Kudret-i İlahiyye Zatiyyedir
KUDRET-İ İLAHİYYE ZATİYYEDİR
“Haşirde bütün zev-il-ervahın ihyası; mevt-âlûd bir nevm ile kışta uyuşmuş bir sineğin baharda ihya ve inşasından kudrete daha ağır olamaz. Zira kudret-i ezeliye zâtiyedir; tegayyür edemez, acz tahallül edemez, avaik tedahül edemez. Onda meratib olamaz, herşey ona nisbeten birdir.” Hakikat Çekirdekleri
Burası risalenin en temel ve en derin mevzularından bir tanesi olup, birçok problemleri çözen ve birçok sorulara cevap olabilecek bir yerdir. Burada esas olan kudret-i ezeliyenin zâtîye olma meselesiyle diğer bütün problemler çözülecektir. Kudret-i ezeliye zâtîyedir.
Kudret iki türlüdür:
•Zâtî kuvvetler,
•Arızî kuvvetler.
1.Bizzât kendi gücüyle, kendi enerjisiyle hareket edenlere zâtî kuvvet, bir başkasının desteğiyle hareket edenlere ise arızî kuvvetler denir.
2.Zıddının olduğu kuvvetlere arızî, zıddı olmayan kuvvetlere zâtî kuvvet denir.
3.Tagayyur eden, değişen kuvvetler arızî kuvvet, değişmeyen sabit kuvvetlere zâtî kuvvet denir.
4.Derecesi, mertebesi olan kuvvetler arızı kuvvet, derecesi ve mertebesi olmayan mutlak diyebileceğimiz kuvvetlere ise zâtî kuvvet denir.
5.Engellere, manilere takılıp kalan kuvvetlere arızî kuvvet, perdelerin mani olmadığı kuvvetler ise zâtî kuvvetlerdir.
Şu cümleye dikkat edelim; Allah’ın zâtı nasıl kıyam-ı bizzât ile kaim ise, kuvveti de kuvvet-i bizzâttır. Nasıl Allah bizzât kendisi ayakta duruyorsa, bir başkasının tutmasıyla ayakta durmuyorsa, Allah’ın kuvveti de bizzâttır. Az önce sayılan bu zâtî kuvvetlere bir isim verecek olursak, bunlara kudret-i mutlaka denir. Mutlak demek sınırsız, sonsuz, kayıtsız, sonu olmayan, değişmeyen, içine zıddı girmeyen ve mertebeleri olmayan kuvvet demektir.
Onun için dikkat ederseniz risalelerde Cenab-ı Hakk’ın her isminden sonra mutlak ifadesi kullanılır. Mesela; Gani-yi Alel Mutlak, Kadir-i Mutlak, Kaviy-yi Mutlak, Hakim-i Mutlak, işte bu mânâdadır.
Mutlakın zıddı ise mukayyeddir. Mukayyed demek sınırlı demektir. Veya değişebilen kuvvetlere “mukayyed kuvvet” denir. Zıddının içine girdiği, mertebeleri olan kuvvetlere, perde ve engelleri aşamayıp onlara takılıp kalan kuvvetlere mukayyed kuvvetler denir. Allah bütün bunlardan münezzeh ve müberradır. Allah Kaviyy-i Mutlaktır, Kadir-i Mutlaktır. Bu noktayı kavrayabilirsek haşir meselesini anlamak çok kolay olur. Allah’ın kuvveti mutlaktır. Ve namütenahidir.
Namütenahi olan mutlak kuvvetler eşyanın mülküne ve melekûtuna, zahiri ve batınına, evveli ve ahirine taalluku aynı anda olduğu gibi, bir ile bin arasında da müsavidir. Bunlara mutlak kuvvetler diyoruz. Allah’ın kuvveti mutlaktır. Böylece ‘Allah’ın bir çiçeği yaratmasıyla bir baharı yaratması, bir baharla bir Cenneti yaratması arasında zorluk yoktur. Öyle ise bir nefsin ihyasıyla bütün nefislerin ihyası Allah’ın kudretine nispeten birdir.
Meselenin geniş ve şumullü izahı risalelerin iki yerinde vardır.
Birincisi Sünühat’ta, ikincisi 29.sözde. 29. sözde 3.esasın içinde üç mesele var. Ayrıca 18.Mektupta 2. ve 3. Mesele-i mühimme bölümleri yine bu mevzuyla alakalıdır. Burada geçen kudret-i mutlak veya kaviy-yi mutlak ile kudret-i mukayyedin farklarının, beş-altı madde, iyice incelenmesi gerekir. Onlar ince sırlardır. Ve ince sırlar burada anlatılıyor. Mesela, Kudret-i Ezeliyye, Zât-ı Akdes-i Ilâhiyyenin lâzime-i zaruriyye-i zâtiyyesidir. Yâni, bizzarure zâtın lâzımesidir. Hiç bir cihet-i infikâki olamaz. Öyle ise, kudretin zıddı olan acz, o kudreti istilzam eden zâta bilbedâhe ârız olamaz. Çünkü: O halde cem'-i zıddeyn lâzım gelir. Mâdem acz, zâta ârız olamaz; bilbedâhe o zâtın lâzımı olan kudrete tahallül edemez. Mâdem acz, kudretin içine giremez; bilbedâhe o kudret-i zâtiyede merâtib olamaz. Çünkü: her şey’in vücud merâtibi, o şeyin zıdlarının tedâhülü iledir diyerek aşağıya doğru bu mevzuyu izah ediyor.
2.Meselede melekutiyeti eşya ile eşyanın mülkiyeti taallukunun bir olduğunu anlatıyor.
3. Meselede Allah’ın kudretinin kâinatla olan münasebetinin kanuni olduğu ifade ediliyor.
Burada Şeffafiyet sırrı, Mukabele sırrı, Muvazene sırrı, İntizam sırrı, Tecerrüd sırrı, İtaat sırrından bahsedilerek bunların izahlarını yapıyor. Mesela, bir kumandanın arş emri karşısında bir tek askerin harekete gelmesiyle bin kişi olsa, bir ordu olsa yine harekete gelir. Çünkü emir kanunidir. Allah’ın ol emri karşısında bir çiçeğin olmasıyla, bir baharın olması ve bir cennetin olması arasında fark olmadığını anlatıyor. Ve bu meselenin en câmi en müthiş izahı risalelerde 20.mektubun 2.makamının ve ala külli şeyin kadir sırrıdır. Zâten Mektubat’ın en ağır yeri orasıdır. Mektubat’ta 20.mektubun 2.makamının ve hüve ala külli şeyin kadir sırrını anlayan bir insan bütün külliyatı rahatlıkla kavrayabilir. Ve esas sırlar burada anlatılıyor. Onuncu kelime ikinci makamda ve hüve ala külli şeyin kadir. Yani hiçbir şey ona ağır gelemez. Daire-i imkânda ne kadar eşya var, o eşyaya gayet kolay vücut girdirebilir. Ve o derece ona kolay ve rahattır ki “İnna ma emruha iza eradehu şey an ila ahir” anlatılıyor ve izah ediliyor. Burada 5 nükte de beyan edeceğiz diyor.
Birincisi: Kudret-i Ilâhiyeye nisbeten en büyük şey, en küçük şey kadar kolaydır. Bir nev'in umum efradıyla icadı, bir ferd kadar külfetsiz ve rahattır. Cennet'i halketmek, bir bahar kadar kolaydır. Bir baharı îcad etmek, bir çiçek kadar rahattır. Şu sırrı îzah ve isbat eden haşre dair Onuncu Söz'ün âhirinde, hem melâike ve beka-i ruh ve haşre dair Yirmidokuzuncu Söz'de haşir mes'elesinde, İkinci Esas'ın beyanında zikredilen "nuraniyet sırrı", "şeffafiyet sırrı", "mukabele sırrı", "müvazene sırrı", "intizam sırrı", "itaat sırrı", altı temsil ile isbat edilerek gösterilmiştir ki: Kudret-i Ilâhiyeye nisbeten yıldızlar, zerreler gibi kolaydır; hadsiz efrad bir ferd kadar külfetsiz ve rahatça îcad edilir. Kudret-i ilahiye nispetinde her şey musavi olduğunu izah ediyor.
Üçüncüsü: Şu kâinatta, şu görünen tasarrufat ve ef'al ile hükmeden Sâni'-i Kadîr'in kudretine nisbeten, en büyük küll en küçük cüz' kadar kolay gelir. Efradça kesretli bir küllînin îcadı, bir tek cüz'înin îcadı kadar sühuletlidir. Ve en âdi bir cüz'îde, en yüksek bir kıymet-i san'at gösterilebilir. Şu hakîkatın sırr-ı hikmeti üç menba'dan çıkar:
Evvelâ: Imdad-ı vâhidiyetten.
Sâniyen: Yüsr-ü vahdetten.
Sâlisen: Tecelli-i ehadiyetten.
Ve burada uzunca izah ediliyor.
Dördüncüsü: Şu kâinatta şu görünen ef'al ile tasarruf eden Zât-ı Kadîr'in kudretine nisbeten Cennet'in îcadı, bir bahar kadar kolay ve bir baharın îcadı, bir çiçek kadar kolaydır. Ve bir çiçeğin mehasin-i san'atı ve letaif-i hilkati, bir bahar kadar letafetli ve kıymetli olabilir. Şu hakîkatın sırrı üç şeydir:
Birincisi: Sâni'deki vücub ile tecerrüd.
İkincisi: Mahiyetinin mübâyenetiyle adem-i takayyüd.
Üçüncüsü: Adem-i tahayyüz ile adem-i tecezzidir.
sırları izah ediliyor. Risalelerde en ağır yer burasıdır, kader risalesinden ağırdır.
Haşir konusuna değiniliyor. Haşir toplanılma günü demektir. Ha’şir; toplayan, haşir de toplanma yeri veya günü demektir. Ona mahşer de denir. Mahşer hem ism-i zaman, hem ism-i mekandır. Toplanılma günü veya mekânıdır.
13.mektupta ‘Meydan-ı haşir nerededir?‘ diye bir soru vardır. Haşrin Kuran-ı Kerim’de müradifleri vardır. Haşir Kuran-ı Kerim’de on-on beş kelime ile ifadesini bulur. Ahiret, yevmül cem(toplanma günü), yevmül hesap(hesap günü),dika günü, yevmiddin (din günü), yevmül ceza(ceza günü), yevmül kıyamet (kıyamet günü) , büyük azap günü, baas günü, haşir günü isimlerini alır.
Ayrıca Kuran-ı Kerim’ de ‘yarın’ kelimesi ile de ifade ediliyor. Burada bir de ‘zev-il ervahın ihyasıdır’ deniliyor. Ne kadar ruh sahibi varsa hepsi ihya olacak. İnsanların hepsinin ihya olması muhakkak. Fakat bitkiler de ihya olacak mı, bitkilerin ruhu var mı? Bitkiler zev-il ervah değildir. Ruh mesabesinde kanun vardır, ama kanun ruh gibi değildir. O zaman bitkiler haşir olmayacak. Hayvanlar haşir olacak mı? Evet olacak. Hesaplaşmak için ancak hayvanlık nev’ini her nev’i temsilen bir ruh olduğundan veya bir erkek, bir dişi olduğundan onları temsilen birer kişi cennete gidecek, diğerleri tekrar toprak olacak. Ama zev-il ervahın hepsi orada toplanacak. Zev-il ervah denildiği zaman, hayvanlar, insanlar, melekler, cinler ve şeytanlar dahildir ve bütün bunların hepsi haşir meydanında toplanacaktır.
Bunların toplanması Allah’ın kudret-i nazarında o kadar kolaydır ki mevtalut bir nevi ölüme benzeyen uyku gibi, kışta uyuşmuş bir sineğin baharda ihyası ne kadar kolay ise ölmüş olan bu bütün zev-il ervahın öbür âlemde dirilmesi o kadar kolaydır. Neden ve nasıl kolay olduğunu anlatmış olduk. Zira kuvvet-i ezeli zâtîye dedik ve o zâtîyeye bağlı olarak meseleyi birkaç kademe içinde ele aldık. Bunları anlatırken esas vurgulamak istediğim nokta kudret-i ezeliyenin zâtîye olmasına bağlı haşrin mantıki bir izahı olmasıdır. Mesela, size bazı gençlerin sorduğu gibi birisi dese ki Allah kaldıramadığı taşı yaratır mı? Kudret-i Ezeliyenin zâtîye olma prensibiyle bunu çok kolay, geniş ve rahat bir şekilde anlatabilirsiniz.
Necdet İçel
Bu yazı 13/07/2010 tarihinde eklenmiştir.
Bu yazı 688 kişi tarafından okunmuştur.