Günün Sözü: *Ağır sözler, ağır özlerden çıkar.
Sitede şu an 22 kişi var. Toplamda 3,497,436 kişi tarafından ziyaret edilmiştir.
ARAMA:


'Temizlik İmandandır' Hadis midir?

TEMİZLİK İMANDANDIR HADİS MİDİR?

Hocaefendi, Sonsuz Nur cilt 2 “mevzu hadisler” bahsinde, “temizlik imandandır” sözünün manaca doğru dahi olsa hadis olmadığını söylüyor. Üstad Bediüzzaman ise 30. Lem’a’da aynı sözü hadis olarak ifade ediyor. Bunu açıklar mısınız?

Değerli kardeşim,
Nezafet; temizlik, paklık, pakizelik manalarına gelir. Taharet kelimesi ise; temizlik, nezafet, temizlenmek manalarınadır. Fıkıhta ise; habes, necaset denilen maddeten en pis şeylerin veya hades denilen şer’i bir maninin zevalidir.
Görüldüğü gibi nezafet ile taharet aynı manalarda da kullanılabiliyor.
Onun için hadis rivayeti açısından hadis bilmânâ caiz görülmüştür.
Üstad hazretlerinin yanında “kütüb-ü ehadisiye” olmadığı için, kendisi de “hadis bilmânâ”yı caiz görmüştür.

19. Mektub’un başındaki ihtar;
“Şu risalede çok ehâdis-i şerife nakletmişim. Yanımda kütüb-ü hadisiye bulunmuyor. Yazdığım hadislerin lâfzında yanlışım varsa, ya tashih edilsin, veyahut “hadis-i bilmânâdır” denilsin. Çünkü, kavl-i râcih odur ki, "Nakl-i hadis-i bilmânâ caizdir." Yani, hadisin yalnız mânâsını alıp, lâfzını kendi zikreder. Madem öyledir; lâfzında yanlışım varsa, hadis-i bilmânâ nazarıyla bakılsın.”

19. Mektuptaki mucizat bahsindeki rivayetlerin bir kısmı “hadis bilmânâ” olduğu gibi, bahsettiğiniz 30. Lem’adaki “Kuddüs” isminde geçen bu hadiste “hadis bilmânâ” olarak rivayet edilmiştir. Bahsettiğiniz gibi Hocaefendi’nin de tespit ve ifadesiyle اْلإِيمَانِ مِنَ اَلنَّظَافَةُlafzında bir hadis yoktur.
Tırmizi’nin Edep kitabında “İnnallahe nazîfûn yuhibbun nezâfe = Muhakkak ki Allah naziftir, nazifleri sever”1 şeklinde nezafetle alakalı bir hadis-i şerif vardır.

Üstadın hadis bilmânâ olarak rivayet ettiği hadis, rivayetler açısından اْلإِيمَانِ شَطْرُ اَلطُّهُورُ
“ Tuhûr, (yani, maddî temizlik ve tevbe, istiğfar, münâcât, murâkabe, muhasebe ve ubûdiyetle gerçekleştirilecek mânevî temizlik) imanın yarısıdır.”2 şeklindeki lafızla rivayet edilmiştir.

Bazı âlimler, rivayet bi'l-mânâyı belli şartlarda tecviz etmişlerdir ki, bu şartları şöyle sıralayabiliriz:
a) Ravi, lisana tam mânâsıyla vâkıf olmalıdır. Lisana vâkıf olmayan, lisandaki nüansları bilmeyen bir insanın, Efendimiz'den (sallallâhu aleyhi ve sellem) intikal eden beyanları, sözleri anlayabildikleriyle: "Efendimiz (sallallâhu aleyhi ve sellem), şöyle demişti." deyip rivayet etmesi caiz değildir. Aslında ravi, mânâya da vâkıf olmalıdır.

b) Ravinin mânâyı karşılamak üzere koyduğu kelime, siyak ve sibak arasında, hadise ve dile vâkıf, hüşyâr üstadlar tarafından, farklılığı sezilmeyecek kadar yerinde olmalı ve asıl kelimenin müradifi olup, aynı mânâya delâlet etmelidir.

c) Hadisin lafzı bütün bütün unutulmuş olması hâlinde ancak böyle bir şeye başvurulmalıdır ki, Efendimiz'e (sallallâhu aleyhi ve sellem) ait hazine hiç olmazsa özü itibarıyla zayi olmaktan kurtulsun ve: مَا لاَ يُدْرَكُ كُلُّهُ لاَ يُتْرَكُ كُلُّهُ "Hepsi elde edilmiyor diye bütünü de terk edilmez." fehvâsınca, sünnetten istifade edilebildiği kadar istifade edilsin.

1. Hadislerdeki Lafız Farklılıkları
Burada şu hususu da belirtmeliyiz ki; "rivayet bi'l-mânâ" sahasına girmemekle beraber, bazı hadis-i şerifler, değişik lafızlarla da rivayet edilmiştir. Meselâ, günde beş vakit namazda, en azından farzlarda yirmi defa okuduğumuz "et-Tahiyyât" bunlardan biridir.

Bir sûre gibi sahabe-i kirama belletilmiş dualardan biri olan ve Hanefilerin, pek çok Kûfelilerle birlikte, İmam Evzâî'nin, Süfyan-ı Sevrî'nin, İbn Mesud'dan gelen rivayetle okudukları ve cumhur-u ulemâya göre en faziletli Tahiyyât'tan3 başka; İmam Şafiî'nin İbn Abbas'tan rivayet ettiği az değişik bir "Tahiyyât" ki, bunda, "et-Tahiyyât"tan sonra araya "el-Mübarekât" girmiş ve aradaki 'vav' (و)lar düşmüştür.4 Ayrıca Hz. Ömer'in minberden irad buyurdukları bir üçüncü Tahiyyât5 ve zayıf rivayetlerle gelen daha başka Tahiyyât'lar da vardır.6
Buradan hareketle bazıları: "Demek ki sahabe, Efendimiz'den duyduğu her şeyi kelimesi kelimesine bellemiyor.. ve belleyemediği, ya da unuttuğu bu kelimelerin yerine kendince uygun kelimeler koyduğu" iddiasında bulunabilirler. Fakat işin gerçeği hiç de öyle değildir.

Çünkü, namaz, bir rivayete göre hicretten üç, bir başka rivayete göre ise beş sene önce farz olmuş ve Hz. Ömer gibi, İbn Mesud gibi sahabenin ilkleri, en az on yıl günde beş defa Efendimiz'in (sallallâhu aleyhi ve sellem) arkasında namaz kılmışlardır.

Böyle bir iddia, bu hafıza dâhilerini -el-İyâzu billah- ahmak insanlar derekesine düşürmek olur. Allah Resûlü'nün arkasında bu kadar yıl namaz kılan, 23 yıl O'nunla beraber olan bu insanlara, bugün bile beş yaşındaki bir çocuğun ezberleyip, ölünceye kadar hafızasında tuttuğu bir şeyi "iyi belleyememe" ve "unutma" gibi bir ithamda bulunmak, tımarhanedeki delilerin bile ihtimal vermeyeceği bir hafifliktir.

Kaldı ki, Hz. Ebû Bekir döneminde Kur'ân resmen bir kitap hâlinde toplanırken, bu insanların hafızalarına da müracaat edilmiş; hafızalardaki ile yazılanlar karşılaştırıldığında, hiçbir farklığın olmadığı ortaya çıkmıştır. Dolayısıyla, hadisle alâkalı böyle bir iddia, neticede Kur'ân'ın sıhhatine de halel getirecek mahiyettedir.

Bu meselenin aslı şu olsa gerektir: Kur'ân-ı Kerim, hadis‑i şeriflerde de ifade olunduğu gibi: "Yedi harf üzere nazil olmuştur."7 Burada, bu yedi şeklin münakaşasını yapacak değilim. Ancak, Kur'ân, Allah'ın o ümmî kavme, ilâhî rahmeti olarak, yedi şekilde edaya müsait bir tarzda inmiştir.
Aynı durum, hadis-i şerifler için de vâriddir. Allah Resûlü, kendisine inen âyetleri bir defasında bir vecihle okumuşsa, bir başka defasında bir diğer vecihle okumuştur. Tahiyyât'ı da aynı şekilde İbn Mesud'a bir vecihle talim buyurmuş, Hz. Ömer'e bir başka vecihle, İbn Abbas'a da üçüncü bir vecihle talim buyurmuştur. Öyleyse, Kur'ân-ı Kerim için "seb'atü ahruf" denilen yedi vecihle eda caiz olduğu gibi, hadis-i şerifler için de, değişik şekillerde O'ndan şerefsüdur olma söz konusu edilebilir. Bu itibarla da denebilir ki; Tahiyyât'ların ve onları ifade eden lafızların hepsi Allah Resûlü'ndendir.8
İşte Üstad’ın hadis bilmânâ olarak rivayetleri bu şartlara uygun olduğundan herhangi bir mahsuru yoktur. Zaten Üstad da bu husustaki mazeretini, yukarıda kaydettiğimiz “ihtar” başlıklı yazısında beyan etmiştir.
Selam ve dualarımla…
Necdet İÇEL

Kaynaklar:
1- Tırmizi, Edep; 41
2- Müslim, Taharet, 1; Tırmizi, Daavat, 86
3- Buhârî, ezan 148,150; Müslim, salât 55-59.
4- Müslim, salât 60; Ebû Dâvûd, salât 182; Tirmizî, mevâkît 100.
5- Muvatta nidâ 53-55; İbn Ebî Şeybe, el-Musannef 1/261; el-Hâkim, el-Müstedrek, 1/398.
6- Bkz.: Heysemî, Mecmeu'z-zevâid, 2/141-144.
7- Buhârî, fedâilü'l-Kur'ân 5; Müslim, müsâfirîn 264, 270.
8- M. Fethullah Gülen, Sonsuz Nur, c: 2, shf: 376

Bu yazı 03/02/2011 tarihinde eklenmiştir.
Bu yazı 808 kişi tarafından okunmuştur.

Bu haberi paylaşın

Yorum Yaz

Bilgileriniz
Yorumunuz
Güvenlik Kodu

 
Tweet Tweet