Kârûn
Değerli kardeşim,
Kârûn zenginliğiyle tanınan, Hz. Mûsâ ve Harun'un şahsında Allah'ın emirlerine karşı çıktığı için cezalandırılan kişidir.
Kur'ân'da Kârûn adıyla kıssası nakledilen bu kişi Tevrat'ta Korah diye anılmakta ve çöl hayatında Musa'nın otoritesine karşı başlatılan isyan hadisesinde başrolü oynamaktadır. Tevrat'ta Hz. Ya'küb'un oğlu Levi'nin oğlu Kohaf’ın oğlu Yitshar'ın (İzhar) oğlu olarak gösterilen Korah (Karun)1 Mûsâ ve Harun'a karşı çıkarılan bir isyan hareketiyle gündeme gelmektedir. Bu hareketle Kârûn, Hz. Mûsâ ve Harun'un dinî otoritesini yıkmayı hedeflerken aynı harekete katılan Ruben kabilesinden Datan ve Abiram da Musa'nın siyasî liderliğine son vermeyi amaçlıyordu.
Olayın bugünkü Tevrat'ta yer alan şekline göre Kârûn, Rubenoğulları'ndan Datan ve Abiram'ı ayrıca farklı kabilelere mensup insanları ve cemaatin 250 beyini toplayarak Mûsâ ve Harun'a karşı bir isyan başlatmış, bunlar Allah’a âsi olmuşlardır.2 Âsilerin başındaki Kârûn "Yeter artık, çünkü bütün cemaat, onlardan her biri mukaddestir ve Rab onların arasındadır ve niçin Rabb'in cumhuru üzerine kendinizi yükseltiyorsunuz?" diyerek Mûsâ ve Harun'a karşı çıkmıştır. Bu durumda Mûsâ secdeye kapanarak dua etmiş ve kararı Allah’ın vereceğini bildirmiş, Rab ise isyan edenleri helak edeceğini haber vermiştir. Ancak Mûsâ ve Hârûn, Allah’a yalvararak O'ndan hepsini helak etmemesini istemişlerdir. Bunun üzerine Korah, Datan ve Abiram'a ait çadırların etrafının boşaltılması istenmiş, daha sonra altlarındaki yer yarılarak bu kişilerle onların ev halkını, Korah'ın bütün adamlarını ve bütün mallarını yutmuş;
Korah'ın yanında yer alan ve buhur yakan 250 kişi de Rabb'in katından çıkan bir ateşle bitirilmiştir.3 Karun'un isyanı İsrâiloğulları'nın çöl hayatındaki en önemli olaylardan biridir. Hem bir kitle hareketi olması hem de Allah’ın tesis ettiği dinî ve içtimaî düzeni hedef alması hadisenin önemini göstermektedir.4
Kur'an'ın Kasas sûresinde (28/76-82) Kârûn Hz. Musa'nın kavminden, hazinelerinin anahtarlarını ancak güçlü bir topluluğun taşıyabildiği, zenginliğiyle mağrur bir kişi olarak takdim edilir. Kârûn gösterişi sevmekte, kavminin arasında ihtişamla dolaşmakta, bu ise bazılarının hayranlığını celbetmekteydi. Kavminin, servetiyle böbürlenmemesi gerektiği yönündeki uyarılarına karşı Kârûn bu serveti kendi bilgisi sayesinde yaptığını ileri sürüyordu. Nihayet kendisi ve evi yerin dibine geçirilmiş, bu akıbetten ne kendini kurtarabilmiş ne de onu kurtaracak bir topluluk çıkmıştır. Diğer âyetlerde de Hz. Musa'nın apaçık delillerle Firavun, Hâmân ve Karun'a gönderildiği, fakat onların Mûsâ'yı yalancı bir sihirbaz olarak niteledikleri, ona karşı çıktıkları, yeryüzünde büyüklük tasladıkları, sonuçta her birinin farklı şekillerde cezalandırıldığı belirtilir.5
İslâmî kaynaklarda Karun'la ilgili çeşitli rivayetler vardır. Tevrat'taki şecere verilerek onun Musa'nın amcasının oğlu olduğu belirtilir. Mûsâ ve Harun'dan sonra İsrâiloğulları'nın en bilgilisi ve üstünü sayıldığı, Tevrat'ı çok güzel okuduğu, İsrâiloğulları Mısır'da yaşarken Firavun tarafından onlara yönetici tayin edildiği, fakat tıpkı Sâmirî gibi Allah düşmanı olup bozgunculuk çıkardığı, Hz. Musa'dan simya ilmini öğrendiği belirtilmekte; evinin, elbiselerinin, hazinelerinin özellikleri, gösterişli tavırları nakledilmektedir. Mısır'dan çıktıktan sonra Hz. Mûsâ mezbah ve kurban yöneticiliğini Harun'a vermiş, bunun üzerine Kârûn hem peygamberliğin hem yöneticiliğin Musa'da, mezbah ve mâbed yöneticiliğinin de Harun'da olmasına itiraz etmiş, daha sonra da cezalandırılmıştır.6
Tefsirlerde Karun Hz. Musa’nın amcasının oğlu ve Firavun’un yüksek seviyede bir görevlisi olarak tanıtılmakta, İsrailoğulları’na karşı zalimlik ve taşkınlık ettiği rivayet edilmektedir.
Karun Hz. Musa’ya önce iman etmiş fakat daha sonra hırsı ve kıskançlığı yüzünden O’na karşı çıkmıştır. Rivayete göre İsrailoğulları içerisinde dini malumatı en geniş olan kimseydi. İlmi ve servetiyle övünür, soydaşlarına karşı büyüklük taslardı. İnançsızlığı kibir ve gururu yüzünden yok olup gitmiştir.7
Karun’un topluma karşı çok baskıcı bir tutumu olduğu, Ankebut suresi 39-40. ayetlerde geçen Usbe (ekip) 10 yahut daha çok 40’a kadar kişiden oluşan, birbirine sıkı sıkıya bağlı güçlü bir örgüt anlamına gelmektedir.8
Bundan anlaşılıyor ki; o zamanın mafyalarından birisi Karun ve ekibiydi.
Sorduğunuz hususu ana kaynaklarda bulamadım. Lakin günümüzün önemli simalarından Mehmed Kırkıncı Hocaefendi’nin şu tespitleri dikkatimi çekti ve buraya almaya uygun gördüm;
“Karun, çok fakir biri idi. Her gün Hz. Musa’nın cemaatine katılırdı. Karun birkaç gün cemaate gelmeyince, Hz. Musa gidip sebebini sorar. Karun: “Ya Musa benim giyecek tek bir elbisem var, hanımla sıra ile giyip ibadet ediyoruz. Allah’a dua etsen de bana servet verse” deyince, Hz. Musa: “Belki bu durum senin hakkında daha hayırlıdır, sabret” der. Fakat Karun, Hz. Musa’yı her gördüğünde ısrarla zengin olması için dua etmesini ister. Hz. Musa (as.) onun ısrarları karşında bir gün Cenab-ı Hakk’a niyazda bulunur ve nihayet Karun çok zengin olur. Malı ve mülkü ile meşgul olan Karun, artık cemaate gelmez olur ve ibadetten uzaklaşır. Cenab-ı Hak, Hz. Musa’ya Karun’dan zekât almasını emreder. Hz. Musa, Karun’a malından dörtte bir zekât vermesini ister. Karun malının dörtte birini ayırır, fakat ayırdığı malın çok olduğunu görünce, Ya Musa bu çok fazla der. Hz. Musa, onda bir vermesini söyler, onun da çok olduğunu ifade eder. Hz Musa bu kez kırkta bir vermesini söyler, fakat o buna da razı olmaz ve “ ben o serveti kendi ilmim ve gücümle kazandım” diyecek kadar haddini tecavüz eder. Artık onun zenginliği onu azdırmış ve felaketine sebep olmuştur. Bu durum karşısında Celalli bir peygamber olan Hz. Musa Cenab-ı Hakk’a niyaz eder ve Karun ile beraber malı mülkü yerin dibine batar.”
İbn-i Kesir tefsirinde anlatıldığına göre; Karun’un helak olması Hz. Musa’nın bedduası yüzünden olmuştur. Ancak Hz. Musa’nın niçin beddua ettiğinde ihtilaflar da vardır. İbn-i Abbas’tan rivayete göre; Karun, Hz. Musa’ya iftira attığı için beddua etmiştir.9
Sorduğunuz için teşekkür eder, Allah’a emanet ederim.
Necdet İçel
1. Çıkış, 6/16, 18, 21;
2. Sayılar, 16/1
3. Sayılar, 16/4-35
4. Dictionnaire de la Bible, c: 2, shf: 972
5. el-Ankebût 29/39; el-Mü'min 40/24
6. Salebi, s. 213-217
7. Taberi, Tarih, c: 20, shf: 105-106
8. İbn-i Aşur, Tefsirü't-tahrir ve't-tenvîr, c: 12, shf: 222
9. İbn-i Kesir, Hadislerle Kur'ân-ı Kerîm tefsiri, c: 11, shf: 6244
Bu yazı 04/01/2012 tarihinde eklenmiştir.
Bu yazı 365 kişi tarafından okunmuştur.