Hikmet Nedir?
Cenab-ı Hakk’ın Hakîm ismine dayanan hikmet, Kur’an-ı Kerim’de 20 ayrı yerde, mânâ ve muhteva olarak çok geniş bir yönü ile terminoloji olarak en çok mânâsı olan, çok önemli Kur’anî bir kelimedir.
“Hakîm” ismi, Hz. Ali (ra) ve Bediuzzaman Hazretlerine göre İsm-i Azam’dır. “... Şu hiç ender hiç olan kardeşinize, yanlız hizmet-i Kur’an’a istihdamı hengâmında ve o hazine-i bînihayesinde dellalı olduğu bir vakitte, İsm-i Rahîm ve İsm-i Hakîm mazhariyetine medar bir vaziyet verilmiş. Bütün sözler, o mazhariyetin cilveleridir. İnşâallah o sözler, “Hikmet verilen kimseye çok hayır verilmiştir.”1 Sırrına mazhardırlar”2 ifadeleri, bu hususu anlatır.
Hem “Sözler”in mazhar olduğu güzelliklerin, hem de Hikmet kelimesinin muhtevasının anlaşılması açısından “Hikmet”in izahında fayda vardır. Bazı yönleri ile aşağıda ele alacağız, şöyle ki:
Hikmet: Lugatte, insanın, mevcudatın hakikatlerini bilip hayırlı işleri yapmak sıfatı Hakîmlik. Eşyanın ahvalinden, hâricî ve batınî keyfiyetlerinden bahseden ilim (Buna İlm-i Hikmet deniyor.) Herkesin bilmediği gizli sebep. Kâinattaki ve yaratılıştaki İlâhî gaye. Ahlâka ve hakikata faydalı kısa söz. Sır. Bilinmeyen nokta. İlim, adalet ve hilmin birleşmesinden doğan değerli sıfat. Hakkı Hak bilip imtisal etmek, batıl’ı batıl bilip ictinab etmektir. Allah’a itaat, fıkıh ve salih amel. Akıl, söz ve hareketteki uygunluk. Hak emre uymak, Allah’ın yarattıklarında tefekkür ve felsefe manalarına gelir.
Hikmet Kelimesi Ne Anlama Gelir? Tarifleri Nelerdir?
Bu kelime hüküm, hükümet ve sağlamlaşırmak demek olan ihkam manalarıyla ilişkili olarak mastar ve isim olur. Bundan dolayı manevî ya da lâfzî alanda anlam ilişkileriyle birçok manalarda kullanıldığından yerine göre tefsir edilmesi gerekir. Mastar olması bakımından, aslında kötülükleri ortadan kaldırmak, iyilikleri elde etmek manası vardır ki; hüküm ve hukumet, sağlamlık ve muhkemlik hep bu kökten alınmıştır.
Her nerede kötülüğü gidermek ve iyiliği elde etmek varsa, işte orada hikmet manası vardır. Bundan dolayı bir şeyin içinde gizlenen ve sonuç bakımından ortaya çıkacak olan fayda ve iyiliğe o şeyin hükmü ve hikmeti denilir ki, hikmetin birçok anlamından biri de budur. Bundan bütünüyle nihaî (son) hedef manası olmasa bile, bunun az çok bulunması gerektiği söylenebilir. Buna göre, anlam bakımından hikmet sözü, fayda sözünden daha özel bir anlam ifade eder. Sebep kelimesinden daha geniş anlamlıdır. Zira hikmet, sebepten önce olabildiği gibi, nihaî hadiseden sonra da olabilir. Yani sebebin sebebi, amacın sonucu şeklin de ortaya çıkabilir.
Bundan dolayı hikmet denildiği zaman, mutlaka ya bir sebep-sonuç ilişkisi veya daha genel olarak bir sebebin nedeni ve buna benzer gerekçeli bir mânâ söz konusudur. Yani hikmet, kesinlikle sonucun sebebe irca edilmesi, tutarlı ve sağlam bir ilişki anlamı ifade eder. Nitekim bir işi, bir başka işe isnad etmeye hüküm denildiği gibi, bilimsel ve ameli her hangi bir doğru karara da hikmet denilir.
Hâsılı böyle içerikli ve gerektirici çeşitli anlamlardan herbiri dolayısıyla hikmet, fayda, yarar ve ihkam anlamlarından dolayı her güzel bilginin ve her faydalı işin anlamı olmuştur bununla beraber pratik ilimlerle ilişkisi, teorik ilimlerden daha fazla olduğu gibi, doğrudan doğruya amele tahsiside ilimden daha fazladır. Güzel ameller içindeki yeride ilme yöneliktir. Yani bir işi körü körüne değilde, önünü sonunu düşünerek ve ondan doğacak bütün tehlikeleri bertaraf etmeyi gözeterek yapmak demektir.
Bütün bunlardan anlaşılmaktadır ki; hem ilim, hem iş yapma hikmetin en esaslı mânâsını teşkil eder. Bütün bunlardan dolayı hikmet kelimesi, aşağıda görüldüğü çeşitli anlamlarla tefsir edilmiştir:
1-Mücahihid’den İbnü Nüceyh’in tarifine göre hikmet, sözde ve fiilde doğruyu tutturma. Söz, fikir ve lafızdan daha geniş anlamlıdır. Fiil de, bu kalbin fiili, dilin fiili gibi diğer amellerden daha geniş anlamlıdır.3
Herhangi bir hususta kalbinden geçirecek ve dili ile söyleyerek, şu şöyledir demeli ve öyle yapmalı ve yaptığı işte isabet de etmeli; işte bu bir hikmet olur. Şu halde yanlızca sözde doğru söylemek tek başına hikmet olmadığı gibi, yanlızca işi doğru yapmak da hikmet değildir. Sözde isabet etmek, o konu hakkında gerçek ve doğru olan hükmü vermek demektir; o hükmün gerçekten o olayın hakikatına uygun düşmesi, yani gerçek bilgiye dayanması, içinde bilgisizlik, hata ve yalan olmamasıdır. Harekette isabet de, o işin hem özüne uygun olması, hemde gerçekte kendisinden beklenen sonucun gereği gibi ortaya çıkması; yani kötülüğü gidermek, iyiliği elde edebilmek şeklinde sonuçlanmasıdır ki, bunlara o işin hükmü, hikmeti, gayesi, garazı veya illet-i gaiyyesi denilir.
Hâsılı sözde isabet hakka, fiilde isabet hayra yöneliktir. Hikmetin hakikatı, başlangıcında ilmî anlamda, sonucunda ise amelî anlamda her iki yönünün birlikte bulunması dektir. Bu mânâ daha başka şekillerle de ifade edilmiştir. Şöyle ki:
2-Hikmet hem bilgi, hemde iştir: Bilmek ve bildiği ile amel etmektir. Bu ikisini birlikte yürütemeyene “Hakîm” denilemez. Mukâtil ile İbn-ü Kuteybe hikmeti böyle anlamışlardır. Burada ilim, gerçek manasıyla ilm-i yakin (kesin bilgi) demektir. Yani bir şeyin özünü kavramış olmak demektir. Buna açıklık kazandırmak için genel olarak “ilimde ve amelde ihkam ve itkan” veya “tahkik-i ilim ve ihkam ve ihkam-ı amel” tabirini kullanmışlardır. Zira ilmin muhkemliği yakîniyet derecesiyle, amelin muhkemliği kendisinden bekleneni sağlamasıyla ilgilidir.
Bu önceki tarif bize gösteriyor ki hikmetli bilgi, tecrübe ile desdeklenmiş ve uygulanabilir özellikler taşıyan ilimdir.
Hikmetli haraket de bilimsel temellere dayalı olan ve bir ilim ölçüsüne vurulduğu zaman, doğru olduğu kesinleşen ameldir.
Hâsılı hikmet, ilim ile iradenin karşılıklı işbirliği sonucu fiil sahasına çıkması ve o fiilin de kendisinden bekleneni sağlamasıdır. Bir başka değişle hikmet, ilim ile sanatın birleşmesidir.
3- Müfessir Mücahid’in tarifine göre hikmet; ilim ve fıkıh demektir. Bu tarif önceliklerden başka bir şeymiş gibi kabul edilirse de öyle değildir. Fıkıh kelimesi esas itibariyle hikmet kelimesinden çok farklı bir anlam taşımaz, aslında bu ikisi birbirinin benzeri gibidir. Mesela: “Şunun hikmeti veya sırrı veya ruhu veya hakikati şudur” demek yerine, “fıkıhı şudur” denilir. Hikmet gibi fıkıh da birçok yönden ve ayrıntılı sebepler bakımından derin bilgi ve faydalı iş anlamına gelir.
Lügat anlamıyla fıkıh, amaç ve maksadı kavramak demektir. İlim katıksız bilgiyi, fıkıh o bilginin amacını anlatmaktır ki, bu anlam, işide içine alır. “Allah kime hayır murad ederse onu dinde fakîh kılar.”4 Hadis-i şerif dahi “ve her kime hikmet verirse, o muhakkak ki, birçok hayra erdirilmiş olur.”5
Ayetteki hikmetten maksadın fıkıh olduğunu ortaya koyacak bir delil olarak gösterilebilir.
Dinde fıkıh ise, dinin amaçlarını kavramak demek olur ki, bunun hakikati de insanoğlunun kendi yararına veya zararına olan hükümleri, haklarını ve görevlerini bilme melekesidir. Bu da kendi kendini ve Allah katında kendisiyle ilgili olan hüküm ve kuralları tanıması ve ona göre görev bilerek yapması ve bu gücü kendinde bulmasıdır. Şu halde fıkhı olmayan ne kadar bilgili olursa olsun hakîm olamaz bu tarife göre, şu da muhakkaktır ki, fıkıhdan başka ilmi olmayanlarada hakîm denilemeyecektir. Gerçektende fakih olabilmek için fıkhın dayandığı temellerin neler olduğunuda bilmek şarttır. Buda bütün ilim dallarıyla ilişkilidir.
Fıkıh hem nazari (teorik), hem ameli (pratik) yanları olan bir ilim olduğu gibi, bir bakıma bildiğini yaşama işiyle de yakından ilgili bir ilimdir. Yani ilmi ile amel etmeyene gerçek anlamda fakih adı verilemez bundan dolayı ilim, tevhid ilmi ve akaid gibi usule ait, fıkıhta für’ü ve amele ait kabul edilince bu tarif, hikmet-i nazariye (nazari hikmet) ve hikmet-i ameliyenin (ameli hikmet) tamamına uygun düşmüş olur ki; hasıl-ı hikmet usul ve für’ü, ilkeleri ve amaçları, özündeki bütün incelikleriyle bilip ne yapacağını tayin etmek ve bu bilgilerin gereğiyle amel etmek anlamına gelir. Ancak fıkıhta, yanlızca bilgi söz konusu edilirse o zaman bu tarif, hemen aşağıda gelecek olan dördüncü tarif gibi olur.
4-İbrahim Neha-î’ye göre Hikmet, varlıkların özündeki manaları anlamaktır, Manalar, âyân (cevher) karşılığı olduktan başka, erken devirdeki islam âlimlerinin dilinde “sebep ve illet” kelimesi yerine kullanılmakla etkili özellikler, sebepler ve sonuçlar, daha doğrusu sebepler ve amaçlar demek olacağından bunun özeti, varlıkların iç yüzündeki gerçeği ve o gerçeğin gerektirdiği özellikleri tanımak ve en etkili özelliği tanımak, o özelliğin değişik amaçlara nasıl yönlendirildiğini anlamaktır. Yani varlıklar arasındaki sebep sonuç ilişkilerini ve etkileşim düzenini izleyip, varlıkların özünü ve amaçlarını kavramak demek olur.
Bu tarif, amel ve uygulamayı hesaba katmamış ve hikmeti yanlızca bilgi yönüyle ele almış, olduğundan öncekilerden daha geniş kapsamlıdır. Çünkü iş ve hareket alanına uygulandığı takdirde de doğruluğu ortaya çıkar. Fakat bilmeyi ve anlamayı, varlıkların taşıdığı mânâlar ile sınırlayıp kavram ve kapsamını genişlettiğinden dolayı bir bakıma özel anlamlıdır. Bilmek ve anlamak demek, kesin ilim anlamında olup tüme varım metodunuda dile getirmiş olur.
Buraya kadar verdiğimiz bilgilerin hiç biri Allah’ın hikmet sahibi ve hâkim olmasıyla ilgili değildir. Zira Allah’ın ilmine ve hikmetine “Fıkıh” denilemeyeceği gibi “marifet ve anlamak” da denilemez. Çünkü bu değimler öncesindeki bir bilgisizliği de îma ederler demek oluyor ki, her marifet hikmet olmaz, işin özünü kavramak da şarttır. Anlamak demek, bir şeyin akılla ilgili yanını kavramaktır. Eğer bu tarife amel şartı ilave edilmiş olsaydı, o zaman böyle bir hikmetin sahibinin, her şeyi yapabilmesi gerekirdi. O zaman da ayette geçen hikmet sözüne uygun düşmezdi. Marifet ve anlamanın eklenmesiyle hikmet Allah’ın sıfatının tarifinde sakınca doğururdu.
Meşhur olduğu üzere, hikmet bilgisinin “Varlıkların hakikatını tanımak” diye tarif edilmeside buna benzemekle birlikte bundan daha dar anlamlıdır.
Kur’an’ın birçok yerinde “hikmet” Peygamberlik kavramıyla birlikte bulnmaktadır ve çoğu zamanda onun yerine kullanılmaktadır. İbn-i Rüşd “Tehafüt” adlı eserinde, “Her peygamber Hakîmdir, her hakîm Peygamber değildir.” diyerek bu hikmeti tarif etmiştir.
5- Zeyd bin Eslem ve oğluna göre Hikmet, Allah’ın emirini anlamaktır. Bu tarifte de anlamak için kullanılan akıl, aslında nazari akıldan da, ameli akıldan da daha geniş bir anlam taşıyorsa da insanın kendiişlerini kapsam dışı bırakmaktadır.
6-İmam-ı Şureyk’e göre hikmet, anlamak demektir. Bu bir lâfzî tarif olmakla beraber diğer tariflerin ortak yönünü almıştır. Demek ki, hikmetin en genel anlamı anlamaktır.
7-Hikmet, icat demektir. Hikmet sebep ve illetlere irca edilen ve onunla ilişkili olduğundan, illiyetinin hakıkatı da yaratmak ve icad etmek olduğundan, asıl hikmet icad demektir.6
İşte hikmetin bütün bu sırrı bu kurulu düzenin içindedir. Bundan dolayı hikmetin çeşitli isimlerinden biri de “Sünnet-i Muhkeme’dir” Hakk’ın nizamı, Hakk’ın Şeriati, Hakk’ın dini ve bunlara uymak, uymakla birlikte hakikatinin ortaya çıkmasına vesile olan her güzel haslet hep hikmettir.
Fahrettin Razı’nin beyanına göre, Allah’ın hikmeti, her zaman her yerde, kulların yararına olacak şeyler yaratması demek olduğu gibi, kulların davranış ve eserlerinde de böyledir.7
8-Hikmet, varlık düzeninde her şeyi yerli yerince koymak demektir ki bu tarif de görünüşte bütün varlığı açıklamaya yönelik olduğundan, bir bakıma ilahi hikmeti, ilahi sıfatları topluca tarif eder.
Pratik açıdan hikmet adalet demektir. Ameli hikmet denilen ahlak ilmi, ahlakı, ifrat ile tefrit arasında adalet temeline dayandıran bu manayı almıştır.
9-Hikmet doğru ve güzel işlere yönelmek demektir. Bundan dolayı hikmetin bir meleke ve bir huy olduğu kesin demektir. “Sonucu iyilik olan işi yapmaktır” şeklindeki tarifi de buna çok yakın bir tarifdir.
10-Siyasette, insanın gücü yettiği kadarıyla yüce yaratıcıya benzemeye çalışmasıdır ki bu da ilmini bilgisizlikten, icraatını zulum ve haksızlıktan, ikram ve ihsanını cimrilikten, hoş görüsünü bunaklıktan arındırmak ile mümkün olur.
11-Hikmet Allah’ın ahlakı ile ahlaklanmaktır. Bu tarif de Fahrettin Razı’ye aittir.8
Nitekim bir Hadis-i Şerif te “Allah’ın ahlakı ile ahlaklanın”9 buyurulmaktadır.
12-İbn-i Kasım’ın Kuşeyri Risalesinde hikmeti, “Allah’ın emirlerini düşünmek ve ona uymaktır” diye tarif edilmiştir.
13-Yine Kuşeyri Risalesinde “hikmet Allah’a itaat, Fıkıh ise din ve ameldir” demişlerdir.
14-Hikmet bir nurdur ki vesvese ile gerçek makam arasındaki fark bununla kestirilir.
15-Bündar İbn’i’l-Huseyn’e göre doğru ve hızlı karar verebilmektir.
16- Hikmet doğruya iletmektir.
17-Hikmet ruhların sukun ve güvenliğinin son durağıdır.
18-Hikmet sebepsiz işarettir. Yani öncesinde herhangi bir illet ve sebebe bağlı olmadan, Hak taaladan kayıtsız şartsız varit olan, içinde şerk ve şüphe zaaf ve fesat ihtimali bulunmayan, niçin ve neden diye sormaya hacet bırakmayan işarettir.
19-Hikmet bütün hallere Hakk’ı tanık tutmaktır.
20- Hikmet din ve dünya düzenidir.
21- Hikmet ledünnî ilimdir
22- Hikmet ilham varid olması için sırrı saklamaktır.
23-Hikmet ondur... Dokuzu susmak birisi insanlardan ayrı kalmaktır demişlerdir.
24-Hikmet ile alakalı şu hususları da buraya ilave edelim:
1-Nübüvvet (Peygamberlik) Kur’an-ı Kerim’de Mealen buyurulur ki: Allahü teala ona: Davud’a (as) saltanat ve hikmet verdi.9
2-Faydalı ilim: Bir hadis-i şerif’te: “Hikmetin başı Allah korkusudur.” buyurulmaktadır.10 “Hikmet, mü’minin kaybettiği malıdır. Nerede bulursa alsın.” Hadis-i Şerif’ide bunu anlatmaktadır.
3-Edep, ahlak ve nasihat ile ilgili güzel sözler. Şiirin bazısı hikmettir. (Hadis-i şerif -Tefsir’i Mazhari) hikmet ve nasihat bildiren şiirler yazmak ve sesle okumak helaldir. Şehvete ait ahlaksız şiirler okumak haramdır. Bunları okumak kalpte nifak, bozukluk yapar. (Süley-man bin Ceza)
Çok Yemenin Zararları
İmam-ı Gazzali’ye göre, fazla yemekte beş zarar vardır:
1-Allah korkusu kalbden gider
2-Mahlûkata (yaratılmışlara) karşı merhamet duygusu kalpden çıkar
3-Ağırlık verir, itaat ve ibadete mani olur.
4-Hikmetli sözleri konuşsa da başkalarına tesir etmez
5-Mühim hastalıklara sebep olur.
4-Gizli sebep, faide. Gökyüzüne, yıldızlara, bunların haraketlerine, doğup-batışlarına, ay ve güneşe, doğuş ve batış yerlerinin her gün değişmesine... Mevsimlerin ayrımı için güneşin yüksek ve alçak olarak seyrine, gitmesine bir bak... İyi bil ki, her yıldızın yaratılmasında, şeklinde, renginde, bulunduğu yere konmasında binbir hikmet vardır. Bedenindeki organların durumunu da buna göre düşün. Onun da her parçasında ve her uzvun o yere konmasında pek çok hikmetler vardır. Gökler ise bundan daha önemlidir. (İmam-ı Gazali)
5-Fıkıf ilmi, helal ve haramı bildiren bir din ilmi; Kur’an-ı Kerim de Mealen buyuruluyor ki: “Allahu Teâlâ dilediği kimseye hikmet verir. Hikmet verilen kimseye muhakkak çok hayır verilmiştir.”11
6-İlm-i Ledünni, Manevi ilim. Kur’an-ı Kerimde mealen buyuruluyor ki: “Biz, Al-i İbrahim’e kitap ve (ondan ayrı olarak) hikmet verdik.”12 “Kırk gün ihlâs ile İslamiyet’e uyan kimsenin kalbini Allah’ü Teâlâ hikmet ile doldurulur.”13
7-Peygamber Efendimiz'in sünneti. Kur’an-ı Kerim’de mealen buyruldu ki: “Daha önce apaçık bir sapıklık içinde bulunuyorken, Allah’u teala içlerinden, onlara, ayetlerini okur, (İtikat, amel ve ahlak bakımından) onları tertemiz yapar, onlara kitabı ve hikmeti öğretir bir Peygamber gönderdiği gibi Mü’minlere büyük bir lütufta bulunmuştur.”14
8- Hikmet İkidir:
A-Hikmet-i Amelî:
İslam ahlakı. Hikmet-i ameli; iyi huyları ve yararlı işleri, kötü huylardan ve çirkin işlerden ayırır. (Ali Bin Emrullah)
B-Hikmet-i Nazari:
Fen bilgileri. Hikmet-i nazari, maddenin hakikatini anlamayı sağlar. (Ali b. Emrullah)
25-Bazıları da Hikmet, “bunların hepsidir” demişlerdir.
Hikmet kelimesi Kur’an-ı Kerim de 20 defa tekrar edilmiştir.
İmam Mukatil’den rivayet olunuyor ki, Hikmet Kur’an’da dört türlü tefsir edilmiştir:
1-Kur’an’ın öğütleri manasına ki Bakara Suresi’nde “Ve Allah’ın Size indirdiği kitap ile size öğüt vermek için indirdiği Hikmet...”15
2-Anlamak ve bilmek manasına hikmet ki; “Andolsun ki, biz Lokman’a hikmet verdik”16 ayetinde olduğu gibi.
3-Nübüvvet “Peygamberlik” manasına hikmet ki; Gerçek şu ki, “Biz İbrahim soyuna kitap ve hikmet verdik”16
“Ve Allah Davut’a hükümdarlık ve hikmet (Peygamberlik) verdi.” ayetlerinde de bu anlamdadır.
4-İnce sırları ile Kur’an demektir ki; “Rabbinin yoluna hikmetle davet et...” 17-18
En doğrusunu Allah bilir.
Necdet İÇEL
Kaynaklar:
1- Bakara: 269
2- Mektubat, 4.mektup
3- İbn-i Kesir, Tefsiru’l- Kur'an-ı -Azim, c:1, shf:322
4- Buhari, ilim: 10, humus: 7; müslim, İmaret: 175, zekât: 98,100; Tirmizi, ilim: 1; İbn Mace, Mukaddime: 17; Muvatta, kader: 8.
5- Bakara: 269
6- Seyyid Şerif Cûrcâni, Et-Ta'rifat, 63
7- Fahrettin Razı, Mefatih’ul Gayp, cilt: 7 shf: 69
8- Fahrettin Razı, Mefatih’ul Gayp, cilt: 7 shf: 73
9- Bakara: 251
10- Bakara: 269
11- Nisa: 54
12- Al-i İmran: 164
13- Bakara: 231
14- Lokman: 12
15- Nisa: 54
16- Bakara: 251
17- Nahl: 125
18- Hak Dini Kur'an Dili, Elmalılı Hamdi Yazır, c:2, shf:204–207.
Bu yazı 08/04/2010 tarihinde eklenmiştir.
Bu yazı 1262 kişi tarafından okunmuştur.