Faruk KUMCULAR
FARUK KUMCULAR (D. TARİHİ: 1929 - Ö.TARİHİ: 22.12.1971)
OĞLU İBRAHİM KUMCULAR ANLATIYOR:
Babamız Manisa'da ailenin beş çocuğundan üçüncüsü olarak Dünya'ya geldi. İlkokul eğitimini tamamladıktan sonra başladığı manifaturacılık çıraklığını askerlik yaşına kadar ustası Zülağa'nın yanında devam ettirmiştir. Askerlik eğitimine Kütahya'da başlamış Hatay'da tamamlamıştır. Askerlik dönüşü ustasının da rızasını alarak meslek hayatını seyyar-pazarcı (esnafı) olarak sürdürmüştür. Yedi yıllık seyyar esnaflığını 1959 yılında Kapalı Çarşı'da kiraladığı dükkanını açarak tamamlamıştır. İlerleyen yıllarda baba mesleğini (keçecilik) yapmakta olan ağabeyini davet ederek ortak olarak iş hayatını devam ettirmiştir.
Vefatından önce hazır giyimin her geçen gün manifaturacılık mesleğini zorlaması; kendisini yeni arayışlara ve düşüncelere sokmuştur. Ancak düşüncelerini uygulamaya zamanı kalmamıştır.
Annesi Halide hanım ve babası Hafız Süleyman efendi'dir. Her ikisi de yörük aile çocuklarıdır. Annesi Halide Hanım'ın ailesi Konya'nın Bozkır köyünden göç ederek, Manisa'nın Uncubozköy'üne yerleşmişlerdir. Babası Manisa'nın Asmacık köyünden olup keçecilik mesleğiyle uğraşmıştır.
Anne ve babasının kendisinden başka iki erkek iki de kız çocukları olup, 4. çocuk olan Mehmet hastalığı nedeniyle vefat etmiştir.
1952'de evlenmiştir. Eşi Müyesser Hanım tarım işleri ile uğraşan ve koyun besiciliği yapan Mustafa Kahya'nın ilk çocuğu ve ilk kerimesidir. Evliliklerinde 4 çocuğa sahip olan ailenin 3 erkek bir de kız evlatları olmuştur. En büyük evlat Emrullah, Kimya Mühendisliği mezunu olup hala bir seramik fabrikasının imalat müdürlüğü görevini yapmaktadır.

İkinci evladı Süleyman meslek lisesi mezunu olup İnşaat Mühendisliği eğitimini tamamlayamamıştır. Ancak söz konusu seramik fabrikasının kuruluşundan itibaren Pişirim Ünitesi yöneticiliğini yaparak emekliliğe hak kazanmıştır.
Üçüncü evlat Gülşen İlkokul eğitimi sonrası katıldığı kurslar ve dersler ile ev hanımlığını pekiştirmiştir.
En küçük evlat Recep küçük yaşında başladığı kuyumculuk çıraklığını lise yıllarına kadar sürdürdüğü,baba dostu Necdet Arbil'in yanında olgunlaştırmıştır. Askerlik sonrası kardeş gibi anlaştıkları arkadaşı ile ortak olarak başladıkları kuyumculuk mesleği ve geliştirdikleri inşaat ve gıda dağıtım şirketleri ile meşgul olmaktadır. Aynı zamanda Masiad başkanlığını yürütmektedirler.

Çocuklarına Rehberliği:
Her anne baba çocuklarına olumlu rehberlik yapmak ister. Bizim de babamız günlük hayatımızda eğitim konularında bizlere yardımcı olmuş bunları çeşitli nasihat, öğüt ahlaki dersler ile desteklemiştir. Bizlere güzel örnek olduğuna inanıyoruz.
Çocuklarına Öğütleri:
1-Yalan söylemeyin doğrunun yanında olun.
2-Yardım edin mükafat beklemeyin.
3-Nefsinize hükmedin, bu konuda azimli olun.
4-Kul hakkı yemeyin ona riayet edin.
5-Kur'andan ve onun ilminden faydalanın, Kur'andan uzak kalmayın.
6-Bunlar sevilen ve sayılan insan olmanıza yeter, fakat kul olmaya yetmez derdi.
Esnaflığı ve Günlük Hayatı:
Esnaf arasında dillendirilen 'Ben siftah yaptım, komşumdan al' bu davranışını fiilen kendisinden gördük, yaşadık.
Meslek ve iş hayatında güneşi üzerine doğdurmamıştır. (güneş doğmadan kalkar) Nasipler dağıtıldığı zaman da işin başında olmak için her sabah farklı ve uzak olan camilerde sabah namazını eda eder, namazdan sonra eve gelmez, dükkanını açar, duasını yapardı.
Akşam namazını Hatuniye Camii'nde kılar, cemaatin içerisinde garip ve muhtaç insanlar bulduğunda akşam yemeğine misafir eder, yatacak yer bulurdu.
Bir defasında kaçak durumunda, çocuk sayılacak yaşta;(Biri Gaziantepli Cevat diğeri Adana'lı Yusuf isminde)iki kişiyi Manisa'da hiç hayırsever yok mu? sözü üzerine bir hafta misafir eder, ailelerine haber vererek İzmir'den memleketlerine yolcu eder. Bu kişilerden uzun süre mektup ve bayram tebrikleri geldi.
Birisinin babası Manisa'ya kadar geldi. Teşekkür etti 'ne iyi yaptınız çocuklarımıza sahip çıktınız' dedi.
Bayram ve Ramazan sofralarını sürekli yoksullarla paylaşırdı. Bir seferinde de kurban etinin tamamını tüketince 2. bir kurban almaya çıktı. Onu da muhtaçlara dağıtmıştır.
'Kimin deli kimin veli olduğu bilinmez.' diyen babamız herkesin yanına sokmadığı akıl hastalarına, evinin kapısını açardı. Bir kış günü akıl hastanesinden kaçan iki pijamalı hasta Sultan Yaylasındaki bahçemize ulaşır. Onları; ısıtır, giydirir ve yedirir. Beraberce işini bitirerek birlikte hastaneye kadar gelirler ve onları yetkililere teslim eder.
Hasta ve kabir ziyaretlerine hassas olan babamız bizlere de:
'Hastalarınızı mutlaka ziyaret edin, bir daha göremeyebilirsiniz.
Cenazelere katılın bir daha hizmet edemeyebilirsiniz.
Kabir ziyaretlerinizi yapın atanızı ve ölümü unutabilirsiniz.' diye bize hatırlatırdı.
Bediüzzaman'ı Gördü Mü?
Dini hizmetlere bakışı konusunda kendisinde var olan istek Isparta ziyareti ile bir tutkuya dönüşmüştür. Kendisinin içinde bulunmadığı her hizmeti takdir ile karşılarken, kıskandığını hissedebiliyorduk. Ama bu kıskançlık sadece nasiplenmek konusunda vuku buluyordu.
Kendisi Bediüzman'ı ziyarete Isparta'ya gitmiş. Talebesi Ceylan abi üstadın kendi el yazısı ile yazdığı bir sayfalık mektubu babama hediye olarak vermiştir. Bu mektup elimizdedir.
Burada samimi bir itirafta bulunmak isteriz. Bizler zaman zaman bu kıskançlık duygusunu (maddi anlamda) babamızı paylaşamamaktan, onun ilgisine mazhar olamamaktan duyuyorduk. Fakat bir gün bir dostu ''Ailen, çocukların! onlara zamanın kalıyor mu? Onlardan emin misiniz?'' deyince; evimizde sohbet ve dersler arttı. Bizim ailede çocuklara ilgi arttı. Cemaat ile namaz kılmaya başladık. Ölümünden önceki üç ay çocuklarına dini konularda eğitim verdi. Fakat biz buna doyamadık.
Hocaefendi İle Tanışması
Hocaefendi ile tanışması; Manisa Muradiye camii'ne Hoca Efendi'nin cuma vaazlarına gelmesi ve ardından amcamızın oğlunun İzmir Kestanepazarı camii'ndeki Kuran Kursu'na yazdırılması ile başlar. Her hafta olmasa da, her on beş günde bir eksiklerini almaya Basmane'ye ve Çankaya'ya giden babamız için Kestanepazarı ziyaretleri devamlı olmuştur.
Burada Hoca Efendi ile ilgili hatırayı zikredelim:
Başsağlığı için evimize ziyarete geldiğinde; kahvaltı sofrasındaydık, davetimizi kibarca tek bir zeytin tanesi alarak, ''Bu sofradan yenilmez, ancak yedirilir.'' diyerek, sofraya hürmeti bize iltifatlarını göstermişlerdir.
Ayrıca en küçüğümüz olan kardeşimiz Recep'in annemden talebesi olması için velayetini ve her tür sorumluluğunu istemişlerdir. Ancak annemiz ilkokul çağında olan çocuğundan feragat edememiştir.
1966 Aralık ayında rahatsızlanarak vefat eden ağabeyinin yokluğunu her geçen gün daha çok hissetmeye başlamıştır. Kendi çocukları ile beraber ağabeyinin dört yetiminin de sorumluluğunu üstlenmek ve her biri ortaokul eğitiminde bulunan yedi çocuk ile bir bebeğin maddi ve manevi sorumluluğunu yürütmek için çok özel bir gayret içerisine girmiştir. Bir günü bile istirahatla geçmemiştir. Ailenin yetişkinleri ve çocukları ile ağabeyinin ilgilendiği tarla ve bahçe işlerine de yetişmeye gayret etmiştir.
Dünya meşakkatlerinden sıkılıp daraldığında ise kendi maneviyatını güçlendirmek için; inandığı davanın ilmine ve hizmetine sığınmıştır. Buradan aldığı feyz ve güç onun azmini ve gayretini arttırmıştır.

Vefatı:
22 Aralık 1971 onun bedeni ve beyni için istirahatin başlangıcı olmuştur. Kader ve gönül birliği yaptığı arkadaşları ile beraber onlara son görevlerini yapmak isteyenler Türkiye'nin dört bir yanından gelip, sel olup Manisa sokaklarından taşmışlardır. İdealleri uğruna ömrünü tamamlayanlar ideallerindeki gibi uğurlanmışlardır. Allah(c.c.) hepsinden razı olsun.
Onun ölümü bakımını üstlendiği iki ailenin de fertleri açısından kolay geçmeyecek günlerin başlangıcı olmuştur. Mesleği bir süre amcasının oğlu tarafından sürdürülmüş fakat askerlik çağına gelmiş olması nedeni ile bakacak kişinin olmadığından meslek sona ermiştir.
Her iki ailede çocukların okuması için elinden gelen gayreti göstermiş azim ve inançla yollarına devam etmişlerdir
Bizler onun ideallerini taşıdığı bayrağı yere düşürmedik. Hizmette onun gibi olamadık. Allah(c.c.) ondan razı olsun .
Osmanlıca Mektubun Türkçesi:
Üstad Bediüzzaman Said Nursi Hazretleri'nin talebesi Ceylan'a, kendi kalemi ile yazdığı birkaç ihtardır:
(Faruk Abi Isparta'ya Üstad'a ziyarete gittiğinde Ceylan Abi ona hediye etmiştir.)
'Ceylan zaman naziktir. Nurların faaliyeti vaktinde çok dikkat lazımdır. Nura ve bizim nurların selameti ve münafıkların şerrinden kurtulması için şu üç maddeyi bil.'
Birincisi: İktisada tam riayet etmek lazımdır. Ta validen ve baban sana gücenip Hizmeti Nuriye'ye zarar gelmesin. Dükkancılık eder mertlik etmez. On paraya dikkat eder. Mal senin değil ikram etsen caiz değil.
İkincisi: Şimdilik nazarı dikkatini kendine celbetmemeye ve gösteriş yapmaya çalışma. Senin elindeki nur emanetlerine zarar gelmesin. Hevesatını, faidesiz eğlenceleri bırak. Hizmeti Nuriye'nin sana verdiği zevkler yeter.
Üçüncüsü: Bizi görmek için buraya gelenlerden herkese açılmamak lazım. Israrımızı bildirmek ya saf ya deli veya kurnaz veya aptal bulunabilir. İfşa eder, habbeyi kubbe yapar. Ondan münafıklar ve casuslar istifade eder. Hususan bu kasabada daha çok dikkat ve ihtiyat lazımdır.
Isparta ziyaretinde Ceylan Abi'nin Faruk Kumculara hediye ettiği Bediüzzamanın kendi el yazısı ile yazdığı mektup.
Bu yazı 12/04/2010 tarihinde eklenmiştir.
Bu yazı 1052 kişi tarafından okunmuştur.