insanlığın manası için, hicret edecek nesillerin gelmesi için cennetten dünyaya hicret etmiştir. Hindistan’dan Mekke’ye, Mekke’den Hindistan’a hicret mana ve buudlu olarak 40 defa gelip gitmiştir.1
Hz. Nuh ise karalardan sonra denizlerde, gemi ile denizin üstünde, yeryüzünde gezmediği ve dolaşmadığı bir belde kalmamıştır.2 Gemisi Habeş ülkesine uğramış, sonra Cidde tarafına yönelmiş ve arkasından Rum ülkesine doğru yol almıştır. Oradan geri dönüp Mukaddes arza yönelmiş3 ve arkasından dünyanın merkezi olan Harem-i Şerif ve Kabe etrafında 7 kere dolaşmıştır.4 Daha sonra Arafat’a, oradan Yemen’e5 ve sonra Anadolu topraklarında gezmiş, “Nuh’un gezip dolaştığı yer” manasında Nahçivan’da dolaşmış ve en nihayet Cûdi dağının tepesine istiva etmiştir.6
Hz. Âdem’den sonra insanlığın ikinci atası olan Hz. Nuh’un hicreti en ağır şartlarda bile ve su üstünde devam etmiştir. Böylece Hz. Nuh hicret destanı yazmış ve kendisinden sonra gelecek ümmetlere ve dava adamlarına bir rehnüma olmuştur.
“Ben Rabbime hicret ediyorum”7 diyen Hz. İbrahim, hicretle başlayıp hicretle devam eden hayatını Rabbine hicretle taçlandırmış ve böylece muhacirlerin pîri olmuştur. Hicretle muhacirlerin pîri olduğundan, kendisinden sonra gelen semâvî din sâliklerinin de mercii ve babası olmuştur.
Hz. İbrahim kaç defa Şam ve Mekke arasında mekik dokumuş, Urfa-Mısır hatlarını ne kadar sağlama bağlamıştır.
Hz. İbrahim ile beraber daima hicretten hicrete koşan Hz. Hacer, gerçekten ismiyle müsemmadır. Çünkü Hacer, “hicr” mastarından türeyen bir ism-i fail olarak, daima hicret eden manasında bir isimdir. Hz. Hacer, hicretin anası olarak hal diliyle “suyu sa’y ile değil aşkla, fakat yine de sa’y ettikten sonra bulabilirsiniz” manasında Safa tepesinden başlayarak Merve arasında, Hz. Nuh’un gemisiyle yedi defa Kabe etrafında ve Harem bölgesinde dolaşması gibi hicret etmiştir.
Her sultanın bir hanımı, her hadisenin bir gelini vardır. İsmiyle müsemma olan Hz. Hacer, hicret davasının en kutlu gelini, o gelinin ve hicretin de kutsi bebeği Hz. İsmail olmuştur. Hicret davaya ve Allah’a teslimiyetin ifadesi olduğunu bize Hz. Hacer öğretti. Oğlunun kendisiyle beraber “ekin bitmez bir vadide” yalnız başına bırakıp giden Hz. İbrahim’e; “Allah emrettiyse git! Sen İbrahim isen, Allah erhamürrâhimin’dir”8 diyen yine o olmuştur.
Hz. İbrahim’den sonra kardeşinin oğlu olan ve Kur’ân-ı Kerîm’de 7 yerde ismi geçen Hz. Lut, bağlı ve onun dinini neşretmekle mükellef olduğu Hz. İbrahim ile beraber O da hicret etmiştir. En nihayet Hz. İbrahim’in verdiği vazife sonucu Sodon ve Gomorra halkına peygamber olarak vazifeye başlamıştır. Kavminin isyan ve günahlarına devam etmesi sonucu, gelecek beladan ve musibetten masum ve mahfuz kalmak için oradan da hicret etmiş9 ve muhacirlerin ana güzergahında hayatının sonuna kadar devam etmiştir.
Hz. Musa’nın kayınpederi, Medyen ve Eyke halkının peygamberi, türlü türlü hilelerle insanları aldatan tüccarların mürşidi Hz. Şuayb’ın da hayatı hicretlerle sona eriyordu.10
Hz. Musa, saraydan Medyen veya Eyke’deki çobanlığa, sultanlıktan mahrumiyet ve çileye hicret etti. Hz. Musa bütün hayatını hicret yolunda sarfetti.11 Muhacir olarak, o yolda ruhunu Hz. Allah’a teslim etti.12
Hz. Yakub sevgilisini bulmak, tohumunda açan Nübüvvet ağacını görmek için hicret etti. Hz. Yusuf, zulümle inleyen halkına adalet, merhamet dağıtmak için iffet gemisiyle Kenan’dan Mısır’a, Mısır’dan zindana, zindandan dikey olarak Mısır azizliğine hicret etti.
Asur devletinin başşehri ve önemli ticaret merkezi olan Ninova şehrinde doğan Hz. Yunus, maddi refah ve bolluk içinde yaşayan ve putlara tapan, Ninova halkına senelerce peygamberlik vazifesi yapmıştır. Kavminin inanmayıp O’na alay ve eza-cefada bulunmasından sonra, Allah’tan bir emir gelmemesine rağmen, daha önceki peygamberlerin yolundan giderek hicret etmiştir.13
Bu hicret ne vazifeden kaçış ne de Allah’a karşı bir başkaldırıştır. Sadece Allah yolunda hicret ruhunun sevkidir. Gemide hicretine devam ederken, oradan balığın karnına hicret, çile cenderesinden sonra tekrar sahil-i selamete hicret ve kavmine hicret etmiştir.14
Havanın da kendisine musahhar olmasıyla sürat kazanan Hz. Süleyman kutsi davasını yaymak için sabahında bir aylık mesafeyi bir saatte kat ederek15 hicretten hicrete uçuşuyordu. Sultan Süleyman olması da hicretindeki çokluğu ve hızlılığına bağlı olsa gerektir.
İsminde yeryüzünde gezip dolaşma manası olan Hz. Mesih (a.s) ilk hicretini annesiyle beraber Mısır’a yaptı. Orada 12 sene kaldı.16 Hz. İsa daha sonra annesiyle birlikte Kudüs’e hicret ederek Nasra şehrine yerleşti. 30 yaşına geldiğinde Nasra’da kendisine peygamberlik verildi.17 33 yaşına geldiğinde de bizim buud ve ölçülerimiz içinde bu fâni alemden ayrılıp, kendine has bir aleme yükselmek suretiyle hicret etmişlerdir.18
Bütün peygamberlerin hem hülasası, hem de mufassalı olan Hz. Muhammed de (SAV) hicret ederek, Yesrib’i Medine yaparak, hicretin medeniyet, dünya ve ukba sultanlığı olduğunu gösterdi.
Aslında insan ve insanoğlu da daima hicret halindedir. İnsan bir muhacirdir. Ruhlar aleminden başlayan hicretimiz, baba sulbünden, rahm-i maderden dünyaya, çocukluktan olgunluğa, oradan ihtiyarlığa, ihtiyarlıktan kabre, kabirden haşre, haşirden sırata, sırattan da ebedlere kadar devam edecektir.
Sen büyük dava yolunda hicret yap ki, dünya seni zılletle terk etmeden sen onu izzetinle terk ederek hicret yolunun yolcusu olasın.
KUR’ÂN-I KERÎM’DE HİCRET
Hicret, fıtrat kanunlarında ve sünnetullahda da vardır. Hicret edenler sadece peygamberler değildi. Alemde bulunan zerreden seyyarata kadar, oradan semavattaki Samanyolu, galaksilere kadar bütün varlıklar daima hicret halindedirler. Atomun içindeki proton, nötron ve çekirdek baş döndürücü hızla daima hicret halindedir.
Şu dünyaya bakınız! Dört hareketiyle daima hicret halindedir. Hiçbir zaman olduğu yerden bir defa daha geçmeyerek, varıp duracağı bir aleme doğru seyr-ü seferini devam ettirmektedir.
İşte güneş! Sistemiyle beraber geçtiği yerden bir defa daha geçmeyerek varıp duracağı son noktasına doğru hicretini baş döndürücü hızla devam ettirmektedir.
İşte bulutlar! Üzerine bindiği rüzgarlarla beraber insanlığa ve dünyadaki varlıklara sağnak sağnak rahmet indirmek için hicretten hicrete, seferden sefere baş döndürücü hızla hareket etmektedirler.
Ya hayatımıza hayat katan, vücudumuzdaki damarlarımızda cereyan eden alyuvarlar ve akyuvarlara ne demeli? Eğer onlar daima hareketle hicret halinde olmasalar, acaba hayatımız devam edebilir mi?
Yeryüzünde insanlığa manevi hayat pompalayan hicret erleri de olmasa acaba insanlık varlığını ve hayatiyetini devam ettirebilir mi?
Onun içindir ki kainatı bize anlatan, bizimle kainat arasında münasebetleri te’sis eden Kur’ân-ı Kerîm, hicretin üstünde ısrarla durmuştur. Hem peygamberlerin yolu hem de sünnetullah olan hicreti, Rahman suresinde Allah’ın nimetlerini hatırlattığı sayı kadar ayetlerde bizlere hicreti anlatmıştır.
Bu ayetlerden bazılarını, Kur’ân-ı Kerîm’deki hicreti anlayabilmek için özetle kaydetmek istiyorum.
Hicret lügatte; terk etmek, ayrılmak, ilgisini kesmek manalarına gelen “hecr” mastarından isim olarak türemiştir. İnsanın bir şeyden bedenen, lisanen veya kalben ayrılıp uzaklaşması demektir. Çoğunlukla bu kelime, bir yerin terk edilerek başka bir yere göç edilmesi manalarında kullanılır. Hicret inanılan değerleri taşımak için, başka yerlere göç etmek veya Allah’ın yasaklarından yüz çevirmek ve onları terk etmek manalarında da kullanılmıştır.
Cenab-ı Hak değişik ayetlerde hicreti anlattığı gibi, bazı ayetlerde de hicretin kelime manası ve mahiyetini de ifade buyurmuşlardır.
Bu hususta şu üç ayeti kaydetmek istiyorum;
Bu ayette hicret, manevi olarak ele alınmış ve pislikten taharete hicret, isyandan itaate hicret manalarında kullanılmıştır. Ayrıca İkra suresinden sonra gelen Müddesir suresinin ilk bölümünde gelen bu ayetle de Efendimiz’in (SAV) ilerde hicret yapacağının işareti verilmiş ve adeta bu ayet daha sonraki hayatının münderecatı olmuştur. İşte bu ayet;
وَالرُّجْزَ فَاهْجُرْ
“Pisliklerden kaç.” 19
***
Kur’ân-ı Kerîm’e göre hicret lügatte; uzun bir süre uzaklaşmak manasına da gelir.
قَالَ أَرَاغِبٌ أَنتَ عَنْ آلِهَتِي يَا إِبْراهِيمُ لَئِن لَّمْ تَنتَهِ لَأَرْجُمَنَّكَ وَاهْجُرْنِي مَلِيًّا
“Babası, “Ey İbrahim! Sen benim ilâhlarımdan yüz mü çeviriyorsun? Eğer vazgeçmezsen, mutlaka seni taşa tutarım. Uzun bir süre benden uzaklaş!” dedi.” 20
***
Ve yine Kur’ân-ı Kerîm’e göre lügat manasıyla hicret; güzellikle ayrılmak, uzaklaşmaktır. Hicret yaparken, ayrıldığı yerden problemler bırakarak ayrılmamak, orada kalanlara hakaret etmemek ve hicret ettiğimiz yere giderken de böyle güzel bir psikolojiyle girmek çok önemlidir. Her iki tarafta iyi izler ve eserler bırakmak hicretin dava ruhuna en uygun olanıdır. İşte şu ayet bu hususa dikkat çeker;
وَاصْبِرْ عَلَى مَا يَقُولُونَ وَاهْجُرْهُمْ هَجْرًا جَمِيلًا
“Onların söylediklerine sabret ve onlardan güzellikle ayrıl.” 21
***
Dünyada ve ahirette Allah’ın rahmetini ümit edebilmek için hicret esastır. Bizler ki havf ve reca dengesi içerisinde yaşayan, ama daima Allah’ın rahmetini ümit eden kimseleriz. Ümit ettiğimiz bu rahmeti bulabilmenin şartı, imandan sonra bir esas olan hicreti en ciddi şekilde ele almamız olacaktır. Hatta hicret cihaddan önce ifade edilmiştir. Özellikle günümüzde hicret etmeden cihad edilebilmesi mümkün görünmemektedir. Öyle zamanlar olur ki, hicret etmeden cihad yapamazsınız. Veya hicret ilay-ı kelimetullah için olursa hicrettir. İşte şu ayet bunu anlatır;
إِنَّ الَّذِينَ آمَنُواْ وَالَّذِينَ هَاجَرُواْ وَجَاهَدُواْ فِي سَبِيلِ اللّهِ أُوْلَئِكَ يَرْجُونَ رَحْمَتَ اللّهِ وَاللّهُ غَفُورٌ رَّحِيمٌ
“İman edenler, hicret edenler, Allah yolunda cihad edenler; şüphesiz bunlar Allah’ın rahmetini umarlar. Allah, çok bağışlayandır, çok merhamet edendir.” 22
***
Yapmış olduğumuz amellerin zayi olmaması hicrete bağlıdır. İlay-ı kelimetullah için yaptığımız hicret esnasındaki en küçük amellerimizi bile aynen hicret sevabına dönüştürmüş olacaktır. Allah, ahirette muhacirlerin günahlarını setredecek ve asla onları mahcup etmeyecektir. Muhacirlerin sevabını ve mükafatını oruç ibadetinde olduğu gibi, Allah bizzat kendisi verecektir. İşte şu ayet bu hususu anlatır;
فَاسْتَجَابَ لَهُمْ رَبُّهُمْ أَنِّي لاَ أُضِيعُ عَمَلَ عَامِلٍ مِّنكُم مِّن ذَكَرٍ أَوْ أُنثَى بَعْضُكُم مِّن بَعْضٍ فَالَّذِينَ هَاجَرُواْ وَأُخْرِجُواْ مِن
“Rableri, onlara şu karşılığı verdi: “Ben, erkek olsun, kadın olsun, sizden hiçbir çalışanın amelini zayi etmeyeceğim. Sizler birbirinizdensiniz. Hicret edenler, yurtlarından çıkarılanlar, yolumda eziyet görenler, savaşanlar ve öldürülenlerin de andolsun, günahlarını elbette örteceğim. Allah katından bir mükâfat olmak üzere, onları içinden ırmaklar akan cennetlere koyacağım. Mükâfatın en güzeli Allah katındadır.” 23
***
Hicret o kadar önemlidir ki, onunla insan safını belli eder. Hz. İbrahim ateşe atıldığı zaman, safını belli etmek isteyen karıncanın ateşi söndürmek için aynı Zeliha’ya hicret etmesi gibidir. Hicret etme imkanı ve şartları müsait olduğu halde hicret etmeyenlerin, düşmanların safına düşme tehlikesi vardır. Cenab-ı Hak, “kafirleri dost edinmeyiniz” dediği gibi, “hicret etmeyenleri de dost edinmeyiniz” buyurmak suretiyle, hicretin ne kadar önemli ve ciddi olduğunu ifade eder. Bu hususla alakalı şu ayet ne kadar manidar değil midir;
وَدُّواْ لَوْ تَكْفُرُونَ كَمَا كَفَرُواْ فَتَكُونُونَ سَوَاء فَلاَ تَتَّخِذُواْ مِنْهُمْ أَوْلِيَاء حَتَّىَ يُهَاجِرُواْ فِي سَبِيلِ اللّهِ فَإِن تَوَلَّوْاْ فَخُذُوهُمْ وَاقْتُلُوهُمْ حَيْثُ وَجَدتَّمُوهُمْ وَلاَ تَتَّخِذُواْ مِنْهُمْ وَلِيًّا وَلاَ نَصِيرًا
“Arzu ettiler ki kendilerinin küfre saptıkları gibi siz de sapasınız da beraber olasınız. Bu sebeple, onlar Allah yolunda hicret edinceye kadar içlerinden dost edinmeyin. Eğer bundan yüz çevirirlerse, onları yakalayın ve bulduğunuz yerde öldürün. Onlardan ne bir dost edinin, ne de bir yardımcı.” 24
***
Hicret etmeyenlerin akıbeti ve ölüm anı, çok kötü bir akıbet olarak ifade edilir. Halbuki bizler ölürken imanlı olarak ölmeyi ve tereyağından kıl çeker gibi ruhumuzun cesedimizden çıkmasını ister ve rahat bir ölüm arzu ederiz. Hicret etmeyenler ölüm anında meleğin itabına maruz kalacaklar, “Allah’ın arzı geniş değil miydi?” şeklinde suale tabi tutulacaklardır. İlay-ı kelimetullah için hicret etmeye gücü yetenler hicret etmezlerse, akıbetleri ne kötü akıbet olacaktır. Cenab-ı Hak akıbetimizi ve ahiretimizi hayreylesin… İşte şu ayet bu hakikate ve akıbete dikkat çeker;
إِنَّ الَّذِينَ تَوَفَّاهُمُ الْمَلآئِكَةُ ظَالِمِي أَنْفُسِهِمْ قَالُواْ فِيمَ كُنتُمْ قَالُواْ كُنَّا مُسْتَضْعَفِينَ فِي الأَرْضِ قَالْوَاْ أَلَمْ تَكُنْ أَرْضُ اللّهِ وَاسِعَةً فَتُهَاجِرُواْ فِيهَا فَأُوْلَئِكَ مَأْوَاهُمْ جَهَنَّمُ وَسَاءتْ مَصِيرًا
“Kendilerine zulmetmekteler iken meleklerin canlarını aldığı kimseler var ya; melekler onlara şöyle derler: “Ne durumdaydınız? (Niçin hicret etmediniz?)” Onlar da, “Biz yeryüzünde zayıf ve güçsüz kimselerdik” derler. Melekler, “Allah’ın arzı geniş değil miydi, orada hicret etseydiniz ya!” derler. İşte bunların gidecekleri yer cehennemdir. O ne kötü varış yeridir.” 25
***
Hicret edenlerin sevabını melekler yazmaz. Yukarıda da geçtiği gibi mükafatını ancak Allah verebilir. Bu, sevap düşüncesinde olanlar için ne kadar büyük bir nimettir. Yani hicretin kazandıracağı sevabı, başka hiçbir ibadet kazandıramayacaktır.
Hicrette hedef bütün yeryüzüdür. Zira, Kur’ân-ı Kerîm bütün insanlığın hidayet kaynağı olduğu gibi,26 olduğu gibi bütün insanlığa gönderilen bir peygamberdir.27
Hicret, insanların maddeten de manen de bereketler bulmasına ve genişlemesine sebebiyet verecektir. Öyle de olmuştur. Efendimiz (SAV) ve Sahabe-i Kiram Medine’ye hicret buyurduktan sonra hem davaları yönüyle genişlemiş ve hem de maddi hayatları itibariyle de bereketler bulmuşlardır. Şuanda da dünyanın dört bir yanına hicret eden kimseler de hem zenginleşmiş, hem sıhhat kazanmış ve hem de sevap kazanmışlardır. Şu ayetler de bu gerçeğe dikkat çekiyorlar;
وَمَن يُهَاجِرْ فِي سَبِيلِ اللّهِ يَجِدْ فِي الأَرْضِ مُرَاغَمًا كَثِيراً وَسَعَةً وَمَن يَخْرُجْ مِن بَيْتِهِ مُهَاجِرًا إِلَى اللّهِ وَرَسُولِهِ ثُمَّ يُدْرِكْهُ الْمَوْتُ فَقَدْ وَقَعَ أَجْرُهُ عَلى اللّهِ وَكَانَ اللّهُ غَفُورًا رَّحِيمًا
“Kim Allah yolunda hicret ederse, yeryüzünde gidecek çok yer de bulur, genişlik de. Kim Allah’a ve Peygamberine hicret etmek amacıyla evinden çıkar da sonra kendisine ölüm yetişirse, şüphesiz onun mükâfatı Allah’a düşer. Allah, çok bağışlayıcıdır, çok merhamet edicidir.” 28
لِلْفُقَرَاء الْمُهَاجِرِينَ الَّذِينَ أُخْرِجُوا مِن دِيارِهِمْ وَأَمْوَالِهِمْ يَبْتَغُونَ فَضْلًا مِّنَ اللَّهِ وَرِضْوَانًا وَيَنصُرُونَ اللَّهَ وَرَسُولَهُ أُوْلَئِكَ هُمُ الصَّادِقُونَ
“Bu mallar özellikle, Allah’tan bir lütuf ve hoşnutluk ararken ve Allah’ın dinine ve peygamberine yardım ederken yurtlarından ve mallarından uzaklaştırılan fakir muhacirlerindir. İşte onlar doğru kimselerin ta kendileridir.” 29
***
Hicret edenler halkın ve Hakk’ın nazarında sevimlidirler. Bunlardan önce Medine’yi yurt edinip imana sarılanlar ise, kendi beldelerine hicret edenlere sevgi besler, onlara verilen ganimetlerden ötürü içlerinde bir kıskanma veya istek duymazlar. Hatta kendileri ihtiyaç duysalar o kardeşlerine öncelik verir, onlara verilmesini tercih ederler. Anlaşılıyor ki gerçek sevgi ve kardeşliği ancak hicret temin edebilir. Bugün bizlerin ve İslam dünyasının ayağa kalkabilmesi için samimi ve îsar makamında kardeşliğe ihtiyacımız vardır, bu kardeşliği de hicretimiz ve hicretteki hareketliliğimiz temin edecektir. Zira olduğu yerde kalan durgun sular gibi yaşayan kimseler ve cemaatler içten içe çürümeye kokuşmaya ve yok olmaya mahkumdurlar. Hicretle kardeşlik o kadar ileri safhaya ulaşmıştı ki, neredeyse ensar, muhacir kardeşlerine mirastan pay vereceklerdi. Ensar neredeyse muhacir kardeşlerine mirastan pay vereceklerdi fakat Allah bunu yasakladı. Onlar ise ellerinden gelen bütün iyiliği onlara yaptılar. Böylece hicret sayesinde beşer tarihinde destanlık kardeşliği yaşanıyor ve yazılıyordu. İşte şu ayetler bu gerçeğe dikkatimizi çekmektedirler;
وَالَّذِينَ تَبَوَّؤُوا الدَّارَ وَالْإِيمَانَ مِن قَبْلِهِمْ يُحِبُّونَ مَنْ هَاجَرَ إِلَيْهِمْ وَلَا يَجِدُونَ فِي صُدُورِهِمْ حَاجَةً مِّمَّا أُوتُوا وَيُؤْثِرُونَ عَلَى أَنفُسِهِمْ وَلَوْ كَانَ بِهِمْ خَصَاصَةٌ وَمَن يُوقَ شُحَّ نَفْسِهِ فَأُوْلَئِكَ هُمُ الْمُفْلِحُونَ
“Onlardan (muhacirlerden) önce o yurda (Medine’ye) yerleşmiş ve imanı da gönüllerine yerleştirmiş olanlar, hicret edenleri severler. Onlara verilenlerden dolayı içlerinde bir rahatsızlık duymazlar. Kendileri son derece ihtiyaç içinde bulunsalar bile onları kendilerine tercih ederler. Kim nefsinin cimriliğinden, hırsından korunursa, işte onlar kurtuluşa erenlerin ta kendileridir.” 30
النَّبِيُّ أَوْلَى بِالْمُؤْمِنِينَ مِنْ أَنفُسِهِمْ وَأَزْوَاجُهُ أُمَّهَاتُهُمْ وَأُوْلُو الْأَرْحَامِ بَعْضُهُمْ أَوْلَى بِبَعْضٍ فِي كِتَابِ اللَّهِ مِنَ الْمُؤْمِنِينَ وَالْمُهَاجِرِينَ إِلَّا أَن تَفْعَلُوا إِلَى أَوْلِيَائِكُم مَّعْرُوفًا كَانَ ذَلِكَ فِي الْكِتَابِ مَسْطُورًا
“Peygamber, mü’minlere kendi canlarından daha önce gelir. Onun eşleri de mü’minlerin analarıdır. Aralarında akrabalık bağı olanlar, Allah’ın Kitab’ına göre, (miras konusunda) birbirleri için (diğer) mü’minlerden ve muhacirlerden daha önceliklidirler. Ancak dostlarınıza bir iyilik yapmanız başka. Bu (hüküm) Kitap’ta yazılıdır.” 31
***
Hicrette maddi ve manevi bereketler olduğu gibi nikah bereketi de vardır. Neslin çoğalması ve ümmetin bereketlenmesi ancak nikah sayesinde olacaktır. İşte şu ayet bu gerçeğe dikkat çeker;
يَا أَيُّهَا النَّبِيُّ إِنَّا أَحْلَلْنَا لَكَ أَزْوَاجَكَ اللَّاتِي آتَيْتَ أُجُورَهُنَّ وَمَا مَلَكَتْ يَمِينُكَ مِمَّا أَفَاء اللَّهُ عَلَيْكَ وَبَنَاتِ عَمِّكَ وَبَنَاتِ عَمَّاتِكَ وَبَنَاتِ خَالِكَ وَبَنَاتِ خَالَاتِكَ اللَّاتِي هَاجَرْنَ مَعَكَ وَامْرَأَةً مُّؤْمِنَةً إِن وَهَبَتْ نَفْسَهَا لِلنَّبِيِّ إِنْ أَرَادَ النَّبِيُّ أَن يَسْتَنكِحَهَا خَالِصَةً لَّكَ مِن دُونِ الْمُؤْمِنِينَ قَدْ عَلِمْنَا مَا فَرَضْنَا عَلَيْهِمْ فِي أَزْوَاجِهِمْ وَمَا مَلَكَتْ أَيْمَانُهُمْ لِكَيْلَا يَكُونَ عَلَيْكَ حَرَجٌ وَكَانَ اللَّهُ غَفُورًا رَّحِيمًا
“Ey Peygamber! Biz sana mehirlerini verdiğin eşlerini, Allah’ın sana ganimet olarak verdiklerinden elinin altında bulunan kadınları; seninle beraber hicret eden, amcanın kızlarını, halalarının kızlarını, dayının kızlarını ve teyzelerinin kızlarını sana helâl kıldık. Ayrıca, diğer mü’minlere değil de, sana has olmak üzere, mehirsiz olarak kendini Peygamber’e bağışlayan, Peygamber’in de kendisini nikâhlamak istediği herhangi bir mü’min kadını da (sana helâl kıldık.) Mü’minlere eşleri ve sahip oldukları cariyeleri hakkında farz kıldığımız şeyleri elbette bilmekteyiz. Bütün bunlar, sana herhangi bir zorluk olmaması içindir. Allah çok bağışlayıcıdır, çok merhamet edicidir.” 32
***
Hicret o kadar önemlidir ki, muhacirlerin velayeti Efendimiz’in (SAV) üzerinedir. Velimiz Efendimiz olursa dünyada da ahirette de bahtiyardır. Ya velayetini Efendimiz’e tevdi edememiş kimselerin akıbeti ne perişanlıktır! Bundan Allah’a sığınırız. Velayetinizi Efendimiz’e vermek istiyorsanız hicret yapmalısınız. Cenab-ı Hak aşağıda sunacağımız ayet-i kerimede bizi bu hakikate davet ediyor;
إِنَّ الَّذِينَ آمَنُواْ وَهَاجَرُواْ وَجَاهَدُواْ بِأَمْوَالِهِمْ وَأَنفُسِهِمْ فِي سَبِيلِ اللّهِ وَالَّذِينَ آوَواْ وَّنَصَرُواْ أُوْلَئِكَ بَعْضُهُمْ أَوْلِيَاء بَعْضٍ وَالَّذِينَ آمَنُواْ وَلَمْ يُهَاجِرُواْ مَا لَكُم مِّن وَلاَيَتِهِم مِّن شَيْءٍ حَتَّى يُهَاجِرُواْ وَإِنِ اسْتَنصَرُوكُمْ فِي الدِّينِ فَعَلَيْكُمُ النَّصْرُ إِلاَّ عَلَى قَوْمٍ بَيْنَكُمْ وَبَيْنَهُم مِّيثَاقٌ وَاللّهُ بِمَا تَعْمَلُونَ بَصِيرٌ
“İman edip hicret eden ve Allah yolunda mallarıyla, canlarıyla cihad edenler ve (muhacirleri) barındırıp (onlara) yardım edenler var ya, işte onlar birbirlerinin velileridir. İman edip hicret etmeyenlere gelince, hicret edinceye kadar, onların velayetleri size ait değildir. Eğer din konusunda sizden yardım isterlerse, sizinle aralarında sözleşme bulunan bir kavme karşı olmadıkça, yardım etmek üzerinize borçtur. Allah, yaptıklarınızı hakkıyla görendir.” 33
***
Hicret edenler hakiki mü’minlerdir. Acaba hicret etmeyenler nedir? Yoksa? Hicret edemeyenler pişman olup arkadan hicret etseler de olur. Şu ayet;
وَالَّذِينَ آمَنُواْ وَهَاجَرُواْ وَجَاهَدُواْ فِي سَبِيلِ اللّهِ وَالَّذِينَ آوَواْ وَّنَصَرُواْ أُولَئِكَ هُمُ الْمُؤْمِنُونَ حَقًّا لَّهُم مَّغْفِرَةٌ وَرِزْقٌ كَرِيمٌ
وَالَّذِينَ آمَنُواْ مِن بَعْدُ وَهَاجَرُواْ وَجَاهَدُواْ مَعَكُمْ فَأُوْلَئِكَ مِنكُمْ وَأُوْلُواْ الأَرْحَامِ بَعْضُهُمْ أَوْلَى بِبَعْضٍ فِي كِتَابِ اللّهِ إِنَّ اللّهَ بِكُلِّ شَيْءٍ عَلِيمٌ
“İman edip hicret eden ve Allah yolunda cihad edenler ve (muhacirleri) barındırıp (onlara) yardım edenler var ya; işte onlar gerçek mü’minlerdir. Onlar için bir bağışlanma ve bol bir rızık vardır.
Daha sonra iman edip hicret eden ve sizinle birlikte cihad edenlere gelince, işte onlar da sizdendir. Allah’ın kitabınca, kan akrabaları birbirlerine (varis olmaya) daha lâyıktırlar. Şüphesiz Allah hakkıyla işitendir, hakkıyla bilendir.” 34
***
Mü’minlerin kendi arasında fazilette derece ve mertebeleri vardır. Peygamberlerden sonra insanların en faziletlisi Allah yolunda hicret edenlerdir. Sahabe arasında da öyle değil midir? Mutlak fazilette muhacirler ensarın önünde ve üstündedirler. Bu bizler için de böyledir. Allah yolunda hicret edenler daima halkın da Hakk’ın da nazarında en üstün kimselerdir. İşte şu ayet;
الَّذِينَ آمَنُواْ وَهَاجَرُواْ وَجَاهَدُواْ فِي سَبِيلِ اللّهِ بِأَمْوَالِهِمْ وَأَنفُسِهِمْ أَعْظَمُ دَرَجَةً عِندَ اللّهِ وَأُوْلَئِكَ هُمُ الْفَائِزُونَ
“İman edip hicret eden ve Allah yolunda mallarıyla, canlarıyla cihad eden kimselerin mertebeleri, Allah katında daha üstündür. İşte onlar, başarıya erenlerin ta kendileridir.” 35
***
Allah muhacirlerden razı olmuştur. Hicret ile kul Allah’ı razı eder. Hicret ile kul cennete gider. Hicret edenleri destekleyen, yardımcı olanlar da… Bugünkü ensar ise hicret edip buradan gidenleri mallarıyla destekleyenlerdir. Aynı güzel akıbette onların bursunu, ihtiyacını karşılayan, maddeten ve manen destek verenler de Ensar’dır. “Vallahi bütün insanlar bir vadiye, benim ensarım bir vadiye süluk etse, ben Ensar’ın gittiği yerden giderim.”36 hadis-i şerifinde ifade edilen şerefe mazhar olabilmek için muhacirlere destek vermek ve onlara yardımcılar olmak gerekmektedir.
وَالسَّابِقُونَ الأَوَّلُونَ مِنَ الْمُهَاجِرِينَ وَالأَنصَارِ وَالَّذِينَ اتَّبَعُوهُم بِإِحْسَانٍ رَّضِيَ اللّهُ عَنْهُمْ وَرَضُواْ عَنْهُ وَأَعَدَّ لَهُمْ جَنَّاتٍ تَجْرِي تَحْتَهَا الأَنْهَارُ خَالِدِينَ فِيهَا أَبَدًا ذَلِكَ الْفَوْزُ الْعَظِيمُ
“İslâm’ı ilk önce kabul eden muhâcirler ve ensar ile, iyilikle onlara uyanlar var ya, Allah onlardan razı olmuş; onlar da O’ndan razı olmuşlardır. Allah, onlara içinden ırmaklar akan, içinde ebedî kalacakları cennetler hazırlamıştır. İşte bu büyük başarıdır.” 37
***
Hicret; günahlarımızın affına vesiledir. Tevbeleri kabul edilenler hicret edenlerdir. Günahı çok olanlar hicret etsinler. Şu ayet de buna dikkat çeker;
لَقَد تَّابَ الله عَلَى النَّبِيِّ وَالْمُهَاجِرِينَ وَالأَنصَارِ الَّذِينَ اتَّبَعُوهُ فِي سَاعَةِ الْعُسْرَةِ مِن بَعْدِ مَا كَادَ يَزِيغُ قُلُوبُ فَرِيقٍ مِّنْهُمْ ثُمَّ تَابَ عَلَيْهِمْ إِنَّهُ بِهِمْ رَؤُوفٌ رَّحِيمٌ
“Andolsun Allah; Peygamber ile içlerinden bir kısmının kalpleri eğrilmeğe yüz tuttuktan sonra, sıkıntılı bir zamanda ona uyan muhacirlerle ensarın tövbelerini kabul etmiştir. Evet, onların tövbelerini kabul etmiştir. Şüphesiz O, onlara çok şefkatli ve çok merhametlidir.” 38
***
Hicretin maddi ve manevi mükafatı vardır. Çünkü hicret eden Hakk’ın kapısında samimi ve sadık olduğunu göstermiştir. Alvarlı Efe hazretlerinin dediği gibi;
Sular gibi çağlasan,
Eyyub gibi ağlasan,
Ciğergâhi dağlasan,
Ahvalini sormaz mı?
Sen Hakk'ın kapısında
Canlar fedâ eylesen,
Emrince hizmet etsen,
Allah ecrin vermez mi?
İşte bu ayet, hicretteki çağlamanın Allah kapısında ağlamanın mükafatını ifade ediyor;
وَالَّذِينَ هَاجَرُواْ فِي اللّهِ مِن بَعْدِ مَا ظُلِمُواْ لَنُبَوِّئَنَّهُمْ فِي الدُّنْيَا حَسَنَةً وَلَأَجْرُ الآخِرَةِ أَكْبَرُ لَوْ كَانُواْ يَعْلَمُونَ
“Zulme uğradıktan sonra Allah yolunda hicret edenlere gelince, elbette onları dünyada güzel bir şekilde yerleştiririz. Ahiret mükâfatı ise daha büyüktür. Keşke bilselerdi.” 39
***
Hicret edenler, Allah maiyetindedirler. Onların bizzat hâmisi, görüp gözeteni Allah’tır. Günahlarını da bağışlar. Hicretle Allah’ın maiyetine gireceksek (ki öyledir) bu canlarımıza minnettir. Bu hususla alakalı şu ayet ne kadar dikkat çekicidir;
ثُمَّ إِنَّ رَبَّكَ لِلَّذِينَ هَاجَرُواْ مِن بَعْدِ مَا فُتِنُواْ ثُمَّ جَاهَدُواْ وَصَبَرُواْ إِنَّ رَبَّكَ مِن بَعْدِهَا لَغَفُورٌ رَّحِيمٌ
“Sonra şüphesiz ki Rabbin, eziyete uğratıldıktan sonra hicret eden, sonra Allah yolunda cihad edip sabreden kimselerin yanındadır. Şüphesiz Rabbin bundan sonra da çok bağışlayandır, çok merhamet edendir.” 40
***
Hicret yolunda ölenlerin rızkını Allah verir. Kabirde de, haşirde de, cennette de… O öyle bir rızıktır ki, başkalarına verilmemiş ve tattırılmamıştır. Burada önemli olan hicret esnasında ölebilmektir. Şu ayet bu mevzuda iştahımızı açmaktadır;
وَالَّذِينَ هَاجَرُوا فِي سَبِيلِ اللَّهِ ثُمَّ قُتِلُوا أَوْ مَاتُوا لَيَرْزُقَنَّهُمُ اللَّهُ رِزْقًا حَسَنًا وَإِنَّ اللَّهَ لَهُوَ خَيْرُ الرَّازِقِينَ
“Allah yolunda hicret edip de sonra öldürülmüş veya ölmüş olanlara gelince, Allah onlara muhakkak güzel bir rızık verecektir. Şüphe yok ki Allah, rızık verenlerin en hayırlısıdır.” 41
***
Hicret etmeyenler Kur’ân’ı mehcur (terk edilmiş) haline getirirler. Kur’ân’a sahip çıkmak ve O’nu metruk hale geline getirmemek ancak ve ancak o yolda hicret etmekle mümkün olabilir. Girişte anlattığımız bütün peygamberlerin yolu budur. Üstad Bediüzzaman, Kur’ân’ın bütün yeryüzüne duyurulması ve hâkim kılınması için belde belde memleket memleket sürgünlere gönderilmiş, adeta o yolda hicretten hicrete koşmuştur. Yol budur ve Kur’ân’ı bayraklaştırmak için hicret yolundan başka da yol yoktur. Kur’ân aşıklarına ve davanın delisi olanlara şu ayet işte bu manayı ifade ediyor;
وَقَالَ الرَّسُولُ يَا رَبِّ إِنَّ قَوْمِي اتَّخَذُوا هَذَا الْقُرْآنَ مَهْجُورًا
“Peygamber, “Ey Rabbim! Kavmim şu Kur’an’ı terk edilmiş bir şey hâline getirdi” dedi.” 42
***
Her peygamber hicret etmiştir. Hz. İbrahim Rabbine hicret etmiştir. Veya Rabbinin hicret etmesini istediği yere hicret etmiştir. Allah’ın izzetini temsil için hicret etmiştir. Allah’ın hükmünü, hikmetini i’lâ etmek için hicret etmiştir. Bizler de böyle hicret etmeliyiz. Şu ayet bize bunun yolunu gösteriyor;
فَآمَنَ لَهُ لُوطٌ وَقَالَ إِنِّي مُهَاجِرٌ إِلَى رَبِّي إِنَّهُ هُوَ الْعَزِيزُ الْحَكِيمُ
“Bunun üzerine Lût, ona (İbrahim’e) iman etti. İbrahim, “Ben, Rabbime (gitmemi emrettiği yere) hicret edeceğim. Şüphesiz O, mutlak güç sahibidir, hüküm ve hikmet sahibidir” dedi.”43
***
Hicret, Allah’ın nazarında o kadar makbul, hicret eden muhacirler de o kadar nazdar ve niyazdardırlar ki, Allah onların gönüllerinin ve kalplerinin kırılmasına razı olmamıştır. Hicret edenlerin kusurları ve günahları ne kadar fazla olursa olsun, Allah onları affetmiştir. Bizler de öyle davranmalıyız. Şu ayetin muhteşem manasına bakınız;
وَلَا يَأْتَلِ أُوْلُوا الْفَضْلِ مِنكُمْ وَالسَّعَةِ أَن يُؤْتُوا أُوْلِي الْقُرْبَى وَالْمَسَاكِينَ وَالْمُهَاجِرِينَ فِي سَبِيلِ اللَّهِ وَلْيَعْفُوا وَلْيَصْفَحُوا أَلَا تُحِبُّونَ أَن يَغْفِرَ اللَّهُ لَكُمْ وَاللَّهُ غَفُورٌ رَّحِيمٌ
“İçinizden varlık ve servet sahibi kimseler yakınlarına, düşkünlere ve Allah yolunda hicret edenlere (kendi mallarından bir şey) vermeyeceklerine yemin etmesinler. Onlar affetsinler, vazgeçip iyi muamelede bulunsunlar. Allah’ın sizi bağışlamasını arzu etmez misiniz? Allah, çok bağışlayandır, çok merhamet edendir.” 44
Bu ve buna benzer ayet-i kerimelerde Cenab-ı Hak, hicretin tarifleri içerisinde önemine, mükafatına, şerefine, sevabına dikkatimizi çekmek suretiyle adeta mü’minliği hicretle, hicreti mü’minlikle eşdeğer olarak ele almıştır. Anlayabilen ve tatbik edebilenlere ne mutlu…
Efendimiz’in (SAV) hicreti ve ondan alacağımız dersler ayrı bir makale mevzusudur. İnşaallah onu da yakında neşredeceğiz.
Bu anlatılan manaları iyi anlayıp, massedip, ruhumuza kalbimize zerk ettikten sonra hayatımıza geçirmeyi ve sonuna kadar öyle yaşamayı Cenab-ı Hakk hepimize nasip eylesin…
Necdet İÇEL
Kaynaklar:
1-İbn-i Saad, Tabakat, c: 1, shf: 36
2-İbn-i Esir, el-Kamil fit-tarih, c: 1, shf: 72
3-Suyuti, Duru’l Mensur, c: 3, shf: 330
4-Zemahşeri, Keşşaf, c: 2, shf: 272
5-İbn-i Saad, Tabakat, c: 1, shf: 41
6-Hud; 44
7-Ankebut; 26
8-Taberi, Tarih, c: 1, shf: 253
9-Hud; 81
10-Hud; 88-90
11-Kasas; 15-32
12-Mahmut Topuz, İlahi dinlerde hicret, shf: 33
13-İbn-i Esir, el-Kamil fit-tarih, c: 1, shf: 72
14-Saffat; 140-142
15-Sebe; 12
16-Vehbe Zuhayli, et-Tefsirü’l-Münir, c: 9, shf: 309; Seyyid Kutub, Fizilali’l Kur’ân, c: 10, shf: 331
17-Peygamberler Tarihi Ansiklopedisi, c: 5, shf: 22-24
18-M. Fethullah Gülen, Asrın Getirdiği Tereddütler, c: 4, shf: 250
19-Müddesir; 5
20-Meryem; 46
21-Müzzemmil; 10
22-Bakara; 218
23-Al-i İmran; 195
24-Nisa; 89
25-Nisa; 97
26-Bakara; 185
27-Zübdetül Buhari, Ömer Ziyaeddin Dağistanlı, h. no: 131
28-Nisa; 100
29-Haşr; 8
30-Haşr; 9
31-Ahzab; 6
32-Ahzab; 50
33-Enfal; 72
34-Enfal; 74-75
35-Tevbe; 20
36-Buhari, Menakıbu'l-Ensar 2
37-Tevbe; 100
38-Tevbe; 117
39-Nahl; 41
40-Nahl; 110
41-Hac; 58
42-Furkan; 30
43-Ankebut; 26
44-Nur; 22Bu haber 03/02/2011 tarihinde eklenmiştir.