Günün Sözü: *Ağır sözler, ağır özlerden çıkar.
Sitede şu an 22 kişi var. Toplamda 3,497,413 kişi tarafından ziyaret edilmiştir.
ARAMA:


SALİH ZEKİ PEKER

Müslümanların üzerine gurbetlerin çöktüğü zaman dilimlerinden bir dilimi yaşıyorduk. 1972li yıllar... 1971 muhtırası olmuş, içeriye alınmadık şuurlu insan kalmamıştı. İzmir'de görülen 52 maznun davası devam ediyordu. Ben de bir çocuk veya genç olarak, Aydın İmam-Hatip lisesinde okuyordum. Birkaç arkadaşımla bir evde kalıyordum. Yani Aydın'ın ilk açılan 'Işık evi'nde.

Muhtıra ve sonrasındaki baskıları bütünüyle hissediyordum. İçimde burkuntular birbirini takip ediyordu. Her gün bir yerlerde 'Nur ayini yaparken şu kadar insan yakalandı. Suç aletleri; kitap, tespih, takke vs.' diye yayını tekelinde bulunduran devletin radyosundan duyuruluyordu.

Babamdan aldığım ruhla, ruhum çok ama çok yaralanıyordu. 'Gençlik, bu İslam davasına sahip çıkmaz ise, bu dava payidar olmaz.' sözünü hatırlıyor, farklı düşüncelere dalıyordum.

Aydın'da idim. Liselerdeki, sanat okulundaki, Ortaklar öğretmen lisesindeki talebeler ile meşgul oluyordum. İzmir ile de münasebetlerimiz vardı. İzmir'deki parlayan iman ve Kur'an hizmeti, bir meş'ale gibi etraf-ı âleme dağılıyordu. Manisa'da ve Aydın'da talebe bazında İzmir ile alakalı olan bir hizmet vardı.

Denizli, Aydın'a komşu bir şehirdi. 'Acaba bu hizmetler Denizli'de olamaz mı?' diye sık sık düşünürdüm.

Kaldığımız ev maddi imkanlar noktasıyla gayet mütevazi idi. Gelip gidenimiz çok oluyordu.

Bir gün Denizli'den üç misafirimiz geldi. İzmir'e gidiyorlarmış. İçlerinden birisi konuşmasıyla, endamı, neşesi, tebessümüyle hemen dikkatimi çekiverdi. İşte o insan 'Salih Zeki Peker' idi. Biz ona 'Salih Zeki Hoca' derdik. Sonraları da öyle demeye devam ettik.

Dikkatimizi çeken özellikleri ve güzellikleri vardı:

Çok rahat bir insandı. Yanında herkes rahat ederdi.

Herkesle her an diyaloğu olabilen, anlaşıp uzlaşabilendi.

Ehl-i ilimdi.

Gayet fıtri ve tabii idi ki saçlarını bazen uzatır, daha da uzatır ve bazen de kısaltırdı.


1977 seneleriydi... İzmir'de Bozyaka'da Fethullah Gülen Hocaefendi'nin hadis dersini takip ediyorduk. Günlerden birgün cumartesi sabahıydı... Etraftan gelen misafirler de vardı. Salih Zeki hocam da elinde hadis kitabıyla derse iştirak etti. Çok uzun ama bakımlı ve güzel görünen saçları vardı. Herkes ona tuhaf tuhaf baktı. Fakat Hocaefendi ise ona iltifat etti. 'Ne güzel olmuş. Peygamberimiz (SAV) de saçlarını uzatırdı.' dedi.

'Denizli'de gençler bu hizmete sahip çıkarlar mı?' diye beklerken o, ilklerden oldu. Hayatının hiçbir döneminde de vefasızlık yapmadı.

Salih Zeki hocamın herkesle uyumu iyiydi. Hiç kimse ile cedelleşmez, hiçbir kimse ile de problemi olmazdı.

Hadiselere hep iyi yönünden bakar, güzel değerlendirmeler yapardı. 'Güzel gören, güzel düşünür, güzel düşünen hayatından lezzet alırdı.'

Kendisiyle barışık olduğu için, diğer insanlarla da barışıktı. Hiç kimse ile probleminin olduğunu hatırlamıyorum.

Hizmet adına kaldığı yerlerde iyi izler bırakmış, ayrıldığı zaman oradaki arkadaşlar üzülmüş ve daha sonra da arayıp, hayırla yâd etmişlerdir.

Salih Zeki hocam, artık benim can dostum olmuştu. Kaynaşmamız da sür'atli olmuştu. O herkesle de öyleydi.

Denizli'den İzmir'e geçerken, Aydın'da bize uğruyor, bazende İzmir'e beraber gidiyorduk.

İzmir Yüksek İslam Enstitüsü yollarında beraberdik. O bizden bir sınıf önceydi. Okulda öğleye kadar tedrisat vardır. Günlük yoklama sistemi işletilirdi. O hemen hemen her gün son derse gelir veya yetişir, giremediği derslerin karşılığına kendisi parafa yapar, okula öyle devam ederdi.

Ben Mersinli Yeni Cami'de kalırdım. Cuma günleri o camide va'z ederdim. Salih Zeki hocam, patlıcanlı yokuşunda üç katlı bir evde arkadaşlarıyla kalırdı.

Ara sıra ziyaretine gider, misafiri olurdum. Beni kendi yatağında istirahat ettirirdi. Soğuk bir kış günüydü. Odasında ısıtma sistemi yoktu. 'Ben soğukta yatamam' dedim. 'Yatağa gir gir orası sıcak' dedi. Girdim sıcacık. Meğer elektrikli battaniye varmış. Bende hayatımda ilk defa böyle bir şey duydum ve tabii ki ilk defa elektrikli battaniyede yatıyordum. Hayatımdaki ilklerden olması itibariyle unutulmazlardandır.

O bizden bir sene önce mezun olup vazife aldı, hizmete gitti. Kırkağaç ve Manisa merkezde talebeler okuttu.

O kalenderliğine ve karakterinin yüksek olduğuna herkes tanıklık etmiş, takdirle yâd etmişlerdir.

Bir sene sonra fakir de mezun olup uzaklara gidince, araya bir de 12 eylül askeri darbesi girdi ve uzun süre birbirimizden haber alamadık.

1984 yılının sonlarında Samsun'dan tayinim Denizli'ye çıktı. 'Denizli problemli bir yer' denirdi. 'Hizmet için gidenler orada bozuk para gibi harcanırlar' deniyordu bana.

Gittiğimde Salih Zeki hocamın da orada ticaret ile meşgul olduğunu gördüm. Tabii ki çok sevindim.

Arzulananı orada bulamıyordum. Başarmam için güçlü destekçilere ihtiyaç vardı. Psikolojik olarak kuvve-i maneviyeye ihtiyaç vardı. Bir gün kalabalık bir hey'ette; 'Ben ne emrederseniz, ne vazife bana düşerse, yirmi dört (24) saat emrinizdeyim.' deyiverdi Salih Zeki hocam. Bu hem Denizli tarihi için önemliydi, hem de o konumda bir insanın bunu o hey'ette söylemesi...

Bence Denizli'de kırılma noktası bu olmuştu.

Aynı sözleri orada oturan diğerleri de söylemeye başladılar, problemler bitti... Her iş en iyi şekilde işlerlik kazandı, kazanma yoluna girdi.

Ruhun şad, mekânın cennet olsun Salih Zeki hocam!

Denizli hatıratımı (Salih Zeki hocam ile alakalı) anlatmakla bitiremem.

Salih Zeki hocam ticaret yapıyordu ama başaramıyordu. Herhalde 'ehl-i ilmin ve ehl-i hizmetin ticarete girmesi istenmiyordu.'

Bunu kendisine kaç defa anlattım. 'Evet, evet' diyordu.

Denizli ve Manisa hayatımdan sonra Adana'ya tayinim çıktı.

Salih Zeki hocamın da tayininin Mersin'e çıkması için meşgul oldum. Tayini çıktı, geldi ve Mersin'e yerleşti.

Adana-Mersin bağlamında çok güzel yıllarımız geçti. Mersin'deki arkadaşlar kendisini çok sevdiler, halâ onu hayırla ve rahmetle anarlar...

Adana kebabını ve şalgamı çok severdi. Baştan şalgama alışamamıştı, içemiyordu. Sonraları şalgamsız sofraya oturamaz hale gelmişti.

Beraber çok seyahatlerimiz oldu. Kıbrıs'a gittik. Yetkililerle görüştük. Lefkoşa Cumhuriyet meydanında Zaman gazetesinin tertiplediği 'Karabağın Kara Günleri' sergisini açtık.

Cumhurbaşkanı Denktaş, Meclis başkanı Hakkı Atun ile görüştük. Bütün o zevat-ı kiram ile çok iyi diyalog ve dostluklarımız oluverdi.

Ben ondan önce ayrıldım Adana'dan. Yolda kaza geçirdim. Çok sık ziyaretime geldi.

Sonra duydum ki onun tayini Ankara Polatlı'ya çıkmış. Ben de biraz iyi olunca Kırıkkale'ye tayin oldum. Komşu sayılırdık. Gelip gidiyorduk birbirimize.

Beni Polatlı'ya 'Eğitim' ile alakalı konferansa davet etti. Ona ayrı bir sevgim olduğu için icabet ettim. Güzel bir organizasyon yapmıştı. Fevkalade başarılı ve sempatik idi.

Küçük ile küçük, büyük ile büyük olmasını başarabilenlerden idi.

Salih Zeki hocam daha sonra Nil A.Ş'ye tayin oldu. Çok sevdiği kitap basımıyla alakalı hizmetlerle meşguldü. 1995'lerde İzmir'de kaldı. Ben de İzmir'deydim. Çok sık beraber oluyorduk.

Bir gün bana: 'Hocam siz niye kitap yazmıyorsunuz? Herkes yazıyor, siz pekala bu işi yapabilirsiniz.' dedi ve iştahımı açtı, şevkimi arttırdı. Benim vaiz olmam münasebetiyle diyanete gönderdiğim vaaz risalelerim vardı. Altı bölümden müteşekkildi. Gösterdim. 'Bunları bir kitap olarak basarız, güzel olur.' dedi. İlk kitabım olan 'İnsan Varoluş ve İslam' kitabım böylece ortaya çıktı.

Salih Zeki Peker'in benim gönlümde gerçekten çok ayrı yeri var. Hatıralarımızda daima yaşayacak.

Günahlarının mağfur, kabrinin pürnur, makam ve mekanının cennet olmasını dilerim.

Başta oğlu Muhammet Fatih Peker olmak üzere, diğer çocuklarının da onun izinden gidip, onun hizmet sancağını devam ettireceklerine inanıyorum.

Bütün dostlarına selamlar...

Necdet İÇEL

15/10/2008

Bu yazı 26/04/2010 tarihinde eklenmiştir.
Bu yazı 859 kişi tarafından okunmuştur.

Bu haberi paylaşın

Yorum Yaz

Bilgileriniz
Yorumunuz
Güvenlik Kodu

 
Sayfalar: 1
Tweet Tweet