Kâbe'nin Kâinattaki Muazzam Yeri
KÂ’BE
HZ. Allah (c.c) Hz. Âdem’e: “Yeryüzünde benim bir beytimi inşa et ya Adem!” emrini verince; Hz. Âdem; “Ya Rabbi ben beyt nedir, beyt inşa etmek nedir bilmem ki.” dedi. Evet insan bir misalini daha önce görmemiş ise bilemez.
Bunun üzerine, Hz. Allah Cibril-i Emin ile beraber melekleri, tarif edici ve yardım edici olarak gönderdi. Cibril-i Emin, hakikat-ı hali ile gelerek yeryüzünde, şimdiki Beytullah’ın olduğu yerde kanatları ile Kâ’be’nin temelini kazdı. Cibril-i Emin’in kanatlarını Efendimiz (s.a.v) tarif buyururken: “Kanatları arzla sema arasını dolduruyordu.” diye ifade ederler. Biz Beytullah’ın temelinin ne kadar aşağıya doğru indiğini bilmiyoruz. Sonra vazifeli melekler Beytullah’ı inşa etmek için Rahmet Dağı’ndan, Nur Dağı’ndan, Mescid-i Aksa etrafındaki dağlardan, Tur-u Zeyta’dan, Tur-u Teyna’dan (bu tabirler Kur’an’da geçiyor), Arafat’tan, Mina’dan, Müzdelife’den, kudsî olan bütün beldelerden taş toplayıp getirdiler.
Hz. Adem, Cibril ile diğer meleklerle beraber Beytullah’ı inşa ettiler.
Beytullah inşa edilince, üst köşede bir taş konacak kadar boşluk kaldı. Taş bulunup oraya konması gerekiyordu. Allah (c.c): “O taşı da Ben cennetten getirtip oraya koyacağım.” ferman etti. Şimdi “Hacerü’l-Esved” dediğimiz taşı cennetten gönderdi ve beytin boş olan yerine koydu.
Bu “Hacerü’l-Es’ad” taşıydı. Şimdi “Hacerü’l-Esved” diyoruz. “Siyah taş” demektir. O saadetli ve nurlu taş idi ama insanların günahı ona aksede aksede o da siyahlaştı. Hacerü’l-Esved cennetten gelirken, melekler etrafında zırh oldular ki, tâ şeytan nazarı ona isabet etmesin. Şeytanlar Hacerü’l-Esved’i görmek bakmak istediler ama, melekler manevî zırh ve sur oldular ve şeytan bakamadı, göremedi. Hacerü’l-Esved, hiçbir şeytan nazarı isabet etmeden, cennetten getirildi. Cibril-i Emin ve Hz. Adem’in eliyle beraber, Beytullah’ın boş olan yerine koydu.
Efendimiz (s.a.v): “Kim cennetten gelen ve şeytanın nazar etmediği şeye (yani Hacerü’l-Esved’e) bakarsa, cennete girmek ona vacip olur.”
Hacerü’l-Esved budur. Bundandır ki, ümmet ona bakmak için bakamasa bile bakma makamında istilam etmek için yarışırlar.
Efendimiz (s.a.v) bir yerde: “Mana aleminde bana Beytullah arz edildi. Taş taş üstüne Beytullah inşa edildi. Bir yerinde boşluk kaldı. Ben Allah’a sordum, mana aleminde. “O boşluğa hangi taş konacak Ya Rabbi?” Allah bana dedi ki; “Oraya konacak olan taş da sensin Ya Muhammed.”
Şimdi burada bir incelik vardır: Hz.Adem’in inşa ettiği Beytullah’ın boş olan yerine cennetten gelen Hacerü’l-Esved taşının konmasıyla mana aleminde inşa edilen Beytullah’ın bir yerinde boşluk kalması ve taş olarak onunda Efendimiz (s.a.v) olması arasında münasebet vardır.
Yani; bir yerde Beytullah taş taş üstüne inşa ediliyor ve cennetten Hacerü’l-Esved taşı oraya getirilip konuyor ve bir yönüyle de her peygamber Allah beytini tamamlamada bir taş mesabesindedir. Peygamber gelmiş bir taş gibi konmuş, diğer bir peygamber daha gelmiş bir taş gibi konmuş ve peygamberlerden müteşekkil bir beyt inşa edilmiş ve bu beytin bir köşesinde boş yer var. Oraya da Hz.Muhammed (a.s.m) getirilip konmuş oluyor.
Beytullah’ın köşesine konan Hacerü’l-Esved taşı, oraya konan diğer taşlardan farklı olduğu gibi peygamberlik binası olan beytin de köşesine konan Hz.Muhammed (a.s.m) de sair enbiyadan farklıdır. Daha kudsî ve daha mübecceldir.
Muhtemelen Hz.Adem, Beytullah’ı inşa ederken, Cenab-ı Hakk’ın göndereceği peygamber sayısınca taş kullanmıştır. Her taş Cenabı Hakk’ın göndereceği peygamberleri işaret veya bir peygambere denk olma münasebi içindedir. Bu da çok mühimdir.
Beytullah bu şekilde inşa edildikten sonra Hz. Adem ve evlatları tavaf ile emredildiler.
Hz. Adem’le başlayan hac vazifesi bütün peygamber ve ümmetlerine fasl-ı müşterek bir ibadet olarak emredildi ve günümüze kadar devam etti geldi.
Kâ’be hakkında ilk kaleme alınan, büyük muhaddis Ezrakî’nin Kabe ve Mekke tarihi hakkında yazdığı “AHBAR-U MEKKE” adlı değerli eserinin verdiği sıhhatli bilgiye göre Osmanlı padişahlarından Sultan Murat’a kadar Kabe on bir defa yıkılmış yeniden inşa edilmiş veya çok çaplı tamirat görmüştür. İlk defa Kâbe, Hz. Adem ve melekler tarafından inşa edildi. Hz. Adem (a.s) yaşadığı müddetçe, inşa ettiği bu beyti tavaf edip haccetti. Hz. Adem’in vefatından sonra O’nun yaptığı binayı oğlu Şit (a.s) yeniden inşa etti. Şit (a.s)’in yaptığı bu bina Nuh tufanına kadar devam etti. Nuh tufanı kopunca bu beyt yıkılıp yeri İbrahim (a.s)’in inşasına kadar meçhul kaldı.
İbrahim (a.s) Şam tarafında bulunuyordu. Allah’tan aldığı bir emir üzerine süt emme çağındaki oğlu İsmail ile anne Hacer’i bir melek ve burak yardımıyla o zaman meskun olmayan şimdi Mekke’nin bulunduğu yere götürüp zemzem kuyusunun civarındaki bir ağacın altına bıraktıktan sonra tekrar Şam’a döndü. Mekke vadisinde iki kişi vardı. Hacer ve oğlu İsmail.
Cenab-ı Hakk onlara, Cebrail (a.s) vasıtasıyla şimdiki zemzem kuyusunu çıkardı. Zemzem kuyusunun çıkmasından sonra, civar yerlerde oturan Cürhüm kabilesi de buraya gelip yerleşmeye başladılar.
Böylece Mekke vadisi şenlenerek Mekke şehri kuruldu. Hz.İsmail delikanlılık çağına geldiği zaman annesini kaybetti. Validesi şimdiki Hatim’in altına defnedildi. Kendisi Cürhüm kabilesinden evlendi.
Hz. İbrahim (a.s), oğlu ile hanımını iki defa ziyarete geldi. Fakat ikisinde de İsmail (a.s) ile görüşemeden geri döndü. Zira İsmail (a.s) ava gitmişti. Annesi ise daha önce vefat etmişti.
İbrahim (a.s), Allah’ın dilediği kadar Şam’da kaldıktan sonra üçüncü defa, Allah’tan Kabe’yi inşa emrini alarak Mekke’ye geldi. Oğlu İsmail (a.s)’i zemzem kuyusu civarında ok yontarken buldu. İsmail (a.s) oturuyordu. Hz. İbrahim (a.s) selam verdi ve O’nun bulunduğu yere giderek yanına oturdu. Bir müddet hasbihal olduktan sonra oğluna: “Ey İsmail! Cenab-ı Allah bana bir emirde bulundu” dedi. İsmail (a.s) de O’na: “Rabbi’nin emrini yerine getir baba!”diye mukabelede bulundu. İbrahim (a.s): “Ey İsmail! Rabbim bana kendisi için bir beyt yapmamı emretti.” İsmail (a.s): “Nerede?” diye sordu. İbrahim (a.s) de o civarda sel sularının basmadığı ve üzerinde çakıl taşları bulunan tümsek bir yeri (Şimdiki Beytullah’ın yerini) göstererek: “İşte burada” dedi.
İbrahim (a.s) ile oğlu İsmail (a.s), beraberce temelleri kazmaya başladılar. Temel kazılırken de
Kuran-ı Kerim’de zikredilen şu duayı okuyorlardı: ‘Ey Rabbimiz! Bu işi bizden kabul et. Zira sen kabul edicisin, alimsin’1
Temelleri kazdıktan sonra hemen inşaya geçtiler. İsmail (a.s) omzunda taş taşıyor, ihtiyar babası İbrahim (a.s) de bu taşları örerek duvar yapıyordu. Temel yükselip İbrahim (a.s)’in yerden taş alması zorlaşınca merdiven vazifesi görmek üzere, İsmail (a.s) O’na şimdiki “Makam-ı İbrahim”i getirdi. Makam-ı İbrahim yüksek bir taştı. İbrahim (a.s) onun üzerinde durarak duvarları örüyordu. İbrahim (a.s) bu taşın üzerinde durarak Beytullah’ı inşa ettiği için ona bu ad verilmiştir. İbrahim (a.s) ile İsmail (a.s), Beytullah’ın inşasını tamamlayınca Cenab-ı Hakk, Cebrail (a.s)’i göndererek, İbrahim (a.s)’e Beytullah’ı nasıl tavaf edeceğini, nasıl hac yapılacağını öğretti. Bugün yapılan hac usulü o zaman yapılanlardan farksızdır. Hz.Muhammed (a.s.m) de aynı usulü takip etmiştir.
ALTIN ORAN VE KÂ’BE MUCİZESİ
Altın oran, doğada sayısız canlının ve cansızın şeklinde ve yapısında bulunan özel bir orandır. Doğada bir bütünün parçaları arasında gözlemlenen, yüzyıllarca sanat ve mimaride uygulanmış, uyum açısından en yetkin boyutları verdiği sanılan geometrik ve sayısal bir oran bağıntısıdır. Doğada en belirgin örneklerine insan vücudunda, deniz kabuklularında ve ağaç dallarında rastlanır.
Göze çok hoş gelen bir orandır. Kusursuz bir yaratılmanın tezahürüdür ve kusursuz yaratıcının delilidir.
Altın oran ölçüsünü, ünlü İtalyan matematikçi Leonardo Fibonaçi bulmuştur. Bu orana Mimar Sinan'ın eserlerinde de sık rastlanır.
Tabiattaki canlılarda uzuvların oranı altın oran adı verilen 1,618... sayısına uygunluk gösterir.
إِنَّ اللَّهَ بَالِغُ أَمْرِهِ قَدْ جَعَلَ اللَّهُ لِكُلِّ شَيْءٍ قَدْرًا …
"Allah, herşey için bir ölçü kılmıştır."2
وَكُلُّ شَيْءٍ عِندَهُ بِمِقْدَارٍ …
“…Her şey onun katında bir ölçü iledir.”3
إِنَّا كُلَّ شَيْءٍ خَلَقْنَاهُ بِقَدَرٍ
“Gerçekten biz, her şeyi bir ölçü ve dengede yarattık.”4
وَالَّذِي قَدَّرَ فَهَدَى
“O, (her şeyi) ölçüyle yapıp yönlendirendir.”5
وَقَالُواْ لَوْلاَ نُزِّلَ عَلَيْهِ آيَةٌ مِّن رَّبِّهِ قُلْ إِنَّ اللّهَ قَادِرٌ عَلَى أَن يُنَزِّلٍ آيَةً وَلَكِنَّ أَكْثَرَهُمْ لاَ يَعْلَمُونَ
Dediler ki: "Ona Rabbinden bir mucize indirilse ya!" (Ey Muhammed!) De ki: "Şüphesiz Allah'ın, bir mucize indirmeğe gücü yeter. Fakat onların çoğu bilmiyor."6
NEDİR O MUCİZE?
DÜNYANIN VE KAİNATIN MERKEZİ OLAN KÂBE’NİN ALTIN ORANLA OLAN İLİŞKİSİ NEDİR?
Kabe'nin bulunduğu şehir olan Mekke'den
Kuzey kutup noktasına olan uzaklık; 7631.68 KM
Güney kutup noktasına olan uzaklık; 12348.32 KM
12348.32 bölü 7631.68 = 1,618
Ayrıca;
Güney kutup noktasına olan uzaklık; 12348.32 KM
İki kutup noktası arasındaki uzaklık; 19980.00 KM
19980.00 bölü 12348.32 = 1,618
Mucize bununla bitmiyor!
Enlem-boylam haritasına göre Mekke şehrinin "gündönümü çizgisi"ne olan doğu uzaklığı ile batı uzaklığının birbirine olan oranı da yine 1.618 sayısını yani altın oran ölçüsünü veriyor.
MEKKE AYETİNDEKİ ALTIN ORAN ÖLÇÜSÜ
Cenâb-ı Allah Kur'ân-ı Kerîm'in Âl-i İmran suresinin 96. ayetinde Mekke'den bahsetmektedir;
إِنَّ أَوَّلَ بَيْتٍ وُضِعَ لِلنَّاسِ لَلَّذِي بِبَكَّةَ مُبَارَكًا وَهُدًى لِّلْعَالَمِينَ
"Şüphesiz, Mekke'de insanlar için kurulan ilk ibadet evi elbette, âlemlere rahmet ve hidayet kaynağı olarak kurulan Kâ'be'dir."7
Ayetin uzunluğu 47 harftir.
Mekke kelimesine kadar 29 harf uzunluğundadır.
47 bölü 1,618 = 29
Eğer bir harf, fazla veya eksik olsaydı bu oran elde edilemeyecekti.
الَّذِي خَلَقَ سَبْعَ سَمَاوَاتٍ طِبَاقًا مَّا تَرَى فِي خَلْقِ الرَّحْمَنِ مِن تَفَاوُتٍ فَارْجِعِ الْبَصَرَ هَلْ تَرَى مِن فُطُورٍ
ثُمَّ ارْجِعِ الْبَصَرَ كَرَّتَيْنِ يَنقَلِبْ إِلَيْكَ الْبَصَرُ خَاسِأً وَهُوَ حَسِيرٌ
"O, yedi göğü tabaka tabaka yaratandır. Rahmân'ın yaratışında hiçbir uyumsuzluk göremezsin. Bir kere daha bak! Hiçbir çatlak (ve düzensizlik) görüyor musun? Sonra tekrar tekrar bak; bakışların (aradığı çatlak ve düzensizliği bulamayıp) âciz ve bitkin halde sana dönecektir."8
Kâ’be’nin azametini ve hakikatini tarihçesiyle beraber idrak ederek, şuurluca hac veya umre yapmanız duasıyla…
Necdet İÇEL
Kaynaklar:
1- Bakara; 127
2- Talak; 3
3- Rad; 8
4- Kamer; 49
5- Ala; 3
6- En’am; 37
7- Âl-i İmran; 96
8- Mülk; 3-4
Bu yazı 19/04/2010 tarihinde eklenmiştir.
Bu yazı 1055 kişi tarafından okunmuştur.