Merhabâ ey Sultân-ı Rusül
Velâdet-i Nebevi geceniz mübarek olsun. Bütün büyüklerimiz, Efendimiz'den (SAV) önce gelen büyükler, Efendimiz (SAV) mi'raç'a çıktığı zaman, oradaki melekler ve Peygamberler O'nu (SAV) "Merhaba"larla karşılamışlardır.
Bizler de bu gecede O'na "MERHABA! EY SULTÂN-I RUSÜL" nidalarıyla karşılayabiliriz.
Bu münasebetle, bu başlık altında bazı tespitlerimizin sizlerle ve diğer okurlarla paylaşmak istiyorum.
MERHABA! EY SULTÂN-I RUSÜL
Merhaba; Türkçeleşmiş, nidâ ifade eden Arapça asıllı bir kelimedir.
Merhaba;
1. “Genişlenin”, “rahat oturun” manasına bir selâmlaşma sözüdür.
2. “Günaydın, hoş geldiniz” manasını teşrîfâtçılık sözü, geleni hoş karşılama ifadesidir.
3. Nazımda, övülen kimseye hitap olarak kullanılır.1
Makalemin başlığına, “Merhaba! Ey Sultan-ı Rusül” dedim. Çünkü;
Dünyaya teşrif etmeye yakın bütün varlıklar, O’na tebriklerle “Merhaba! Hoş geldin!” diyorlardı. Peygamberler, semavî kitaplar O’ndan bahsetmek suretiyle “Hoş geldin” diyorlardı. Devlet başkanları, Ehl-i Kitap âlimleri, şairler, hatipler, kâhinler, hâtifler, putlar ve hatta mezar taşlarındaki yazılar O’ndan bahsediyorlardı.
Mi’raç’a çıkarken bütün gök ehli ve Peygamberler O’na “Merhabalar” diyerek karşıladılar.
Hicret esnasında Medine halkı “Merhabalar”la istikbal ettiler.
Bizler de bu akşam O’nun veladetini “Merhabalar”la karşılayarak, O’nu içimize davet etmeliyiz. Bu davet sayesinde O (sav) içimize şeref kudüm buyurulursa, öldü isek dirilecek, söndü isek yeniden canlanma ve ayağa kalkma imkânı bulacağız. Şimdi bu hususları sırasıyla ele alalım;
I. Dünyaya teşrif etmeye yakın bütün varlıklar O’na (s.a.s) tehnielerle, tebriklerle “Merhaba, hoş geldiniz” diyorlardı. Demeleri de gerekiyordu. Zira, O (s.a.v), kâinat ağacının çekirdeğidir… “Evvele mê halakallahu nûrî=Allah ilk önce benim nurumu yarattı”2 buyurmaktadır.
Aynı zamanda O (sav), kâinat ağacının en müstesna ve en muhteşem meyvesidir. Yani, kâinatın yaratılışına sebebiyet veren çekirdeği O, kâinat ağacının en güzel meyvesi de O'dur.
Onlarca çocuklarını meydana getiren onlar için bir şehir, bir memleket inşa eden, onların nazarında görünmeyen ve çok sevimli olan bir baba, uzun bir aradan sonra tekrar onların içlerine gelecek olsa nasıl heyecanla beklenir? Hangi medhiyelerle, merhabalarla karşılanır? Ve nasıl herkes ondan bahseder ve onun huzuruyla müşerref olmak, onunla konuşma şerefine ermek ister?
İşte bütün varlıkların çekirdeği, yaratılışlarının mâyesi olan Hz. Muhammed (a.s.m)’da, daha dünyaya teşrif etmeden önce, semavî kitaplar, muvahhit ehl-i Kitap alimleri, eski devlet başkanları ve padişahları, kâhinler, hatif-i cinnîler, putlar, hatta mezar taşları bile O’ndan bahsediyorlardı. Sırasıyla misallendirelim.
1. Eski Semavî Kitapların O’ndan Bahsedip Haber Vermeleri
Zebur'da şöyle bir âyet var:
“Allahummeb’as lenê mukîmessünneti ba’del fetreti.=Ey Allah’ım, bize fetret devrinden sonra “Mukîmü’s-Sünne”yi gönder.
"Mukîmü's-Sünne" ise, ism-i Ahmedîdir.
İncil'in âyeti:
“Kâlel Mesîhu innî zêhibün ilê ebî ve ebîküm liyeb’ase lekümü’l-Fâ raklîtâ=Ben gidiyorum, tâ size Faraklit gelsin." Yani, Ahmed gelsin.4
İncil'in ikinci bir âyeti:
“İnni etlübü ilê Rabbî Fâraklîtan yekûnü meaküm ilel ebedi=Ben Rabbimden, hakkı bâtıldan fark eden bir Peygamberi istiyorum ki, ebede kadar beraberinizde bulunsun."5 Faraklit, "el-fâriku beyne'l-hakkı ve'l-bâtıl" mânâsında, Peygamberin o kitaplarda ismidir.
Zebur'un âyeti:
“Yê Dêvûdü ye’tî ba’deke nebiyyün yüsemmê Ahmede ve Muhammeden, Sâdikan, Seyyiden Ümmetühû Merhûmetin=Ey Davud! Senden sonra Ahmed, Muhammed, Sadık ve Seyyid isminde bir Peygamber gelecektir. O’nun ümmeti de (Allah’ın) merhametine mazhardır.”6
Tevrât'ın bir âyeti daha:
“Muhammedür Resulullah, Mevlidühû bi Mekke ve Hicretühû bi Taybeh ve Mülkühû bi’ş- Şam ve ümmetühû Elhammâdûn= Muhammed Allah’ın Resulüdür. Doğum yeri Mekke, Hicret edeceği yer Taybe (Medine), saltanatı Şam’dadır. O’nun ümmeti çok hamdeder.”7
İşte şu âyette Muhammed lâfzı, "Muhammed" mânâsında Süryânî bir isimde gelmiştir.
Bu ümmetin “Elhammâdûn” oluşunun en büyük remzi olarak, Kur’an-ı Kerîm’in ilk suresinin ilk âyetinin ilk kelimesinin “ Elhamdülillahi Rabbi’l- Âlemîn” ile baþlaması oldukça mânidardır.
2. Devlet Başkanlarının ve Eski Padişahların O’ndan Haber Vermeleri ve O’na Merhaba Demeleri
1.Yemen padişahlarından “Tübba” isminde bir melik, Resul-i Ekrem Aleyhissalâtü Vesselâmın evsâfını eski kitaplarda görmüş, iman etmiş. Şöyle bir şiirini ilân etmiş:
Şehittü alâ Ahmede ennehû Rasulün minallâhi bêrin nesemi
Felev müdde omrî ilê umrihî Leküntü vezîran lehû vebne ammi
Yani, "Ben Ahmed'in (a.s.m.) risaletini tasdik ediyorum. Ben onun zamanına yetişseydim, ona vezir ve ammizade olurdum. (Yani, Ali gibi olurdum.)"8
2. Yemen padişahlarından Seyf ibni Zîyezen, kütüb-ü sabıkada Resul-i Ekrem Aleyhissalâtü Vesselâmın evsâfını görmüş, iman etmiş, müştak olmuştu. Resul-i Ekrem Aleyhissalâtü Vesselâmın ceddi Abdülmuttalib Yemen'e kafile-i Kureyş ile gittiği zaman, Seyf ibni Zîyezen onları çağırmış, onlara demiş ki:
Yani, "Hicaz'da bir çocuk dünyaya gelir. Onun iki omuzu arasında hâtem gibi bir nişan var. İşte o çocuk umum insanlara imam olacak." Sonra, gizli Abdülmuttalib'i çağırmış. "O çocuğun ceddi de sensin" diye kerametkârâne, bi'setten evvel haber vermiş.9
3. Gayr-ı müslim olarak, başta meşhur Rum meliklerinden Herakl itiraf etmiş, demiş ki: "Evet, İsâ Aleyhisselâm, Muhammed Aleyhissalâtü Vesselâmdan haber veriyor.” "10
3. Ehl-i Kitap Alimlerinin O’ndan Bahsetmeleri ve O’na Merhaba Demeleri
Hem pek çok Yahudi uleması ve Nasârâ uleması ikrar ve itiraf etmişler ki,
"Kitaplarımızda Muhammed-i Arabî Aleyhissalâtü Vesselâmın evsâfı yazılıdır."11
Hem Rum meliki Mukavkis namında Mısır hâkimi ve ulema-i Yehudun en meşhurlarından İbni Sûriya ve İbni Ahtab ve onun kardeşi Kâb bin Esed ve Zübeyr bin Bâtıyâ gibi meşhur ulema ve reisler, gayr-ı müslim kaldıkları halde ikrar etmişler ki, "Evet, kitaplarımızda onun evsâfı vardır; ondan bahsediyorlar."12
Hem Yehudun meşhur ulemasından ve Nasârânın meşhur kıssislerinden, kütüb-ü sabıkada evsâf-ı Muhammediyeyi (a.s.m.) gördükten sonra inadı terk edip imana gelenler, evsâfını Tevrat ve İncil'de göstermişler, ve sair Yahudi ve Nasrânî ulemasını onunla ilzam etmişler.
Ezcümle, meşhur Abdullah ibni Selâm ve Veheb ibni Münebbih ve Ebu Yâsir ve Şâmul-(ki bu zat, melik-i Yemen Tübba' zamanında idi.Tübba' nasıl gıyaben ve bi'setten evvel iman getirmiş, Şâmul de öyle)13 -ve Sâye'nin iki oğlu olan Esid ve Sa'lebe ki, İbni Heyeban denilen bir ârif-i billâh, bi'setten evvel Benî Nadr kabilesine misafir olmuş, “Bir peygamberin zuhuru çok yakındır. Burası da O’nun hicret edeceği yerdir.”14 demiş, orada vefat etmiş. Sonra o kabile Resul-i Ekrem Aleyhissalâtü Vesselâm ile harp ettikleri zaman, Esid ve Sa'lebe meydana çıktılar, o kabileye bağırdılar: "İbni Heyeban'ın haber verdiği zat budur; onunla harp etmeyiniz." Fakat onlar, onları dinlemediler, belâlarını buldular.15
Hem ulema-i Nasârâdan, meşhur, bahsi geçen Bahîra-yi Râhib ki, Resul-i Ekrem Aleyhissalâtü Vesselâm Şam tarafına amcasıyla gittiği vakit on iki yaşındaydı. Bahîra-yı Râhib, onun hatırı için Kureyşîleri davet etmiş. Baktı ki, kafileye gölge eden bir parça bulut, daha kafile yerinde gölge ediyor. "Demek aradığım adam orada kalmış." Sonra adam göndermiş, onu da getirtmiş. Ebu Talib'e demiş: "Sen dön, Mekke'ye git. Yahudiler hasûddurlar. Bunun evsâfı Tevrat'ta mezkûrdur; hıyanet ederler."16
Tevrat’ta ve İncil’de (Yani eski kitaplarda), ahirzaman Peygamberi’nin bütün evsafını gören ve Medine'de ilk iman eden Yahudi alimi Abdullah ibn-i Selâm diyor ki: “Resulullah Medine'ye geldiği zaman, halk kendisine üşüştü. “Resulullah geldi!” denilince O'nu görmek için Medinelilerin aralarına karıştım. Resulullah'ın yüzünü görünce anladım ki: “Onun yüzü, yalancı yüzü değildir.”17
Abdullah ibni Selâm’ın babası Selâm da Yahûdî âlimlerindendi.
Abdullah ibni Selâm der ki: “Ben, Tevrat’ı ve tefsirini babamdan öğrenmiştim. Bir gün, ahirzamanda gelecek Peygamber’in sıfatı, alâmeti ve yapacağı işler hakkındaki âyeti bana anlattı…”18
4. Hatiplerin ve Şairlerin O’ndan bahsederek, O’na “Merhaba” demeleri
1. Meşhur Kuss ibni Sâide ki, kavm-i Arabın en meşhur ve mühim hatibi ve muvahhid bir zât-ı rûşen-zamirdir. İşte şu zat da, bi'set-i Nebevîden evvel risalet-i Ahmediyeyi şu şiirle ilân ediyor:
Ersele fînê Ahmedê Hayra nebiyyin kad buise
Sallâ aleyhillêhü mê Haccelehû rekbün ve hasse
“Bize, gönderilenlerin en hayırlısı, Peygamberlerin en üstü olarak Ahmed’i gönderdi. Kâfileler O’nu ziyaret için yollara düştükçe ve bu teşvik edildikçe Allah O’na salât eylesin.”19
2. Varaka bin Nevfel (Hatice-i Kübrânın ammizadelerinden), bidâyet-i vahiyde, Resul-i Ekrem Aleyhissalâtü Vesselâm telâþ etmiş. Hatice-i Kübrâ, o hadiseyi meşhur Varaka bin Nevfel'e hikâye etmiş. Varaka demiş: "Onu bana gönder." Resul-i Ekrem Aleyhissalâtü Vesselâm Varaka'nın yanına gitmiş, mebde-i vahiydeki vaziyeti hikâye etmiş. Varaka demiş:
“Ebşir, feene eşhedü ennekellezî beşşera bihî ibnü Meryeme ve enneke alê nâmûsi îsâ ve enneke nebiyyün mürselün.= Telâş etme, o hâlet vahiydir. Sana müjde! İntizar edilen Nebî sensin. İsâ seninle müjde vermiş."20
5. Efendimiz (a.s.m)’dan Önce, Arif-i billah Olan Zatların O’ndan Bahsedip, O’na Merhaba Demeleri
1. Askelâni'l-Himyerî nam ârif-i billâh, bi'setten evvel Kureyşîleri gördüğü vakit, "İçinizde dâvâ-yı nübüvvet eden var mı?" "Yok" derlerdi. Sonra, bi'set vaktinde yine sormuş. "Evet," demişler. "Biri dâvâ-yı nübüvvet ediyor." Demiş: "İşte, âlem onu bekliyor."21
2. Nasârâ ulema-yı benâmından İbnü'l-Alâ, bi'setten ve Peygamberi görmeden evvel haber vermiş. Sonra gelmiş, Hazret-i Peygamber Aleyhissalâtü Vesselâmı görmüþ. Demiş:
“Vellezî beaseke bil hakkı,lekad vecettü sıfateke fil incîli ve beşşera bike ibnü’l-betûl=Ben senin sıfatını İncil'de gördüm, iman ettim. İbn-i Meryem, İncil'de senin geleceğini müjde etmiş."22
6. Kâhinlerin, O’nun Gönderilmesinden Önce Hz.Muhammed (s.a.s)’den Bahsetmeleri ve O’na Merhaba Demeleri
1. Şıkk isminde meşhur bir kâhindir ki, bir gözü, bir eli, bir ayağı varmış-âdetâ yarım insan. İşte o kâhin, mânevî tevatür derecesinde kat'î bir surette tarihlere geçmiş ki, risalet-i Ahmediye Aleyhissalâtü Vesselâmı haber verip mükerreren söylemiştir.23
2. Meşhur Şam kâhini Satîh'tir ki, kemiksiz, âdetâ âzâsız bir vücut, yüzü göğsü içinde bir acûbe-i hilkat ve çok da yaşamış bir kâhindir. Gaibden verdiği doğru haberler, o zaman insanlarda şöhret bulmuş. Hattâ, Kisrâ, yani Fars Padişahı, gördüðü acip rüyayı ve velâdet-i Ahmediye (a.s.m.) zamanında sarayının on dört şerefesinin düþmesinin sırrını Satîh'ten sormak için, Mubezan denilen âlim bir elçisini göndermiş. Satîh demiş: "On dört zat, sizlerde hâkimiyet edecek, sonra saltanatınız mahvolacak. Hem birisi gelecek, bir din izhar edecek. İşte, o sizin din ve devletinizi kaldıracak" meâlinde Kisrâ'ya haber göndermiş. İşte o Satîh, sarih bir surette, Âhirzaman Peygamberinin gelmesini haber vermiş.24
7. Hâtiflerin O’ndan Bahsedip O’na Merhaba Demeleri
Kâhinler gibi, "hâtif" denilen, şahsı görünmeyen ve sesi işitilen cinnîler, Resul-i Ekrem Aleyhissalâtü Vesselâmın geleceğini mükerreren haber vermişler.
1. Zübâb ibnü'l-Hâris'e, hâtif-i cinnî böyle bağırmış, onun ve başkasının sebeb-i İslâmı olmuş:
“Ya Zübâb!Ya Zübâb!İsmail acebe’l- ucêb,buise Muhammedün bi’l-Kitab,yed’û bi Mekkete felê yücêb.=Ey Zübab!Ey Zübab!Þu hayretengiz haberi dinle. Muhammed (a.s.m) kitapla birlikte Peygamber olarak gönderildi. Mekke’de (Allah’a imana) çağırıyor. Fakat O’na icabet edilmiyor.”25
2.Bir hâtif-i cinnî, Sâmia bin Karreti'l-Gatafânî'ye böyle bağırmış, bazılarını imana getirmiştir:
“Cêe Hakkun fesataa,ve dümmira bâtılun fen kamaa.= Hak gelip her tarafa yayıldı. Batıl da helak olup kayboldu.”26
Bu hâtiflerin beşaretleri ve haber vermeleri pek meşhurdur ve çoktur.
8. Sanemlerin (Putların) Dahî,O’na Merhaba Demeleri
Nasıl kâhinler, hâtifler haber vermişler. Öyle de, sanemler dahi ve sanemlere kesilen kurbanlar dahi, Resul-i Ekrem Aleyhissalâtü Vesselâmın risaletini haber vermişler.
1.Kıssa-i meşhuredendir ki, Mâzen kabilesinin sanemi bağırıp demiş:
“Hêzê nebiyyün murselün cêe bi Hakkýn münzelin.=Bu, (Allah tarafından) gönderilmiş bir Nebî’dir ki,indirilmiş bir hakîkatla (Kur’an-ı Kerîm’le) geldi.27 diyerek, risalet-i Ahmediyeyi (a.s.m.) haber vermiş.
2.Hazret-i Ömer, İslâmiyetten evvel, saneme kesilen bir kurbandan böyle işitmiş:
“Yê Êle Zerîh..! Emrun necîh, Racülün fasîh yekûlü;Lâ İlâhe İllallâh.=Ey Zerîh Ailesi..!Başarıya ulaşmış bir iş, fasih konuşan bir adam “Lâ İlâhe İllallah” diyor.”28
İşte bu nümuneler gibi çok vakıalar var; mevsuk kitaplar kabul edip nakletmişler.
9. Mezar Taşlarında ve Kabirlerde Hz.Muhammed (a.s.m)’den Bahsedilip, O’ndan Haber Verilerek O’na Merhabalar Denmesi
Nasıl ki kâhinler, ârif-i billâhlar, hâtifler, hattâ sanemler ve kurbanlar risalet-i Ahmediyeyi (a.s.m.) haber vermişler, herbir hadise dahi bir kısım insanların imanına sebep olmuştur.
1.Bazı taşlar üstünde ve kabirlerde ve kabirlerin mezar taşlarında, hatt-ı kadimle, “ Muhammedün Muslihun Emînün.=Muhammed ıslah edici ve emîndir.”29 gibi ibareler bulunmuştur.
O’nunla bir kısım insanlar imana gelmişler.30 Evet, hatt-ı kadimle bazı taşlarda bulunan Muhammedün Muslihun Emînün, Resul-i Ekrem Aleyhissalâtü Vesselâmdan ibarettir. Çünkü ondan evvel, zamanına pek yakın, yalnız yedi Muhammed ismi var, başka yoktur. O yedi adamın hiçbir cihetle "Muslih-i Emin" tabirine liyakatleri yoktur.31
II. Peygamberliği’nden önce her şey O’na tehnielerle “Merhaba” dedikleri gibi,Mi’rac’a çıktığı gece bütün gök ehli dahi O’na “Merhaba” demiştir.
Müslim’in Îman kitabında Enes b. Mâlik’ten naklen, Hz. Ebu Zerr rivayet ediyor ki;
Resulûllah (sav): “Mekke’de bulunduğum bir sırada evimin tavanı aralanarak Cebrâil (a.s) iniverdi, benim göğsümü yardı, sonra onu zemzem suyu ile yıkadı, sonra hikmet ve imanla dolu altından bir tas getirerek onu benim göğsüme boşalttı. Sonra göğsümü kapadı. Daha sonra elimden tutarak beni semaya çıkardý. Birinci semaya geldiğimiz zaman Cebrâil (a.s) onun bekçisine (o katta vazifeli olan melek) “kapıyı aç!” dedi, bekçi (hâzin);
- “Kim o?” diye sordu. Cebrail;
- “Cebrail” diye cevap verdi.
- Yanında kimse var mı?
- Evet, yanımda Muhammed (sav) var.
- O gönderildi mi?
- Evet.
Bunu üzerine vazifeli melek kapıyı açtı.
Birinci semâya yükseldiğimiz zaman baktım ki orada bir zat duruyor. Sağında bir takım karaltılar, solunda da bir takım karaltılar var. Sağ tarafına baktı mı gülüyor, sol tarafına baktığı zaman ağlıyor. Bu zat bana; “Merhaba! Hoş geldin Salih peygamber ve Salih evlat” dedi. Ben;
- “Ya Cebrail! Bu zat kim?” diye sordum. Cebrail;
- “Bu Âdem (a.s)’dir. Sağında ve solunda şu karaltılar da çocuklarının ruhlarıdır. Sağdakiler cennetlikler, sol tarafındakiler de cehennemliklerdir. Bu sebeple sağına bakınca gülüyor, soluna bakınca ağlıyor.” dedi.
Sonra Cebrail beni daha yukarıya çıkardı.
Nihayet ikinci semaya geldi. Onun vazifeli meleğine de “kapıyı aç!” dedi. İkinci semanın vazifeli meleği ona birinci semanın vazifeli meleğinin sorduklarını sordu ve kapıyı açtı.
Enes b. Mâlik demiş ki: Ebu Zerr, Efendimiz’in (sav) göklerde Âdem, İdris, Îsa, Musa ve İbrahim (a.s) hazeratını bulduğunu anlattı ama onların yerlerinin nasıl olduğunu tespit etmedi. Yalnız Âdem’i (a.s) birinci semada, İbrahim’i altıncı semada bulduğunu söyledi. Dedi ki; Resulullah ile Cebrail, İdris’in (a.s) yanına uğradıkları vakit İdris:
“Merhaba Salih peygamber ve Salih kardeş! Hoş geldin!” dedi. Sonra geçip gitti. Ben Cebrail’e “Bu kim?” dedim. Cebrail:
- “Bu İdris’tir.” Dedi.
Sonra Musa’ya (a.s) uğradım, o da “Merhaba Salih peygamber ve Salih kardeş! Hoş geldin!” dedi. Cebrail’e:
- “Bu kim?” dedim.
- “Bu Musa’dır.” dedi.
Sonra İsa’ya (a.s) uğradım. O da “Merhaba Salih peygamber ve Salih kardeş! Hoş geldin!” dedi. Ben:
- “Bu kim?” dedim.
- “Bu Meryem’in oğlu Îsa’dır.” dedi.
Sonra İbrahim’e (a.s) uğradım. Bana o da “Merhaba Salih peygamber ve Salih evlat! Hoş geldin!” dedi. Cebrail’e:
- “Bu kim?” dedim.
- “Bu İbrahim’dir” cevabını verdi.32
Seneler önce Bursa Ulu Cami-i şerif’inde bir vaiz vaaz ederken, Amenerrasulü’deki; “La nüferriku beyne ehadimmir Rüsulihi” ayetini yanlış tercüme ve tefsir edince, bundan alınan Süleyman Çelebi odasına çekilir. Günlerce odasında, ruhuna gelen ilhamlarla baş başa kaldıktan sonra, meşhur Mevlid-i şerif’ini kaleme alır.
Hz. Muhammed’in (sav) sâir peygamberlerden farkına dikkat çeker. 300 beyitten oluşan Mevlid-i şerif (Vesiletü’n-necât=Kurtuluş vesilesi) değişik bölümleriyle (bahirleriyle) asırlardan beri okunmaktadır.
Bunlar içerisinde en dikkat çekenlerden, “Merhaba” bahriyesi mevzuumuzla alakalıdır. Bütün gök ehlinin ve yer ehlinin O’na “Merhaba”larını ifade eder.
Konferansımın ana başlığı, “Merhaba! Ey Sultan-ı Rusül” olduğu için, bu bahri buraya aynen alıyorum;
Yaradılmış cümle oldu şadüman
Gam gidip alem yeniden buldu can
Cümle zerrat-i cihan edip seda
Çağırışuben dediler kim merhaba
Merhaba ey âl-i sultan merhaba
Merhaba ey kan-i irfan merhaba
Merhaba ey sırr-ı fürkan merhaba
Merhaba ey derde dermân merhaba
Merhaba ey bülbül-i bağ-ı Cemâl
Merhaba ey derde derman merhaba
Merhaba ey mah-ü hürşid-i Hüda
Merhaba ey Hakk’dan olmayan cüdâ
Merhaba ey asi ümmet melcei
Merhaba ey çaresizler eşfai
Merhaba ey can-ı bâki merhaba
Merhaba uşşaka saki merhaba
Merhaba ey kudreti ayn-ı Halil
Merhaba ey has-ı mahbub-u Celil
Merhaba ey rahmeten lil'alemin
Merhaba sensiz şefia'l müznibin
Merhaba ey Padişah-ı dû cihân
Senin için oldu kavnile mekan
III. Bütün peygamberler gibi Efendimiz de (sav) Mekke’den Medine-i Münevvere’ye hicret buyurmuşlardır.
Medine halkı yediden yetmişe kadar herkes (kadın-erkek, yaşlı-genç), kainatın ve semavatın “Merhaba”larla karşıladığı O Zat’ı,
“Merhaba”larla karşılamışlardır.
Talaa'l bedrü aleyna
Min seniyyâti'l-veda
Vecebe'ş-şükrü aleyna
Ma dea lillahi da
Eyyühel meb'usu fina
Ci'te bil emri'l-muta
Ci'te şerraftel medine
Merhaban yâ hayra da
Kad lebisna sevbe izzin
Ba'de esvabi'l-lika
Ve rafa'na sedye mecdin
Ba'de eyyamidda yâ
Ente şemsün ente bedrun
Ente nurun ala nur
Ente misbahü's-süreyya
Ya habîbî, ya resûl
Tercümesi:
Ay doğdu üzerimize
Veda tepesinden
Şükür gerekti bizlere
Allah'a davetinden
Sen güneşsin sen aysın
Sen nur üstüne nursun
Sen süreyya ışığısın
Ey sevgili (Merhaba) ey rasûl
Ey bizden seçilen elçi
Yüce bir davetle geldin
Sen bu şehre şeref verdin
Ey sevgili (Merhaba) hoş geldin
Ey rasûl sana söz verdik
Doğruluktan ayrılamayız
Sen ey esenlik yıldızı
Senin sevginle doluyuz 33
IV. Bu akşam velâdet-i Nebevî gecesidir. Bütün kâînatın, geçmiş zamanın, şairlerin, hatiplerin, semadaki meleklerin, ehl-i Medine’nin “Merhaba” diyerek karşıladığı Hz. Muhammed’i (sav) bizler de bu gece, “Merhaba” diyerek O’nu içimize davet ediyoruz:
Mu'cizatta şunları görüyoruz:
Muhterem dinleyenler;
Ömrünüzde bir defacık dahi olsa, rüyanızda veya yakazanızda Efendimiz (sas)'ı görürseniz, O bütün bir ömrünüze bedel olabilecektir. O'nun sayesinde ölmüş olan kalplerimiz dirilecek, sönmüş olan hislerimiz ve duygularımız yeniden hayat bulacaktır.
Sağlam kaynaklara dayalı olarak bize nakledilen O (sas)'nun mucizelerinde, Efendimizle temas kuran varlıkların dirildiğini, yeşillendiğini, canlandığını görüyoruz. Bu hususta anlatılan binlerce misallerden birkaç tanesini teberrüken kısaca arz edeceðim:
1- Sahih bir rivayet ile sabittir ki: Resul-i Ekrem Aleyisselatu Vesselam, peygamberliğinden evvel, bir ağacın altında oturdu; o yer kuru idi, birden yeşillendi. Ağacın dalları, O(sav)’nun başı üzerine eğilip kıvrılarak gölge yapmıştır.34
2- Resul-i Ekrem Aleyhissalatu vesselam ufak iken, Ebu Talib’in evinde kalıyordu. Ebu Talip, çoluk çocuğu ile O(s.a.v)’nunla beraber yerlerse, karınları doyardı. Ne vakit o Zat(sav) yemekte bulunmazsa tok olmuyorlardı. Şu hadise hem meşhurdur, hem kat’idir.35
3- Süt annesi olan Halime-i Sa’diye’nin malında ve keçilerinin sütünde, kabilesinin hilafına olarak çok bereketi ve ziyade olmasıdır. Bu vakıa hem meşhurdur, hem kat’idir.36
4- Bir gün Medine dışından bir gürültü işitildi. Gürültüyü işiten Sahabe-i Kiram atına bindi gürültünün geldiği tarafa doğru gittiler baktılar ki uzaktan bir Zat geliyor. Baktılar ki Efendimiz(s.a.v). O(sav) cesur insan, herkesten önce gitmiş, hadiseyi tetkik ve teftiş etmiş, daha yeni gelen Ashabına teselli veriyor. Gözü Ebu Talha (ra)’ya ilişince :''Senin atın sarsmadan gayet çabuktur."37 buyurmuşlardır. Hâlbuki Ebu Talha (ra)’nın atı ''Katuf'' tabir edilen miskin bir attı. Daha sonra hiçbir at yürüyüşte ona mukabele edemiyordu.38
5- İmam-i Ali’nin mühim ve Sadık bir talebesi olan Hasan-ı Basrî haber veriyor ki: Bir adam; Resul-i Ekrem(s.a.v)'ın yanına gelerek, ağlayıp sızladı. Dedi ki: “Benim küçük bir kızım vardı, şu yakın derede öldü, oraya attım.” “Gel oraya gideceğiz.” Gittiler. Resul-ü Ekrem (s.a.v) o ölmüş kızı çağırdı: ''Ya fülane!'' dedi. Birden ölmüş kız, “Buyur emret!” dedi. Resul-i Ekrem Aleyhisselatü Vesselam ferman etti:''Tekrar peder ve validenin yanına gelmeyi arzu eder misin?” O kız, “Yok, ben onlardan daha hayırlısını buldum.” dedi.39
Ölü kalplerin dirilişi, sönmüş duyguların uyanması buna bağlı. O (sav)’nunla bereket bulacağız.
Azeri şair Nizami'nin Mahzen-i Esrarı'nda beyan ettiği gibi;''Ya Resulallah! Arap diyarında kaldığın yeter. Ne olur! Allı valalı atına binip, bir de bahtı kararmış Müslüman Türk’ün diyarına şeref kudüm buyursanız. Buyurursanız öldü isek dirilecek, söndü isek şahlanacağız.”40
V. Merhaba’nın bir manası “genişlen, rahat ol” dur. Fakat şuan da Efendimiz (sav) kabirinde rahat deðildir. Çünkü davası ayaklar altındadır. Bizler O’nun davasına sahip çıkmak suretiyle, kabrinde kemikleri ney gibi inleyen Hz. Muhammed’i (sav) inşallah rahatlatmış olacağız.
Bu hususun da çok geniş izahatı yapılabilir. Sizin irfanlarınıza havale ederek, sorduğunuz için teşekkür eder, Mevlid kandilinizin hakkınızda, hakkımızda ve bütün alem-i İslam hakkında hayırlara vesile olmasını dilerim.
Necdet İÇEL
Kaynaklar:
1- Ferit Develioğlu,Osmanlıca-Türkçe Ansiklopedik Lügat,shf:741,Aydın Kitabevi.Ankara,1982
2- Aclûnî, Keşfü’l- Hafa, c:1, shf:311
3- Nebhanî,Hüccetullâhi ale’l-Âlemîn,shf:104,115
4- Halebî,Sîre,c:1,shf:214;Kitab-ı Mukaddes (Türkçe Tercemesi),Yeni Ahit,Yuhanna,Bâb:16,Âyet:7,shf:110
5- Halebî,Sîre,c:1,shf:214;Kitab-ı Mukaddes (Türkçe Tercemesi),Yeni Ahit,Yuhanna,Bâb:14,Âyet:16,shf:110
6- Nebhânî,Hüccetullah ale’l-Âlemîn,shf:122
7- Halebî,Sîre,c:1,shf:214,218
8- Nebhânî,Hüccetullah ale’l-Âlemîn,shf:138
9- Nebhânî,Hüccetullah ale’l-Âlemîn,shf:143-144
10- Buhârî,Bed’ü’l-Vahy,6.
11- İbn-i Hiþam,es-Siretü’n-Nebeviyye,c:1,shf:217
12- İbn-i Hiþam,es-Siretü’n-Nebeviyye,c:2,shf:160-162
13- Kadı İyâz,eş-şifâ,c:1,shf:363
14- Ebû Nuaym,Delailü’n-Nübüvve,c:1,shf:81-82
15- İbn-i Hişam,es-Siretü’n-Nebeviyye,c:1,shf:226-228
16- İbn-i Hişam,es-Siretü’n-Nebeviyye,c:1,shf:191-194
17- İbn-i Sa’d,Tabakat,c:1,shf:235
18- Belâzurî, Ensab,c:1,shf:266
19- Beyhakî,Delâilü’n-Nübüvve,c:2,shf:111
20- İbn-i Sa’d,Et-Tabakâtü’l-Kübrâ , c:1,shf:195
21- Nebhânî,Hüccetullah ale’l-Âlemîn,shf:140
22- Nebhânî,Hüccetullah ale’l-Âlemîn,shf:121
23- İbn-i Hişam,es-Siretü’n-Nebeviyye,c:1,shf:16-19,72
24- İbn-i Hişam,es-Siretü’n-Nebeviyye,c:1,shf:15-19,72
25- İbn-i Hacer,El-İsabe,c:1,shf:481
26- Aliyyü’l-Kârî,Şerhu’ş-Şifâ,c:1,shf:748
27- Ebu Nuaym,Delâilü’n-Nübüvve,c:1,shf:115
28- Aliyyü’l-Kârî,Şerhu’ş-Şifâ,c:1,shf:749
29- İbn-i Sa’d,Et-Tabakâtü’l-Kübrâ,c:1,shf:169
30- Beyhakî,Delâilü’n-Nübüvve,c:2,shf:61
31- İbn-i Sa’d,Et-Tabakâtü’l-Kübrâ,c:1,shf:169
32- Sahîh-i Müslim tercüme ve şerhi c: 2 shf: 607 – Ahmed Davudoğlu
33- Zehebî, Tarihü’l İslam c: 1 shf: 200
34- Kadı İyas,eş-şifa, C:1 shf:368;Aliyyü'l-Kari,şerhu'ş-şifa,c:shf:753
35- İbn-i Sa'd,et-Tabakatü'l-Kübra,c:1,shf:168:Ebu Nuaym,Delailü'n Nübüvve,C:1,shf:167
36- İbn Hişam,Es-Siraü'n-Nebeviyye,C:1,shf:173
37- Kadı iyas,Eş-şifa,c:1 shf:330
38- Kadı iyas,Eş-şifa,c:1 shf:330
39- Kadı iyaz, eş-şifa, 1/320 ; Aliyyü'l Kari, şerhu'ş – şifa, 1/648
40- Nizami Gencevi, Sırlar Hazinesi, shf:3
Bu yazı 03/02/2012 tarihinde eklenmiştir.
Bu yazı 508 kişi tarafından okunmuştur.