Günün Sözü: Düşmanızın bile parmak ve dudağını ısırtabilecek bir ahlâk,muteşem bir ahlâktır.
Sitede şu an 37 kişi var. Toplamda 3,487,319 kişi tarafından ziyaret edilmiştir.
ARAMA:


Eski Ümmetlerin Helak Sebebi

Eski ümmetler bunu yapmaktan kaçındılar, dayanamadılar ve sonunda da helak oldular. Aynı akıbete dûçar olmamak için bu emri yerine getirmemiz gerekmektedir. Cenab-ı Hak bir kudsî hadiste şöyle buyurmaktadır; “Kim benim için bir oruç tutarsa onun mükafatını ben vereceğim”(1) bu şu demektir. Onun mizanla, tartı ile ölçülmesi mümkün değildir. O yüzden mükafatını ben vereceğim.

Yüce Efendimiz(sav) buyuruyor ki: “ Oruçlunun iki bayramı vardır, birincisi iftar yaptığında, ikincisi de, diğer âlemde Cenab-ı Hakka mülaki olduğunda. (2) Yani Allah ile karşı karşıya kalmak, O’nu görmek demektir. Allah indinde oruçlunun ağız kokusunun misklerden de daha güzel olduğu vurgulanıyor .(3) İşte bütün güzellikleri düşünerek oruç tutmalıyız ve mazeretlerin arkasına sığınmamalıyız. Yoksa bu mühim imtihanı kaybedenlerden oluruz.

ORUC’UN FAZİLETİ VE GEÇMİŞ ÜMMETLERE DE FARZ KILINIŞI


Kur’an-ı Kerimde Ramazan-ı şerif orucu ile alakalı ayetler geçer geçmez hemen arkasından orucun sadece bize değil geçmiş ümmetlere de farz kılındığına dair ayet-i kerime gelir. Cenab-ı Hakk; “ya eyyühellezine âmenü kütibe aleykumussyâmu kema kütibe alâ ‘llezîne min gabliküm lealleküm te’tegûn: Ey iman edenler oruç sizden öncekilere farz kılındığı gibi size de farz kılındı. Umulur ki oruç sayesinde Allah’tan çok korkarsınız.” (Bakara 183) buyurur. Bu ayet den orucun sadece insanlığa değil, kâinatta ne kadar varlık varsa – bir yönüyle mükellef olmasalar bile – hepsine de farz kılındığına dair bir işâri bir mana da sezilebilir. Çünkü her varlığın kendine göre dinlenmeye ihtiyacı vardır. Mesela nice ağaçlar vardır ki bir sene meyve verir, bir sene vermezler. Bu kendine göre oruç tutma farzıdır. Benzeri pek çok örnek verilebilir.

Ramazan orucu, kıblenin Kâbe tarafına çevrilişinden bir ay sonra peygamberimizin Medine’ye hicretinin onsekizinci ayının başlarında Şaban ayında farz kılındı. (4) Efendimiz işitti ki Yahudiler her ayın Eyyam-i biyd denilen on üç, on dört ve onbeşinci günleri oruç tutuyorlar. Niçin tuttuklarını sorunca “Hz. Musa bugünlerde oruç tutmuştur, bizde ona iktidaen oruç tutuyoruz dediler. Efendimiz de “Ben Hz. Musa ya sizden daha çok yakınım” diyerek oruç tuttu ve tutturdu. (5)

Bir Peygamber bir önceki peygamberden kalan dinin doğru noktaları varsa, tasdik, tahrif denilen tarafları varsa tashih etmekle görevlidir. Bu yüzden de Efendimiz doğru nokta olan orucu tasdik etmiştir ve o günlerde oruç tutmuştur. Buhari ve Müslim de ve bütün sünen kitaplarında geçen müttefukun aleyh bir hadis-i şerif de Efendimiz (sav);

“büniye’l-islâmü alâ hamsin: şehedati enlâ ilâhe illallah ve enne muhameddenrasulullah ve egamessalah ve itâezzekah ve’l-hacce ve savmu ramazan : İslam beş esas üzerine bina edilmiştir. Kelime-i şahadet manası ikame etmek, namaz kılmak, zekât vermek, hacca gitmek ve Ramazan-ı şerif orucunu tutmaktır” (6) buyuruyor.

İslam sadece bizim dinimizin adı değildir. Hz. Adem’e kadar bütün dinlerin aslı ve adı İslam’dır. (7) Yani Allah’ın emirlerine intisaptır. Bütün dinlerde bu beş şey esas olmuş, temel teşkil etmiştir. Sadece “Muhammedürresulullah” yerine kendi peygamberin ismi getirilmiştir.

DAHA ÖNCEKİ ÜMMETLERİN ORUCU TAĞYİR EDİŞİ

Bütün dinlerde oruç vardır ama O dinlerin müntesipleri Onu tağyir etmişlerdir. Yahudiler senede bir ay oruç çok fazla, bir tam gün tutalım dediler ve bunu da senenin mutedil bir gününde sabitleştirdiler. Hıristiyanlarda, oruç yaz mevsimine gelince bu uzun günlerde oruç tutamayız, kış gününde kırk gün tutalım dediler sonra da bunu tağyir ettiler. Haftanın Pazar günü hariç, altı hafta birbiri ardınca oruç tuttular. Demek otuz altı gün oruç tutmuş oluyorlardı. Ve: “Bu senenin öşrüdür.” (8) diyorlardı. Bu manada Yahudi tefrit, Hıristiyan da ifrat etmiştir. Biz ise ümmet-i vasat olduğumuzdan bu tür bir tağyire ve aşırı gitmeye meyletmedik.

ORUCUN KAMERÎ AYLARA BAĞLANMASININ HİKMETLERİ

Cenab-ı Hakk’ın orucu farz kılması, bir ay olması ve kameri aylar içerisinde vaktinin de değişmesinin pek çok hikmeti vardır. Rahman sure-i celilesinde Cenab-ı Hakk şöyle buyuruyor:”vessemâi refeahê ve vedaâ’l-mizân ellâ tedğav fil mîzan ve egîmul vezne bilgıstı ve tuhsirulmîzan: O göğü yükseltmiştir, tartıyı koymuştur. Artık tartıda tecavüz etmeyin, tartıyı doğru yapın, tartıyı eksik tutmayın.” (9) bu ayet-i kerimede Cenab-ı Hakk dört defa “mizanı” zikretmekle aslında kâinattaki muvazeneye, dengeye dikkatimizi çekiyor. Kâinat öyle ahenkle işliyor ki, bir saray gibi. Durmadan dolup boşaldığı hal çok, nimet girip çıktığı halde ahenk hiç bozulmuyor. Alyuvarların akyuvarların dengesi hiç bozulmuyor. Bütün bunlar bize Allah’ın Adil-i Mutlak ve Nazzâm-ı Âlem olduğunu gösteriyor.

Allah bu dengeyi bize farz kıldığı oruçta da gözetmektedir. Ramazan-ı şerif orucunu kameri aylara bağlaması ve her sene onbir gün önce gelmesi ile Allah (cc) hem zamana adâlet dağıtmıştır hem de mekanlar içindeki bütün insanlara adâleti ile muamele etmiştir. Eğer bu şekilde değil de Hıristiyan ve Yahudilerin yaptığı gibi oruç şemsi aylara bağlanarak ve senenin mutedil bir kısmı da gündüzleri kısa olan bir mevsime bağlansa idi, mesela; hep kış mevsiminde tutulsaydı bunda adâlet-i İlahi olmazdı. Çünkü; Mekke-i mükerremede kış mevsimi mutedil geçer, halbuki kutuplara yakın memleketlerde böyle değildir. Oralarda yazın gelmesi dört gözle beklendiği halde ekvatora yakın yerlerde hiç de istenmez. Orta ve Güney Hindistan’da bahar mevsimi diye bir şey yoktur. Orada yaz, kış ve yağmur mevsimi vardır. Bütün bunlardan anlaşılacağı üzere bir bölge için rahmet olan oruç, başka bir yer için zahmet oluyor. Burada günlerin kısa olduğu bir mevsimde oruç tutarken diğer yarım kürede bu mümkün değildir. Bu şekilde bir uygulama adâlet-i îlahiye terstir.

Selam ve dualarımla

Necdet İÇEL











Kaynaklar:



* (1). Sahih-il Buhari, Ebü abdülleh Muhammed bin İsmail, Cilt:2, Shf:227 El-Mektebet-ül İslamiye, İst. 1979
* (2). Sahih-il Buhari, Ebü abdülleh Muhammed bin İsmail, Cilt:2, Shf:227 El-Mektebet-ül İslamiye, İst. 1979
* (3). Sahih-il Buhari, Ebü abdülleh Muhammed bin İsmail, Cilt:2, Shf:227 El-Mektebet-ül İslamiye, İst. 1979
* (4). İbn-i Sa’d, Et-Tabakat-ül Kübra, Cilt:1, Shf:248, Daru Sadir, Beyrut 1960
* (5). İbn-i Mace-es Sünen, Cilt:1, Shf:544, Dar-u İhya’il –Kütüb-il Arabiye, Mısır 1952
* (6). Buhari el-camius sehih 1, 8
* (7). Said Havva, İslam, Shf:5, Arısan matbaacılık, Ankara
* (8). Din ve Ahlak ansiklopedisi ( Encylopedia of religions and ethics, Fasting)
* (9). Rahman suresi 55/7-9

Bu yazı 27/04/2010 tarihinde eklenmiştir.
Bu yazı 909 kişi tarafından okunmuştur.

Bu haberi paylaşın

Yorum Yaz

Bilgileriniz
Yorumunuz
Güvenlik Kodu

 
Tweet Tweet