Günün Sözü: Düşmanızın bile parmak ve dudağını ısırtabilecek bir ahlâk,muteşem bir ahlâktır.
Sitede şu an 36 kişi var. Toplamda 3,487,386 kişi tarafından ziyaret edilmiştir.
ARAMA:


Güzel Söz Söylemek

GÜZEL SÖZ SÖYLEMEK

وَقُولُواْ لِلنَّاسِ حُسْناً …

“…herkese güzel sözler söyleyeceksiniz…”1

İnsan sâir varlıklardan farklı ve müstesnâ olarak yaratılmıştır. Allah’ın bütün isimlerinin en mükemmel aynası olarak yaratılan insan, hem bütün varlıkların hülâsası hem de bütün âlemin “Ahsen-i takvim”i olarak var edilmiştir.
İnsanı varlıkların sultanı olarak yaratan Hz. Allah, âlemde ne kadar varlık yarattıysa onları da insanların emirlerine âmâde kılmıştır.
Diğer varlıklardan aklıyla, duygularıyla, hisleriyle farklı olarak yaratılan insanın, en öne çıkan yönlerinden bir tanesi “konuşabilme” kabiliyetine sahip olmasıdır.

Görmüyor musunuz ki insanın ağzındaki dilinden daha büyük dile sahip olan nice varlıklar vardır ki, insanlar gibi konuşamıyor ve derdini başkalarına anlatamıyorlar. Bu lisânımızı böyle çok maharetlere sahip olarak yaratan Hz. Allah’tır. Allah’ın dile verdiği konuşma kabiliyeti en büyük nimeti ve hem de O’nun varlık ve birliğinin en büyük delilidir.

Beled suresinde geçen, Allah’ın bize bahşettiği ve kendi varlığına delil olarak gösterdiği nimetler sıralamasından bir tanesi de;
وَلِسَانًا وَشَفَتَيْ
نِ “Biz onun için iki göz, bir dil ve iki dudak var etmedik mi?”2

Rum suresinde ise; “Allah’ın varlığının delillerindendir…” diye altı kademe içerisinde saydığı delillerinden bir tanesi de;
وَمِنْ آيَاتِهِ خَلْقُ السَّمَاوَاتِ وَالْأَرْضِ وَاخْتِلَافُ أَلْسِنَتِكُمْ وَأَلْوَانِكُمْ
“Göklerin ve yerin yaratılması, dillerinizin ve renklerinizin farklı olması da O’nun (varlığının ve kudretinin) delillerindendir.”3

Lisan ki, insan onunla Allah’ı tesbih, tahmid ve tekbir eder. Güzel şeyleri tavsiye eder, kötü şeylerden sakındırır. İnsan, insanlığının gereği olan yaratılışının hikmeti ve neticesi olan Allah’a kulluğunu dili sayesinde edâ eder. Kâinat kitabını ve onun ebedî tercümesi olan Kur’ân-ı Kerîm’i dili sayesinde okur. İnsan dili sayesinde bazen birisinin hidâyetine sebebiyet verip “Güneşin, üstüne doğup battığı her şeyden daha hayırlı”4 bir iş, bir vazife yapmış olur.

Konuşma ve onun âleti olan dil, Rahmâniyetin bize bakan bir tebessümüdür. Rahmân’ın merhamet tecellisi, bizde “hitap çiçeği” olarak açmaktadır. İsmiyle müsemmâ olan surede;

عَلَّمَهُ الْبَيَانَ خَلَقَ الْإِنسَانَ عَلَّمَ الْقُرْآنَ الرَّحْمَنُ
“Rahmân, Kur’ân’ı öğretti. İnsanı yarattı. Ona beyânı (düşünüp ifade etmeyi) öğretti.”5

Âyette ifade edilen “beyânı öğretmek”ten murât, insanı sırf kendi beyânına gücü yeter kılmaktan ibâret değil, onunla başkasının beyânını anlamak mânâsını da ifade eder.6

Rahmân suresinde geçen bu âyetler, Rahmân, Kur’ân, insan ve insanın derdini anlatabilecek imkâna sahip olması münâsabetleri içinde ne kadar derin ve güzel ifade edilir…

Allah, bu âyette, tatlı bir münâsebetle konuşmayı, Rahmâniyetine izâfe etmiştir. Yani, bizler de konuşurken çok şefkatli ve çok merhametli olarak konuşmalıyız. Konuşmamızdan şefkat ve merhamet dökülmelidir. Celâlli, öfkeli, gadaplı, gayız ve kin karışımı ifâdelerden kaçınmalıyız.
Onun içindir ki Cenab-ı Hakk Hz. Mûsa ve Hz. Hârun’u irşâd için Firavun’a gönderirken;

فَقُولَا لَهُ قَوْلًا لَّيِّنًا لَّعَلَّهُ يَتَذَكَّرُ أَوْ يَخْشَى اذْهَبَا إِلَى فِرْعَوْنَ إِنَّهُ طَغَى

“Firavun’a gidin. Çünkü o azmıştır. Ona yumuşak söz söyleyin. Belki öğüt alır, yahut korkar.” 7

Burada üstünde durulması gereken bazı incelikler vardır;
Bir defa Hz. Mûsa’nın fıtratı yumuşak konuşmaya müsâit değildir. Zîra, Mısır’da bir yumrukla bir adam öldürmüş8 mî’rac hadislerinin tasvirlerinde; “Bana İsra hadisesi vâkî olduğu gece Mûsa bin İmran’a (a.s) uğradım. Uzun, buğday benizli, derli toplu bir zat! Zannedersin Şenue kabilesi erkeklerinden birisidir…”9 gibi tasvirler, Hz. Mûsa’nın ne kadar celâlli bir Peygamber olduğunu gösteriyor. Kardeşi Hârun’un saçından ve sakalından tutması da bu gerçeği te’yid eder.10
Hz. Mûsa’nın gidip anlatacağı şahıs da Firavun’dur. İnsan Firavun’u görünce zaten tüyleri diken diken olur. Senelerden beri Hz. Mûsa’yı takip ettiren11 ve ona eza ve cefa çektiren Firavun’a karşı Hz. Mûsa (a.s) hepten yumuşak olamazdı.

İşte bütün bu olumsuz şartlara rağmen “yumuşak söyleyiniz…” buyuruyor. Artık bundan öte, kim kime ne anlatırsa anlatsın, yumuşak söz söylemeli, güzel, cazip, şefkat ve merhamet tüllenen hitap çiçekleri sunmalıdır.
Ayrı bir açıdan meseleye bakacak olursak, aslında “Kem söz sahibine aittir.” derler. Kötü ve sert sözün geçerliliği ve tesiri yoktur. Kötü söz kökü olmayan, dal ve budak salıp meyvesi bulunmayan, sonunda kurumaya ve devrilmeye mahkum bir ağaç gibidir.

İyi ve güzel söze gelince;
أَلَمْ تَرَ كَيْفَ ضَرَبَ اللّهُ مَثَلاً كَلِمَةً طَيِّبَةً كَشَجَرةٍ طَيِّبَةٍ أَصْلُهَا ثَابِتٌ وَفَرْعُهَا فِي السَّمَاء
تُؤْتِي أُكُلَهَا كُلَّ حِينٍ بِإِذْنِ رَبِّهَا وَيَضْرِبُ اللّهُ الأَمْثَالَ لِلنَّاسِ لَعَلَّهُمْ يَتَذَكَّرُونَ
وَمَثلُ كَلِمَةٍ خَبِيثَةٍ كَشَجَرَةٍ خَبِيثَةٍ اجْتُثَّتْ مِن فَوْقِ الأَرْضِ مَا لَهَا مِن قَرَارٍ


“Görmedin mi, Allah güzel bir sözü nasıl misal getirdi? (Güzel bir söz), kökü sağlam, dalları göğe yükselen bir ağaç gibidir. Bu ağaç, Rabbinin izniyle her zaman meyvesini verir. Öğüt alsınlar diye Allah insanlara misaller getirir. Kötü bir sözün durumu da; yerden koparılmış, ayakta durma imkânı olmayan kötü bir ağacın durumu gibidir.” 12


İyiyi ve güzeli temsil eden sözün, üç ana özelliği vardır:
1.Sözün sağlam olmasıdır. Dil kâidelerine uygun, lafız ve mânâ bütünlüğüne hâiz, hangi yönden bakarsanız bakın Türkçenin bütün özellik ve güzelliklerini üstünde toplayan mükemmelliğe sahip olmasıdır.

2.Sözün nerede, ne zaman ve hangi makamda söylenmesi de çok önemlidir. Sözü yerli yerince ve zamanında kullanmak, kişinin aklının göstergesidir. Doğru ve güzel sözün, doğru zamanda ve zeminde söylenilmesi, söze daha da güzellikler katacaktır.

3.Söylenen sözün verimli ve faydalı olmasıdır. Zaten boş söz, hoş söz değildir. Faydasız söz “malâyâni” sözdür. “Malâyâniyi terk etmek, kişinin müslümanlığının güzelliğindendir”13 buyuran Efendimiz’in (sallallahu aleyhi vesellem) bu bereketli sözü ne kadar hikmetlidir.

İnsan öyle konuşmalı ki; kendisine, ailesine, etrafına, dünyasına, ahiretine faydalı olmalıdır. Veyahut da susmalıdır. Bu hususa dikkat çeken bir hadis-i şerifte Ebu Hureyre (radıyallahu anh) anlatıyor: “Resulullah (sallallahu aleyhi vesellem) buyurdular ki: “Allah'a ve ahiret gününe inanan kimse ya hayır konuşsun ya da sussun!”14

Güzel söz dilimizle hem kendimize hem de başkalarına zarar vermeyeceğimiz sözlerdir. Buhari’nin naklettiği bir hadiste Efendimiz (sallallahu aleyhi vesellem); “Gerçek müslüman; elinden, dilinden, müslümanların emniyet ve esenlikte olup, (zarar görmedikleri) kimsedir”15 buyurmuşlardır.
Güzel söz ve tatlı dille alakalı anonim hale gelmiş pek çok güzel söz ve vecizelerimiz de vardır. Bunlar halk dilinde çok yaygın kullanılan atasözleridir.

Güzeller güzeli, söz sultânı, efsahu’l beyân olan Hz. Muhammed (sallallahu aleyhi vesellem) daima güzel söz söylemiştir. O, (sallallahu aleyhi vesellem) söz söyleme sultânıdır ve O’na bu edebiyatı Allah öğretmiştir. Bir gün Efendimiz (sallallahu aleyhi vesellem) alabildiğince coşkulu ve hayranlık uyandıran konuşma üslubu içerisindeyken Hz. Ebubekir (radıyallahu anh) dayanamayarak; “Sana bu edebiyatı kim öğretti ya Resulallah?” diye sordu. Efendimiz de (sallallahu aleyhi vesellem); “Rabbim bana bu edebiyatı öğretti. O öğrettiği için de en güzel bir surette ihsan etti ve edeplendirdi”16 buyurmuşlardır.

Hz. Muhammed’i (sallallahu aleyhi vesellem) zirvelerden zirveye çıkaran ve başarılı kılan unsurların başında bu yüksek edebiyatı ve söz söyleme sanatı gelmektedir.
Bir hareke bazen cümlenin mânâsını değiştirip mahiyetini bozduğu gibi, bazen de bir kelime orduları zafere götürebilir veya kendisinin ve milletinin mağlubiyetine sebebiyet verebilir.

Bu hususu ustaca ve sehl-i müntenî ile ifade Yunus Emre’nin şu dizeleri, bu gerçeğe dikkat çeker;

“Sözü bilen kişinin, yüzünü ak ede bir söz
Sözü pişirip diyenin işini sağ ede bir söz
Söz ola kese savaşı, söz ola kestire başı
Söz ola ağulu aşı, yağ ile bal ede bir söz”


Sözlerin Efendisi Hz. Muhammed (sallallahu aleyhi vesellem) dâima güzel söz söylerdi. Sözünün güzelliği, simasındaki tebessümüyle beraber çok daha güzel hale gelirdi. Konuşurken bâtılı tasvir etmez, insanların hayalini fıska sokmazdı. Bir gün şöyle buyurdular; “Kim bana iki dudak ve apış arası mevzusunda söz verir kefil olursa, ben de ona cennet için kefil olurum.”17
Burada mevzumuzla alakalı olarak “iki dudak arası” ifadesiyle hem insanın ağzından çıkana dikkat etmesi ve aklına, ağzına gelen her şeyi konuşmaması hususuna ve hem de konuşmadaki edebe dikkatimizi çekiyor.
Efendimiz (sallallahu aleyhi vesellem) burada, mahrem uzvun adını söylemiyor. Sadece “iki bacak arası” ifadesini kullanıyor. Güzel sözlerine, edebinin güzelliğini katıyor.

Güzel söz söyleyerek insanlara iyilikleri, Allah’ın emir ve yasaklarını tebliğ etmek esastır.

Bir zaman Cenab-ı Hakk, İsrailoğulları’ndan böyle söz almıştı. Şu ayet bu hususu ifade ediyor;

وَإِذْ أَخَذْنَا مِيثَاقَ بَنِي إِسْرَائِيلَ لاَ تَعْبُدُونَ إِلاَّ اللّهَ وَبِالْوَالِدَيْنِ إِحْسَاناً وَذِي الْقُرْبَى وَالْيَتَامَى وَالْمَسَاكِينِ وَقُولُواْ لِلنَّاسِ حُسْناً وَأَقِيمُواْ الصَّلاَةَ وَآتُواْ الزَّكَاةَ ثُمَّ تَوَلَّيْتُمْ إِلاَّ قَلِيلاً مِّنكُمْ وَأَنتُم مِّعْرِضُونَ


“Hani biz İsrailoğulları’ndan, “Allah’tan başkasına ibadet etmeyeceksiniz, anne babaya, yakınlara, yetimlere, yoksullara iyilik edeceksiniz, herkese güzel sözler söyleyeceksiniz, namazı kılacaksınız, zekâtı vereceksiniz” diye söz almıştık. Sonra pek azınız hariç, yüz çevirerek sözünüzden döndünüz.”18

Bu ayetten işâreten anlaşılan bir husus daha vardır ki, sözün güzel olabilmesi için doğru sözden asla dönülmemesi esastır.
Özellikle dine hizmet edenler, insanların irşâdı için çalışanların sözlerine daha çok dikkat etmesi ve ipek gibi yumuşak, bal gibi çok tatlı konuşmaları gerekir.

Muhatap çok kaba olabilir. Sözlerinde dikkatsiz ve incitici olabilir. Fakat biz asla ve kat’a “mukabele-i bil misil”de bulunmamalıyız, ayniyle karşılık vermemeliyiz. Kem söze karşı bile güzel ve iyi söz ile mukabele etmeliyiz. O yüzden “İyiliğe iyilik her kişinin kârı, kemliğe iyilik er kişinin kârı” demişlerdir. Bu hususta ölçümüz şaşırmaz ve şaşırtmaz rehberimiz Hz. Muhammed’dir. Hz. Aişe validemizin (radiyallahu anha) rivayet ettiğine göre; Yahudi’lerden bir cemaat, Resulullah’ın (sallallahu aleyhi vesellem) huzuruna girmek için izin istediler ve “essemu aleyküm!” dediler. Hz. Aişe validemiz; “bilakis saam ve lanet sizin üzerinize olsun!” dedi. Bunun üzerine Resulullah; “Ya Aişe! Şüphesiz ki Allah her işte yumuşaklığı sever” buyurdular. Hz. Aişe validemiz; “Ne söylediklerini işitmedin mi ya Resulallah?” diye sordu. Efendimiz de; “Ben de “ve aleyküm” dedim ya!”19

Burada bir Peygamber zerâfeti var ki; Yahudilerin, Efendimiz’e karşı kullandıkları “ölüm sizin üzerinize olsun” mânâsında kullandıkları “essemu aleyküm” tâbirini Efendimiz (sallallahu aleyhi vesellem) onlar için kullanmamıştır. Sadece “ve aleyke” (sizin üzerinize olsun) demekle yetinmiştir. Onların kullandığı kötü kelimeyi mukabele-i bil misil yaparak onlara karşı kullanmamış, onların gösterdiği nezaketsizliği yüzlerine vurmamıştır.
Meseleyi buraya kadar getirdikten sonra önemli bir hususa da dikkatinizi çekmek istiyorum. Sözün güzel olması, o sözün çıktığı kalbin güzelliğine bağlıdır. Kalbî hayatı bulanık veya bozuk olan kimselerin lisanlarından çıkan sözlerin güzel olması asla mümkün değildir. Küpün bal varsa bal, süt varsa süt, sirke varsa dışarıya sirke sızacaktır.

Bu husus Kur’ân-ı Kerîm’de bir karakter tahlili olarak çok dikkat çeken ifadelerle zikredilmiştir;
وَقَالَ الَّذِينَ لاَ يَعْلَمُونَ لَوْلاَ يُكَلِّمُنَا اللّهُ أَوْ تَأْتِينَا آيَةٌ كَذَلِكَ قَالَ الَّذِينَ مِن قَبْلِهِم مِّثْلَ قَوْلِهِمْ تَشَابَهَتْ قُلُوبُهُمْ قَدْ بَيَّنَّا الآيَاتِ لِقَوْمٍ يُوقِنُونَ


“Bilmeyenler, “Allah bizimle konuşsa, ya da bize bir mucize gelse ya!” derler. Bunlardan öncekiler de tıpkı böyle, bunların dedikleri gibi demişti. Onların kalpleri (anlayışları) birbirine benziyor. Biz âyetleri, kesin olarak inanacak bir toplum için açıkladık.” 20


Âyet-i kerîmeye dikkat edecek olursak, insanlık tarihinde küfrünü âyette geçen sözlerle ifâde edenler, değişik zamanlarda ve mekânlarda gelseler bile aynı sözü söylemişlerdir. Kur’ân-ı Kerîm burada “fikirleri ne kadar da birbirine benziyor veya dilleri ne kadar da birbirine benziyor” diyebilirdi. Fakat “kalpleri ne kadar da birbirine benziyor” şeklinde ifadesi, kalplerinde aynı küfrü bulunduran herkesin hangi dönemde ve hangi çağda olursa olsun aynı sözleri söyleyeceğine dikkat çekiyor. Kalp benzeşmesi, dil benzeşmesinin de kaynağıdır. Bir başka deyişle kalpte ne varsa dil onu söyleyecektir. Hz. Mûsa döneminde Firavun’un kalbi, Epikür’ün kalbi, Gagarin’in kalbi aynı küfrü taşıyor ki, dillerinden aynı sözler dökülüyor.

Anlaşılıyor ki, söz kalbin tercümanıdır. Öyleyse başkalarına karşı yumuşak söz, güzel söz, hikmetli söz söyleyebilmek için kalbî hayatımızın da bunlarla dolu olması gerekmektedir. Bu nokta çok önemlidir ve üstünde uzunca durulabilir.
Kalpler imanla, irfanla dolu olur, güzel şeylerle meşgul ve meşbû olursa ağızlarımızdan çıkan sözler de mârifetle dolu olacaktır. Kur’ân-ı Kerîm böyle bir kalbe, “kalb-i selîm”21 der. Gıllıgıştan uzak, başkalarına karşı içinde kötülük olmayan, fesat bulunmayan kalp, selîm bir kalptir. İşte böyle bir kalpten sağlıklı, selîm ve güzel ifadeler zühûr edecektir.
Aile fertlerini birbirine bağlayacak, akrabalık bağlarını arttıracak, cemiyeti birbiriyle kenetleyecek, kulu Allah’a yakınlaştıracak, dünyamızı ve ahiretimizi kazandıracak ana sermaye güzel sözdür.

Bu çok önemli hususu bir vaaz süresinin bana verdiği zaman ölçüsü içerisinde kısaca arz ettim. Sizler irfanlarınızla, bu az sözlerimi bereketlendirecek, en güzel şekilde değerlendirmek suretiyle insanlara ve Allah’a karşı inşaallah vazifenizi en mükemmel şekilde yapacaksınız.

Cenab-ı Hakk kalbimizi iman, irfan ve selîm bir hal ile meşgul ve meşbû eylesin. Âmin…


Necdet İÇEL


Kaynaklar:
1 Bakara: 83
2 Beled: 9
3 Rum: 22
4 Buhari, Cuma, 29; Cihat, 102; Müslim, Fedailü’l-Kur’ân, 32-34.
5 Rahman: 1-4
6 Ebu’s-Suud Tefsiri, İrşadü’l-akli’s-Selim Mezaya’l-Kitabi’l-Kerîm c: 5, shf: 660.
7 Taha: 43-44
8 Kasas: 15, 19, 33
9 Sahih-i Müslim, hadis no: 268, c:1, shf: 152, Dar-u ihyai’t-türasi’l-arabi, Beyrut.
10 Taha: 94
11 Kasas: 20
12 İbrahim; 24-26
13 Tirmizi, Zühd 11 (2318, 2319).
14 Tirmizi, Kıyamet 51, (2502).
15 Buhari, İman 4.
16 El-Münavi, Feyzu’l Kadir c: 1, shf: 225
17 Buhari, Rikak 23.
18 Bakara; 83
19 Sahih-i Müslim c: 4, shf: 1706, h. no: 8 (2164-2165)
20 Bakara: 118
21 Şuara; 89

Bu yazı 05/04/2011 tarihinde eklenmiştir.
Bu yazı 972 kişi tarafından okunmuştur.

Bu haberi paylaşın

Yorum Yaz

Bilgileriniz
Yorumunuz
Güvenlik Kodu

 
Tweet Tweet