İmam-ı Azam'a yapılan tenkitler
İmam Buhari ile alakalı araştırma yaparken, İmam Buhari’nin İmam-ı Azam’ı çok tenkit ettiğini, onu mürcie olmakla suçladığını okudum.
Buharî'nin Ebu Hanife'ye karşı taassubunun ulemâ nezdinde maruf olduğunu belirten Ebû Gudde, Zeylai’ den şu nakle yer verir: “Buhari şiddetli taassubu ve Ebu Hanife mezhebine aşırı hücumu yüzünden Sahih eserinde onun tek bir hadisine bile yer vermemiştir. Halbuki o, Ebu Hanife'nin görüşüne muhalif olan sünnetleri araştırmada çok dakiktir. Herhangi bir konuda, hadisi zikrederek, “Allah'ın Resulü böyle buyurdu, bazı insanlarsa şöyle dedi” diyerek Ebu Hanife'ye ve onun hadise muhalefetine işarette bulunur. Ayrıca bu konuda eleştiri yapan sadece Buhari olmayıp ehl-i sünnet için meşhur olan, ünlü muhaddis, alim ve fakih, Süfyan-ı Sevri’nin, Ebu Hanife’nin ölüm haberi kendisine gelince, kendisi İmam Buhari’den geri kalmayarak şöyle demiştir: “Allah ona lanet etsin! İslam'ın can damarlarını, bir, bir kopardı Müslümanlar arasında ondan daha şerir biri doğmamıştır.” (İbni Abdulbirr, El İntika s: 149-150)
İbnül Carud ise Ebu Hanife’yi tanıtırken şu korkunç sözü söylüyor: “Müslüman olup olmadığı tartışmalıdır” (El İntika s: 150)
Bir diğer mezhep imamı olan İmam Malik ise şöyle demiştir: “Ebu Hanife, İslam bünyesinde doğan en şerir varlıktır Bu ümmete, fikirleri yerine kılıçla vursaydı daha iyi olurdu” (El İntika s: 150) şeklindeki sözler gerçek midir? Yoksa bu zatlara atılan birer iftira mıdır?
Değerli kardeşim,
İmam-ı Azam'ın Adı Numan'dır. Babasının adı da Sabit'dir. Hicretin 80. yılında Kûfe'de doğmuş ve 150 tarihinde Bağdad'da vefat etmiştir. Allah'ın rahmeti üzerine olsun...
Sabit, İmam Hazret-i Ali'nin hizmetinde bulunmuş ve kendi nesli için onun duasını almıştır.
İmam-ı Azam'ın annesi, babası Sabit öldükten sonra, İmam Caferi Sadık ile evlenmişti. İmam-ı Azam bu muhterem zatın yanında yetişmişti. Ashab-ı Kiram'dan birkaç zatı görmüş olmak şerefini kazanmıştır.
İmam-ı Azam'a uyanlardan her birine Hanefî veya Hanefiyyü'l Mezheb denir. Biz Türkler ve diğer ırklara bağlı olan birçok müslümanlar bu büyük müctehidin mezhebine uymuş bulunmaktayız. Onun için amel bakımından imamımız, İmam-ı Azam'dır.
İmam Ebu Hanife Hazretleri bütün Ehl-i Sünnet tarafından saygı duyulan dört büyük müctehidin birincisidir. İmam-ı Azam denilince yalnız bu hatıra gelir. İlmi, zekası, zühd ve takvası çok yüksekti. İçtihadındaki yükseklik, mezhebindeki kolaylık ve mükemmellik bütün müslümanlar tarafından benimsenmiştir.
İmam-ı Azam'ın yetiştirdiği alimler arasında güçlü müctehidler vardır; fakat hepsi de esas bakımından hocalarına uymuş, hepsi de Hanefî mezhebinin fıkıh alimlerinden sayılmışlardır. Bunların en ünlüleri İmam Ebû Yusuf, İmam Muhammed ve İmam Züfer'dir.
İmam Ebû Yusuf'un adı Yakub İbni İbrahim El-Ensarî'dir. Dedesi Sa'd ashab-ı Kiram'dandır. Hicretin 113 yılında Kûfe'de doğmuştur. 182 veya 192 tarihinde Bağdad'da vefat etmiştir. Allah'ın rahmeti üzerine olsun... Harunürreşid'in Kadılar Kadısı (Kadı'l-Kudat'ı) olarak görev yapmıştı.
İmam Muhammed, Hasan Şeybanî'nin oğludur. Babası Şamlıdır. Hicretin 135. yılında Vasıt'da doğmuş olup Kûfe'de yetişmiştir. 189 tarihinde Rey şehrinde vefat etmiştir. Allah'ın rahmeti üzerine olsun... Din ilimleri üzerinde doksan dokuz kitab yazdığı rivayet ediliyor. El-Mebsut, El-Ziyadat, El-Camiu's-Sağır, El-Siyeru'l-Kebir, El-Siyeru'l-Sağir adlı kitablar bunlardan bazılarıdır. Bu kitablardaki meselelere "Zahirü'r-Rivaye" denir. Kitablara da "Zahirü'r-Rivaye Kitabları" denir.
Hanifî mezhebinde en geçerli rivayetler de bunlardır. İmam Muhammed, İmam Malik'den ders okumuştur. İmam Ebû Yusuf ile İmam Muhammed'e İmameyn (İki imam) denir.
İmam Züfer İsfahan'da ve Basra'da valilik etmiş olan Hüzeyl adında bir zatın oğludur. İmam-ı Azam'ın Züfer'e verdiği değer büyüktü. Hicretin 110 yılında doğmuş ve 158 tarihinde Basra'da vefat etmiştir.
Hanefî mezhebinin ihtilaflı meselelerinde önce İmam-ı Azam'ın sonra İmam Ebû Yusuf'un, sonra İmam Muhammed'in, sonra İmam Züfer'in görüşü ile işlem yapılır. Bu bir esastır. Bunlardan yalnız bazı meseleler ayrı tutulur ki, sırası gelince açıklanacaktır.
İmam-ı Azam’ın ilmi, hadise vukufiyeti, zühd-ü takvası, Allah ile münasebeti müsellemdir. Bu hususta ciltler dolusu kitaplar yazılmıştır. İmam-ı Buhari’nin hadis yönüyle İmam-ı Azam’ın büyüklüğünü anlayamaması ve mürcie olmakla ittiham etmesi, bir tarafa konulacak olursa, diğer kaynaklarını vererek bahsettiğiniz isimlerin İmam-ı Azam ile alakalı öyle diyeceklerine ihtimal vermiyorum. Eğer İmam-ı Azam müslüman olup olmadığı bile tartışmalı olsaydı veya ümmetin şeriri olarak yaşasaydı veya ümmete büyük bir darbe vuran hain bir şahıs olsaydı, 14. asırdan beri İslam alimleri ve İslam ümmeti bunun farkında olmaz mıydı?
Bugün İslam dünyasının büyük çoğunluğu, ehl-i sünnet vel cemaatin ana gövdesi Hanefi mezhebi üzeredir ve devam etmektedir. Avrupalı Gibe; “Solon (kanunlarıyla meşhur) ancak imamın kapısında dilenci olabilir” der.
Bahsettiğiniz İmam-ı Malik’in sözünün zıttına büyük imam, İmamlar imamı İmam-ı Azam ile alakalı şu tespitlerde ve övgülerde bulunmuştur; “İmam-ı Azam şu sütun altındandır dese ispat ederdi.” İmam-ı Malik der ki; “İmam-ı Azam’dan bende fıkıhtan 60.000 mesele vardır.”
İmam-ı Şafii de diyor ki; “Fıkıhta bütün imamlar, İmam-ı Azam’ın iyali sayılırlar.”
Ahmed bin Hanbel de sıkıntılara düşünce ağlar, İmam-ı Azam’ı hatırlar ve müteselli olurdu.
Sorunuzda geçen o zatların İmam-ı Azam’ın aleyhine konuşmalarında ya mezhep taassubu vardır veya bazı yalancılar o büyük isnatlara isnat ederek kinlerini ortaya koymuşlardır. İmam-ı Azam bütün bunlardan uzak, müstesna ve musaffadır.
İmam-ı Buhari hadisleri kelime kelime ezberleyerek naklettiği için hadiste imamdır ve kendi aynasından hadis rivayetlerine bakmaktadır. Halbuki İmam-ı Azam hadisin kimyageridir. İmam-ı Buhari hadisin mutfak kısmında imamdır. İmam-ı Azam ise o hadislerin terkibini yaparak insanların yiyebileceği bir yemek sofrası haline getirmede imamdır. İmam-ı Buhari bu noktada kendi mutfağına bakarak zuhul etmiş olabilir.
Eğer İmam-ı Azam’ın hadislere vukufiyeti olmasaydı, usül-ü fıkıh ve fıkıhta 14. asır insanları etkileyebilecek ve arkasından sürükleyebilecek bu büyük müktesabatı ve müdevvenatı ortaya koyamazdı. İmam-ı Azam hadisin kimyageridir. Ve bu noktada İmam-ı Buhari mazurdur.
İmam-ı Buhari bu hatasının cezasını daha sonra İbn-i Cevzi’den aynısıyla çekmiştir. İmam-ı Buhari “İmam-ı Azam hadis bilmez” deyip tenkit edince, kendisinden üç asır sonra gelen İmam-ı Cevzi de aynı şeyi onun için söylemiştir ve demiştir ki; “İmam-ı Buhari hadis bilmez. Buhari mevzuatla doludur ve Buhari’de üç tane sahih hadis vardır, diğerleri mevzudur” demiştir. Bu dünya etme bulma dünyasıdır. “Men dakka dukka… (Çalma kapısını çalarlar kapını)” demişlerdir.
Sorduğunuz için teşekkür eder, sağlıklı ve dengeli ilimler dilerim.
Necdet İçel
Bu yazı 11/01/2012 tarihinde eklenmiştir.
Bu yazı 193 kişi tarafından okunmuştur.