Günün Sözü: *Ağır sözler, ağır özlerden çıkar.
Sitede şu an 29 kişi var. Toplamda 3,497,324 kişi tarafından ziyaret edilmiştir.
ARAMA:


MEHMET AYVACI

HAREKETLİ, SEMPATİK, SEVİMLİ BİR ADAM GEÇTİ BU DÜNYADAN
MEHMET AYVACI

1975-1976 yıllarıydı... Gençliğimin en hareketli dönemini yaşıyordum. Aydın'da İmam-Hatip lisesi yurdu müdürlüğü, Vakıflar yurdu müdür yardımcılığı, İzmir'de bir küçük yurdun mesullüğü vardı üzerimde. Aynı anda Yüksek İslam Enstitüsünde talebeydim.

Genelde hareketli insanları sever, onlarla daha çabuk kaynaşırdım. Abisi vasıtasıyla tanıdığım bir dostum, hem de Can dostum... İleride Ailem dergisinin Dr. Can'ı olarak tanınan ve sevilen, benimde gerçekten Can'ım olan sevgilim bir insan Mehmet Ayvacı Bey...


Mehmet Ayvacı Bey, İzmir Ege üniversitesi Diş Hekimliği fakültesinde okuyordu. Kaldığı eve ziyarete giderdim. O da arkadaşlarıyla benim kaldığım yere gelirdi. Çok sık görüşür olmuştuk.

Abisi Nevzat Ayvacı, babası Dursun Sabit Ayvacı asâletten zengin idiler. Mehmet Ayvacı'nın talebe olmasına rağmen yeşil renk Murat marka bir arabası vardı. Araba, o zamanlarda çoğu esnafta bile yoktu. Murat deyip geçme, o zaman yeni çıkan o taksiler, özellikle gençler arasında (tabii imkânı olan) modaydı.

Mehmet bey gerçekten çok hareketli, şakacı ve sempatikti. Arabasıyla çok seyahatlerimiz oldu. Antalya, Burdur, Isparta, Muğla, Aydın, Denizli ve tabii ki İzmir'in etrafı ve ilçelerinde...

Arabada giderken Abdulbasıt Abdussamed'in Kur'an-ı Kerim kasetini dinlerdik. Kendisi de onun gibi okur ve sonra 'bak, bak! Abdussamet de benim gibi okuyor.' der, şaka yapar ve gülüşürdük.

Aydın İmam-Hatip lisesi yurdunda müdürlük yaptığım seneydi. Mehmet Ayvacı beyi okulların kapanmasına bir ay varken belletmenlik yapması için yurda getirdim. Öyle hareketli ve sempatikti ki, bir hafta içinde yurttaki bütün talebelerle candan-samimi arkadaş oluverdi. Bu gerçekten büyük bir başarıydı.

Sene sonunda yurdun bağlı olduğu Aydın Hayırlar Derneği, başarılı talebesini yaz tatilinde kampa alıyordu. Bunun için güzel, suyu bol, yeşillik, serin kamp yeri bulunması gerekiyordu. Aydın'ın etrafındaki bütün dağları onun Murat 124'ü ile gezip dolaştık. Çine kavşit yaylasında bir kamp yeri, Karpuzlunun üstünde Murat yaylasında bir kamp yeri bulabilmiştik.

Dernek yöneticileri, derneğin resmiyetinde yetkililerden müsade alarak kampı kurdular. Önce Çine kavşit yaylasında uzun süre kampta kaldık Mehmet beyle. Kampa hareket ve neşe getiriyordu. İki ay kadar beraber olduğumuz günleri hiç unutamam. Oradaki hatıraları toplasak bir kitap olur.

'Muhâkemat' okuduk beraberce. Sohbet esnasında ders neşeli geçtiği için sıkıcı olmuyordu. Çünkü neşe kaynağımız Mehmet Ayvacı vardı.

Belli bir süre Karpuzlu tarafındaki, Murat dağındaki kampta da beraberliğimiz oldu.

Bir gün Aydın'da yurtta idareci olduğum dönemdi. Sabah erken yola koyulup sabah namazını Muğla'da ki arkadaşlarımızın evinde kılalım arzu ettik. Ordaki evde ballar vardı. Buzdolaplarının birinde şahsi balları, ikinci buzdolaplarında misafirlerine ikram edecekleri balları...

Ay çok parlaktı. Seher vaktinde Muğla'ya doğru yol alıyorduk. Yol boştu ve sakindi. Onun için hızımız çok fazlaydı. Muğla'ya yaklaştığımız yerlerde, bir yerleşim (köy) yakınından geçiyorduk. Önümüze bir merkep çıktı. Sağ tarafta duruyordu, yani önümüzde yolu kapatmıştı. Fakat yavaş-yavaş da yürüyordu. Sola kırsa, ya önümüze doğru giderse, Mehmet bey şaşkınlık içinde, yüreğimiz ağzımıza geldi. Nihayet sollayıp burnunun ucundan geçip yolumuza devam ettik. Neşemiz bir iki dakikalığına kayboldu. Neyse köyün adını önümüze çıkanın adıyla değiştirdik... Bu unutulmaz hatıralardan birisidir.

Beraber Antalya'ya gittiğimiz bir yaz başlangıcı olan bir mevsimdi. Elmalı'da kamp olduğu için oraya gittik. Sık sık yeme-içme muhabbeti yapıyorduk, şakalaşıyor ve gülüşüyorduk. Köylerine vardık, cuma vakti geldi. Hutbe'ye çıkmam için ısrar ediyordu Mehmet bey. Bir hazırlanmam da yoktu.

Cuma'da Hutbe için minbere çıktım. İman ile alakalı bir nükte üstünde durmak istiyordum. 'Kalpler ancak Allah zikriyle mutmain olur.' ayetinin tefsirini yapacaktım.

Başlangıçta dedim ki: 'Allah'ın yarattığı her varlığın rızkı ayrı ayrıdır. Denizdeki balığın rızkı ayrı, delikteki köstebeğin rızkı ayrı, patlıcan'ın rızkı ayrı, dehlizdeki farenin rızkı ayrı ayrıdır. Bizimde cesedimizin gıdası ayrı, ruhumuzun gıdası ayrıdır.' diyordum. Yani bu mealde anlattıklarım vardı ki, baktım Mehmet bey gülmemek için kendini zor tutuyor, patlayacak gibi oluyordu ki, sonra camiyi terkederek dışarıya çıkıverdi. Orada kahkahadan adeta bayılacaktı. Hutbeye yemek sözüyle başlamam, daha önceki yemekleri çağrıştırdığı için gülmesine sebebiyet veriyordu.

Daima neşeli yaşardı. Ara ara üzüntülerinin olduğunu biliyordum ama o, ruhunun genç oluşuyla hep genç kaldı.

Mezun olunca o İstanbul'a gitti, ben Samsun'a...

Ara ara telefonlaşıp görüşüyorduk. Mehmet Ayvacı beyi daha sonra herkes tanıdı. Televizyonlarda terapileriyle ayrı bir maharet ortaya koyarak, Yunan terapistlerine bile taş çıkartıyordu.

Vefatından bir hafta önce bana telefon açmıştı. Uzunca hasbihal ettik. Dergiye yazı yazmak için gecelerce hiç uyumadığını söyledi. Çalıştığını, kaynaklara müracaat ettiğini, fikir üretmeye çalıştığını uzun uzun anlattı. Daha önce benim sohbet bantlarımı istemişti. Olanlarından kendisine göndermiştim. Onları dinlediğini, eski günleri hatırlayıp heyecanlandığını, bazen göz yaşı döktüğünü söylemişti. Birbirimize dualar edelim sözü verdik.

Bir hafta sonra Umre'ye gittim. Verdiğim sözde duruyordum. Ona orada dua ediyordum. Bir gün telefonuma bir mesaj düştü. Mehmet Ayvacı beyin kalp krizinden vefat ettiği yazıyordu. Duyunca öyle üzülmüştüm ki, adeta bir parçamı kaybetmiştim. Hâla hüznüm devam eder.

Umre'de olduğum için cenazesine iştirak edememenin burukluğunu yaşadım. Fakat Kâbe karşısında gıyabî cenaze namazını kıldım.

Abisi değerli insan Nevzat Ayvacı bey benim ayrı can dostumdur. O bizden yaşlı ve büyüktür ama Mehmet Ayvacı beyle yaşdaş olmamız itibariyle ayrı bir yakınlaşmamız olmuştur.

Ruhun şâd olsun Mehmet Ayvacı bey.

Mekânın cennet, makamın adın cenneti olsun.

Sadakatın her zaman misal olmuştur, olmaya devam edecektir.

Sempatin unutulmaz hatıralarımızda kalacaktır.

Hareketliliğin canlılığın, can oluşun kayıtlara geçmiştir. Tarihin akışında daima hatırlanacaktır.

Bilemiyorum ki senin için ne yazayım. Hatıranı bâkileştirmek için bir nebzede olsa, siteye kayıt etmek istedim.

Selam olsun hatırana, selam olsun arkada bıraktıklarına...

İnşaallah cennette buluşup, eski tatlı hatıralarımızı orada hatırlayıp, aynısını cennette yaşayabilmek duasıyla...

Kabrinde rahat uyu Can dostum.

Necdet İÇEL

Bu yazı 26/04/2010 tarihinde eklenmiştir.
Bu yazı 2054 kişi tarafından okunmuştur.

Bu haberi paylaşın

Yorum Yaz

Bilgileriniz
Yorumunuz
Güvenlik Kodu

 
Sayfalar: 1
Tweet Tweet