M. Şemseddin ÇOBAN
M.ŞEMSEDDİN ÇOBAN
(D.TARİHİ:1337(1919) - Ö.TARİHİ:27.07.1999)
Mezar taşında: 'En uzun ömürlüler en çok yaşayanlar değil hayatlarından en çok semere almasını bilenlerdir.' diye yazılıdır. Şemsettin Çoban 1919 yılında Kemalpaşa ilçesinin Yukarıkızılca köyünde dünyaya gelir. İlkokulu orada bitirir. Ortaokulu İzmir'de bitirir. Daha sonra Hava Assubayı Okulunu kazanır. Uzun süre çalıştıktan sonra emekli olur. Manisa'ya yerleşir. 1999 yılının 27 Temmuz günü vefat eder.
EN KÜÇÜK KARDEŞİ AYDIN ÇOBAN ANLATIYOR:
Köyün ileri gelenlerinden Zeynep hoca ninemizdi. Ehli takva birisiydi. Nakşibendi Tarikatındandı. Halk arasında Cuma Evi denir kadınlar biraraya gelir zikir yaparlardı. Kuranı Kerim okunurdu. Babamızı da o yetiştirmiştir ve o terbiye etmiştir. Köyümüzde Kuranı Kerim okuturdu..Çok fakirdi..Bu hizmetleri karşılıksız olarak yapardı. Çocuğu beşikte açlıktan ağlar gider bir parça kepekli un bulur bulamaç yapar çocuk beşikten bakar: 'Anne mama' der. Ona bir lokma verir. Çocuk tekrar uyur. Bu kadar maddi sıkıntılar içinde kimseye tenezzül etmezdi. Onurlu ve şerefli insanlardı. İzmir Valisi Kazım Dirik o yıllarda köyümüze gelir. Çok beğenir burası Türkiye'nin İsviçre'si der. Cami yapımından geri kalan para ile birde köye ortaokul yapılır. Babam Rüşdiye mezunudur. Babamı kız kardeşlerimizi halalarımızı akrabalarımızı hep o ninemin eğitim tezgahından geçerek yetiştirir. Abim Şemsettin Çoban bu şartlarda büyüdü.Abim çok fedakar birisiydi. Onda bir olgunluk ve büyüklük vardı. Çok anlayışlı idi.

Okuması Nasıl Başlıyor?
İzmir'den köyümüze Fazıl bey adında bir öğretmen gelir. Onunla tanışır. Fazıl bey onu okula çalışan biri olarak alır. Güvendiği için para ve kasa işlerini ona emanet eder. Ortaokulu burada hem çalışarak hem de okuyarak bitirmiş olur. Oradan Astsubay okuluna gider.
Ailemiz
Babamız 90 yaşında vefat etti. Ninemizin evi 'Cuma Eviydi.' Yunan işgali sırasında bile köylüler onun evine sığınır: 'Burası bize kale gibi geliyor' derlermiş. Abim babamı hacca götürdü. Ben en küçük kardeştim aramızda 20 yıl vardı. Balıkesirde çalışırken beni alıp oraya götürdü. Ortaokulu okuttu. İki katlı bir evi vardı. Alt katta İngilizce dersi verirdi. Yabancı dilini çok iyi geliştirmişti. Ben el işinde karton fener yapmıştım. Ben de onun içine mum koyarak merdivenin başına astım. Mum yanar, perdeler tutuşur. Ben su taşıyorum bana gel dedi. Ben eyvah dayağı yedik dedim. O perdeyi yere çekti indirdi çiğneyip perdeği söndürdü. Daha sonra tayini Eskişehire çıktı. Beni de Eskişehir Atatürk Lisesi'ne kaydettirdi. O sene ben bütün derslerimden geçince çok sevindi. Benimle güreşirdi.

Çocukla çocuk büyükle büyük olurdu. Kardeşlerini ve akrabalarını çok ziyaret ederdi. 1 Haziran günü havacılık bayramı olarak kutlanırdı. Sizi hava alanına götüreceğim derdi. İş hanında bile İngilizce kursu verirdi. ABD'ye gitti 1 yıl kaldı ve bana: 'Çoluk çocuk sana emanet.' diye tembih ederdi. Yurt dışına İtalya, Almanya, Paris gibi yerlere de iş icabı teknisyen olduğu için gitmiştir. ABD'de hastalanır. Eczaneye gider. Eczacı ilaç vermez. 'Doktor var, muayene ol; ondan sonra ilaç vereyim.' der. Doktor muayene eder, ilaç olarak beyaz bir şurup verir. Ondan içer. Fakat bu son olur. O günden sonra yumurta bir daha ona dokunmaz. Ben askere giderken abimin yanından gittim. Bitlis Tatvan'a gittim. Hayvanları çok severdi. Kuzu alır otlatır. Kurban Bayramı'nda keserdi. Kalp krizi geçirmişti. 'Ben seni köye götüreyim' dedim. O da 'Hayır olmaz okulun yanındaki(Şehzadenin Yanına) mezarlığa defnedin.' dedi. Şimdi istediği yere gömüldü. Sonra bize geldi 9 gün kaldı. 2 ay sonra tekrar hastalanmış. Devlet hastanesine götürdük. Bir ara çıktı. Bizim için 'Gözüm yollarda kaldı, seni görmeden gidecektim.' Dedi. Ertesi gün 1 kere daha kalp krizi geldi. Kurtulamadı, vefat etti. Allah(c.c.) rahmet eylesin.
Beni Evlendirdi
Birgün benim için: 'Seni evlendireyim yaşın geldi.' dedi. Arkasından 'Paşaya sorayım' dedi. Daha sonra: 'Kızı buldum, seni görmeye götüreceğim.' dedi. Tarif edilen yere gittik. Kız ile annesi kapıya çıktı. Abim onları lafa tutup birşeyler soruyordu. Kız ve annesi sakız çiğneyerek patlatıyorlardı. Ben ayağına vurdum 'Bize yaramaz, gidelim.' dedim. Daha sonra şimdiki hanımımı Selma hanımı babasından bana abim giderek istedi. Beni oğlu gibi severdi bütün nişan düğün masraflarını o karşıladı. Daha sonra küçük kızım doğduğunda her gün geldi. Bana sordu 'Adını ne koyacaksın' dedi. Kendisi Sümeyra dedi ve anlattı. 'Ağır gelir mi?' diye sordum. Onu Allah(c.c.) bilir dedi ve kızımın ismini abim koydu. Eskişehirde çalışırken bile hatim ile namaz kıldıran camiye giderdi. Manisa'da Sultan Camiinde hatim ile namaz kıldırıldığı için orayı tercih eder 20 dakika sonra biter derdi. Namaza çok özen gösterirdi.

AYDIN ÇOBAN'IN EŞİ SELMA HANIM ANLATIYOR
Bana 'Kızım gelinim' derdi. Çok nezaketli ve görgülü idi. Kapıyı çalmasında ve açmasında nezaket vardı. Üç adım geride dururdu. Bir kadın çıkar diye çok saygılı davranırdı. Küçükken başımız açıktı. Onun yanına giderken örterdik. O bize 'Bu örtü size çok yakışmış, yüzünüz nurlanmış, çok güzel olmuşsunuz' derdi, iltifat ederdi. Biz onun sayesinde inancı, örtünmeyi, dine saygıya alıştık ve öğrendik. Çok tatlı dilli idi. Sevdirerek ısındırarak anlatırdı. En ufak bir iyilik yapsak, bize çok dua ederdi. Cana yakındı, içtendi. Biz de onun istediği gibi olmaya çalışırdık. Bu şekilde bizleri onurize ederdi bütün akrabalara çok ilgi gösterirdi. Yaşar abinin çocuğu Oktay çok hastalanmıştı. Onu hemen İzmir'e çocuk hastanesine yetiştirdi. Çok şükür ölmedi dedi.
AKRABASI MEHMET ÇOBAN ANLATIYOR:
Ben Manisa'ya Şemsettin amcanın yanına ziyarete gittim. O evinde yatmıyordu. Şehzadenin önündeki tahta barakada kalıyordu. Kuru tahtanın üzerinde yatıyordu. Bundan huzur duyuyordu. Armutlu'da İsmail diye biri vardı. O her defasında 'Amcamı görmüş gibi oluyorum.' der ona bakar ağlardı. Amca değil sanki iki arkadaş gibiydiler.
Bizler köyümüzde cami, her türlü hayır işleri ile ilgileniyoruz. Hatta gönüllü yangın yardım ekibi bile kurduk. Ben ilkokulun derneğinde de çalışıyorum. Okulumuza bilgisayar aldık. Bizler Mehmet hoca ve Zeynep hocanın torunlarıyız. Onlar bu köyde yıllarca meccanen hizmet yaptılar. Bizler de onlar gibi bu hayır işlerini devam ettireceğiz.
HÜSEYİN GÖZKAYA ANLATIYOR
Bizi köyümüz Yukarı Kızılca Köyünden aldı. Manisa'ya Kurşunluhan Öğrenci Yurdu'na yazdırdı. Okumamıza vesile oldu. Allah ondan ebediyyen razı olsun.
HALİL HOCAMIZ ANLATIYOR
Fedakar bir insandı. Arabası ile gece gündüz koştururdu. Yurt için topladığımız buğdayları Turgutlu'da un yaptırır. Ve oradaki fırınlardan ekmek olarak Manisa'ya gelirdi.
Selendi ve Soma'nın köylerine bile beraber öğrenci bulmak için giderdik. Bir ara Savaştepe'nin yeni yapılan bozuk bir yoluna girdik. Çok sıkıntılar çektik.Şemsettin amca'nın köyüne yakın olan diğer köyleri gezdik. Onların tütün tarlalarını dolaştık. Bütün bu gezilerimiz yurda öğrenci bulmak için idi. Az ve öz konuşur,esprili konuşurdu. Birgün Alaşehir Kemali'ye de teravih namazı kılar. Ben teyyareciyim 'Bugün imama yetişemedim.' der. İmam ise 'İhtiyarlar bu işten daha karlı bir yatışta iki secde birden ediyorlar.' der.(Çok hızlı namaz kıldırdığı için)
Hacı Şemsettin abi Şehzade'nin yanındaki mezarlığa bir çam ağacı diker. 'Ben öldükten sonra beni buraya getirin.' der. Kalp rahatsızlığı olduğu için bir ay önce ziyaretimize geldi ve bizimle helalleşti. Muradiye Camii imamı Hayrettin hoca'ya bir ay sonra gel benim cenazemi al der. Tam bir ay sonra vefat eder gider cenazesini alırlar.
Temiz Kalpli İdi
Okulun çimento ihtiyacı vardır. Çok temiz kalpli olduğu için çimento için dua eder. Beton atılacaktır. Biraz sonra kamyonlarla hazır beton gelir ve ihtiyaç olan yere beton atılır. Fakat daha sonradan anlaşılır ki çimento kamyonu yanlış inşaata indirmiştir. Daha sonra anlaşılınca onun ücreti ödenir. Eskişehir'de çalışırken yoldan geçerken Bediüzzaman Hazretleri'ni görür Bediüzzamanda arabasını durdurarak kapıyı açar, Şemsettin abi'yi eli ile selamlar. Bediüzzaman'ın ona nasıl bir dua ettiğini bilmiyoruz. Makamı Cennetül Firdevs olsun inşaallah. AMİN.

Nusret Muğla Anlatıyor
Hacı Şemsettin Çoban 1973'te emekli olduktan sonra Manisa'ya yerleşti. İman ve Kuran hizmetindeki insanlarla tanıştı. Renault marka bir arabası vardı. Gece gündüz en uzak köylere giderek öğrencilerin okuması için Kurşunluhan Yurdu'na gelmelerini sağlardı. Yurttan sonra Şehzade'nin de okul inşaatı başlamıştı.İnşaat işlerini takip eder, ilgilenirdi. Sağlığında Keçiliköy Mezarlığını göstererek 'Vefat edersem beni buraya getirin.' diyerek; 'Çocukların seslerini buradan duymak istiyorum.' derdi. Vefatından sonra da bu mezarlığa defnedildi. Yaz kış köyleri dolaşarak zeytin, pamuk yağ, tütün, buğday, üzüm toplardı. Çoğu köylere beraber gittiğimiz olmuştur. Çok fedakar bir abimizdir. Allah(c.c.) onlardan ebediyyen razı olsun. Onların vefatları benim en hüzünlü yıllarım oldu. İmanımız sayesinde o sıkıntılı yılları Allah'ın(c.c.) izniyle atlatmış olduk.

FARUK ÇİMEN ANLATIYOR
Hacı Şemsettin müstesna bir insandı.İzmir'e vaazlara gidip gelirdik. Onlar Alllah yolunda kendini adayan insanlardı. Biz köyde oturduğumuz yıllarda yoldan gelip geçenler bize uğrardı. Biz de Cemalettin amca'ya İzmir'e ziyarete giderdik. Onunla beraber Hoca Efendi'yi de ziyaret ettiğimiz oldu. 1954-1960 yılları arasında köylere sohbet için gelinirdi. Çok sıkıntılı dönemler yaşadık. Ben Fatiha Suresi'ni bilmeden askere gittiim. Öyle bir karanlık dönemde yaşadık ki Kuran ve ezan susturulmak isteniyordu. 1944 yılında köyümüzden biri dinsizlik propogandası yapardı. Risaleleri ise 1958 - 1959 yılında asker dönüşü tanıdım. Komşu köylerimizden birinde Ağabeycik lakaplı bilinen bir ağabeyimiz bana gençlik rehberini hediye etti. Ben Kuran-ı Kerim'i Ali Kemal Belviranlı'nın İHL'ler için hazırladığı kitaptan kendi gayretimle öğrendim. Bazen yatağımın üzerinde uyumadan üç sure ezberlediğim olurdu. Biz çok yoz, çorak dinin kötü gösterildiği bir dönemden geçtik. Hacı Şemsettin amca gibi olanlar köy köy dolaşıp, öğrencileri okutmak için seferber olmasaydı,köylerin durumları daha cahil olacaktı. Kuran Kursu, İmam Hatip Lisesi deken her köyden okuyan öğrenciler çıktı. Bu insanlardan Allah(c.c.) razı olsun.
Bir rüyamda Bediüzzamanı gördüm. Sandalyenin üzerine çıkmış şöyle diyordu: 'Yarın ahirette insanlar birbirinden bir çay bardağı dahi hakkı olsa onu ahirette alacaktır' dedi.Yine eski bir evde oturuyoruz Hoca Efendi batı tarafından geliyor. Bana dedi ki: 'Görevini aksatıyorsun.' Ben de daha önceden kendi kendime söz vermiştim. Hergün cevşenden ve Kuran'dan okuyacağım ve yardım için de iki yüz lira vereceğim. Bu verdiğim söz zaman içinde aksadı. Ben bunu rüya aleminden bir uyarı gibi kabul ettim.

Manisa Keçiliköy Mezarlığındaki Kabri
Bu yazı 12/04/2010 tarihinde eklenmiştir.
Bu yazı 853 kişi tarafından okunmuştur.