Günün Sözü: *Ağır sözler, ağır özlerden çıkar.
Sitede şu an 24 kişi var. Toplamda 3,497,232 kişi tarafından ziyaret edilmiştir.
ARAMA:


İNSAN

Muhterem dinleyenler;

Böyle,âli bir cemaate hitab etmek âlî büyük hakikatleri anlatmak benim gibi bir insanın haddinin çok fevkinde, takatının çok üstündedir. Anlatan şahsa değil de sizler anlatılan hakikatlere bakmaya çalışacaksınız. Meziyet ve fazilet hakikatlerin kendisindedir. Bazen ali insanlar hakikate dellal olurlar, bazen de benim gibi adi ve basit insanlar hakikatin dellalı olurlar. Hakikat büyüktür ki; mağaranın karşısında konuştuğunuz zaman , oradan tın tın ses geldiği gibi hakikatte mağara misali insanların ağızlarında dolaşır, onların sesli arasından kendi varlığını insanlığa intak ve inşat ettirir. Mağara misal ağzımı kabul ederek, ağzımdan çıkan hakikatlerin ise ancak büyük zatlar tarafından, nebiler tarafından, müceddidler ve müctehidler tarafından söylenmesi lazım gelen hakikatler diye, o nazarla bakacak inşaallah öylece istifade etmiş ve istifade etmiş olacaksınız. Cenab-ı Hak istifadeye muvaffak kılsın

Mahlukat yokluk karanlıklarından Allah (c.c.)ın lütuf ve izniyle, bu varlık alemine gelince, şu varlıklar aleminde fenni hikmeten fenni felsefe onların karşısına çıkar ve onlara bazı sorular sorar. Der ki; Ey mahlukat, ey varlıklar, sizler nereden geliyorsunuz?, Bu alemde işiniz nedir? Ve Bu alemden hangi aleme geçeceksiniz? Varlıklar namına insanlar, insanlar namına nebilerin sultanı Hz Muhammed aleyhisselam ayağa kalkarak soruları sorulara cevap verir. Ve der ki; "

"Bizler Cenab-ı Hakkın lütuf ve inayetiyle yokluk karanlıklarından bu varlık alemine gelen mevcudatız, varlıklarız. Vazifemiz de bizi bu aleme getiren zatı tanımaktır. Yaptığı ettiği ihsanlara karşı, Ona teşekküratımızı takdim etmektir ve bu alemde bir miktar kaldıktan sonra yine getiren zatın izni ve müsaadesiyle, bu alemden ayrılıp onun hazırladığı başka bir aleme gitmektir." diye cevap verir. Hz Muhammed (s.a.v.) aleyhisselamın verdiği bu cevabı Kur'anın heyet-i umumiyesinden çıkan bir cevaptır.

Ve bu tasvire baktığımız zaman bizler kainatta varlıklar dünyasından 4 büyük hakikat görüyoruz. Evvela varlıkları bu aleme getiren, bu alemde onları misafir eden, bu alemden alıp başka bir aleme götürecek olan, namütenahi bir güç ve kuvvet sahibi vardır ki; işte o Hz Allah (c.c.)tır. Ve bir Allah (c.c.) . hakikatı vardır. Ve varlıklarında bu alemde bir vazifesi vardır. Ona da Allah(c.c.) ın büyüklüğü karşısında onun büyüklüğünü tanıma karşısında serfüru etme manasından kulluk hakikatı ve ibadet hakikatı diyoruz. Ve bir de varlıkların sultanı vardır, varlıklara Allah (c.c.)a giden yolu tarif etme hakikatı vardır. Varlıkların ve insanların ve nebilerin de sultanı manasında bir nebi hakikatı ve b ir de Efendimiz (s.a.v.) hakikatı vardır.

Ve 4. Olarak da bunlar bu alemden başka bir aleme gidecek, ya ebedi şekavet veya ebedi saadete mazhar olacak evet birde öbür alem hakikati ba'su badel mevt hakikati vardır. Bizler varlıkarın mayesi ve sultanı olarak bu aleme geldik. Bu aleme geleceğimiz ana kadar insan olarak aynı kökden geldik, aynı ağacın gölgesinde bulunduk, ama ağacın kökü aynı olsa gövde beraber büyüse ve ne'şet etse bile ağaçlara baktığınız zaman da görüyorsunuz ki; ağaçlar artık dal halinde,dallar küçük dallar halinde genişleyip,etrafa dal budak salmaktadır. Ağacın bazı dalları var ki aşağıya doğru eğlip gitmektedir, ve ağacın bazı dalları vardır ki; yukarıya doğru set çekmekte, ve gelişmektedir.

Şu kainat ağacında varlıklar, kök ve gövdesi ile beraber gelen, şu insanlar bu aleme geldikten sonra adet yolun ayrımına gelmiştir. Ya aşağıya doğru eğilmiş bir ağaç gibi eğilecek insan alt aleme doğru giden yola süluk edecek insan, sefil hale geçecek, şeytan hemdem ve arkadaş ve aşağı alemlere doğru ve aşağı alemde bulunan cehennem alemine gitmeye namzet olacak. Veyahut da yolların ayrımında insan yukarıya doğru ser çeke bir dala yapışacak, yukarı alemlere doğru seyredecek, ve encamda yukarı alemlerde bulunan cennet alemine gitmeye namzet olacaktır. Evet insan 2 yönlü bir varlıktır. Ya aşağıya doğru ser çekecek olan, melekleri dahi çok gerilerde bırakacak olan, hatta meleklerin sultanı olan Cebraili çok geride bırakabilecek olan ayrı yönü olan bir varlıktır.

Hz Ali efendimiz, Beled suresinde, insanın yaratılışının, anlatıldığı ayetler içerisinde, büyün insanlar zahirde, zahir uzuvlarda temelde esasta aynıdırlar, bir noktada insanlarda farklılık vardır. "Elem yecalnehu ayneyn ve lisenen ve şefeteyn ve hedeynehum necdeyn" "Biz insana iki göz vermedik mi, bir dil iki kulak vermedik mi?" vs.. Bütün insanlar zahirde, zahir görünümde esas uzuvlarda aynıdır. Ama bir de arkasından ve hedeynahum necdeyn ayeti var. Hz Ali Efendimiz bu ayeti tahkik ederken, bu ayet i şöyle tefsir eder; "Biz insanı, iki iştimak gidebilecek bir varlık olarak yaratmadık mı? altta şeytanı geride bırakabilecek, kuyunun dibine doğru meyli olabilen, kuyunun dibine doğru gitmede şeytanı üstte bırakabilecek öyle adileşecek, öyle alçaklaşacak ki; işte insanın bir yönü de budur.

Ve insanın diğer 2. Bir yön de vardır ki; Minarenin şerefesine doğru çıkacak, alemde ser çekecek, öylesine telakki edecek öyle telakkii edecek ki çok defa Hz Cibril geride kalacaktır. Ve işte 2 yönlü insan, 2 yöne meyli olan insan muhteşem bir varlık olarak karşımızda zuhur etmektedir. Kur'an-ı Kerim değişik mukayeseler içinde aşağıya doğru gitme tabirini, yukarılarda yani Aliyyul Ala olan Hz Allah (c.c.) (c.c.)a dehalet etmiş ona sımsıkı yapışmış, temessük etmiş, ali alemlere doğru ser çeken insan olarak vasfediliyor. Ve Vettin suresinde insanın hilkati ahseni takvime mazhariyeti, alemin sultanı olması hasebiyle anlatıldıktan sonra evet hakikat nazarında insan budur, ama insanın bir de başka meyli vardır. Şehavani şeytanı bir de cismani yönü vardır ki; insan bu yöne meylettiği zaman,"sümme radadnahü esfele safilin" sefileşecek, sefil aleme adi aleme doğru, derece katedecektir. Kur'an insanı tarif eder, felsefe insanı tarif eder, felesefenin bütün tariflerinde insanın hayvandan farklı bir tarif olduğunu göremez ve bulamazsınız.

Ama Kuranı Kerim insanı ele alır, müstesna keyfiyetiyle alemin sultanı olarak varlıkların sultanı olarak, ve aynı zamana alemin ayakta kalmasında sebeb-i vücud olarak bir illet olarak insanı takdim eder. Felsefe insanı tarif ederken o yiyen içen bir hayvandır, insan düşünen bir hayvandır der, kafir felsefe insanı hangi yönüyle ele alırsa alsın, "dûn" varlıklar seviyesinden üste çıkaramamış, ve insanı daima alta doğru indirmiştir. Ama Kur'an insanı tarif ediyor, insan varlıkların sultanıdır, insan cemadat aleminin sultanıdır ve insan alemde füze gibi yukarıya seyreden ve seyrettikçe mesafe kateden ve çok defa Cibrili geride bırakan alemin müstesna ve bir varlığıdır ve insan cenabı Hakkın esmasının nokta-i mihrakiyesidir ve insan kainatın hülasasıdır. Ve insan insan bu alemden başka aleme doğru gidecek olan Allah (c.c.) (c.c.)ın aziz ve şerif br misafirinden ibarettir. Ben belki mevzumu tam takdim edemedim iki ve kesire insanı fikir planında arzettikten sonra, iki yönde süluk eden küfür cenahında mertebe kateden, mertebe denmez ama dereke denir. Alta doğru giden ve iman cenahında üste doğru giden insanların öüt aleme dahi gitmeden, şu dünya hayatlarında, ruh haletlerine baktırıp, değişik misaller içerisinde menfi de şirkte bulunan insan, küfürde bulunan insan ve imanda da hidayette bulunan insanın keyfiyetlerini bir iki misalle takdim etmek istiyorum.

İnsan Allah (c.c.) a inandığı zaman, mümin olur. Dikkat buyurun haddi zatında Allah (c.c.) da mümindir. Biz haşir suresinin son tarafında her akşam ve sabah namazlarından sonra 3 ayeti okurken, "el mü'minül müheyminül azizül cebbarul mütekebbir" diyoruz. Allah (c.c.) ı bir ismiyle de mümin olarak vasfediyoruz Allah (c.c.) mümindir, Allah (c.c.) a inanmış bir insan da mümindir. Pekala insan mümin Allah (c.c.) mümin ne demek ki; Allah (c.c.) mümindir, Allah (c.c.) insana insanları emniyet verir. Allah (c.c.)a dehalet etmiş herkes Allah (c.c.) ın teminatı altındadır. Ve müminin bir manası da zulmetmez adalate muamele eder. Evet Allah (c.c.) mümindir herkes Allah (c.c.) teminatı altındadır. Allah (c.c.) kimseye cevretmeyecek ve onların başına bela ve musibet verip onları inletmeyecektir. Allajh mümindir, Allah (c.c.) a inanmış bir insan da mümindir. Yani bu şu demektir, Mümin insan hem Allah (c.c.) ın teminatı altındadır, hem de sair insanlar müminin teminatı altındadır. Mümin başkaları için bir güven unsurudur. Bir teminat unsudur.. Ve mümin aynı zamanda adaletin ve dengenn temsilcisidir. Yeryüzü insanları müminlere temsil olduğu zaman emniyet ve güven bulacaklardır. Yeryüzü insanları mümin olan Allah (c.c.) a inanıp, evet müminim deyip teslim olduğu zaman, adalet, sulh ve sükun bulacaktır.

Yeryüzünde bulunan insanlarda güç ve kuvvet olabilir, füze üssü daha üstte bulunan müthiş dengeler olabilir, sanayi inkilabı olabilir, bütün dünyayı bir hamlee yok edecek bir kuvvete sahip olabilirler. Bu kuvveti elinde tutan kimselerde eğer iman yoksa, bunlar insanlığı başının belası demektir, işgaller hiçbir zaman bitmeyecektir. Ama insanlığa müminler nezaret ettikleri zaman, insanlık müminleri e imanlı olarak teslim olduğu zaman teminat altında kalacaklardır. Onlardan adalet bulacaklardır, sulh ve sükun bulacaklardır ve saadet bulacaklardır. Ve hele mümin Muhammed-ül Emin s.a.v. seyrinde bir teminat getirebilirse , emniyeti daima onlara izhar edebilirse, insanlık müminler topluluğuna cemaatlarına teslim olduğu zaman emniyet var demektir, saadet var demektir, huzur var demektir.

Ve işte Hz Ömer r.a. müminliğin teminatı olarak Şamı işgal zaman veya Şamı fethettiği zaman, işgal hata oldu fethettiği zaman, hristiyanlar onlara teslim oldu. Öyle bir adalet buldular, öyle bir emniyet buldular, öyle bir teminat buldular ki; belli bir dönemden sonra, müslüman orduları, Hamadan Nasiyeden çekilme lüzumunu hissettiler.Artık daha biz size bakamayacak, sizin başınızda devlet olamayacağız,şu an kadar bize verdiğiniz vergileri, cizyeleri alın, kendi kendinizi idare edin, deyip geri çekilirlerken Le Hamada ve Laskiya da bunar Hristiyanlar mendil tutmaca ağladılar. Allah (c.c.)ım Ömerin adaletini istiyoruz, Allah (c.c.) (c.c.) ım müminlerin teminatı altında yaşamak istiyoruz, Hristiyanın zulmü altında inlemektense, müminlerin teminatı altında yaşamak bizim için cana minnet ve şereftir dediler.

Hz Muhammed s.a.v. den son yıkılışımıza kadar, insanlık, yeryüzü müslümanlarına ve müminlere, emniyetin temsilcisi olan müminlere, güvenin ve adaletin temsilcisi olan müminlere, teslim olduğu zaman, evet yeryüzünde bir saadet olmuş ve bir adalet olmuştur. Ve işte bu güven insanları, müminler yıkılınca çekilince, yeryüzü şeytanlarla adeta dolmuş, her ne kadar güç ve kuvveti elinde tutsa bile şu anda da gördüğünüz gibi, dünyanın şarkında ve garbında hala anarşi bitmiyor ve hala istibdatlar devam ediyor. Hala zulümler devam ediyor ve bu zulmün altında insanlık inim inim inlemeye devam ediyor.

Maksadım beli böyle afaki bir mevzuyu anlatmak değildi, maksadım imanla Allah (c.c.) a bağlanan, mümin adını alan kimselerin, hangi vasıflara muttasıl olduğunu anlatmak için bunları anlattım.Kafire gelince, imanın nurundan, feyzinden mahrum olanlara gelince, onlar daima zulüm yapacak daim cevr-ü cefa yapacak ve insanlık bunların zulmü altında inim inim inlemeye devam edecektir. Ve ben sizin vicdanlarınıza sesleniyorum, şurada bin tane imanlı genç olsa, bunlar Allah (c.c.)dan korkan ve meleklerin herşeylerini kaydettiklerine inanır, ve her şeyinin öbür alemde atom atom hesabının sorulacağını inanır, benim için cehennem var diyen, bin tane genç bulunsa, bunların idaresi mi daha kolaydır? Yoksa şurda 20 tane Allah (c.c.). tanımaz, peygamber tanımaz, öbür alem kabul etmez, öbür alemde hesap kitap kabul etmez, anarşist 20 tane genç olsa acaba onların idaresi mi daha kolaydır?Hangisine itimat edeceksiniz, hangisine bel bağlayacaksınız ve hangisi sizin için güven kaynağı ve saadet kaynağı olacaktır. Evet mümin Allah (c.c.)ın mümin isminin seyrinde teminatın ve adaletin temsilcisidir. Ve meseleyi bir başka noktaya intikal ettirmek istiyorum.

Muhterem dinleyenlerim,

Mü'min Allah (c.c.) ın Aziz ve Şerif ismine intisab etmiş demektir. Allah (c.c.) azizdir, Allah (c.c.) şeriftir. "feinnehu la i'zeete illahi cemi'â" "Fe inneha izzete lillehi cemia" ayetinin başını okuyacak olursam, "Ellezine yettekizunel kafirune evliye e min dunil mü'minine yebtahune i'ndehumul izze fe innele izzete lillehu cemia" diyor ki
"Ey iman edenler, sizler, müminleri bırakıp da kafirleri mi dost ediniyorsunuz. Kafirleri dost mu ediniyorsunuz? Kafirleri dost edinmekle bir izzet bir şeref kazanacağınıza mı inaniyorsunuz.?" Feinnele izzete lillahi cemia" bütün izzet Allah (c.c.) a aittir, bütün şeref Allah (c.c.) a aittir. İzzet bulmak istiyorsanız, Ona dehalet edecek, şeref bulmak istiyorsanız, ona intisab edeceksiniz.

Evet mümin aziz olan ve şerif olan Allah (c.c.) intisab eden kimse demektir, Evet mümin izzetlidir, ve mümin şerefli insan demektir. Kafire gelince o azizi olan Allah (c.c.) tan korktuğundan izzetten korkmuş ve zillete gitmiştir. Kafir şerif olan Allah (c.c.)tan koptuğundan şerefini kaybetmiş ve yeryüzünde derbeder bir ferd ve derbeder bir millet haline gelmiştir. Evet izzeti Allah (c.c.)ta arayacaksınız. Ferd olarak izzet peşinde iseniz

Aile halinde izzetle şerefin talibi iseniz millet olarak izzet ve şerefin talibi ve ragibi iseniz ve inanmış islam dünyası olarak izzet ve şeref peşinde iseniz, izzetin hakiki kaynağı olan, ve şerefin menbaı olan aziz ve şerif olan Allah (c.c.) a dehalet edeceksiniz. Hz Ömer r.a. ne müthiş söyler, Hz Ömerin hilafeti devrinde Cihan islama teslim oluyor. Mescidi Aksa islama teslim olacak, müslüman askerler gider orayı fethederler. Ve Hristiyan papazlar derler ki; Bviz bu anahtarı halifeyi görmeden, onun şahsını tanımadan, Mescidi Aksanın anahtarını teslim etmeyiz. Hz Ömer anahatarı almak için Mecsidi akysaya kadar gitmek için yola çıkar. Bir tek devesi vardır. Hizmetçisiyle beraber nöbetleşe devesine biner. Biraz o devenin yularından çeker, hizmetçi biner, bir miktar gittiği zaman Ömer r.a. iner ve hizmetçi biner ve Mescidi Aksaa yaklaştıkları zaman hizmetçi arzu eder ki Keşke beyti Makdise yaklaştığımız zaman binme sırası Ömer r.a. e gelse, papazlar Ömeri yerde, köleyi deve üstünde görürlerse Onun izzetini kabul etmez belki de anahtarı vermezler diye düşünür. Ve nöbetleşe Mescidi Aksaya kadar yaklaşılır. Ve garipdir ki hibinme sırası köleye hizmetçiye gelir, Köle der ki; "Efendim, şöyle bir deveye binseniz de karşıdaki insanlar sizi karşılayanlar, sizi büyük görse, aziz görse" ve Hz Ömerin tonlu sözüne bakın "innema a'zeme Allah (c.c.) (c.c.) u biddin " "İnnema e azzeme Allah (c.c.)u biddin" der. Allah (c.c.) (c.c.) bizi din ile aziz kıldı der. Bir insan bir yere binmekle veya inmekle azizliğine delil olmaz. Bir insan bir makama çıktığı zaman aziz olmaz indiği zaman zelil olmaz. Bir insan dünyada sultanlık elde ettiği zaman aziz olmaz indiği zaman zelil olmaz, aziz olmanın ve zelil olmanın ölçüsü bunlar değildir. "FE inne izze lillahi cemi'a" İzzet Allah (c.c.) (c.c.) a aittir. "Ve innema e a'zeme Allah (c.c.)u biddin" der "Allah (c.c.) (c.c.) bizi dinle aziz kılmıştır dinin izzeti bana yeter, deveyi binmöe inmenin izzetinden ne olacak" der. VE mevlana bütün dünyaya haykırır, "Kul oldum" der "Kul oldum der" "Kul oldum" der adeta duyan duymayana duyursun, "Kul oldum" der Allah (c.c.) (c.c.) a kul olmak öyle bir şereftir, Allah (c.c.) (c.c.) a imanla dehalet etmek intisab etmek bir izzettir.

Kafire gelince, kafir bu izzetten bu şereften mahrumdur, ağacın başında, dalına yapışlan bir elma, ağacın başında tel taze durur. Baktığınız zaman meyvaya elmaya içiniz açılır, Ağacın başından koptu, yere düştüğü zaman yerde kalır, ayak altında kalır, çürür ve mahvolur ve bir işe de yaramaz. Allah (c.c.) (c.c.) a imanla Allah (c.c.) (c.c.) a intisab eden bir kinsan Allah (c.c.) (c.c.) ın izzetine ve şerefinie intisab eden bir insan, izzetin ve şerefin en yüksek zirvesine çıkmış demektir. Kafire gelince Kafir intisabı kopuktur, kafir Allah (c.c.) (c.c.) tan kopuktur. Ve Kafir af buyurun kopuk insandır. Allah (c.c.) (c.c.) tan koptuğu için izzetini şerefini her şeyini kaybetmiş demektir, Kafire ben insan demem. Kafir bu izzet ve şerefi kaybettiği için insan olma şerefini de kaybetmiştir. Nitekim dikkat ettiyseniz, Kur'an kafire insan demiyor, daha altta diyor. Dört ayak diyor, hatta daha ondan daha adi ve altta diyor. İnsan insanlık makamının şerefindedir, kafire gelince koptuğu için, hatta insanlık şerefinden de mahrumdur. Kafire insan denmez. Kafir benim için bir tabirim olacak "Şanlı Osmanlı şerefli osmanlı, aziz osmanlı kafire hitab ederken" Herif tabirini kullanırmış herif.

Ben kafir için bir tabir kullanacağım. Kafir, Herif-i Naşeriftir. Eğer imandan mahrum ise herif-i naşerifdir. Topluluk imandan mahrum ise şerefsiz bir topluluktur , ve bir millet eğer imandan Allah (c.c.) a intisabdan mahrum ise öyle bir topluluğun şeref ve izzeti yoktur. Payimaldır ve ayak altındadır. Ve millet derken Kur'an ın anlattığı bir milletten misal vereyim. Kur'an yahudi milletini anlatıyor. Ar izzet ve şerefi Allah (c.c.) verir, Allah (c.c.) bir millete sen azizsin, derse o millet aziz olur, Allah (c.c.) bir millete sen zelilsin derse o millet zelil olur, bir zaman yeryüzünde en aziz topluluk yahudilerdi. Yeryüzünde insanlığın başında sertac-ı itaat olan bir topluluktu. Kur'an bir ayette onların bu şerefinden bahsediyor. "YA beni İsrailel kürü nimetiyellehi en'amte aleykum ve enni sttaltüküm alel ailemin" "Ey israiloğulları hani Allah (c.c.) ın size geçmişte verdiği nimetleri hatırlayın, geçmişte verdiği nimetleri hatırlayın da ona nankörlük etmeyin" Bir zaman " sattaltülüm alel a'lemin" Allah (c.c.) diyor ki onlara " bir zaman ben sizi yeryüzünde en şerefli yapmıştım, en faziletli millet yapmıştım" İşte yahudi hakikaten bir zaman yeryüzünün sultanı bir millet idi, Halk katında da böyle idi, hak katında da böyle idi, Allah (c.c.) katında ve insanlar katında yahudi milleti, aziz şerefli ve faziletli bir millet idi. Ama imandan kopunca Allah (c.c.) dan kopunca, kopuk bir millet haline gelince, Allah (c.c.) onlara bir tokat attı, "Duybet aleyhimü zilleti ve meskene" "Zillet tokadı, meskenet tokadı ve derbederlik tokadı attı" Ve şu anda bütün dünyada fitneyi körükleyen yahudi, anarşiyi körükleyen yahudi, adeta insanlığın şeytanı, şeytanlar insanların başına musallat, insanların şeytanı olan yahudiler de insanların başına musallat, zilletin ve mezelletin gayyasında Allah (c.c.) la münasebet kurduklarında bir millet en şerif ve aziz bir milletdi. Allah (c.c.) tan ipi koparınca, kopuk bir millet haline gelince öyle bir tokat öyle bir şamar yedi ki, hem izzetini hem şerefini kaybetti. Zilletin mezelletin ve meskenetin gayyasından yuvarlandı. Ve şanlı mazimize baktığımız zaman, ve şu andaki derbederliğimize baktığımız zaman, şu anlattığım hakikatların sırrını anlama imkanı bulacaksınız. Cenabı Hak iderin anlayış ve idrak ihsan eylesin. İnşaAllah (c.c.) sizi sıkmamışımdır. Mümin Allah (c.c.) a imanıo ve Allah (c.c.) a intisabı sayesinde huzurlu saadetli insan demektir. Tabiri değiştirip şöyle ifade edebilirim, huzurun ve saadetin menbağı sadece ve sadece Allah (c.c.) a imanda Allah (c.c.) a intisabda ve Allah (c.c.) a dehalettedir.

İmanlı olmayan bir insanda huzur yoktur. İmanlı olmayan bir ailede huzur ve saadet olmaz. İmandan mahrum bir topluluk içerisinde huzur ve saadet olamaz. Evet iddia ediyorum ki, ve binlerce delille isbat etmeye hazırım ki; "Hakiki saadet ve huzur, hem dünyada hem ahirette, hakiki saadet, hakiki huzur sadece imanda.....

Sizler okullarda okurken, bir diploma alayım, bir makam sahibi olayım derken, perspektifinizde rahata erme ve huzura erme vardır. Bir aile reisi olarak çalışırken, para kazanırken, ev, apartman fabrika yaptırırken, huzurun peşinde olduğunuz muhakkaktır.Kanunlar vadederken prensipler meydana getirirken, bütün bunları topluluk huzura ersin, topluluk saadet elde etsin ve insanlık huzura gark olsun diye yaparsınız. Evet herkes dünyada huzurun arkasında saadetin arkasında ve rahat yaşamanın peşindedir. VE böyle düşünmeyen bir insan da olabileceğini tasavvur edemiyorum. Ama huzur nerededir, huzur neyi kazandığınız zaman kazanılmış olacaktır. Evet insanlar bugün bunu bilememekted ve bundan mahrum yaşamaktadır. Allah (c.c.) a inanmış, her şeyi Allah (c.c.) a vermiş kainatta bulunan bütün varlıkların hareketlerini Allah (c.c.) a vermiş, her şeyin zimamdarı Allah (c.c.)tır diyen bir insanın kalbinde, öyle derin bir saadet öyle derin bir huzur vardır ki, hatta cennet saadetini ve huzurunu çok geride bırakabilecek kadar imanlı insan dünyada öyle bir kuvvetli huzur kazanacaktır ki daha cennete gitmeden cennetin zevkini dünyada tatmış olacaktır. Evet Allah (c.c.) a imanda ala abd ve asker olmakta öyle bir lezzet vardır ki, öyle bir saadet vardır ki, öyle bir huzur vardır ki, adeta bunun tarifi mümkün değildir. Cümlemi tekrar etmek istiyorum. Evet Allah (c.c.) a imanda,Allah (c.c.)a intisab etmekte, Allah (c.c.) a imanla teslim olmakta abd ve asker olmakta, öyle derin bir saadet öyle derin bir huzur vardır ki, onun tarifi adete mümkün değildir.

Allah (c.c.) a inanan ve öbür aleme inanan, insanlarda dünyada saadetli ve huzurlu olacaktır. Ve meseleyi fikir planına götürmemek için meseleyi misale intikal ettirmek istiyorum. Sizler iki insan düşünün, bu iki insan az sonra idam edilecekler. İdam sehpası karşılarında bekliyor ve onlarda onu gözüyle görüyor. Adım adımda idam sehpasına doğru gidiyorlar. O iki insandan birisi şöyle itikad ediyor şöyle düşünüyor. O benim için hakikaten bir idamdır, eyvah az sonra demek idam olduğum zaman benim için her şey bitecek ve mahvolacağım. İşte bu düşünce ile adım adım, idam sehpasına doğru giden bir insanın dikkat buyurun geçeceği yolların altından döşeseniz, kaldırım taşları gibi altından yapsanız, onları mücevherattan insanlar yolun sağında solunda otursalara toplansalar ona alkış tutsalar takdirle yadetseler. En güzel mükemmel elbiselerle donatılmış olsa, ve elbiselerin yiyceklerinde de en güzellerin yese karşıdan bakan bir insan onun duruşuna ve durumuna şaşkınlıkla bakacaktır. Hayret diyecek, şu müthiş adamın şu müthiş haline baj ne saadetli yaşıyor diyecektir. Çünkü geçtiği yollar altından ve alkışçıları var, ve aynı zaman elbisesi çok muhteşem ve aynı zamanda yiyecek ve içeceği çok mükemmel dıştan baktığınız zaman aman ne saadetli, ne talihli adam diyeceksiniz, ama onun içine kalbine ruhuna girdiğiniz zaman, onun ruhunda cehennem azabından bin beter, müthiş bir felaket ve anarşinin olduğunu göreceksiniz. Çünkü o şöyle düşünecektir, demek ben az sonra idam olduğum zaman, demek bu insanları bir daha görmeyeceğim ha, demek şu altınları bir daha elde edemeyeceğim ha, demek şu güzel elbiseler, şu yiyecekler, şu alkışlar, demek benim için bir daha olmayacak ha, demek az sonra idam olduğum zaman benim için her şey bitecek ha. İşte böyle düşünen bir adamın , ruh ve kalbine girdiğiniz zaman cehennem azabından bin beter kalbinde ve ruhunda bir azap ve sıkıntı olduğunu göreceksiniz. İkinci adamda mamafih idam sehpasına gidiyor. O da az sonra idam edilecek ama, o onu bir idam olarak kabul etmiyor. O onu bir basamak ve merdiven olarak kabul ediyor. Ona çıktığımız zaman oradan atlayacak, onun arkasına geçtiğimiz zaman benim için bağlar bahçeler var diye inanıyor. Ve işte böyle bir inançla adam, o da idam sehpasına doğru gidiyor. Ve dikkat buyurun siz, böyle giden bir adamın geçeceği yolları çamurdan yapsanız, birinciye muhalif olarak çamurdan yapsanız, yolun solunda ve sağında bulunan insanlar o nu alkışlamaya bedel hakaretler yağdırsa, tükürseler suratına ve en adi elbiseler ve en adi yiyecekler yese, karşıdan baktığınız zaman ama ne kötü diyeceksiniz. Adamın şu hali perişaniyetine bak mahv adam diyeceksiniz. Ama siz onun kalbine girdiğiniz zaman, öyle müthiş bir huzur öyle müthiş bir saadet göreceksin ki, çünkü o adam bu sağda bulunan insanları aklı nazar etmiyor, demek az sonra ben gidince idam sehpasına ulaşınca , o benim için bir idam değil, onu atlayınca arka tarafa geçeceğim, orada benim için bağlar bahçeler var, ebedi menziller ebedi bostanlar var, diye inanıyor. Bu iki basit misali size arzedebildimse, evet bu altta kalan kafirin, sefil ruhlu kafirin durumu ile ali olan üst aleme doğru hiden ve cennete gitmeye namzet olan müminin dünyadaki misalleridir. Kafir ölümü ebedi yokuluk kabul ediyor. Ben öldüğüm zaman her şey benim içim mahvodu benim için bitti diye inanıyor. Ölümü ebedi yok olmaz kabul eden bir kafirin dikkat buyurun şu dünya hayatında altınan zebercetten apartmanları ve sayarları bulunsa dünyada sultan olsa, ve bütün insanlar ona alkış tufanı tutsa, alkışlasalar, altından villa olsa yazlık evi ayrı kışlık evi ayrı olsa, ben öldüğüm zaman bunlar benim için bitti, eyvah diyen bir adam karşıdan baktığınız zaman ne güzel diyeceksiniz adam saraylarda yaşıyor, adam alkışlar tufanıyla yaşıyor, aman ne saadetki diyeceksiniz kalbine girdiğiniz zaman cehennemden bin beter öyle mühim bir sıkıntı ve azap göreceksiniz ki daha cehenneme gitmeden dünyada cehennem azabını ruhunda yaşadığnı göreceksiniz. Mümine gelince mümin hayatı sadece dünya hayatı olarak kabul etmiyor dünya benim için fani arkadan baki bir alem gelecektir, ebedi saraylar ebedi cennet bostanları gelecektir, ve cenabı hakkın cemali bakemalin müşhade etme devri gelecektir diye inanıyor. Ve işte böyle inanan bir müminin şu dünya hayatı zahiren çok derbede olsa, basit bir çadırda yaşasa ve adir bir ssaka elbise ancak bulabillse hatta zindanlarda yaşasa, basit bir kuru ekmek parçası anca bulabilse, ama ruhuna girdiğiniz zaman onun ruhunda öyle bir saadet öylebir huzur olacaktır ki; daha cennete gitmeden cennetin huzurunu dünyada yaşadığını ve tattığını göreceksiniz. Bilemiyorum ki misalini ve hakikatini size takdim edebildim mi? İnanmış insan zindanlarda dahi olsa saadet içerisindedir, inanmayan insan kafir insan saraylarda dahi olsa zindandadır ve ruhen anarşi içerisindedir. Ve Allah (c.c.) a inanan böylece dünya hayatını huzurlu ve saadetli hale getiren müminden değişik noktalarıyla, bir kalp misali arzetmek istiyorumç. Hepinizin bildiğin Hz İbrahim a.s. ne müthiş bir insandı, Allah (c.c.) ona Halilim demişti, Halil, dost, dosta ulaşmaktan korkmaz, suçu eğer suçsa sadece, La ilahe İllAllah (c.c.) "İbrahim Nebiyyullah" demek olmuştur. O devrin Nemrutlarından ve kafirleri bunu söylemeyi suç kabul etmişlerdir. Evet her devrin Nemrutlarınca ve Kafirlerinde "La ilahe illAllah (c.c.)" demek suçtur. İbrahim a.s. ateşe atılır, ateşten içerisinde alevler içerisindedir .Ateşe atılırken, Melekler imdada gelir. Meleklerden bir tanesi der ki, Yağmur meleği, "Ya iBrahim müsaade et, yağmur olup ateşi söndüreyim" diğer bir melek der ki; "Etrafında çevkan olayım zırh olayım ateş seni yakmasın" Rüzgar meleği der ki; " Ya İbrahim Müsaade et, Rüzgar olayım ateşi kafirin başına uçurayım"

Ateşe giderken bile hiçbir telaşı yoktur. Gayet itminan içerisinde sanki mübarek cennete doğru gidiyor, çünkü Allah (c.c.) a itimadı var, çünkü Allah (c.c.) a intisabı var, çünkü Allah (c.c.) ın teminatı altındadır. Ve işte bundan dolayı kalbinde huzur ve saadet vardır. Ateşe atılırken dahi der ki; "Şu an benim ateşe atıldığımı Allah (c.c.) görmüyor mu?" "Evet görüyor" "Şu an ateşten beni kurtarmaya Allah (c.c.) ın gücü kudreti yok mudur?" "Evet vardır" "Öyleyse HasbünAllahi veni'mel vekil nimel mevla ve ni'mel masir" der. Benim için Allah (c.c.) kafi, benim için Allah (c.c.) baki, meleklerin dahi yardımına ihtiyacım yoktur der, Ne müthiş bir saadettir ateşin ortasında bile, sanki cennetin bostanında yaişıyor gibi, BE bir mazlum mazlumane idam olurken, evvela Seyyid Kutubun burunu kesilmiş, sonra kulağı kesilmiş, devrin kafirleri tarafından ve sonra gözleri oyulmuş "Dön." O, ben bir Allah (c.c.) (c.c.) a döndüm,bir defa döndüm bir daha dönmeyi döneklik kabul ediyorum, bir daha dönmem" ve en nihayet idam edilir. Mazlumen idam edilirken der ki; "Şu an ben idam olmuyorum, belki saadet tezkeresiyle, terhis tezkeresiyle ebedi saadete ve cennete gidiyorum Ama unutmayın ey kafirler, ben de sizi ebedi zindanda, ve ebedi azapla mahkum gördüğümden, sizden tam intikamımı alıyorum" diyerek idam sehpasına dahi huzurlu ve saadetle ve itmi'nan içerisindedir.

Ve Uhudda bir vakıa görüyoruz.Sad bin Ebi Vakkas diyor ki; " Uhudun kızıştığı bir hengamede idi, be kim sadık, kim münafık, hakiki müminle münafık belli olsun diye, şiddet altında, müminler çok ciddi bir imtihan geçiriyorlar, Harbin tam kızıştığı bir hengamede idi ki, sahabei kiramdan Abdullah bin Cahş benim yanıma geldi, elimden tuttu, beni bir kayanın arkasına götürdü" diyor. "Baktım gözüne bir başka alem müteveccihti, beni falan gördüğü yoktu, Uhuda falan baktığı yoktu, bir başka aleme gözleri müteveccihti, elimden tuttu ve kayanın arkasına götürdü dedi ki " Kardeşim gel burada dua edelim", Ben dua edeyim sen amin de, Sen dua et ben amin diyeyim " Olur dedim. Abdullah bin Cahi diyor; "Ben dua ettim. Sad bin Ebi Vakkas diyor " Ben de dua ettim" Duamda şöyle dedim, "Allah (c.c.) ım bana zorlu mu zorlu çetin mi çetin bir kafir gönder, onunla kıyasıya vuruşayım çarpışayım, onu öldüreyim, geberteyim, sonra selefini selebini ve ganimetini alayım, gazi ve gani olarak HZ Muhammed s.a.v. e döneyim dedim. Duamı böyle bitirdim. O gözü dönmüş nazarı bulanmış, bir başka aleme bakan, Abdullah, benim duama içinden gele gele amin dedi. Sonra o dua etti ben amin dedim. Abdullah bin Cahş şöyle dua etti. "Duası kısmen benim duamin baş tarafına benziyordu, dedi ki; "Ya Rabbi bana şu çetin günde, zorlu mu zorlu, çetin mi çetin bir kafir gönder, ben onunla kıyasıya vuruşayım, evvela ben onu mağlup edeyim, gazi olmanın şerefini ve sevabını tadayım. Sonra o beni mağlub etsin, ve sonra o benim kulaklarımı kessin, sonra gözümü oysun, sonra burnumu kessin, sonra uzuvlarımı kessin ve beni şehid etsin, ve ben o vaziyette, öbür aleme, "Allah (c.c.)ım bu vaziyette geleyim, Allah (c.c.)ım sen bana sor ve de ki; "Abdullah, sana emaneten verdiğim uzuvlarını ne yaptın, diyeyim ki.......demek içimden gelmedi ama, "Fakat" Ben başta söz verdiğim için amin dedim. Allah (c.c.) şahid duada ne istedikse, aynen zuhur etti. Harbi harp bitmişti. Cihad bitmişti vebenim istediğim aynen zuhur etmişti. Abdullah bin Cahş yoktu. O şehiddi. Aradık, bulduk, ancak ayağında bulunan bir izden, benden, kardeşi tanıyabildi,ve "Bu Abdullah" tır dedi.

Neydi acaba harp meydanlarında, burnu kesilirken, gözü oyulurken, kulağı kesilirken bile adeta, cennete gidiyor gibi bir saadet, ve bir huzur içinde bulunmak. Evet iddia ediyorum ki " Hakiki huzur, hakiki saadet, Allah (c.c.) a imanda ve Allah (c.c.)a intisabdadır. İmanı olmayan fertte huzur yoktur. İmanı olmayan ailelerde huzur ve saadet yoktur. İmanın hakim olmadığı bir millet içerisinde huzur ve saadet olmayacaktır. Onlara ev bulacaksınız, konut sorununu halledeceksiniz, herkesin sırtına bir elbise koyacaksınız, herkesin midesini doyuracaksınız, herkese bir villa bir araba bir makam bahşedeceksiniz Ama huzur ve saadet veremeyeceksiniz. Çünkü ceset maddi şeylerle doyar, ama insan sadece bir cesetten ibaret değildir ki; insan cesedini ayakta tutan ruh vardır. Ruhi hayat, kalbi hayat vardır. Ruhun da kalbin de, kendine göre bir gıdası vardır. Gıdasını vermediğini zaman, o canavar haline gelecektir. Af buyurun, aç köpek ambarı deler. Aç fare kemiği betonu deler derler. Bir milletin efradı ruhen aç ise, kalben aç ise, bunlar ambarı delecek, fabrikaları delecek, insanları delik deşik edecek ve anarşiden kurtulamayacaksınız. Evet iddia ediyorum ki huzur ve saadet, Allah (c.c.) a imanda ve ve Allah (c.c.) a intisab etmektedir. VE işte Kur'an "Ele bi zikrillehi bi tatmainni kulub" diyor. Dikkat edin, sakın ha gaflete dalmayın. Agâhi-Mütenefi olun, kalpler ancak Allah (c.c.) a imanla itminana erer. Kalpler ancak Allah (c.c.) demekle, huzur ve saadete ererler. Evet huzurun ve saadetin menbaı Allah (c.c.) a imanda ve Allah (c.c.) a teslim olmadadır.

Batının büyük feylozoflarından Beykın diyor ki, "enteresandır bu mesele diyor ki, medeniyetin ufku ve son hedefi insan saadetinin ve huzurunun inkişaf etmesidir diyor. Cümlemi tekrar edeyim. Beykın diyor ki, "medeniyetin son ufku son hedefi insan saadetinin ve huzurunun inkişaf etmesidir. Medeniyet insan saadetine ve huzuruna hiz met etmek için vardır. Kurduğunuz fabrikalar, keşf ettiğiniz silahlar, yaptığınız apartmanlar, kurduğunuz müesseler ve bütün teşkilatlar bütün bunlar medeniyet dediğimiz şeyler insanların huzuru ve saadeti için vardır. Ve ben iddia ediyorum ki, "en büyük huzur ve saadet imandadır." Ve felsefe olarak arz etmek istiyorum ki, hakiki medeniyet iman medeniyetidir. İmansız medeniyete ancak zanaat denir. Mehmet Akir fe bu sırrı keşf etmiş olmalı ki, medeniyetin vahşetini anlattıkdan sonra" medeniyet dediğin tek dişi kalmış canavar " diyor. Medeniyetten imanı söküp aldığını zaman "mimini" almış olursunuz. Medeniyeti mimsiz hale getirdiğiniz zaman, mimi kalkınca arkada cemiyet kalır. Beni adi demektir, alçak demektir, basit demektir. İnsanların başına bela demektir.

Evet hakiki medeniyet iman medeniyetidir. Muhammed kutub 20. Asrın cehaleti adındaki kitabında Efendimişz s.a.v. den önceki vahşeti, cehaleti destanlaştırır. Evet o devrin vahşeti ve cehaleti Hz. Muhammed a.s.'mın, Muhammed-ül eminin emniyet getiren zatın teminat getiren zatın, imanı davet eden zatın davetinin arkasında asr,ı saadet haline gelir. Bu gün dünyanın şarkıda garbıda taa ilk asırdan beri Efendimiz s.a.v.'in içinde bulunduğu topluluktan bahsederken asrı saadet derler, Efendimiz'in (s.a.v.) devri saadet devridir. Huzur devridir. Evet o vahşet ve cehalet iman medeniyeti sayesinde huzurlu ve saadet devrine intikal ve inkilap etmiştir.

Evet şu 20. Asrın vahşeti, şu 20. Asrın cehaleti, tekrar Muhammed-ül Emine teslim olma sayesinde , yeniden Allah (c.c.)'a dönmesi sayesinde, " fefirru ilalah (c.c.)" Allah (c.c.)'a firar ediniz, yeniden Allah (c.c.)'a firar etmeniz sayesinde ,devrimizin vahşet ve medeniyeti ve asrı, yeniden inşaallah asrı saadet olacaktır. İmansız bir asır imansız bir medeniyet olamaz. Ve cümlemi tekrar ediyorum, "En büyük medeniyet iman medeniyetidir" Bir toplulukta bir cemiyette iman yoksa, o topluluk faziletten mahrumdur, o topluluk şereften ve izzetten mahrumdur, o topluluk saadetten, emniyetten güvenden mahrumdur. Ve en büyük medeniyet iman medeniyetidir. Ve inşaallah bunu sizler yapacaksınız. Siz imanlı insanlar, emniyetin teminatçısı olan siz imanlı insanlar, yeryüzünde imanı neşredecek, insanlığı Allah ) (c.c.) a imana davet edecek ve böylece insanlığı saadete ve selamete davet etmiş olacaksınız. Onun için çok rahat en kestirmeden birkaç ilaç tavsiye edeyim size bu milletin iktisadi hayatını düzeltmek ve huzura gark edemeyeceksiniz. Sanayi inkilabı yapmakla bunlara huzur ve saadet vermiş olamayacaksınız. Ve bu milletin ve sair dünyevi işlerini sadece tedarik etmekle huzur ve saadet bahşetmiş olamayacaksınız. Belki onlar olacaktır, bu millet için onlar gerekli ve lüzumludur, ama en başta bu millete vereceğiniz en büyük mesele, bu millete verebileceğiniz en büyük mesaj, Allah (c.c.) a iman ve öbür aleme iman teminatı olacaktır. İşte bu ruhu istediğiniz zaman, bu ruhu bu milletin cesedine ruh yaptığınız zaman, bu insanlığı şu necip milleti şu asil ve necip türk milletini yeryüzünde yeniden şahlandırma imkanı bulacak, muasır medeniyetler seviyesine yükseltme imkanı bulacak, ve medeniyetin zirvesine çıkartmış olacaksınız. Mevzumu buraya kadar getirmişken bir hususu arz etmek istiyorum. Bu millet cesedinin ruhu iman ve islamdır. Ceset çok muhteşem olabilir, dil dudak el ayak çok muhteşem olabilir. Fakat o cesetten ruhu söküp aldığınız zaman, o ceset yerdedir. Ayak altındadır derbederdir ve mezellet içerisindedir.

O cesedi ayağa kaldırmak istiyorsanız ruh nefhedeceksiniz. Ceset ruhla bütünleştiği zaman ayağa kalkacak doğrulacak kendisine gelecek sağını solunu tanıma imkanı bulacak altla, üstle, sema alemleriyle münasebet kurma imkanları bulacaktır. Evet şu türk milletinin cesedinin ruhu islam ve imandır. Bu ruhu onlardan söküp attıktan sonra geriye kalanlar bir ceset yığınından ibarettir. İstediğiniz kadar cesedi besleyiniz cesedi gül bahçesine koyunuz, yine kokuşmaktan ve derbederlikten o cesedi kurtaramayacaksınız. O cesedi şahlandırmak istiyorsanız, l şahlanıp da eski izzetini kazandırmak istiyorsanız, medeniyet topluluğu haline getirme istiyorsanız, muasırlaştırmak istiyorsanız, o cesede iman ve islam ruhunu nefhedeceksiniz. Ve bu millete yapılacak en büyük hizmet imanına yapılan hizmet olacaktır. Ve bu millete en büyük hizmet islamı anlatma hizmeti olacaktır. Onun için devrimizin bülbül-ü andelibi diyor ki, "Din hayatın hayatı, hem nuru hem esası ihyayı din ile olur, şu milletin ihyası şu milleti ihya etmek, canlandırmak, şahlandırmak, ayağa kaldırmak, muasırlaştırmak istiyorsanız, onun bir tek yolu ve bir tek şartı vardır, dini hayatını hayat yapacak ve din üfleyeceksiniz. Mevzumun belki bu son kertesiyle çok alakası yoktur. Benim mevzum 2 yönüyle insan mevzuu kafirane hayatı alta doğru inen insanın durumu, imanla yukarıya doğru çıkma olayı, illiyyine namzet olan, cennet alemine doğru giden kandiller gibi, insanlığın başında sertac, ibtac olacak olan mümin insanların durumlarını mukayese halinde arz ve tahkim etmek istiyordum. 3 noktasına temas ettiğimi sanıyorum

1- Mümin teminatın ve güvenin insanı

2-Mümin Allah (c.c.)ın izzeti ve şerefine intisab eden insandır, izzetin ve şerefin sembolüdür ve kafir bu izzetten ve bu şereften mahrumdur.

3- Mümin huzurun ve saadetin kaynağıdır. İman huzurun ve saadetin kaynağıdır, imanı elde etmedikten sonra öbür aleme imanı bu millete tatmin etmedikten sonra, huzur verememiş olacak saadet bahşedememiş olacak, milleti cani haline getirmiş vahşi haline getirmiş olacaksınız. Huzurlu topluluk huzursuz topluluk, anarşist topluluk ve saadetin temsilcisi bir topluluk, iman ve küfür sayesinde bu hale gelir, bunları arz ve takdim etmeye çalıştım.

Muhterem dinleyenlerim

Büyük Allama Saad Taftazani imanı bize tarif ederken, diyor ki "İman, zaruriyat-ı diniyeyi tafsilan, zarururiyetten gayrisini ihmalen, tasdik etmekten hasıl olan bir nurdur" Tekrar söylüyorum, "İman, Allah (c.c.) ın varlığını tasdik etmekten hasıl olan bir nurdur" Evet bu iman insan kalbine girince o kalb nuru imanla nmünevver hale gelir. Öyle bir insanda tenevvür etmiş olur. Nurlanmış olur aydınlanmış olur ve işte bu nuru imandan mahrum olan kafir de zulmeti küdürle zulmet içerisinde kalmış karanlıklar içinde kalmış ve karanlık içinde kalanların boğuştuğu ve buruştuğu gibi dünyada boğuşan ve vuruşan bir topluluk lehine mahkum olmuş olur.

Ben imanın birkaç fazilet ve zinetine temas etmek istiyorum. İman Allah (c.c.) a itimadın adıdır, iman Allah (c.c.) a intisabn adıdır. İman Allah (c.c.) tan istimdadın adıdır ve iman şefkatin ve merhametin kaynağıdır ve iman Allah (c.c.) a kulluğun hakiki temeli ve esasıdır gibi felsefe halinde takdim ettiğim beş noktayı daha imanın faziletini ve işte u gaziletten mahrum kalan kafirin de derbederliğini mukayese ve muvazene halinde arz ve takdim etmek istiyordum. Fakat daha çok şey anlatmak belki mezvuumu sevimsiz hale getirebilir.Ve ben de sizi bıktırmış ve yormuş olabilirim. Kısmende ben de kendimde yorulma görüyorum. Başta da arz ettiğim gibi bu mevzuu haddizatında benim mevzuum değildir. Ben siz gibi ali bir topluluk cidden beni utandıracak mahcup edecek böyle heyecanlı bir topluluk karşısında kendimi çok mahcup hissediyorum.Ama çok talihliyim siz gibi heyecanlı ali müstesna müşteba bir toplulukla muhatap olduğum için çok talihli çok bahtiyarım. Ama sizlerin çok talihsiz olduğunuz kanaatindeyim. Çünkü böyle ali hakikatler ancak bir nebinin ağzından duhul edecek böyle ali hakikatleri ben gibi kemtalik ve bu işin ehli olmayan bir insanın ağzından duydunuz sizde çok talihsizsiniz. Ama talihli ve talihsizlik bir yana ben başta arz ettiğim gibi anlatan zata değilde anlatılan hakikatler aklı nazar etmeliniz. Hakikat hakikat olduğu için kendisini konuşturur nice kafirler vardır ki, büyük hakikatleri söylerler meziyet kafirin kendisinde değildir, meziyet hakikatın kendisindedir, mana misal insanlar ağızlarına uğrar ve kendisini söylettirir ve konuşturur. Ve esas maksada gelince, ne konuşmak esastır ne söylemek esastır ve ne de dinlemek esastır. Esas maktas yeniden Allah (c.c.) a davet emtek yeniden tecdidi iman etmek yeniden Allah (c.c.) a firar etmek ve topyekun milletimizi Allah (c.c.) imana ve Allah (c.c.) teslimiyete davet etmek ve böylece şu milletimize verilecek cevherleri onlara hediye etmek. Ve milletimize böyle bir hizmet yapamadım diye mahvolan kalben çatlayacak hale gelen bir insanın derdim derdimiz ise inşaallah beraber anlatılan hakikatların ışığında mahalle mahalle dolaşacak ev eve gezecek üç beş i insanı bir arada bulduğunuzzaman yanlarına yaklaşacak "fefirru ilallah" diyeceğiz. Yeniden Allah (c.c.) a firar, yeniden Allah (c.c.) a dönüş, saadete dönüş, huzura dönüş, izzet ve şerefine dönüş ve aynı zamanda insanlığı teminata almaya dönüş diyecek ve inşaallah (c.c.) bu hizmeti yapacaksınız. Cenabı Hak bu hizmeti yapma şerefiyle sizleri aziz ve şerif eylesin. İmanın yüksek zirvesine çıkarak zaten müminlersiniz elhamdülillah daha artarak imanda dahada fazla mesafe ve mertebe katederek imanın zirvesine çıkarak inşaalah dünya hayatımızı saadetlere uhrevi hayatımızı inşaallah (c.c.) saadetlere çevirsin ben daha fazla vaktinizi almadan, sözümü ve sazımı burada bırakmak ve bitirmek istiyorum. Sabırla sükunla kemtalih bir insanı dinlediğiniz için hepinize sonsuz teşekkürlerimi arz ederim. Cenabı Hakka emanet ederim ve cenabı hak hepinizden ebediyen razı olsun.

Bu yazı 26/04/2010 tarihinde eklenmiştir.
Bu yazı 360 kişi tarafından okunmuştur.

Bu haberi paylaşın

Yorum Yaz

Bilgileriniz
Yorumunuz
Güvenlik Kodu

 
Tweet Tweet