Bir gönül insanı daha geçti - Alaattin Kıdak
Yaklaşık 80 senelik bir ömür yaşadı. Yaşayanların gıpta ettiği, sevdiği, arzu ettikleri bir ömür…
70’li yılların başlarında tanımıştım Alaattin Kıdak’ı. İlk tanıdığımda tebessüm eden simasıyla, sakin ve dengeli konuşmalarıyla Allah’ı hatırlatan ifadeleriyle ve davasının i’lası için coşkulu konuşmalarıyla tanıdım onu… O çizgisini hayatının son günlerine kadar aynen devam ettirdi.
Alaattin Kıdak büyük dava adamının 1966 İzmir Kestanepazarı’nda başladığı çileli hizmetleriyle davaya hizmete başlamış ve o büyük insanı davasında hiçbir zaman yalnız bırakmamış, vefa abidesi yüce bir şahsiyettir.
Hizmetin hatıralarını daima ön planda tutan, vefa ruhuyla eskilere ve eski günlere bağlılığını her konuşmasında ve sohbetinde ifade eden sadakat abidesidir Alaattin Kıdak…
70’li yıllarda baharat ticaretiyle ün salmış ve işini büyük davasının emrine vermiş, fedakar ruhlu ve cömertlikte zirve numune-i imtisal bir şahsiyettir Alaattin Kıdak…
Rahmetli Alaaddin Kıdak bey çok canlı ticaret yapmasının yanı başında, insanların şuurluca Umre ve Hac yapmaları için, hayatının belli dönemlerinde ara ara Umre ve Hac organizasyonları da tertip etmiştir.
Kendisi İlahiyatçı olmamasına rağmen Umre ve Hac ile alakalı yeterli bir malumata da sahiptir. Bu onun işini ne kadar çok sevdiğinin ve değer verdiğinin de bir göstergesidir.
Bir rehber hocanın bilmesi gerektiği kadar da Umre ve Hacc’ın menasikine, ahkamına vakıftır.
Rahmetlinin bu mevzuda hazırlamış olduğu bir rehber çalışma kitapçığı da vardır. Onun hatırasına ve sevaplarının ruhuna gitmesi için benim de adımdan bahsettiği kitapçığını onun anısına sizlerle paylaşmak istiyorum.
Kitabın başlığı
“RABBİMİZ (CELLE CELALUHU) HAZRETLERİNİN DAVETLİSİ OLARAK, HACC’A VE UMRE’YE GİTME ŞEREFİYLE ŞEREFYAB OLAN HAKK DOSTLARINA İTHAF ETTİĞİMİZ, MUHTEŞEM TABLOLAR HALİNDE KIRIK DÖKÜK İFADELERİMİZİ TAKDİMİMİZDİR. Alâaddin Nâdir Kıdar – Bornova/İzmir”
Hocaefendi’nin “nadir insan” diye hitap ettiği, gerçekten ender bulunabilecek şahsiyetlerdendir Alaattin Kıdak…
Alaattin Kıdak hiç kimsenin kalbini kırmaz, hizmet adına teklif edilen hiçbir şeye hayır demez, hizmetten başka sözlere ve konuşmalara fazla iltifat etmez, arkadaşları içerisinde daima mütevazı ve Rabbine karşı da samimiyetle âbid olan bir şahsiyettir Alaattin Kıdak…
Bir insanın salih olduğunun ve ahirete iyi bir akibetle gittiğinin alametlerinden bir tanesi de onun cenazesinde, o bölgenin en salih insanlarının bulunmasıdır. Arkasından herkesin onu hayırla yad edebilmesidir.
Alaattin Kıdak’ın cenazesinde bütün salih insanlar vardı ve kendisine mikrofon uzatılan herkes onu methetmekten kendini alamıyordu. Bunda riyakarlık ve sun’ilik olamaz.
Vefatından 20 gün önce ailem ile beraber Bornova’daki evine bir akşam ziyaretine gitmiştim. Onu çok neşeli ve canlı gördüm. Hala eski günlerdeki hatıratını yad ediyor ve sürekli hizmetlerden bahsediyordu. Benimle alakalı da bazı hatıralarını kaydettiğini söyleyip, bazı bölümlerini bana anlatmıştı.
Hocaefendi ile alakalı onun yığın yığın hatıraları vardı. O akşam bazı fasıllar açarak heyecanla ve yer yer gözyaşlarıyla da anlatıvermişti. Sakıp ağaya gidişlerini, Türkmenistan’dan aldığı bir kısım ödüllerini gösterirken oldukça heyecanlanmış ve ağlamıştı. Türkmen kıyafetlerini giydiği zaman kendisinin fotoğrafını çekmiş ve o halini belgelemiştik.
Kendisine 20 Aralık’ta Pennslyvania’ya gideceğimi söyleyince çok heyecanlandı, gözleri doldu ve “Hocama selamlarımı söyleyin. Ellerinden öperim. Ona dua ediyorum ve dualarını bekliyorum.” dedi. Amerika’dan döndükten sonra da bizim eve ailesiyle birlikte geleceğini ve oradaki hatıraları beraberce paylaşmak istediğini ifade etti.
Fakir 20 Aralık’ta New York’a yaptığı seyahatten sonra 26 Aralık 2011 sabahı Boston’da bir otelde oradaki Türk arkadaşlarla cemaat halinde sabah namazını kıldıktan, arkasından cehri olarak tesbihatı topluca yapıyorduk. Sesi çok güzel ve yakıcı bir arkadaşın serzâkirliği içerisinde tesbihatı yaparken yanımda bulunan Mehmet Ali bey cep telefonundan internete bağlanmış ve haberleri süzüyordu. Ben de göz ucuyla onun telefonundaki haberlere baktığımda Alaattin Kıdak’ın vefat ettiğini büyük bir hüzün ve heyecanla öğrenmiş oldum.
Orada onun kadim dostu Aysal Aytaç bey de vardı. Senelerce aynı apartmanda komşu olarak yaşamışlardı. Tesbihattan ve sohbetten sonra kahvaltı esnasında bu acı haberi Aysal bey’e ulaştırdığımda çok üzüldü ve ağladı. Türkiye’ye ağlayarak taziye telefonu çekti. Orada bulunan cemaatle beraber gıyabi cenaze namazını da kılmış olduk.
Hocaefendi’nin huzurundan ayrılacağımız zaman müsaade için yanına vardığımızda, Alaattin ağabeyin selamını ve döndüğümde de benim evde buluşmak için sözleştiğimizi kendisine arz ettim. Ama ben gidince Alaattin ağabeyi bulamayacağım dedim ve heyecanlandım. Hocaefendi de bunu duyunca çok heyecanlandı ve her hangi bir hastalığının olup olmadığını sordu.
Hayatımın son günlerinde Alaattin Kıdak ağabey ile böyle bir bağlantımın olması beni çok mesrur etti ve ruhumun bu büyük şahsiyetlerle bütünleşmesi beni her zaman rahatlatmıştır.
Cenazesinde bulunamadığıma çok üzüldüm. Fakat gıyabi cenaze namazını kıldığımız ve vefatından 20 gün önce ziyaretine gidip hatıra fotoğrafları çektiğimiz için kısmen de olsa teselli buldum. Son fotoğraflarını neşretmek ve sizlerle paylaşmak benim için ayrı bir haz olacaktır.
Kendisine Allah’tan rahmet diliyor, arkada kalan başta muhtereme eşi ve değerli çocuklarına sabr-ı cemil ile beraber hayırlı, bereketli ve uzun ömürler diliyorum.
Ruhun şâd olsun, mekanın ve makamın cennet’ül firdevs olsun Alaattin ağabey… Senin salihat defterin açık. Arkada bıraktığın iz ve eserler sayesinde sana daima sevaplar gelecektir. Bizlere iyi bir örnek oldun ve iyi hatıralar ve izlerle Allah huzuruna çıktın. Biz de sana kavuşacağız…
Necdet İçelBu haber 12/01/2012 tarihinde eklenmiştir.