Günün Sözü: *Ağır sözler, ağır özlerden çıkar.
Sitede şu an 28 kişi var. Toplamda 3,497,344 kişi tarafından ziyaret edilmiştir.
ARAMA:


Mozambik'te Kurban

MOZAMBİK 2011 KURBAN DEĞERLENDİRMESİ

Mozambik’ten sevgili ve can dostum, hocamız Asım Akın Işık bey bizlere kurban hatıralarını hem anlattı ve hem de yazıya dökerek, bizlere verme lütfunda bulundu.

Kurban öyle bir ibadettir ki, kulu hem Allah’a yaklaştırır ve hem de kulları diğer kullara yani insanları insanlara yaklaştırır. Kurban ibadeti kulu halkla ve hakla bütünleştirir. Bildiğimiz bu temel prensibin tatbikatını bu kurban bayramında bütün Türkiye’de özellikle Van Erçiş’de misalleriyle birlikte müşahade ettik. Özellikle çıktığım yurtdışı gezisinde Mozambik’te hem kavurma ve hem de et dağıtımında 65.000 ailenin sevindiğini ve birbirleriyle kaynaştığına şahit olduk.

Değerli kardeşim Asım Işık beyin kaleme aldığı ve bana gönderdiği kurban değerlendirmesini “sizden gelenler” bölümünde neşretmekte fayda gördüm. Aynen sunuyorum;

SOYADIMIZ KURBAN

“Adınız ne olursa olsun, soyadınız KURBAN olsun” parolasıyla başladık bu yıl kurban kampanyamıza. Mozambik’te faaliyet gösteren Söğüt Vakfımız artık bu ülkede Ramazan ve Kurban denince akla ilk gelen isim oluyor. Dört yıldır buraları unutmayan “Kimse Yok Mu Derneği” ile yine Avustralya’dan bu diyarlara el uzatan Feza Vakfını da unutmamamız gerekiyor.

Önce bir ihtiyaç tespiti yapacak ve hedef belirleyecektik. Mozambik’te 65.000 aileye kurban eti ulaştırma aşk ve heyecanı sarmıştı hepimizi. Işık süvarileri öğretmen ve belletmenlerimiz, civanmert esnaf ağabeylerimiz, şefkat kahramanı hanımlar, çikolata öğrencilerimiz, güzide velilerimiz ve gönüllü personelimiz dört gözle tatlı kurban telaşının yaşanacağı günleri bekliyorlardı.

KINALI GURUPLAR

Çok bereketli misafir kafilelerinin de bize katılacakları haberi ayrı bir şevk kattı herkese. Her yıl Mozambik’e 200-300 kurbanlık kınalı tosun gönderen Almanya’daki Türk iş adamlarımız bu yıl bizimle beraber bayram yapmak için 30 kişiyle geliyorlardı. Azerbaycan’dan çok samimi bir gurup Azeri esnaf abimiz ne heyecanla yola çıkmışlardı. Kanada’dan, Avustralya’dan, Adapazarı’ndan, İzmir’den kurban gönüllüleri kendi aileleriyle birlikte bayramı geçirme yerine gurbette bayramı tercih edip yollara dökülmüşlerdi.

Kurban kelimesindeki ‘Allah’a cc yakınlıkla birlikte insanlara yakınlık ve onlara da sevgi ve şefkatle el uzatarak yakınlaşma’ manasını, daha bu büyük bayramı idrak etmeden bütün kalbimizle hissetmeye başladık.

KURBANLARLA AÇILAN KAPILAR

TETE EYALETİNDE KINALILAR GEÇİDİ: En çok kesim ve dağıtım yaptığımız bu eyalette yine aynı kahramanımız sahnedeydi; Dona Margarita. Takdire şayan bir gayret ortaya koydu. 530 tane tosunu almak, kamyonlarla kurbandan 10 gün önce kesilecekleri bölgelere göndermek onun fedakârlığıydı. Üç yıldır birlikte çalıştığımız bu çikolata ablamız bu yıl yine gece gündüz o eyalette görevli arkadaşlarımızla bayram sonuna kadar durmadan dinlenmeden çalıştı. Başkent Maputo’dan 1800 km. uzaktaki bu eyalete giden 4 arkadaşımızın en büyük yardımcısı oydu.

NAMPULA’DA SÜLEYMAN SİRAJ BEY: 1992-96 Yılları arasında Ankara’ya devlet bursu ile Tıp Fakültesi okumaya giden Süleyman Siraj Bey’in annesi ve hanımı Malawi’li babası da Mozambik’li. Nampula şehrinde Sudan merkezli “Radyo Hak” isminde bir radyonun müdürü olarak çalışıyor. Bizimle rahat Türkçe konuşabiliyor. O eyaletteki kurban organizasyonumuzu onunla yaptık. Öyle heyecanlı ve sevinçliydi ki, “Siz çok büyük işler yapıyorsunuz, buralara kadar gelip kurban dağıtıyorsunuz. Biz size nasıl yardımcı olmayalım?” deyip yorumsuz, te’vilsiz bizim bütün isteklerimizi yerine getirmeye çalışıyordu. İki gün boyunca radyodan şu anons yapılıyordu:’ Mozambik’e Türkler geldiler, kurban eti dağıtıyorlar. Çocuklarınızın eğitimi için okullar açıyorlar. Onlara ne kadar teşekkür etsek azdır.’ Süleyman Bey Belediye başkanı, Vali, Milli eğitim müdürü, Savcı ve Hâkimlerle görüşüp arkadaşlarımızın da onları ziyaret etmesini sağlayıp hepsinin komple seferber olmasına vesile olmuştu. Bütün yetkililer “gelin, mutlaka bizim eyaletimizde de okul açın, geç kalmayın” diyor ve adeta yalvarıyorlardı.

QUELIMAQNE’DE HACI YUNUS İSMAİL VE FATMA TEYZE: 2011 Birleşmiş Milletler-TUSKON Az Gelişmiş Ülkeler Konferansına götürdüğümüz isimlerden birisiydi Yunus İsmail. Hint asıllı ama baba-dede doğma büyüme Mozambikli olan bu insan, yerel dilleri bilen, yaşadığı bölgeyi çok iyi tanıyan, seven ve çalışkan bir insan. Hiç yerinde duramayan ve heyecan dolu bir kişilik. Zambezi eyaletinin ticaret odası başkanı, Quelimane merkez cami dernek başkanı, 17 bin öğrencisi olan 220 medresenin bağlı olduğu vakfın birinci sorumlusu aynı zamanda. Kendisine ait Melamin fabrikası, Plastik fabrikası, otel vs. işyerleri mevcut. O bölgede bütün hayır hasenat işlerini Yunus Abi yürütüyor.

Kurban bayramından üç hafta önce ön hazırlık için gittiğimizde hacca gidecek olmasına rağmen iki gün boyunca bütün işlerini askıya alıp bize eşlik etti. Kurban organizasyonu kusursuz olması için bizimle birlikte oradan oraya koşturdu durdu. Daha sonra bizim arkamızdan sık sık telefon açıp rapor verirken; ‘Quelimane mütevellisi çalışıyor’ diye espri yapması bizi çok duygulandırdı.

Fatma Teyzemize gelince, bu şehirdeki kınalı organizasyonun gizli kahramanı oydu. Aşçı kadınların ayarlanması, kavurmaların hazırlanması, pişirilmesi, dağıtılması ve üç ayrı yerde dağıtımın problemsiz şekilde yapılması onun maharetiydi. Uzun yıllar önce eşini kaybetmiş olan bu annemiz çocuklarını edepli ve ahlaklı birer insan olarak yetiştirmek için çok çile çekmişti. “ Allah rızası için ta uzak diyarlardan buralara kadar gelen ve bizimle bayram yapmayı tercih eden sizlerin yaptıkları yanında bizimkiler hiç kalır” derken Bedir’de, Uhut’ta oradan oraya yaralılar arasında mekik dokuyan Hanım Sahabiler misali, kavurma dağıtılan yerler arasında koşuşturup duruyordu.

PEMBA’DA DİRİLİŞ MUŞTULARI: Allah cc gidilen her yerde kurban gönüllüleri ihsan ettiği gibi bu şirin sahil kentinde de bir dizi fedakâr gönüllü nasip etti. Özellikle bunlar arasında Yakup Osman Abimiz inanılmaz bir performans ortaya koydu. Yapılan kurban organizasyonuna bayılmıştı adeta. Tanzanya sınırındaki bu eyalette doğan büyüyen Osman Yakup, cömertliği ile de meşhur Hatem-i Tai gibi dillere destan bir insan. 11 farklı dil konuşabilen, uzun yıllar Portekiz’de okumuş, yaşamış ve Boğuyu-Batıyı çok iyi bilen birisi. Büyük bir esnaf ve Cabu Delgado eyaletinde satmadığı bir ürün yok gibi.

Birleşmiş Milletler-TUSKON programımızın yıldız ismiydi, Osman Yakup. Giderken Güney Afrika’nın Johennesburg şehrinde yapılan dev kompleks Nizamiye Külliyesinin Piri Ali Amcayı ziyaretten çok etkilenmiş ve adeta büyülenmişti. “Bu ihtiyar delikanlı benim ufkumu açtı” demişti. İstanbul’da çok kıymetli bir esnaf abimizin evinde yediğimiz yemekte de terk etmiş olduğu namazlarına yeniden başladı. “Kardeşim ben ölmüştüm, sizleri tanımadan önce bütün ümitlerim tükenmişti. Bu Müslümanlarla ve bu tarz Müslümanlıkla hiçbir yere varılmaz diyordum. Cami ve medreselerde aradığım modeli bulamıyordum. Bütün şeyh ve imamlarla kavgalıydım. Beni tatmin edemiyorlardı. Ama Fethullah Gülen’i tanıdım, onun fikir ve düşüncelerine vakıf olunca ideal Müslümanların ve gerçek Müslümanlığın yaşıyor olduğunu gördüm. Sizler İstanbul’da otelde 3 gün boyunca uyurken ben geceleri Hocaefendi’yi takip ettim, onu anlamaya çalıştım. Allah bana sizlerle tanışmayı nasip etti. Ve ben şimdi yeniden dirildim. Artık bu işin tamamlanacağına, Allah’ın nurunu hitama erdireceğine inancım tam. Ben de varım artık. Bana ne düşüyorsa hazırım. Okulsa okul, yurtsa yurt. Bu işin eğitimle olacağına aklım kesiyordu ama nasıl bir eğitim diyordum? O Johennesburg’taki ihtiyar delikanlı gibi eğitime adanmış ruhlarla ve sizin gibi yiğit delikanlılarla eski dünyanın yeni bir dünyaya değişeceğine inanıyorum”

% 90ı Müslüman olan, ezanların açıktan okunduğu, adım başı her kese rahatlıkla selam verebildiğimiz bu eyalette kesilen ve dağıtılan kurbanlar öyle hora geçti ki, keşke daha çok kesebilseydik de bu eyalette et almayan kimse kalmasaydı demekten kendimizi alamadık. Binlerce Amerikalı misyonerin cirit attığı bu Müslüman beldede daha çok kurban kesmek ve el uzatılmayan bir tek insanın kalmamasının zaruretine inandık. Osman YAKUP Abimizin hanımı Raziye Ablamız, ortağı ve kardeşi İkbal Abimiz, yardımcısı Abdüllatif Bey Pemba’da yapılan kurban organizasyonuyla adeta yeni dünyaya gelmişler gibi bin bir aşk ve heyecanla oraya giden ekibimiz işlerini bitirip dönünceye kadar kurban gönüllüleri olarak çalıştılar.

XAİ XAİ VE CHİBUTO’DA İKİ FEDAKÂR: Bu iki şehirde yazılan kurban destanlarının diğerlerinden farkı yoktu. Buralarda da Allah cc çok samimi gönüller ihsan etti. Gaza eyaletinin başkenti Xai Xai (ŞAY ŞAY)da Türkiye aşığı Muhammed Abimiz, Chibuto’da Abdurrahman Abimiz bayram boyunca kurbanla oturup kurbanla kalktılar. Yaptıkları şey alışık oldukları ve bildikleri şeyler değildi aslında. Ama alışageldikleri ve bildikleri kurbanlar ve bayramlar gönülleri dopdolu bu insanları tatmin etmiyor ve rahatsızlık duyuyorlardı. Karşılarına böyle bir hizmet ve böyle fedakâr gönüller çıkıverince tamam aradığımızı bulduk diyor ve dört elle yapışıyorlardı. Hayatlarında ilk defa yaptıkları şeylerdi kendilerine teklif edilenler. Ama hiç itirazsız ve yorumsuz ne deniyorsa aynen yapmaya odaklıyorlardı kendilerini. Evlerini, iş yerlerini ve bahçelerini sonuna kadar açıyorlar ve ailecek hep birlikte hizmet etmeye çalışıyorlardı.

Kurban’da açılmayı bekleyen kapılar bu açık ruhlu insanların eliyle birbiri ardınca açılıyordu. Görüşmek istediğimiz valileri, belediye başkanlarını ve milli eğitim müdürlerini bizim ayağımıza getiriyorlar ve buyurun ne istiyorsanız birinci elden kendiniz söyleyin diyorlardı. Okul arsası isteğimize bir tek olumsuz cevap veren yetkili olmadı şükürler olsun. Hepsi ağız birliği etmişçesine ne kadar ve nereden yer istiyorsunuz, yeter ki siz okul açın diyorlardı.

MAPUTO’DA DONA FLORANCİA: Maputo’daki kurban organizasyonumuzun baş mimarı da benim FLORASAN ABLA diye espri ile ifade ettiğim Matola Belediye’si Sosyal Hizmetler Şefi Florancia Hanım idi. Kurbandan üç gün önce yapacağımız işleri kendisine haber verdiğimizde bütün her şeyi tek tek not alarak Belediye Başkanına iletmiş ve belediyenin bütün birimlerini haberdar etmişti. Dağıtım yaptığımız bütün resmi kurumlarda; Hastaneler, Hapishaneler, Yetimhaneler ve Huzurevlerinde hazır bulundu. Dağıtım ekiplerimizin önüne düşerek çıkabilecek problemlere mani oldu. Bizim diyemeyeceklerimizi bizim adımıza hem Portekizce hem de yerel dillerle ifade etti. “Türkler sizin için dünyanın her tarafından toplanıp gelmişler. Bunlar kimsenin yapmadığı şeyler yapıyorlar. Fakir ve muhtaç insanlara et dağıtıyorlar. Hem okul açıyorlar çocuklarınızı eğitiyorlar, hem de muhtaç insanlara el uzatıyorlar. Bunun ikisini birden kim yapıyor. Bunlar almıyor, istemiyorlar; veriyorlar”

Bizler şunu anlamış bulunuyoruz ki, kurban basit bir hayvan kesme ameliyesi değilmiş. Maddi manevi binler hikmetlerinin yanında gerçekten kurban bir yakınlaşma ve yakınlaştırma imiş; Allah’a, insanlara ve cennete yakınlaşma. Kıtalar birbirine yakınlaştı, farklı renk, dil, din ve bölgeden insanlar birbiriyle kucaklaştı. Maputo’nun merkez ilçesi Matola’da Üsame Bin Zeyd Camiinde kıldığımız bayram namazı ve akabinde yanık sesli çikolata imamın hıçkırıklarla yaptığı unutulmaz duadan sonra daha kınalı kurbanlar kesilmeye başlamadan yakınlaşma trafiği başlamış oluyordu. Dua biter bitmez âmin diyen herkes hemen olduğu yerde ayağa kalkıp sağında solunda, arkasında önünde kim varsa tutup boynuna sarılıyor ve “İdi mübarek, Bayramınız mübarek olsun” diyordu.

Azerbaycan’dan gelen kınalı gurup herkesi mest etti. O saf ve temiz gönüllü Azerbaycanlı ağabeylerimiz şu hizmete o kadar gönülden bağlanmışlar ki, dağıtmak için poşetlenen etleri bir dakika dahi bekletmeden yerlerine ulaştıralım diye hazır tetikte bekliyorlardı. Biraz gezin, dinlenin, oturun dememize rağmen “Hayır biz buraya çalışmak için gelmişiz, koşmak daha yahşidir, oturmak bize yakışmir” diyorlardı. Almanya’dan gelen ağabeylerimiz ayrı birer destan yazarak gittiler. Bin bir zahmetlerle toplayıp getirdikleri kurbanların zerresi dahi zayi olmasın diye hassaslardan hassas tavırları, dağıtım esnasında et almaya gelen hiç kimsenin geri çevrilmemesi için gösterdikleri titizlikler hiç unutulmazlar defterine kaydolmuş olsa gerek. Adapazarı’ndan, Karasu’dan, Avustralya’dan, İzmir’den gelen civanmert iş adamları Musa Bin Beg diyarında unutulmaz hatıralar bırakarak gittiler. Kim bilir! Getirdikleri kurbanlar ve bıraktıkları hediyeler onların ardından nice kapalı kapıları açacak ve nice feri kalmamış sinelere ümit aşılayacak.

Anadolu’nun dört bir köşesinden bütün dünyalara yetebilmek için milyonlarca kurbanı teker teker toplayıp gönderen, gönülleri birer cennet bahçesi kahraman esnaf ağabeylerimizi; kalpleri tir tir sevgi ve şefkatle çarpan, göz pınarları hep ıslak melek ruhlu anne ve ablalarımızı; Atlastan Cepkenli Yiğit Akıncının Işık Süvarileri Öğretmen, belletmen ve öğrencilerini ve bu yola canlarını ve ruhlarını kurban olarak adamış yeryüzünün bütün isimsiz kahramanlarını hayırlarla yâd ediyor sevgi ve hürmetlerimizi sunuyoruz…


Almanya’dan, Avustralya’dan, Azerbaycan’dan, Kanada’dan, Türkiye’den Adapazarı ve İzmir’den 2011 Kurban Bayramını Mozambik’te çikolata kardeşlerimizle birlikte yaşamak için gelen misafirlerimizin bayram düşünceleri:

* ‘Vifak ve ittifakla, çok hoş, sevgi dolu, gönülleri hizmet şevkiyle dolu bir birlik ve beraberlik gördük.’ Mehmet Bey- Almanya
* ‘Mozambik’te çok farklı bir bayram yaşadık. Üstümüzdeki puslu sisli havayı sildik, temizledik. Yenilenmemize vesile oldu bu kurban bayramı.’ Mehmet Bey- Kanada

* ‘Uzun yola giden arabanın deposu boşalınca istasyona girip benzin alması gibi, biz de boşalan depomuzu bu bayramda doldurduk, fulledik. Depomuz boşalmış da farkında değilmişiz.’

* ‘Kazakistan’da ilk yıllarda yaşadıklarımızın bir benzerini Mozambik’te bu kurbanda yaşadık.’

* ‘Türkiye’ye gitmekle Mozambik’e gelmek arasında bir fark görmedim. Almanya’da doğma- büyüme olduğum için Türkiye’de bayram nasıl olur bilmem. Ama gitmiş gibi oldum.’

* ‘Kurban getirdik ama geriye çok şeyler götürüyoruz. Karşılığı beklemediğimiz kadar bol oldu. Kurban getirdik ama elimiz boş dönmüyoruz.
*’Yüzde doksan inancım tamdı. Yüzde onluk bir şüphem vardı. Ben onu görmeye geldim. O yüzde onluk şüphem de izale oldu elhamdülillah. Bir göreyim bakalım diye geldim, gördüm ve şüphelerimden kurtuldum.’

* ‘Bir mütevelli kazandık. Süleyman Siraj Bey, Nampula şehrinde bütün organizasyonu yapmış, hazırlamış ve bir mütevelli gibi çalıştı.’ Eyüp Kara - Mozambik

* ‘Giderken çok zor geldi. Tuskon’dan dönmüştüm ve nefsime ağır gelmişti. Ama gidince, oradaki ihtiyacı görünce, şimdi kendi kendime çok kızıyorum; neden baştan o düşüncelere kapıldım? Quelimane Belediye Başkanı yapılan fedakârlıkları, dağıtılan et ve kavurmaları görünce ‘Nereden, ne zaman, ne kadar arsa istiyorsanız o kadar veririz, yeter ki siz burada okul açın.’ Dedi. Kenan Aydın - Mozambik

* ‘Bulunduğum şehirden başka bir eyalete kurban organizasyonu için hocalarım beni gönderince, yurtdışına kurban kesmeye giden esnaf ağabeylerimizin ne büyük sıkıntılarla gidip kurbanları ifa ettiklerini yaşayarak gördüm. Su, çamur, yağmur ve kan ile kurban kesip dağıtmanın zorluğunu ve çilesini çektim. O videolarda izlediğimiz görüntüleri yaşayarak anladım ve hissettim.’ Yunus Kılıç Belletmen - Mozambik

* ‘Mozambik’te ender görülen, huzur evlerinde yaşlılara kurban eti dağıtımına gittiğimizde hepsinin yüzünde gülücükler açmıştı. Dağıtımı bitirdiğimizde hepsi bir ağızdan ‘Kanibambo Türkiye!’ şarkısını söylemeye başladılar. Gurubumuza anlamını açıkladığımda çok duygulandılar; ‘En samimi duygularımızla Türkiye’ye teşekkür ediyoruz.’ Ağabeylerden birisi yaşlı bir teyzenin yanına oturdu ve sırtını sıvazladığında o yaşlı çikolata teyzenin gözlerinden şıpır şıpır damlalar düşmeye başladı ve defalarca teşekkür edip duruyordu. Spastik özürlü yetim çocukların yurduna gittik. Kapılar camlı idi. Çocuklar bizi gördüğünde sanki biz onları kurtarmaya gitmişiz gibi camları yumruklayıp gülücüklerini bize gösterdiler. Kapıyı açtığımızda Rosa adındaki bir kız çocuğu herkesin kucağına atlayıp tek tek sarılıp öpüyordu. Hanımlar da katılmıştı bize ve gözyaşlarına boğuldular. Onlara götürdüğümüz yepyeni gıcır gıcır t-shirtleri giyinip bizlere gösterip sarılmaları beni çok etkiledi.’ Mehmet Emin Çakırbay- Mozambik

*Başkent Maputo’daki kesimlerimizi sahibi Portekizli olan özel bir mezbahanede gerçekleştirdik. 60 yaşlarında Filipe ismindeki Hıristiyan olan bu şahıs birinci bayram gün Pazar olması itibariyle saat 12.00 civarında geldiğinde ortalığı tam bir ana baba günü gibi görünce önce şaşırdı. Azerbaycan’dan ve Almanya’dan gelen misafirlerimiz özellikle kendisi ile fotoğraf çekilmek istediler, memnuniyetle dedi ve şu açıklamaları yaptı: “Aynı babanın çocuklarıyız. Bizim peygamberimiz sizin peygamberimiz, sizinki de bizim. Bu mezbahanede şimdiye kadar hiç böyle bir manzara yaşanmadı. Bu insanlar bütün bu işleri nasıl gerçekleştirebiliyor, anlayamıyorum.”

*’Ben 42 yaşındayım. Hayatımın en güzel bayramını bu yıl burada yaşadım.’

*’İnsanlar fakir ama fakir olduğu kadar da tok gözlü. İsmi listede olmadığı için et alamayan yaşlı bir dedeye para verelim dedik ama kabul etmedi’

*’İlk kurbanlarımızda deri toplayarak hizmeti öğrendik. Şimdi mezbahane şefi olduk. 4 kurbandır mezbahanede görevliyim. Ama çok memnunum elhamdülillah. Hele muhacir olarak Anadolu’dan binlerce kilometre uzaklarda kurban hizmeti vermek tarifi imkânsız bir haz veriyor. Buralarda da arkadaşlarımızın 2000 km. uzaktaki insanlara kurban eti götürmek için yollara düşmesi ne büyük fedakârlıklar sergilendiğinin şahitleri olsa gerek.’ İbrahim Özelgül-Mozambik

*’İlk defa ailemden ayrı yurt dışında bayram yaşıyorum ama hayatımın en güzel bayramı oldu.’

*’Yanına oturduğum yaşlı bir çikolata teyzenin omzuna ellerimi atınca ağlamaya başladı. Ben de elimle gözyaşlarını sildim. Akan gözyaşlarını dindirmek için vazifelendirilmiş olduğumuzu fiilen anlamış oldum.’

*’Çocukların annelerine tutunuşları, onlara sarılmaları beni çok etkiledi. Biz de kucağımıza alınca sadıkane sarılıp kucaklarımıza yapışıyorlardı.’

*’Uzaklardan kendi ülkelerine gelen kişilerle bayramlaşmak istirlerdi. Uşakların közlerindeki hesret meni duygulandırmıştır.’ Azeri bir esnaf abimiz.

*’Hemen hemen %60 ı Müslüman olan bir ülkede ne sokakta, ne bahçede bir keçi bile kesen insana rastlamadık. Bu da bu coğrafyaya ne kadar çok kurban yardımı getirilmesi gerektiğini gösteriyor.’

*’Getirdiğimiz ve gönderdiğimiz kurbanlarla Afrika’ya karşı vazifemizi eda ettik zannediyorduk ama değil, daha yapılacak çok iş varmış.’

*’Söğüt Kolejimizdeki Beden Eğitimi Öğretmenimiz Mozambikli İsmail Bey:”Türklerin performansına hayran kalıyorum. Dünyanın dört bir tarafından nasıl toplanıp gelip buluştular. Bu nasıl bir fedakârlık! Benim halim vaktim yerinde olmasına rağmen bir kurban bile almadım. Kardeşim aldı, kesti ama gidip eve yattı, şu anda uyuyor.”

*’Beni en çok etkileyen çikolata renkli insanların Türkçe konuşmalarıydı. Hiç ummadığım bir yerde “Abi, nasılsınız?” diyen bir zenci beni çok etkiledi. Çok küçücük şeylerden çok büyük sevinç duyan çocuklar beni bitirdi.’

*’Dedemin dönemine ait renkli bayramlardan birini yaşadım, Mozambik’te. Kıtaların buluşmasını yaşadık burada adeta. Hocamızın büyüklüğünü bir kez daha anladım. Özellikle Azerbaycanlıların hizmete sahip çıkışları hizmete olan inancımı bir kez daha artırdı.’ Safi Ekmekçi-Almanya

*’Gerçek bayram buymuş meğer. Bayramı bilmeyen insanların bayram yapmasına vesile olma… Kesilen kurbanların etleri ve akan kanları, başkalarına ulaşma adına en sağlam, en yumuşak ve en kolay köprü olduğunu gördüm. Buna rağmen en ücra yerlere, arabaların girmediği yerlere bile yabancı bir kısım ellerin kirli emellerle bizden önce gidip uzanmasına çok hayıflandım. Ayrıca Kurban Bayramı öncesi yaşadığımız bir hadise bizi çok mütehassis etti: Bizler kurban arifesinde, okulda tatlı bir telaşla sağa sola koşarken bir gurup misafirin ziyaret için geldiği haberini aldık. Okulumuzun bulunduğu Matola semtinin mahalle muhtarlarıydı gelenler. Van ve Erciş’teki depremi duymuşlar ve 600 civarında insanımızın vefat ettiğini öğrenmişlerdi. Taziye için geldiklerini ve çok üzüntü duyduklarını ifade ettiler. Başsağlığı dilediler. Buradaki Türk Okulu ve bu okulun Ramazan ve kurban bayramlarında yaptığı yardım faaliyetleri vesilesiyle Türkleri ve Türkiye’yi tanıdık. Sizi çok seviyoruz. Van’daki kardeşlerimize selamlarımızı iletin. Biz de onlara yardım elimizi uzatmak isterdik, bir şeyler göndermek isterdik ama bu imkânımız yok. Ülkemizin ve halkımızın durumunu biliyorsunuz. Bizi mazur görün lütfen, diyerek ayrıldılar. ’ Erdal Polat-Mozambik

*’Et dağıttığımız köyde program bitip afiş ve bayraklarımızı indirmeye başladığımızda, bizim bayrağı tutup “Bu bayrak bizim oldu artık” deyip vermediler.’

*’Kavurma dağıtımı yaptığımız Aişe-i Sıddîka Caminin bahçesi tam bir bayram yerine döndü. Gençler, yaşlılar, çocuklar, kadınlar herkes akın akın gelip karınlarını doyurdular fakat kavurma yetmedi. Sonradan gelen aç insanlar tencerenin başına çöreklenip tencerenin dibine parmaklarını sürüp sürüp yalıyorlardı. O kadar parmakladılar ki, kazanların içi hep parmak izleriyle doluydu. Kavurma-pilav dağıtımı yaparken birden millet dağıldı ve ara vermek zorunda kaldık. Baktık ki, Hintli bir Müslüman oraya et getirmiş onu dağıtmaya başlayınca herkes oraya koşturuyor. Sonra yeniden insanlar geldi ve kavurma dağıtımımız devam etti. Kendisine sorduk, neden böyle yaptığını, dedi ki:”Türkler gelmişler bu gariban camiye sahip çıkmışlar. Ramazanda ve Kurbanda bu mahalleye yardım ediyorlarmış diye duydum. Allah onlardan razı olsun, ben onların bu fedakârlığından çok etkilendim, biraz da ben onlara destek olayım diye getirip et dağıttım.” Et dağıtımı bitince kavurmaya devam ettik. ‘ Ali Canik-Söğüt Koleji Fizik Öğretmeni.

*’Ben, bu Kurban Bayramında Mozambik’te Beira şehrinde dedemin, babaannemin evindeydim, desem yalan olmaz herhalde. Evet, gerçekten dedemin ve babaannemin evinde değildim ama sanki orada gibiydim ve oradan hiç farkı yoktu. Afrika’da, Mozambik’te bir Türk olarak böyle bir şeyi hissetmek hayal gibi bir şey ama Rabbim bana bu duyguyu yaşattı, Ona cc hadsiz şükürler olsun. Beira şehrine indiğimizde sımsıcak bir yüz karşıladı bizi. Hemen alışıverdik o yüze. Sanki kırk yıldır tanışıyorduk. Arafat isminde genç bir kardeşimiz bu şehirde olacak bütün kurban programını günlerdir hazırlıyordu; Annesi, babası, kardeşleri ve yeni İslâm’la tanışmış hanımı Salma ile birlikte. Onların o samimi halleri beni öyle şaşırttı ki, bütün misafirperverliklerini sundular bize, hiç yabancılık çekmeyelim diye.
Ertesi gün yani birinci bayram günü yapılacak kavurma dağıtım organizasyonunda lazım olacak malzemeler için alışveriş yapmaya gittik önce. Hayatımda yaptığım, ama gerçek bir bayram alışverişiydi bu. Büyük bir heyecanla, sevinçle ve mutlulukla yaptık alışverişimizi. Sonra da kavurmanın yapılıp oradan dağıtılacağı eve gittik. Evet, işte orada benim çikolata babaannem, çikolata halam ve amcalarım çalışıyorlardı. Hayatlarının belki de böyle ilk bayramlarına gerçek bir bayram olsun diye hazırlık yapıyorlardı. Biz de hemen girdik onların aralarına, neyi nasıl yapacaklarını anlattılar bize, bir güzel rapor verdiler. Hep birlikte yapacağız, kaçmak yok dediler.
Biz Beira şehrine iki aile gitmiştik. Yanımızdaki ikinci aile de öyle orijinal bir aile idi ki; Türkmenistan Türk kolejlerimizden mezun Davut Recebov ve kıymetli eşi Eneş hanımefendi. Davut Bey bir İtalyan firmasının mühendisi olarak Mozambik’te bulunuyordu ama her hizmette bizimle beraber olmaktan ailecek mutluluk duyuyorlardı. Ve Beira’ya da bizimle gelmeye karar verdiler. Her ikisi de öyle güzel Türkçe konuşuyorlardı ki, insan hayran olmamsı mümkün değil. Eneş hanım o narin ve kibar duruşuyla şunları ifade etti bir keresinde: “Türkmenistan’daki Türk okulları olmasaydı ben Türkiye’yi ve Müslümanlığı bu kadar tanıyamayacaktım. Onlarla beraber olmaktan her zaman guru duydum.”
Şirin Beira şehrinin sokaklarında etlerimizi ve yanımızda getirdiğimiz hediyelikleri dağıtmaya başladık. Acının ve açlığın dilini buralarda iliklerimize kadar hissediyoruz. Kucağında felçli bir yavrusuyla yokluklar içinde kıvranan bir annenin hali hıçkırıkları boğazımıza düğümledi orada. Çocuğunun konuşamaması, hareket edememesine hiç aldırdığı falan yoktu aslında o kederli annenin. Elinde ve evinde çocuklarına yedirecek hiçbir şeyi olmaması ve bir de o halde kocasının onları terk edip gitmesiydi asıl kederi.
Ve sonra bizi karşılayan, evlerinde bizi misafir eden ve bayram boyunca da bizimle birlikte hiç durmadan dinlenmeden hizmet eden o çikolata insanları düşündüm. Bu insanlar daha hizmetimizi tanımdan, yaptıklarımızı tam anlamadan bize bu kadar yardımcı oldular ve canla başla çalıştılar. Bir de bilselerdi nasıl olurdu acaba. Büyüklerimiz hep söylerdi, dinlerdim ama şimdi yeni anladım ki, bu hizmet sadece bizlerin, Türklerin hizmeti değilmiş artık. Bu hizmet herkesin hizmeti, Mozambikli çikolata kardeşlerimizin de hizmeti, dünyanın hizmeti. Çünkü bu hizmet Allah’ın hizmetidir. Sevda Değirmenci-Mozambik

*’Gurbette bir bayram daha yaşadık. Biz bu bayramda hanımlarla birlikte Mozambik’te bir yetimhaneye gittik. Yetimhanelere ve kadın hapishanesine kurban eti dağıtım görevi biz bayanlara verilmişti. Ama burası spastik özürlü çocukların yaşadığı bir yetimhane idi. Öyle ilginç ve ibretlik bir yerdi ki burası anlatılması gerçekten çok zor. Azıcık ayakta durma takati olan büyük çocuklardan bazılarının titreye titreye de olsa bakıcı teyzelerine yardımcı olmaya çalışması, arkadaşlarının ağzını yüzünü silmeye ve yemek yedirmeye çalışması bizi şoke etti. Biz birer anne olarak kendi çocuklarımıza o sakat çocukların birbirlerine şefkatle yaklaştıkları kadar yaklaşmadığımızı anladım.
İlaç yok, doktor yok, bir öğün olsun karınları doyacak kadar yemek yok, başlarında yeterince eğitici yok ve o yokluklar içerisinde o özürlü yavrucaklar yaşam mücadelesi vermeye çalışıyorlardı. Ben önce kendimi sonra da kendi yavrularımı o çocukların yerine koydum. Hayali bile bana korkunç geldi, dayanılması güç bir acı hissettim içimde. Elsiz, dilsiz olmak, akıl nimetinden mahrum olmak ve bir başkasının yardımına muhtaç olmak… Verdikleri bir küçücük kâsedeki lapaya mecbur kalmak… Eğer bir temizleyen olursa elinizin, yüzünüzün, altınızın ve üstünüzün temiz olması… Onları görünce şükretmemek, şükür secdelerine kapanmamak mümkün değildi. Rabbimizin üstümüze yağdırdığı nimetlere hamd ve senada bulunmamak ne büyük vefasızlıkmış meğer. Bir çocuğun küçücük yaşında ve özürlü halinde en çok ihtiyaç duyduğu şey annesinin şefkati, sevgisi ve kucağı iken onlar bunlardan tamamen mahrumdu. Kimisi daha doğduğu gün annesi tarafından hastanede terk edilmişti. Her birisinin ayrı ayrı hikâyesi vardı.
Bizim kendilerine kurban eti götürdüğümüzün farkında değillerdi belki, ama öyle sevinç çığlıkları ile bizi karşıladılar ki, tarifi imkânsız bir manzara. O kadar güzel gülüyorlardı ki, sanki dünyanın en mutlu insanları onlardı. Hediyeler dağıtılırken tablo daha farklıydı. O sevinç çığlıkları, alkışlar, birbirlerine sarılmalar; şekeri alan ayrı seviniyor, oyuncak alan ayrı seviniyor, tişört giyen önüne gelene gösteriyordu. Aman Allah’ım! Gerçek bayram nasıl olur diye düşünürdüm. O çocukların mutluluğunu görmek bana bir şükür bayramı yaşattı. Muhtaç, hasta ve garip insanları sevindirmek ve onların sevinçli anlarında onlarla birlikte sevinebilmek ne kadar güzel bir bayrammış.
Bu tabloyu görünce neden daha fazla çalışıp kurban toplamadım diye hayıflandım. Neden daha fazla hediye, oyuncak, giysi toplayıp daha çok çocuğun mutlu olmasına vesile olmadım diye kendime çok kızdım. Gelecek sene için 10 ay sonrasını beklemeyeceğim. Hemen çalışmaya başlayacağım ve inşallah daha çok kurban bulma kararı aldım. Ayşe Bingül-Mozambik

Necdet İçel

Bu yazı 01/12/2011 tarihinde eklenmiştir.
Bu yazı 403 kişi tarafından okunmuştur.

Bu haberi paylaşın

Yorum Yaz

Bilgileriniz
Yorumunuz
Güvenlik Kodu

 
Sayfalar: 1
Tweet Tweet