HARUN GÜZEL
HARUN GÜZEL (D.TARİHİ:1959 - Ö. TARİHİ: 17.06.1981)
Harun Güzel 1977 yılında Antalya İmam Hatip Lisesi'ni bitirerek Manisa İktisat-İşletme ön lisans programını kazanarak Manisa'ya gelir. Manisa Kurşunlu Han yurt müdürü iken avukat Güçer Atak bey ile Bergama yakınlarında geçirdikleri trafik kazası nedeniyle şehit olurlar. Anne ve babası Bükrüce Köyü'nde çiftçilik ile meşguldür. Her ikisi de sağdır. Antalya İmam Hatip Lisesi'nde okurken hizmet ile ilgilenen ilk öğrencilerdendir. O hizmete girmeden önce de namaz ve abdestine çok dikkat ederdi. Babamız çiftçi olduğu için bazen pamukları gece sulardık. Bazı geceler çok karanlık olurdu. O karanlıkta bile ezan okur, ilahi söylerdi. Küçük yaştan beri çok şuurlu idi. Tanıyanlar arkadaşları bu çocuk çok farklı derlerdi. Yine başka birisi: 'Bu çocuk atalarının ve dedelerinin şerefine, sülalesine yakışır bir evlat olacak' diye yad ederlerdi. Anneanne tarafı Manavgat yöresindendir. O zamanki şartlara göre alimlerin icazeti Konya'dan alınırmış. Ailemizde dini derinliği olan büyüklerimiz vardı.
İHL yıllarında bile hizmetten hiç kopmadı. Onun hizmeti devamlı oldu. Bir ara yatılı kaldığı yurttan kaçar, dışarıya evlerde kalmak için gider. Müdür Hüseyin Tulpar onun kaçtığını anlar, cezalandırmak ister. Daha sonraları müdür: 'Ben Harun'u tanıyamamışım. Keşke daha önce tanısaydım onlara izin verseydim.' der. Benim yanıma bile 7 defa ziyarete gelip anlattılar. Ben ondan sonra bu hizmetin önemini kavramış oldum.
Harun çok şuurlu ve disiplinli idi. O zaman hizmette koşturanlar Antalya Resanet Vakfı sorumluluğunu ilk alan kişilerdi. Harun bir defasında yine bir büyüğüne 'Abi sen çok az gidip geliyorsun, bu hizmette güzelliklerin haz ve lezzetlerini bir bilsen o zaman anlarsın abi.' dedi. Yurt müdürü iken bile izine geldiğinde bir gün kalır ziyaret eder, hemen geri dönerdi. 'Sılayı rahim için geldim.' diyerek geri dönerdi. En son geldiğinde evimizin bahçesine güller dikti. Evin bahçesine diktiği güller işte bu güllerdir. Onun dillere destan bir özelliği vardı
Lise son sınıfta okurken onların sınıfından en fazla üniversiteyi kazanan en fazla hizmeti bilen öğrenciler çıkmıştı. Eczacılık, Tıp, Hukuk, İşletme, Muhasebe gibi hizmet yapmanın mükafatını alan öğrenciler çeşitli illere gittiler.
İlhan Bey İle Gezileri
İlhan Bey ile hizmet gezileri yaparlar. Yine bir gezi için Erzurum'a giderler. Dönüşte 'Antalya'ya anne ve babamıza ziyaret için gidelim.' der. Oradaki hizmet bölgelerini de gezelim diye hatırlatır. Antalya tarafına yaklaştıklarında kaza yapar yoldan kenara tarlaya uçarlar, araba takla atar. Kendilerine hiç birşey olmaz tekrar yollarına devam ederler. Ben bunu hatırlattım o zaman: 'Allah(c.c.) bizi korudu.' dedi.

ABİSİ EMEKLİ ÖĞRETMEN HALİL GÜZEL ANLATIYOR
Kardeşimiz Harun'un öyle fedakarlıkları ve güzellikleri varmış ki bazen bu bizim kardeşimiz mi diyerek kendi kendimize sorardık. Çocukluğu, gençliği her anı unutulmaz ilginç sayfalardır. Sözleri, davranışları, hareketleri, şaka ve esprilerinde bile mutlaka bir mesajı vardı. O kitapları okurken bile altını çizerek okurdu. Önemli yerlerin yanına yıldız işareti koyardı. Onun kitaplarından bazılarını Kütübü Sitte, Sahihi Buhari ve diğerlerini babam köy camisine hediye etti.
En son fotoğrafta görünen elbisesini ben aldım. En son fotoğrafı o elbise ile çekilmiş. Son yıllarda giyim ve kuşamına çok dikkat ederdi.
En Yaramaz Çocukları Bana Gönderin
Kardeşim Harun'un kızma öfkelenme dediğimiz bir hali yoktu. 'En yaramaz çocukları bile benim yanıma gönderin.' derdi. Onlarla ilgilenmekten adeta zevk alırdı. Kısa süre yurtta kalan bir öğrenci zamanla ayrılır. Yurtta; güzel alışkanlık, iyilik, temiz arkadaşlıklara şahit olur. Yurttan çıktıktan sonra bozuk bir çevreye düşer. Bir ara köşebaşında dikilir; uzun süre düşünür. Bozuk çevrede kalmayı, evine dönmeyi ve şeytan çeşitli düşünceleri içine atar. 'Tam o anda Harun Abi aklıma geldi' der. 'Ondaki şefkat, merhamet, iyilik duygusu aklıma geldi. O beni kabul eder diye doğruca yurda Harun Abi'min yanına gittim. O benim ikinci kurtuluşum oldu.' der.

Mezarlık Okul Karşı Karşıya
Uzun yıllar öğretmenlik mesleğinde çalıştım. Kardeşim Harun'un vefat ettiği yıl kendi köyümüze tayinim çıktı. Okul ile mezarlık karşı karşıya idi. Önce mezarlığa doğru ona bakardım. Uzun süre alışamadım. Kadere razı olup boyun eğdim. Daha sonraları alıştım. Adeta ben ona bakıyor o da bana bakıyordu. Bu mezarlığın bende bambaşka bir izi vardı. Harun'un vefat yılında( 1981) mezarlığın ağaçlandırma işini yaptık. Şu anda mezarlıktaki ağaçlar; 27 yıl oldu onun ölümü ile beraber dikilmiş oldu.
Bir defasında onu çok seven arkadaşlarından biri: 'Ben onun kabrini kazacağım.' dedi. 'Şehitler ölmez bu da ölmemiştir' dedi.
Namaz Ciddiyeti
Namazı cemaatle kılmaya çok özen gösterirdi. Dualarında ise: 'Sülalemizden, neslimizden hayırlı evlatlar versin diye Allah'a dua edin.' derdi. Yeni bir araba almıştık, öğrenci kaydı için yola çıktık. Öğle namazı vaktiydi. Ben piknik yeri, çeşme olan bir yer bulalım, orada kılalım diye düşündüm. O 'Namaz kılalım sonra yola devam edelim' dedi. Arkasından ekledi: 'Namaz yolda bırakmaz.' dedi. Hemen yolun kenarındaki bir camiye giderek namazımızı kıldık. Namaz konusunda çok hassastı. Evde, köyde, yolda, cemaatle namaz kılardık. O imamlığı önce abiler diye bizi öne sürerdi. Biz kıldırmazsak o kıldırırdı. Burada bölgesel yayın yapan T. FM var. O namaz vaktinde ezanı dinletir, arkasından 'Namazı kıldınız mı? Kazaya uğratmadan namazınızı kılınız.' der, anons yapar. Bunları bile hergün duyunca Kardeşim Harunu ve onun namaza gösterdiği hassasiyeti hatırlarım. Bir çocuk annesine: 'Hangi şartlarda olursa olsun nasıl sevgi ve güven duygusu ile annesine sarılıyorsa insan da Allah'a öyle sarılmalı, bela, musibet, sıkıntı verse yine Allah'a(c.c.) sarılmalıdır. Asi olmamalıdır.' derdi.
Manisa'lı ve Antalya'lılar Vefalı İnsanlardı
Manisalı kardeşlerimiz ve Antalyalı kardeşlerimiz her yıl bizleri, Harun'un mezarını, anne, babasını ziyaret ederlerdi. Bir vefa borcu olarak bizi yanlız bırakmadılar. Allah(c.c.) onlardan razı olsun. İlhan bey bile gittiği her yerden halimizi hatırımızı sordu. Bizi yanlız bırakmadılar. Ben de ahde vefa olarak Manisa'ya iadei ziyarete gittim. Rahmetli Şemsettin Çoban amca beni gezdirdi.(O da 1999 yılında temmuz ayında vefat etmiş Allah (c.c.) Rahmet eylesin) Manisada Ulu Cami'ye çıkardı. Bana Mesir Macunu'nu anlattı. Gezilecek yerleri gezdirdi. Allah(c.c.) razı olsun. Çok ihlaslı, samimi, içten bir insandı. Bana Kurban derileri, zahire çalışmaları, yurt için yapılan çalışmaları ve arabayı anlattı. Dedi ki 'Bu çalışmalar, bu sıkıntı ve çileler kitaplara sığmaz.' Yurdun aşçısı bana anlattı: 'Bu yurdun şu haldeki durumuna gelmesindeki gayret ve çaba Harun'un çalışması ile oldu.' dedi. 'Mutfak malzemeleri yiyecekler mercimek nohut vb gıda maddeleri rastgele konulmuş idi. O bunlar için özel kiler yaptırdı. Onları tertip ve düzene koydurdu.' Bir hatırasını daha anlattı. 'Yurt maddi sıkıntı ve zorluklar içinde devam etmektedir. Yurdun arka bahçesine 50-100 kadar piliç ve civciv alırlar. Bunlar yemek artıkları ile beslenecek büyüyecek Ramazan ayı'nda öğrencilerin et ihtiyacını karşılayacaktı. Bunlar büyür, bir kısmını keserler. Geri kalanların hepsi Harun'un kazada ölümü üzerine ortadan kaybolur. Araştırırlar nereye gittiklerini kimse bilemez. Harun hacca gitmeyi çok isterdi. Harun'un vefat ettiği yıl babamı hacca gönderdik. Babam: 'Ben her zaman tavaf ettim. O aramızda gezdi.' derdi. Çünkü hacca çok gitmek istiyordu.

Son Yolculuk, Niyet, Fedakarlık
Kardeşimiz Harun eve geldiğinde bir gün kalır, aynı gün geriye dönerdi. Yurt müdürlüğü görevinin sorumluluğunu taşıyan birisiydi. Küçük kardeşini Manisa Kurşunluhan'a okutmak için yanında getirir. Babasına der ki: 'Baba bu yurtta kalan öğrenciler bizim durumumuzdan daha fakir. Ben kardeşimi götürüyorum, ama onun yurt ücretini sen ödeyeceksin.' der. Kendi kardeşini bile yurda ücretli olarak kabul eder. Vefat edeceği gece mübarek 3 aylar girmiştir.16/06/1981 Gece oruca kalkıp niyet ederler. Kaza günü oruçludurlar. Avukat Güçer Atak bey ile konuşurlar, anlaşırlar. 'Biraz uyuyalım sonra gidelim.' derler. Avukat Güçer bey de yeni avukatlık bürosu için malzeme alacak, ondan sonra gidecekti. Onlar Çanakkale tarafına hizmet için gitmişler, bize: 'Acele gelin.' demişler. 'Ben gideceğim' der. Avukat Güçer bey 'Hayır senin sınavın var, ders çalışmalısın' der. Harun Bey 'Kardeşlerim kaza geçirmişler onlar azap ve sıkıntı çekerken benim sınava gitmem ne anlam ifade eder. Güçer bey ısrar etse de o hayır ben gideceğim.' der. Daha sonra yola çıkarlar Bergama Dikili taraflarında çakıl yüklü damperli bir kamyon ile çarpışırlar. Harun bey kaza anında, Güçer Atak bey 3-4 gün yoğun bakımda kalır o da vefat eder.
BABASI MEHMET GÜZEL BEY ANLATIYOR:
Oğlum Harun'un konuşmaları bile dini ağırlıklı sohbetlerdi. Nezaketli ve çok saygılı idi. Benden harçlık isterken bile çok sıkılırdı, utanırdı. Son mektubunda bize 'Memleketimizin geleceği için hep dua edin.' derdi. 'Talebe de hoca da çok çalışması lazım.' derdi. 'Toplumda cahilliğin azalması için alimlere ihtiyaç çok, okuyan insanların çoğalması gerekir.' derdi. Küçüklüğünden beri bize 'Öğretmen olacağım.' derdi. Biz de ona küçük yaştan itibaren 'Harun bey diye hitap ederdik.' Sonra sorardık: 'Sen beyliği nereden buldun? O da bize. Su motorunun borusunun içinden buldum.' derdi; espri yapardı.
Bir gün Harun bana: 'Baba' dedi. 'Bende 200 çocuğun muhasebesi var. Yurdun parası bende. Fakat 25 kuruş verip, delikli bir simit dahi almadım. Öğrencilerle beraber ben de karavana yemek yedim' dedi. Onun vefatında yurttaki en yaramaz çocuklar bile gözyaşı döktüler. Evlilik işlerinden söz açılınca: 'Baba evlenince olmaz bize bekar müdürler lazım.' derdi. Çocuklarla 24 sasat beraber olmak için bunu söylerdi. Birgün yurt öğrencilerine ders verirken sobanın yanında paltosunun ucu yanar. Ben geldiğinde sordum: 'Ne oldu?' 'Ders verirken yandı' dedi güldü, geçti. Gece öğrencilerin odalarını dolaşır, üzerlerini örterdi. Harun yatılı okuyup mecburi hizmeti olduğundan Alanya'da 1 yıl imamlık görevi yaptı. Kendi kardeşi Mustafa'yı okutmak için Manisa'ya götürdü. Daha fakir çocuklar var diye kardeşinin yurt parasını biz veriyorduk. Onun cami hutbeleri ve konuşmalarının sesi Fethullah Hoca'nın sesine benzerdi. Bir defasında arkadaşı Nevzat Ayvacı 'Neden ben onun sesini kasede almadım' diye üzüldü. Bize: 'Yüksek makamları değerlendirin, onları sık sık ziyaret edin' derdi. Amir, kaymakam, memur, vali herkesi ziyaret edin. derdi. Çocuk eğitiminde ve yetiştirmesinde çok hassas olun derdi. Yeni nesil dini konularda çok zayıf yetişiyor. Damat bilmez; gelin bilmez bunların hali ne olacak diye sorardı. 'Bunlar nasıl çocuk yetiştirecek' derdi. Bizim soyumuzda ve sülalemizde büyüklerimiz hep köklü insanlardı. Hz. İbrahim (a.s.) silsilesi gibi temiz bir geçmişe dayanıyor. Nine ve dedelerimiz dindar bir çevreden geliyor. Bizim burası Antalya bölgesi sahil kesimi olduğu için her türlü sebze meyve yetişirdi. Birbirini takip eden meyveler vardı. Portakal, dut, muşmula, erik, şeftali vb. 'Bunları tefekkür etmeliyiz' derdi. Gülleri ve çiçekleri çok severdi. Bu bahçedeki güller onun en son getirip diktiği güllerdir. Çalışmaktan hiç bıkmazdı. Bir günlük için bile gelse çalışırdı. Sıcak bir günde zeytinlerin diplerini kazdı. Elleri su toplayıp patladı.
Yengesi Gülnaz Hanım tarla başındaki evde bahçenin önündeki betonun üzerinde yattığını görür. Sorar 'Niçin burada yatıyorsun?' O da 'Namaza ve teheccüte kalkmak için' der. Namaz konusunda çok hassasiyeti vardı.
Ben bir baba olarak içinde bulunduğumuz memleketin karışık durumlarının düzelmesi için her zaman dua ediyorum. 'Büyük mahkemede durumumuz ne olacak?' diye düşünüyorum. Ülkemizin geleceği için ve hayırlı nesillerin yetişmesi için dua ediyorum. Helal lokma ve kazanç çok önemli. Çocuklarımdan kötü bir söz işitmedim. Harun'un küçük kardeşi Mustafa liseden sonra yanımızda kaldı. O da bizim gibi çiftçilik ile uğraşıyor. Belki bizim için daha iyi oldu. Bize yardımcı olacak birisine ihtiyaç vardı. Allah(c.c.) Ümmeti Muhammed'i (s.a.v.)düzlüğe çıkarsın. Ülkemizi içinde bulunduğu karışık durumdan kurtasın. Nesillerimizi hayırlı evlatlar olarak devam ettirsin. AMİN.
Halil Karakoç Hocamız Anlatıyor:
Harun kardeşimizin okul sınavları vardı. O gün ders çalışıyorlardı. 16.06.1981 Geç vakitte kiraz yiyorlar. Harun kardeşimiz kiraz yerken 'Kim bilir Cennetteki bu meyvelerin asılları nasıl?' dedi. 'Bir postu oraya atsak!' dedi. Ertesi gün de kaza geçirerek şehit olur.
Bu yazı 12/04/2010 tarihinde eklenmiştir.
Bu yazı 890 kişi tarafından okunmuştur.