İz Bırakanlar: Hüseyin Tamer
ÖZGEÇMİŞ
1922 Aydın-İncirliova doğumlu. Babası Hafız Şükrü Hoca, annesi Azize Molla’dır. İlkmektebi İncirliova’da 1932 ve Ortamektebi 1935’de Aydın'da tamamladıktan iki yıl sonra (bir yıl yaşının küçüklüğü, bir yılda öğretime ara vermiş bulunması sebebiyle) sınavlarını kazanarak 1937’de kaydolduğu İstanbul Çatalca’nın Çanakça Muallim Mektebini yatılı olarak 1941’de tamamladı. Bir süre İstanbul (Çanakça) köylerinde İlkokul başöğretmenliği ve öğretmenliği yaptıktan sonra 1943 yılında Gazi Orta Muallim Mektebi ve Terbiye Enstitüsü Matematik Bölümüne kaydoldu. Bu arada askerlik görevini yedeksubay olarak (1943-44) Ankara’da yaptı. Gazi Orta Muallim Mektebi ve Terbiye Enstitüsünü matematik öğretmeni olarak 1947 Haziran döneminde tamamladı. 22.07.1948’de evlendi ve Aydın Erkek Sanaat Okulunda matematik öğretmenliğine başladı. 1954 yılında Isparta İmam Hatip Okuluna matematik öğretmeni olarak tayini çıktı. Burada ismi sonradan Şehit Ali İhsan Kalmaz Lisesi olarak değiştirilen Isparta Lisesi, Erkek Sanaat Okulu ve son olarak yine İmam Hatip Okulu olmak üzere üç farklı öğretim kurumunda farklı zaman dilimlerinde çalıştı. 1964 yılında önce Malatya olan tayin yeri Tokat iline çevrildi. Tokat Gaziosman Paşa Lisesi’nde matematik öğretmenliği görevine başladı. Tokat’ta aynı zamanda Lise Müdür Başyardımcılığı görevini de yürüttü. 1967 yılında Konya Devrim Ortaokuluna matematik öğretmeni olarak tayini çıktı. Fakat yaz dönemini orada geçirdikten sonra aynı yılda Aydın İmam Hatip Okuluna Kurucu Müdür olarak atandı. Bu görevi 1975 yılına kadar sürdürdü. 1975 yılında önce Tekirdağ ili Milli Eğitim Müdürlüğü emrine olan atanması Aydın’ın İncirliova Lisesine yapıldı. 28.06.1978'de son olarak görev yaptığı. İncirliova (Aydın) Lisesi matematik öğretmenliğinden emekliye ayrıldı . Eşi 2008 yılı Ramazan ayında dar-ı bekâya intikal etti. Dokuz çocuk babası. Halen Aydın’da ikamet ediyor.
ORHAN KARA'nın kaleminden,

Ben muhterem hocam Hüseyin Tamer'in Isparta imam Hatip okulunda okurken 7 yıl öğrencisi oldum(1955-1962). Öğretmen olduktan sonra da Aydın imam hatip okulunda o müdür iken 3 yıl müdür yardımcılığını yaptım. Gerek öğrenci iken ve gerekse müdür yardımcılığım sırasında kendisinden çok istifade ettim.35 yıllık yöneticilik mesleğimin inceliğini ve zorluğunu ondan öğrendim. Her öğrencinin eğitimi süresince bir çok öğretmeni arasından kendisine örnek edindiği mutlaka bir öğretmeni vardır, işte Hüseyin Tamer hocam, tek bir öğrenci tarafından değil bütün öğrencileri tarafından rehber olarak kabul edilmiş, Kur'an-ı ve Sünnet'i tam yaşamaya çalışan müstesna bir kişidir. Onun yolu Kur'an ve Hadis'tir. Bu nedenledir ki tüm öğrencileri onu sever ve saygı duyarlar. Onun adı anıldığında mutlaka ondan örnek bir davranışı dile getirilir.
Ben öğrenciyken Hüseyin Tamer hocamın dersine geç girdiğini ve okula gelmediği bir gününe 7 yılda hiç rastlamadım. Giriş zili çaldığında o mutlaka sınıfa girmiştir. Öğrencisini kaldırıp tahta sildirdiğini görmedim. Tahtayı hep kendisi silerdi. Hem zaman geçmesin ve öğrencinin görevi değil diye. Bence bunun nedeni zaman geçirip öğrencinin hakkını yemeyeyim anlayışıdır.
Tatil günleri öğrenciler boş vakit geçirmesin diye onlarla yakından ilgilenirdi. Boş vakit geçirip sinema afişi önlerinde oyalanan ve ders çalışmayan öğrenciye cezası Pazartesi Günü onu sözlüye kaldırmaktı. Tabi öğrenci hazırlık yapmadan geldiğinden başarısız olurdu. Hocamız ona sonunda güzel bir öğüt verirdi.
Sabah namazına okula gelir, öğrenciyi namaza kaldırırdı. Cuma günleri de bütün okulu tek başına sıra yapar Cumaya götürürdü. Kendisi matematik öğretmeni olduğu halde meslek öğretmenlerinin yapması gereken işleri kendisi yapardı.
Ramazan ayında öğrencilere zekat dağıtırdı. Tek maaşlı ve ailesi de kalabalık olduğu halde israf etmediği için parası da bereketli olurdu. Bir gün derste faiz hesapları konusunu işlerken faizin formülünü tahtaya yazdı ve arkasından da İslam'da faizin haram olduğunu da söyledi. Yine bir gün İslam’da temizlik istibra-istinca ve gusül konularında bize bilgi vermişti.
Hocamla öğretmen olduktan sonra Aydın İmam-Hatip lisesinde 3 yıl O okul müdürü, ben müdür yardımcı olarak birlikte çalıştık (1967-1970 yılları). Evi okula en uzak olan hocamdı. O dönemde Aydın'da şehir içi otobüsleri yoktu. Fakat okula en erken o gelirdi,yine okuldan en son çıkan oydu. Kimseyi kırmaz, insanları görüşlerinden dolayı yargılamaz fakat yaşantısındaki ciddiyeti, vakarı helal ve haram konusundaki davranışları ile etrafına mesaj verirdi. Daima temiz ve sade giyinirdi. İsrafı hiç sevmezdi. İnce ruhlu ve merhametliydi. Yolda yürürken bile Allah Resul’üne uyardı. Hafif başını öne eğer sağa sola bakmaz hızlı yürürdü. Ben birlikte giderken kendisine yetişemez adeta hafif koşardım.
Bir gün öğretmenler kurulu yaptığımız bir sırada Hüsnü Ertuğrul adlı birisi kapıyı vurup içeriye girdi. Ve kendisinin Gerede İmam Hatipte Türkçe öğretmeniyken Aydın İmam Hatip Okuluna atandığını söyledi. Müdür Bey hoş geldin dedikten sonra kendisine oturması için yer gösterdi. Hüsnü Bey hemen bu arada Gerede de birlikte çalıştığı ve müdür beyin Isparta'da öğrencisi olan bir öğretmenden kendisine selam getirdiğini söyledi. Müdür bey bu selamı aldı ve toplantıya devam etti. Toplantı bitiminde Hüsnü Bey söz alarak müdür beye hitaben "Müdür Bey Cemil Bey mi sizin öğrenciniz yoksa siz mi onun öğrencisisiniz?" diye sordu. Soru enteresan bir soruydu. Tabi hocam "Cemil Bey benim öğrencim." dedi. Bunun üzerine Hüsnü Bey "Müdür Bey Cemil Bey sizden çok ihtiyar görünüyor. O sizin öğrenciniz nasıl olur? Siz daha gençsiniz" dedi. Hocam cevaben "Benim hayatım prensiplidir. Ben sabahleyin erken kalkar, günde 5 vakit namazımı kılarım. Belki bundandır." Diyerek ona bir mesaj vermişti.
Hüsnü Ertuğrul Bey’in görev yaptığı okul İmam Hatip okulu olduğu halde sınıflarda Allah'ın yokluğundan bahsettiğini öğrenciler gelip bana haber verdiler. Hatta öğretmenler odasında benimde bulunduğum bir sırada adı geçen öğretmen "Arkadaşlar ben Allah la inanmıyorum. Beni böyle kabul edin." dedi. Ben durumu hocama aktardım. Bir gün Hocamın odasındayken Hüsnü Bey evrak imzalatmaya geldi. Hocam konuyu açarak "Hüsnü Bey siz Allah'a inanmıyormuşsunuz" dedi. Oda cevaben "Evet müdür bey bu benim görüşüm." dedi. Hocam kendisine "Hüsnü Bey ben size Allah'ın varlığını dini yönden değil, matematiksel yönden ispat edeyim." dedi. Hüsnü Bey "Müdür Bey sizin bu konuda bilginiz var. Benim ise yok. Şimdi siz beni ikna edersiniz." Diyerek kabul etmedi. İşini bitirince de gülerek dışarı çıktı. Adeta ikna olmaktan korkuyordu. 1968 yılında hocam Hacca gidip müdürlük vekaletini de bana bırakmıştı. Sicilleri incelediğimde Hüsnü Bey'in Siciline en ufak bir şey yazmadığını gördüm. Çünkü o insanları düşüncelerinden ve inançlarından dolayı yargılamazdı.
insanları idare etmenin güçlüğünü bir gün bana "Orhan ben müdür olmadan önce benim düşüncelerimi paylaşmayan insanlar tarafından bile sevilir ve takdir edilirdim. Ama müdür olduktan sonra benim düşüncelerimi paylaşan öğretmen arkadaşlarım tarafından eleştirilmeye başlandım." Diyerek üzüntüsünü belirtmişti. Çünkü o Yunus gibi düşünür, hep doğru işler yapardı. Kendi nefsini aşmış ve nefsine en ufak pirim vermezdi. Nefsinin emrinde olanlar bunu anlamıyordu. Onlar başka yöneticiler gibi davransın istiyorlardı.
Helal ve Haram'a çok dikkat ederdi. Bir gün birkaç arkadaş yarım saat derse geç gelmişlerdi. Müdür bey geç kalan öğretmenlerin sınıf defterlerini öğretmen yok diye imzalamıştı. Fakat bir öğretmenimiz yarım saat derse geç girdiği halde müdür beyin imzasının üstüne konuyu işledim diyerek imza atar. Müdür bey beni çağırıp "Orhan sende bu dersin öğretmenisin 15 dakikada bu konu öğrenciye aktarılabilir mi?" diye sordu. Bende Hocam" Yarım saatte olabilir fakat 15 dakikada olmaz." Dedim. "Şimdi bu arkadaşın aldığı para Haram olmaz mı?"dedi.
Aydın valisi Turgut Eğilmez'in lisede okuyan oğlu Hilmi makam arabasıyla hocamdan matematik dersi almaya gelirdi. Bir gün Vali Bey her halde hocam para kabul etmez diye elbiselik kumaş getirmiş. Bende bir iş için yanına girmiştim. Masanın üzerinde duran kumaşı bana göstererek "Orhan bunu bana Vali Bey getirmiş. Fakat ben bunu giyemem ki, bari bir fakire vereyim" dedi. Kumaşı ellediğimde ipek gibi pahalı bir kumaş, belki de İngiliz kumaşıydı. O kumaşı elbise yaptırıp giymedi. Yaşantısına çok dikkat ederdi.
Yine bana Isparta'da görev yaparken cami arkadaşının evine pekmez gönderdiğinden bahsetti. Hocam imam hatip lisesinde görev yaparken bir ara Isparta Lisesi'ne gönderilmişti. Cami arkadaşının oğlu da o lisede okuyup, hocam onun dersine de girmektedir. Arkadaşı hocamın evine hanımıyla hediye pekmez gönderir. Hocamın hanımı da hediye kabul etmeme konusunda tembihli olduğundan pekmezi kabul etmez. Kadın pekmezi tekrar evine getirir. Kocasına "Pekmezin kabul edilmedi." Der. Kocası hocamla bir gün camide karşılaşır ve arkadaşlık adına gönderdiğim pekmezin kabul edilmediğine üzüldüğünü söyler. Hocam bunun üzerine; "ben senin lisede okuyan çocuğunun dersine girmezden öncede seninle arkadaştık. O zaman niçin yollamadın?" diyerek güzel bir nasihat verir.
Aydın imam Hatip okulunda birlikte çalıştığım Ömer Bey adlı Türkçe Öğretmeni ile ben okul müdürü oda öğretmen olarak Kırkağaç İmam Hatip Lisesinde 10 yıl aradan sonra yollarımız tekrar birleşti. Hocam Isparta'da olduğu gibi Aydın'da da öğrencileri sıra yapar, her sınıfın başına erkek öğretmen verir, Camiye kadar öğrenciyi öğretmen nezaretini gönderirdi. Ömer Bey'de cumaya gitmeyen öğretmenlerimizden olduğundan bu durumdan hoşlanmazdı. Hatta bir gün "Yahu arkadaşlar bugün yinemi Cuma?"diye tepkisini göstermişti. Ama aynı Ömer Kırkağaç'ta bana "Ben Aydındayken Hüseyin Tamer'i anlamamışım. Ben onun insanlığına hayran kalıyorum. Ne kadar mükemmel bir insan olduğunu sonradan anladım. Onu birlikte ziyarete gidelim/'diyerek bir gerçeği ifade etmişti. Fakat Rabbim o zaman nasip etmedi gidemedik. Ama Ömer Bey 10 yıl sonrada olsa Cuma namazını kılmaya başlamıştı. Hocam İslamî yaşantısı v e hareketleriyle herkesi etkiliyordu.
Allah muhterem hocamıza sağlıklı uzun ömürler versin. Ne mutlu onun izinden gidip feyz alanlara,ne mutlu ona öğrenci olanlara, ne mutlu ona dost ve arkadaş olanlara. Çünkü onun yaşantısı sahabî bir yaşantı idi.
Muhterem Hüseyin Tamer Hoca ile İlgili Öğrencisi Emekli Öğretmen Arif Yıldırım’ ın Hatırası
Muhterem Hüseyin Tamer hocam, Isparta imam hatip lisesinde 1954-1958 yılları arasında matematik, 1961-1962 öğretim yılında Isparta lisesinde astronomi öğretmenliğimi yaptı.
İmam hatip lisesi orta kısmında okurken her gün sabah namazı vaktinde 4. kattaki yatakhaneye çıkar, herkesi uyandırır; “Haydi Müslüman evlatları namaza kalkın” der. Bodrum kattaki mescide bizimle beraber iner, namazı kılar evine giderdi. Bu hizmeti her gün aksatmadan yapardı.
Kendisi mümkün olduğunca namazlarını Isparta Ulu Camiinde cemaatle kılardı. Cuma günleri tüm öğrencileri Ulu Camiye götürenlerden birisi idi. Bize “siz gençsiniz, caminin üst katına çıkın, namazı orada kılın” derdi.
İmam hatip lisesinde çalıştığı yıllarda her Pazar günü sabahleyin okula gelir, katılan her öğrenciye Allah rızası için matematik kursu verirdi. Eksikliklerimizi böylece tamamlamış olurduk.
Cuma günleri öğleden sonra öğrencilerin hitabet çalışmaları olurdu. Mesleki tatbikat kolunun programı gereği öğrencilerin hazırladıkları konular öğrenci ve öğretmenlere konferans, seminer şeklinde anlatılır ve tartışılırdı. Bu çalışmaların çoğunu Hüseyin Tamer hoca organize ederdi.
Öğrencilerinin bilgili, ahlaklı, dinini yaşayan ve o topluma örnek olmasını, toplumun ilerde bizlere çok ihtiyacı olacağını, çok şerefli bir meslek sahibi olacağımızı sık sık dile getirir, çok çalışkan olmamızı tavsiye eder, bizlere güven verir, destek olurdu.
Muhterem hocam, çok temiz giyinen, saçlarını ortadan ayıran, devamlı abdestli bulunan, branşının konularına hakim olan çok iyi bir öğretmendi. Genç olmasına rağmen diğer öğretmenlerden de vakar ve duruşu ile saygı ve sevgi görürdü. O, bir hal, gayret, disiplin adamı idi, ama hiç kimseyi incitmezdi.
Şimdi kendisi ile ilgili bir anekdot anlatmak istiyorum;
Yıl 1984… Din Öğretimi Genel Müdürlüğünün Bursa imam hatip lisesinin düzenlediği Kur’an-ı Kerim yaz seminerine katılmıştım. Hocamızın öğrencilerinden dört arkadaş ile ziyaret etmeye karar verdik fakat nerede oturduğunu bilmiyorduk. Küçük oğlunun Bursa veteriner fakültesinde okuduğunu duymuş idik. Bir akşam camileri taksi ile dolaşırken cami cemaatine hocamızın özelliklerini anlatıp bulmaya çalıştık. Çekirge semtindeki bir camide cemaatten birisi bu özelliklere uyan hocamızı tanımış olacak ki şimdi yatsı namazına gelir dedi ve evini tarif etti. Henüz ezan okunmadığı için evine gittik, kapıyı bize açtı, selamlaştık, hepimizi yıllar sonra olmasına rağmen isimlerimizle tanıdı. Bize meşrubat ikram etti, beraberce namaza gittik, namazdan sonra eve davet etti ama bizim vaktimiz kısıtlı olduğu için cami yakınında otobüs durağında yarım saat kadar sohbet ettik. Her birimiz hakkında bilgi aldı. Bana; “Arifim, sen erken evlenmiştin çoluk çocuk nasıllar?” diye sordu. Ben de “ellerinizden öper. Allah vergisi beş tane çocuğum var” dedim. “Allah hepsine hayırlı ömürler versin” dedikten sonra, “hocam sizin de çocuğunuz çoktu, ben yedisini duymuştum” deyince bize dokuz çocuğunun olduğunu söyledi. “Oğlanların hepsine yüksek tahsil yaptırdım hamd olsun. Kızlarım ilkokulu bitirip büyüyünce Allah bize benzeyen dünürler, damatlar nasip etti, onların hepsini evlendirdim” dedi. Ben kendisine “Hocam! Çocuklar ve torunlarla kalabalık bir aile oluşturuyorsunuz, bayramlarda, diğer zamanlarda onların size olan ziyaretlerini nasıl karşılıyorsunuz?” dedim. Bana onu temelden hallettik dedi ve anlattı; “Burada bir bayramda çocukların çoğu gelmişti. Fırından bir çuval ekmeği sırtıma alıp evin merdiveninden çıkarken hanım kapıyı açtı. Beni bu şekilde görünce baygınlık geçirdi. Biraz sonra “Hüseyin sen matematik hocasısın bu işi bir düzene koy” dedi. Ben oturdum bir plan yaptım. Çocuklar bu plana göre ziyarete gelecekler idi. Şimdi bu ziyaret planını uyguluyoruz. Biz çocuksuz, onlar anne-babasız kalmıyorlar, bütün yıl böyle geçiyor.”
Çok muhterem hocamız Hüseyin Tamer, bu küçük ifadelerimize sığmayacak kadar büyüktür, saygıya layıktır. Şu anda Aydın’da bir torununun yanında olduğunu duydum, telefonla ulaşamıyorum. Ne yapalım? Dünya da bizler de faniyiz. Allah hocamıza uzun ve hayırlı ömürler versin. Öyle bir muhteremin öğrencisi olduğuma ömür boyu Allah’a hamd ediyorum, kendisini Allah’a emanet ediyorum. Allah ebeden razı olsun.
Arif Yıldırım
1966 Ankara İlahiyat Fakültesi mezunu
1939 Bucak/Burdur doğumlu
İkamet yeri Bucak
Bu yazı 01/07/2010 tarihinde eklenmiştir.
Bu yazı 1551 kişi tarafından okunmuştur.