Rükû ve secdede yapılan dua
Rükûda “Sübhane Rabbiyel Azîm” ve secdede “Sübhane Rabbiyel A’lâ” diyoruz. Rükûda ve secdede Allah’ın hangi büyük icraatını anlamalıyız?
Değerli kardeşim,
Abdullah ibn-i Abbas’tan gelen bir rivayette Resulullah (s.a.s) buyurdular ki; “Haberiniz olsun, ben rükû ve secde halinde Kur’ân okumaktan men edildim. Öyleyse rükûda Rabbi tazim edin, secdede ise dua etmeye gayret edin. Zira secdede iken yaptığınız dua icabet edilmeye layıktır.” Müslim, Salat, 207 (479); Ebu Davud, Salat, 152 (876)
Efendimiz (s.a.s) rükûda iken “Fe azzimû… (Rabbe tazim edin)” buyurduğu için rükûda Allah’ın “El-Azîm” ism-i şerifine izafetle “Sübhane Rabbiyel Azîm” diyoruz.
Abdullah ibn-i Mesud’dan gelen bir rivayette Resulullah (s.a.s) buyurdular ki; “Sizden biri rükû edince, üç kere “Sübhane Rabbiyel Azîm” desin. Bu en az miktardır. Secde yapınca da üç kere “Sübhane Rabbiyel A’lâ” desin. Bu da en az miktardır.” Ebu Davud, Salat, 154 (886); Tirmizi, Salat, 194 (261)
Efendimiz’in (s.a.s) rükûya gittiği zaman okuduğu başka duaları da vardır. Mesela Hz. Cabir’in rivayetine göre Efendimiz rükûya gittiği zaman “Allahümme leke reka’tü, ve bike amentü, ve leke eslemtü, ve aleyke tevekkeltü, ente Rabbiye, haşaa sem’i ve basarî ve lahmî ve demî ve izâmî lillahi Rabbi’l-âlemin (Ey Allahım sana rükû yapıyorum, sana inandım, sana teslim oldum, sana tevekkül ettim. Sen Rabbimsin, kulağım, gözüm, etim, kanım ve kemiklerim âlemlerin Rabbi olan Allah önünde haşyette, tezellüldedir.)” Nesai, İftitah, 104 (2, 192)
Hz. Ali (r.a) anlatıyor: Efendimiz (s.a.s) secde ettiği vakit şöyle dua ederdi:
“Allahım sana secde ettim, sana inandım, sana teslim oldum. Yüzüm de, kendisini yaratıp şekillendiren, ona kulak, göz takan yaratanına secde etmiştir. Yaratanların en güzeli olan Allah ne yücedir” (Hacc; 14)
Resulullah’ın (s.a.s) teşehhüdle selam arasında okuduğu en son duası:
“Allahümmağfir li ma kaddemtü ve ma ahhartü ve ma esrertü ve ma a'lentü ve ma esreftü ve ma ente a'lemu bihi minni ente'lmukaddim ve ente'lmuahhir. La ilahe illa ente.” (Allahım geçmiş ömrümde yaptıklarımı, gelecekte yapacaklarımı, gizli işlediklerimi, aleni yaptıklarımı, israflarımı, benim bilmediğim fakat senin bildiğin kusurlarımı affet. İlerleten sen, gerileten de sensin, senden başka ilah yoktur) Müslim, Salatul-Müsafirin 201, (771); Tirmizi, Daavat 32, (3417, 3418, 3419); Ebu Davud, Salat 121, (760); Nesai, İftitah 17, (2, 130)
Sorduğunuz şekliyle meseleyi ele alacak olursak; namaz kulun Allah karşısında aczini, fakrını ve kusurunu görüp, Allah önünde hayret ve muhabbetle rükûya gitmesi ve secde etmesinden ibarettir.
Kul namazda kendi zaafını, mahlukatın aczini görüp kabul ederek Allah’ın namütenahi azamet ve kudreti karşısında “Allahuekber” deyim tazim ile rükûya gitmesi ve tesbih ile secdeye eğilmesinden ibarettir.
Namaz, kulun Allah’a karşı ihtiyaçlarını izhar ederek bütün ihtiyaçlarını veren Hz. Allah karşısında “Elhamdülillah” diyerek rükûya ve secdeye kapanmasından ibarettir.
“Namazın mânâsı, Cenâb-ı Hakkı tesbih ve tâzim ve şükürdür. Yani, celâline karşı, kavlen ve fiilen "SübhanAllah" deyip takdîs etmek; hem, kemâline karşı lâfzen ve amelen "Allahu Ekber" deyip tâzim etmek; hem, cemâline karşı kalben ve lisânen ve bedenen "Elhamdulillah" deyip, şükretmektir. Demek tesbih ve tekbir ve hamd, namazın çekirdekleri hükmündedirler. Ondandır ki, namazın harekât ve ezkârında, bu üç şey, her tarafında bulunuyorlar. Hem, ondandır ki, namazdan sonra, namazın mânâsını te'kid ve takviye için şu kelimât-ı mübâreke, otuz üç defa tekrar edilir. Namazın mânâsı, şu mücmel hulâsalarla te'kid edilir.” (Bediüzzaman Said Nursi, Sözler, shf: 42)
İşte bu çerçevede rükûda “Sübhane Rabbiyel Azîm” ve secdede “Sübhane Rabbiyel A’lâ” denmesi, kulu ibadette şöyle bir ufka yükseltir.
“Fıtraten bir cemâl-i bâkîye âyine-i müştak olan ruh-u beşer, şu azîm işleri yapan ve bu cesîm âlemleri çeviren, tebdil eden Kadîm-i Lemyezel ve Bâkî-i Lâyezâlin Arş-ı Azametine yüzünü çevirip, bu fânîlerin üstünde "Allahu Ekber" deyip, onlardan ellerini çekip, hizmet-i Mevlâ için el bağlayıp, Dâim-i Bâkînin huzurunda kıyam edip; "Elhamdulillah" demekle kusursuz kemâline, misilsiz cemâline, nihayetsiz rahmetine karşı hamd ü senâ edip; “Ancak Sana kulluk eder, ancak Senden yardım isteriz.” (Fatiha; 5) demekle muînsiz Rubûbiyetine, şeriksiz Ulûhiyetine, vezirsiz saltanatına karşı arz-ı ubûdiyet ve istiâne etmek; hem nihayetsiz kibriyâsına, hadsiz kudretine ve âcizsiz izzetine karşı rükûa gidip, bütün kâinatla beraber zaaf ve aczini, fakr ve zilletini izhâr etmekle “Sübhane Rabbiyel Azîm” deyip, Rabb-i Azîmini tesbih edip; hem zevâlsiz cemâl-i Zâtına, tegayyürsüz sıfât-ı kudsiyesine, tebeddülsüz kemâl-i sermediyetine karşı secde edip, hayret ve mahviyet içinde terk-i mâsivâ ile muhabbet ve ubûdiyetini ilân edip, hem bütün fânîlere bedel bir Cemîl-i Bâkî, bir Rahîm-i Sermedî bulup, “Sübhane Rabbiyel A’lâ” demekle zevâlden münezzeh, kusurdan müberrâ Rabb-i Âlâsını takdîs etmek…” (Bediüzzaman Said Nursi, Sözler, shf: 47)
Üstad Bediüzzaman’ın bu ifadelerinden rükû ve secdedeki bu dualarımızın ne manaya geldiğini anlamış olacağız.
Hayatınızın tesbih, tahmid ve tekbirlerle geçmesini diler, Allah’a emanet ederim.
Necdet İçel
Bu yazı 20/02/2012 tarihinde eklenmiştir.
Bu yazı 298 kişi tarafından okunmuştur.