Günün Sözü: *Ağır sözler, ağır özlerden çıkar.
Sitede şu an 26 kişi var. Toplamda 3,497,377 kişi tarafından ziyaret edilmiştir.
ARAMA:


Nûr'un kahramanı Hâfız Ali

Nur Risalelerinin şehit kahramanı Hafız Ali 1898’de Isparta İslamköy'de dünyaya geldi. 1944 senesinde ise Denizli'de ebediyete göçtü.

Kabre girdiği zaman münker ve nekir’in suallerine Denizli hapishanesinde te’lif edilen Meyve Risalesinde anlatılan hakikatlerle cevap verdiğini, Üstad Bediüzzaman ifade etmektedir.

“Sarf ve nahiv ilmini okuyan bir medrese talebesinin vefat edip, kabirde Münker ve Nekir'in: "Men Rabbüke" (Senin Rabbin kimdir?) diye suallerine karşı, kendini medresede zannedip nahiv ilmiyle cevap vererek, "Men mübtedâdır, Rabbüke onun haberidir. Müşkül bir meseleyi benden sorunuz, bu kolaydır" diyerek, hem o melâikeleri, hem hazır ruhları, hem o vâkıayı müşahede eden orada bulunan bir keşfü'l-kubur velîsini güldürdü ve rahmet-i İlâhiyeyi tebessüme getirdi. Azaptan kurtulduğu gibi, Risale-i Nur'un bir şehid kahramanı olan merhum Hâfız Ali, hapiste Meyve Risalesini kemâl-i aşkla yazarken ve okurken vefat edip kabirde melâike-i suale mahkemedeki gibi Meyve hakikatleriyle cevap verdiği misilli, ben de ve Risale-i Nur şakirtleri de, o suallere karşı Risale-i Nur'un parlak ve kuvvetli hüccetleriyle istikbalde hakikaten ve şimdi mânen cevap verip onları tasdike ve tahsine ve tebrike sevk edecekler inşaallah.”1

Bediüzzaman hazretlerinin “İslamköy’ünden çıkacak bir kahraman” dediği zât Hafız Ali’dir. Bazılarının zannettiği ve dediği gibi Demirel değildir.
Bu hususu 1974 senelerinde Sultanhisar’da Hasan Atıf Egemen Hoca hayattayken kendisine “Üstad’ın İslamköy’ünden çıkacağını söylediği kahraman Demirel’dir diyorlar. Siz buna ne diyorsunuz?” diye sormuştum. Hasan Atıf Hoca celallenerek kendi el yazmasıyla Mektubat kitabının arasından bir dosya kağıdı getirdi ve bize okudu; Ben de sizin bana sorduğunuz gibi Üstad’a sormuştum. “Üstadım İslamköy’ünden çıkacak kahraman kimdir?” Üstad da bana “bu diyeceğimi yaz gardaşım!” dedi ve ben de yazdım; “İslamköy’ünden çıkacak kahraman Hafız Ali’dir.”
Bize göstermiş olduğu dosyada bu yazı vardı.

Hafız Ali kahramandır çünkü 17 Mart 1944'de kaldırıldığı hastanede Üstad'ına bedel kendini feda etmiştir. Üstad hazretleri de bir mektubunda “Benim yerime Denizli hapishanesinde şehiden vefat eden Hafız Ali…” tabirini kullanmıştır;
“…Gizli düşmanlar beni zehirlediler. Ve Nur'un şehid kahramanı merhum Hafız Ali benim bedelime hastahaneye gitti ve benim yerimde berzah âlemine seyahat eyledi, bizi meyusâne ağlattı.”2

Denizli'nin yetiştirdiği aziz Nur talebelerinden birisi olan Hasan Feyzi Yüreğil merhum, bu mübarek Nur Talebesinin kabrini ziyaretten sonra hislerini şöyle ifade etmişti:

"Şehid-i mağfur Hâfız Ali Efendi'nin kabr-i şerifini ziyaret:

Ey nur yolunun yolcusu, ey ruh-u münevver
Bu medfen-i pâkin ola ruhun gibi enver.
Ey ölmeyen, ey fidye-i üstad-ı mübarek
Razı ola Allah Teâlâ ve tebarek
Gönderdi selâm, bak sana Hazret-i Üstad
Hem ruh-u azizi dedi her dem ola dilşâd
Kur'an-ı Kerim uğruna fanideki hizmet
Bahş eyledi şimdi sana sonsuz ebediyyet
Yerlerde beşer, gökte bütün nurlu melekler
Her gün sunuyor ruhun için arşa dilek
Bu makbereler fahredecek haşre kadar hep
Emvata okut nüsha-i enver, aç yine mektep
Ey menba-i envar ve ey hafız-ı esrar
Ey canını canana veren zat-ı fedakâr
Hafız diye ben namını duydum o huzurda
Medhin okunur hem de bugün meclis-i nurda
Sun kevser-i safi, bize sensin yine saki
Bahş eylemiş Allah sana bir âlem-i baki
Sormam sana bir şey ne bugünden ne de dünden
Bir nokta okut sen bize esrar-ı ledünden"

İslâmköy'ü kendi köyü olan Nurs'la bir tutan Bediüzzaman, bu beldeye ve oralı Nur Talebelerine çok iltifat ve alâka gösteriyordu.

Mukaddes Kur'ân hizmetinin "Nur Fabrikası" da İslâmköy'de kurulmuştu. Bu fabrikanın sahibi ise Hafız Ali merhumdu.

Denizli Hapishanesinde mevkuf iken vefat eden Merhum Hafız Ali'nin Denizli Ağır Ceza Mahkemesinde söylediği ifadesidir.

"Efendim.

Ben Isparta hakim ve müddeiumumiliğinde hak ve hakikatın bütün bütün aksine olarak Risale-i Nur'a karşı asılsız bir ittiham gördüğümden Risale-i Nur'dan kaçmak değil; belki o ittihamdan çekinmek için sordukları suallere 'Ben değilim' dedim. Hatta o Müddeiumumi kanunsuz bana yemin vererek 'Risale-i Nur'da yazılı Hafız Ali sen değil misin?' dedi. Sükût edip yemin etmediğim halde sorgu hakimliğinde hamiyet-i İslâmiyeyi taşıyan âli bir vicdan hissettiğimden adalet ve hakikatın tecelli edeceğini ümit edip 'Risale-i Nur'da yazılı Hafız Ali benim' dedim. Ben Risale-i Nur'u hakaik-i imaniye ve Kur'âniye ve kevniyeyi kat'i bürhanlarla izah edip insanların yüzünü âhirete çeviren, dünyadan ziyade âhireti sevdiren mukaddes bir eser bulup ondan binlerce menfaat görmüşüm.

Garibdir ki: Bu sır iddianamede keşfedilip dünyayı unutturacak derecede telkinat-ı diniye verilmiş diye yazılı olduğu halde hem siyasî cemiyetçi, hem tarikatçı, hem de halkı hükûmet aleyhine teşvik ediyorlar diye olan ittihamlarla nasıl kabil-i te'lifdir.

Evet ben, Risale-i Nur'un hemen ekser parçalarını anlayarak okuduğum gibi Üstadım Said-i Nursi'nin de on iki seneye yakındır en gizli ve en ince esrarına kendimi vâkıf biliyorum.

Ben ne Risale-i Nur'da ve ne de Üstadımda emniyet ve âsayişe zarar verecek bir emare, bir meyil görmediğim gibi âsayiş ve emniyetin temel taşlarını onlardan öğrenip müddet-i ömrümde mahkeme safahatını ancak bu def'a gördüğüm gibi; şu benim gibi suçlu olarak huzurunuzda bulunan cemaat-i nuraniyenin de ifadelerinden benim gibi olduklarını da anladım.

İşte böyle sırf âhireti için Kur'an'ın İcaz-ı Manevisinden gelen Risale-i Nur'u okuyup kendi istifadesinde çalışan bir ehl-i Kur'ân ve ehl-i âhireti cezalandıracak birkanun tasavvur etmediğim gibi ittiham edildiğim siyasî cemiyetçilik ve tarikatçılık ve halkı hükûmet aleyhine teşvik etmek gibi suçlar ile hiç bir alâkam olmadığından yüksek mahkemenizden beraatimi isterim.
Hafız Ali ismiyle müsemmadır. Yani Kur’ân-ı Kerîm’in hafızıdır. O günkü ağır şartlar içerisinde yüzlerce insana Kur’ân öğretmiş ve hafızlık yaptırmıştır. Süleyman Demirel’in de çocukluğunda kendisinden Kur’ân öğrendiği söylenmektedir.
Hocaefendi ise Üstad’a ve talebelerine büyük bir değer ve hayranlık atfetmektedir. Bunları asrımıza bakan sahabe-i kiramın izdüşümleri olarak görmektedir. Değişik sohbetlerinde de bunu ifade etmektedirler.

Hafız Ali ile alakalı değerli ve kıymetli araştırmacı yazar Ahmet Ersöz bey’in “Kırklar Serisi” içerisinde kaleme aldığı 144 sayfadan ibaret olan dördüncü kitabı Hafız Ali ile alakalıdır. Işık yayınlarından 36. Kitap olarak çıkmıştır. İlk baskısı 1997 senesinde yapılmış ve sonra müteaddid baskılar yapılmış olmasına rağmen piyasada kalmamıştır. Kendisi yeniden tashih ederek baskıya gönderdiğini ifade etmişlerdir. İnşaallah en kısa zamanda Ahmet Ersöz’ün kaleminden Hafız Ali kitabını yeniden hep beraber okuyacağız.
Bizler için sadakatte, vefada, istikamette, dava yolunda şehit olmada, Allah’a kullukta vs. rehber olan bu ve buna benzer büyük zevatı rahmetle anıyor ve şefaatlerini diliyoruz.

Cenab-ı Hakk bizi onlardan eylesin…

Necdet İçel

1- On birinci Şua
2- Yirmi Altıncı Lem´a

Bu yazı 04/01/2012 tarihinde eklenmiştir.
Bu yazı 542 kişi tarafından okunmuştur.

Bu haberi paylaşın

Yorum Yaz

Bilgileriniz
Yorumunuz
Güvenlik Kodu

 
Tweet Tweet