Günün Sözü: Kurban bize; '' Biz bu cihana sahip olmak için değil, şahit olmak için geldik.'' dersini verir.
Sitede şu an 54 kişi var. Toplamda 3,083,413 kişi tarafından ziyaret edilmiştir.
ARAMA:


Sünnete ittiba etmeyen velî olur mu?

Üstad hazretleri 11. Lem’a’nın 2. nüktesinde sünnet-i seniyyeye uymanın önemini anlatırken; “İmâm-ı Rabbânî Ahmed-i Fârûkî (r.a.) demiş ki: “Ben seyr-i ruhanîde kat-ı merâtip ederken, tabakat-ı evliyâ içinde en parlak, en haşmetli, en letâfetli, en emniyetli, Sünnet-i Seniyyeye ittibâı esas-ı tarikat ittihaz edenleri gördüm. Hattâ o tabakanın âmi evliyaları, sair tabakâtın has velîlerinden daha muhteşem görünüyordu.” diyor. Sünneti Seniyyeyi itibaı esas kabul etmeden, farklı yollarla nasıl has veli olunabilir? Yani Sünnet-i Seniyyede olmayan şeylerle (uzun zamanlar aç kalmak, et ve süt yememek, günlerce oruç tutmak, nefsi öldürmek için çivili yataklara yatmak, şiş batırmak vb.) has veli olunabilir mi?

Değerli kardeşim,

Velinin kim olduğu, Kur’ân-ı Kerîm’de;

الَّذِينَ آمَنُواْ وَكَانُواْ يَتَّقُونَ أَلا إِنَّ أَوْلِيَاء اللّهِ لاَ خَوْفٌ عَلَيْهِمْ وَلاَ هُمْ يَحْزَنُونَ

İyi bilesiniz ki Allah’ın velîlerine korku yoktur, onlar üzüntüye de uğramazlar. Onlar iman etmiş ve Allah’a karşı gelmekten sakınmış olanlardır.”1 ayetleriyle anlatılmaktadır.

Bizler, örf-ü nassta veli dendiği zamanda farklı şekillerde algılarız. Çok defa, yaşlı, sakalları gür ve uzun, cübbeli, post üstüne oturmuş ve kerametler gösteren şahıs olarak tahayyül ederiz. Halbuki Cenâb-ı Hakk veli olmanın üç şartına dikkat çekmektedir; Allah’tan başkasından korkmayacak, kadere çok sağlam inandığı için başına gelenlerden ve hizmet dümeni bozulmasından da mahzun olmayacak, sağlam iman etmiş olarak fevkalade ve ileri seviyede müttakilerden olacak.

Veli için, Allah korkusu her korkuyu silmiş olduğu için başka korku kalmamıştır, müjdeler vardır. İlerisi daha güzel olduğu için de geçmişle ilgili hüzün yoktur.

Evliyaullah ünvanı, Allah'a dost olanlar, Allah için dost olanlar, Allah için birbirlerine destek olanlar gibi mânâlara gelebilir.
Velayet, muhabbet, dostluk, yardım ve vekaleten onun işine bakmak gibi anlamlar ifade eder.

Bu ünvana kimlerin layık oldukları hakkında tefsir âlimlerinin naklettikleri bazı rivayetler vardır;

Resulullah'a, evliyaullahın kimler olduğu sorulunca şöyle buyurmuştur: “Onlar öyle kimselerdir ki, görüldükleri zaman Allah zikrolunur yad olunur.”2

Başka bir rivayette ise "Görülüvermelerinden dolayı Allah hatırlanır."3
Yakınlarında bulunmak, halleri, duruş ve davranışları derhal Allah'ı hatırlatır. Ki, Abdullah b. Abbas "semt ve hey'et"leri yerine "ihbat ve sekinet", yani, duruşları ve yürüyüşleri şeklinde tefsir etmiştir. Bunların dünya malına kazanç yollarına sevgi ve düşkünlükleri yoktur. Ancak Allah için, Allah'ta sevmek ile birbirlerine sevgi ve dostluk gösterirler.4

“Allah uğrunda birbirini seven kimseler" oldukları da rivayet olunmuştur.5
Nitekim Ömer b. Hattap’tan (r.a.) rivayet olunmuştur ki, Resulullah (sav) şöyle buyurmuştur: “Allah'ın kullarından bir takım insanlar vardır ki, enbiya değiller, şehitler de değiller, amma kıyamet gününde Allah katındaki makamlarından dolayı onlara nebiler ve şehitler imrenerek bakacaklardır"
"Bunlar kimler? Ve ne gibi hayırlı ameller yapmışlardır? Bize bildir de biz de onlara sevgi ve yakınlık gösterelim, ya Resulallah!" dediler.

Resulullah: "Bunlar bir kavimdir ki, aralarında ne akrabalık, ne de ticaret ve iş ilişkisi olmaksızın, Allah ruhu ile Allah'ta sevişirler. Vallahi yüzleri bir nur ve kendileri de nurdan birer minber üzerindedirler. İnsanlar korktukları zaman bunlar korkmazlar, insanlar mahzun oldukları zaman bunlar hüzünlenmezler.”6 buyurdu ve hemen bu âyeti okudu:
““İyi bilesiniz ki Allah’ın velîlerine korku yoktur, onlar üzüntüye de uğramazlar.”7


Velinin ve velayetin bir başka yönü ise; “iman etmişlerdir ve ittika eder dururlar”8 Tam bir iman ile ilâhî emirleri ve hükümleri ifa ve icraya devam ederler. Kendilerinden Allah rızasına aykırı bir hâl, bir durum sadır olmaması için dikkat ederler, her türlü haramdan ve şüpheli şeylerden sakınırlar. İşte evliyaullahın hakiki tarifi budur. Birinci derecesi mümin cinsinden olmak, ikinci derecesi de Allah korkusundan dolayı ittika hasletine sahip olmaktır ki, bunlar onların Allah'a yönelmeleridir.

Görüldüğü üzere velayetin şartları ve çerçevesi bu ayetlerde bizzat Hz. Allah tarafından çizilmiştir. Bu hususlardaki samimiyet ve ibadetteki derinlik inançlı insanlarda veli olmaya sebebiyet verebilir.

Şurası da muhakkaktır ki, velayetin de kendi içerisinde mertebeleri vardır ve bu husus 5. Mektup’ta farklı yönleriyle anlatılmaktadır.

Sorunuzda da geçtiği gibi, evliya tabakaları içerisinde en parlağı sünnet-i seniyyeye ittibaı esas alanlar olduğu, verdiğiniz kaynakta açık bir şekilde anlatılmaktadır. Tabii ki sünnet-i seniyyenin dışında da dinin diğer inanç ve ahkamlarını farklı şekillerde yaşamak suretiyle de bir mü’min veli olabilir. Riyazat tarikiyle, nefsini öldürme yönleriyle velayet de mesafe de katedebilir. Üstad hazretleri bu ifadeleriyle bu yollarla da veli olabileceğine dikkat çekiyor. Hatta Hıristiyanlarda bile belli ölçülere dikkat etmek şartıyla veliler de olabilir. Üstad bu hususu şöyle anlatmaktadır;

“Sultan Mehmed Fatih'in zamanında hikâye edilen meşhur ve mânidar Cibali Baba kıssası nevinden olarak, bir kısım ehl-i velâyet, zâhiren muhakemeli ve âkıl görünürken, meczupturlar. Ve bir kısmı dahi, Bazen sahvede ve daire-i akılda görünür, Bazen aklın ve muhakemenin haricinde bir hale girer. Şu kısımdan bir sınıfı, ehl-i iltibastır, tefrik etmiyor. Sekir halinde gördüğü bir meseleyi hâlet-i sahvede tatbik eder, hata eder ve hata ettiğini bilmez. Meczupların bir kısmı ise, indallah mahfuzdur, dalâlete sülûk etmez. Diğer bir kısmı ise mahfuz değiller; bid'at ve dalâlet fırkalarında bulunabilirler. Hattâ kâfirler içinde bulunabileceği ihtimal verilmiş.”9

Şiş batırma meselesine gelince; onun velayetle kerametle her hangi bir alakası yoktur. O sadece riyazatla, ruh gücü kazanma ve konsantrasyon ile yapılan metafizik bir hadisedir.

Veli olmanın şartı iman, Allah’ın emirlerine itaat (salih emel), ve nehiylerinden kaçınma (takva)dır.

Sorduğunuz için teşekkür eder, sünnet-i seniyyeye ittiba ederek velayetinizin artmasını dilerim.

Necdet İçel

1. Yunus; 62-63
2. İbn-i Mace, Zühd, 4
3. Suyuti, Ed-durru’l Mensur, c: 4, shf: 370
4. Ebu Davud, Sünnet, 2
5. Müslim, Birr, 38
6. Hakim, el-Müstedrek, c: 4, shf: 170
7. Yunus; 62
8. Yunus; 63
9. Bediüzzaman Said Nursi, Mektubat, 26. Mektup, Dokuzuncu mesele

Bu yazı 11/01/2012 tarihinde eklenmiştir.
Bu yazı 150 kişi tarafından okunmuştur.

Bu haberi paylaşın

Yorum Yaz

Bilgileriniz
Yorumunuz
Güvenlik Kodu

 
Tweet Tweet
Albümler