Kerbela ve Hz.Hüseyin
''BUGÜN Mah-ı Muharremdir, Muhibb-i hanedan ağlar.'' ''Kerbela'' ismiyle müsemma.. ''Kâr'' ve ''bela'' kelimelerinden meydana gelmiş mürekkeb bir kelime. “Kar” iş, güç, kazanç, temettü manasına, ''bela'', gam, keder, musibet, afet, ceza, gayet zor iş, büyük gaile manalarınadır. Bela, tatlı acı manasına da gelir. İleride, büyük afet, büyük musibetli bir iş, büyük faideli bir iş o mekanda meydana geleceğinden, (Allah'ın takdiri) o mekana ''kerbela'' ismi konmuştur.
''Evlad acısı çekmeyen acı çektim demesin'' derler. Torun sevgisi evlad sevgisinden daha ileride olduğundan, torunun başına gelen, gelecek olan bela; dedeyi, babayı daha da derinden sarsacaktır.
Torunu Hüseyin'in Kerbela'da şehit edileceğini bilen Peygamberimiz öyle üzülüyordu ki başında öyle derdi vardı ki her halde Mekke'de çektiği bütün elemler, Uhud'da Mübarek dişinin kırılması o şehadetin yanında çok hafif kalmıştır.
O (s.a.v), Kerbela'da Hz.Hüseyin'in şehadeti ile böyle üzülüyorsa, O (s.a.v)nun ümmeti olan bizlerin de ne kadar üzülmesi ve ağlaması lazım geldiğini anlamak ve yaşamak lazımdır. Hz. Hasan ve Hüseyin'in isimlerini Cebrail koymuştu. Cebrail bunu kendiliğinden yapamaz. Allah Cebrail'e öyle emretmiştir. Hz.Hüseyin doğduğunda, ''saçları ağırlığınca altın'dan sadaka ver ya ey Fatıma'' buyurmuşlardı. Baş sadakası ver ki, başına bela ve musibet gelmesin. Doğumunun yedinci gününde akika Kurban'ı kesilip, bir budu ebesine, diğerleri kemikleri kırılmadan getirilip yenmesini emir buyurmuşlardır. Kemikleri kırılmasın diye tefeül ediyordu. Yedinci gün sünnet ettirildi. Hz.Ali diyor ki, ''Hüseyin'in adını ''Harb'' koyacaktım. Efendimize Cibril geldi, ''Allah'ın selamı var, bu toruna ''Hüseyin adını koy ''dedi. Efendimiz; 'Hüseyin'e bakıp, 'Allah’ım Ben bunları seviyorum, Sen'de sev' diye dua ederdi. Yine Efendimiz; “Hasan ve Hüseyin ki onlar benim dünyada kokladığım iki Reyhanımdır'' (Reyhan Cennet çiçeğidir) Yine O(s.a.v), buyuruyor ki
Yine O (s.a.v); ''Hasan ''Hasan ve Hüseyin'i seven beni sevmiş, onlara kin tutan da, bana kin tutmuş olur.'' ve “Hüseyin, cennetlik gençlerinin iki seyyididir'' buyurmuşlardır.
Efendimiz (s.a.v) ashabının davetine gidiyordu. Çocuklarla oynayan Hüseyin'i gördü. Ashabından ayrıldı, Hüseyin'in yanına gitti, kucağını açtı, o da kaçıyordu. Sonra yakaladı. Bir elini başından, diğer elini çenesinden tuttu, öptü kokladı. Sonra; ''Hüseyin bendendir! Ben de Hüseyin denim! Allah'ı seven Hüseyin'i sever.'' buyurdular. Allah'ı ve Efendimizi seven Hz.Hüseyini sever.!!!
Hem ehl-i beyt ve hem Ehl-i sünnet vel cemaat, hep, Hz.Hasan ve Hüseyin'i sevmişlerdir. Ehl-i beyt ve Ehl-i Sünnet dünyasında, çocukların adlarını Muaviye, Ziyad, Velid, Yezid koyan olmamıştır. Hasan, Hüseyin koyan milyonlarcadır. Anadolu'nun hemen hemen her evinde, Ya Hasan veya Hüseyin isimleri vardır. Çok defa da Hasan da vardır, Hüseyin de vardır, Ali de vardır. Cafer ismi, Tayyar adı da az değildir.
Kerbela'da bir Hüseyin şehit edilmiş, milyonlarca Hüseyin doğmuştur.''Biz bir ölür, milyonlarca diriliriz...'' Kalblerimiz mahzun, gönüllerimiz dağidar, gözlerimiz yaşlı, göğüslerimizde hüznün damgası vardır.
Başımız sağ olsun, Hz.Hüseyin'in ve Şerefli Dede'sinin şefaatları bizimle beraber olsun...
Necdet İÇEL
Bu yazı 17/12/2010 tarihinde eklenmiştir.
Bu yazı 697 kişi tarafından okunmuştur.