Günün Sözü: Düşmanızın bile parmak ve dudağını ısırtabilecek bir ahlâk,muteşem bir ahlâktır.
Sitede şu an 39 kişi var. Toplamda 3,487,297 kişi tarafından ziyaret edilmiştir.
ARAMA:


EĞİTİM GÖNÜLLÜSÜ 'ALBAY CEMALETTİN GÜRLEK'

Resmî hayatındaki görev aşkı ve heyecanını sivil hayatında da aynen devam ettirdi. Vakıf başkanlığını fiilen yürüttüğü süre içinde sabahın erken saatlerinde masasının başında olur, geç saatlere kadar çalışırdı. Öğrencilerin arasında, kendisini bahtiyar hissederdi. O, çocukların sevgili Cemalettin Amca"sıydı...

Akyaka Orta ve Yüksek Eğitim Vakfı"nın kurucusu, öğrencilerin Cemalettin Amca"sı, sevenlerinin Albay Cemalettin Bey"i, Cemalettin Gürlek, Alsancak Hocazade Camii"nden Türk bayrağına sarılı tabut içinde son yolculuğuna uğurlandı. Gürlek önce askerlerin, sonra da emekliliğinden sonra kader birliği yaptığı arkadaşlarının omuzlarında taşındı.

Gürlek, Türk Silahlı Kuvvetleri"nin çeşitli kademelerinde komutanlık görevi yaptıktan sonra emekliye ayrılmış, daha sonra da hayatını eğitime adamış bir gönüllü idi. Ömrü milletine hizmetle geçmişti. Gayesi, gençliğin mükemmel ve vatana, millete faydalı yetişmesi olmuştu.

Kütahyalı olan Albay Cemalettin Bey, mükemmel bir askerdi. Memleketin çeşitli yerlerinde, komutanlık kademelerinde vazifeler yapmıştı. Çok disiplinliydi ve eğitimde de askerî disiplini arzulamaktaydı.

Öğrencilerin, düzenli ve çalışkan olmasını isterdi. Vakfa ait yurtları teftiş ederken evrakları ince eler, sık dokurdu. Temizlik, düzen, nizam ve intizam onun işiydi.

Çok sevdiği silahlı kuvvetlerden topçu albay olarak emekli olduktan sonra İzmir"e yerleşti. Evi, bir misafirhane gibiydi. Herkese kapısı açıktı.

Akyaka Vakfı"nda kurucu oldu. Bütün mesaisini, kazandıklarını ve mal varlığını, yurt ve öğrenci hizmetlerine bağışladı.

Resmî hayatındaki görev aşkı ve heyecanını, sivil hayatında da aynen devam ettirdi. Vakıf başkanlığını fiilen yürüttüğü süre içinde sabahın erken saatlerinde masasının başında olur, geç saatlere kadar çalışırdı. Öğrencilerin arasında, kendisini bahtiyar hissederdi.

Sağlığı elverdiği 1993 yılına kadar vakfın başında bulunan Cemalettin Gürlek, öğrencilerin her şeyiyle kendisi ilgileniyordu. Bir öğrencisi onu anlatırken, "Yurtlarda, herkesle seviyesine göre ilgilenirdi. Çocukla çocuk, gençle genç, yaşlıyla yaşlı olurdu. Bıkkınlık duymazdı. Bütün derslerimize yardım etmeye çalışırdı. Aşçı gelmese yemekhaneye gider, kolları sıvar, yemek yapar ve bize servis ederdi. Yılmaz bir azmi vardı" diyor. Vakıf üyeleriyle birlikte her ay, özellikle temmuz ve ağustos aylarında, yurdun çeşitli yerlerindeki yurtları dolaşıyor, bunların ihtiyaçlarını tespit edip gidermeye çalışıyorlardı.

Cemalettin Gürlek 1974"te, kendisini eğitim hizmetlerine adamış değerli bir insanla, F. Gülen Hocaefendi ile hacda tanıştı. Kemeraltı Camii"nin müezzini Hayri Bey"le hacca giden Gürlek"in kafilesinde, kısa bir süre önce dar"ı bekâya uğurladığımız, eğitim hizmetlerinin fedakar öncülerinden Hacı Kemal Erimez de vardı. Hacda Cemalettin Gürlek, eğitimle ilgili düşüncelerini Gülen"e anlattı; aynı paralelde şeyleri dinleyince çok sevindi.

Gürlek"i hacca gitmeye de rahmetli Hacı Kemal Erimez ikna etmişti. İzmir"de ticaretle uğraşırken Hacı Kemal Erimez"le tanışıyor ve samimi oluyorlar. Hacı Kemal Erimez, Gürlek"in dükkanını ziyaret ediyor sürekli. Bir gün Erimez, "Hacca gitmeyi düşünmüyor musun?" dediğinde "Daha vakit var, hem borçluyum" diyor Gürlek. Erimez elini masaya vurarak; " Kızlarını evlendirdin, oğlun da askerden geldi, iş sahibi oldu; daha neyi bekliyorsun?" diyor. Bunun üzerine Cemal Gürlek 1973 yılında eşi Fatma Hanım"la birlikte hacca gidiyor. Aynı kafilede olan Fethullah Gülen"le de tanışıyor.

Önce Hacı Anne

Gürlek"in hayatındaki en önemli kişilerden biri de eşi Fatma Hanım"dır. Dar"ı bekaya önden giden ve herkesin Hacı Anne diye çağırdığı öğretmen Fatma Hanım, kalp ehli biriydi. Hacı Anne de Cemalletin Amca gibi talebelerle yakından ilgilenir, hizmeti çok severdi.

Bir ramazan günüydü. Hacı Anne, çok sevdiği Hocaefendi"nin rüyasında kendisine beş tane kurabiye verdiğini görmüştü. Cemalettin Amca"ya bunu anlatmıştı. Bu sırada bir grup öğrenci iftara gidecekleri yere kavuşamamış, Hakimevleri durağından geçerken Cemalettin Amca"ya baskın yapalım, Hacı Anne, nasıl olsa bizi geri çevirmez diye düşünmüşlerdi. Kapının zilini çalınca, ciddi duruşundan hiç taviz vermeyen Cemalettin Amca"yla yüz yüze gelmişlerdi. Cemalettin Amca, öğrencileri görünce içeriye haykırdı: "Hacı Hanım, senin kurabiyeler geldi!" Çünkü öğrenciler tam beş kişiydi.

Bir dostu, Hacı Anne"nin hassasiyetiyle ilgili şu hadiseyi anlatıyor: "İzmir"de Hocaefendi hastaydı. Cemalettin Bey, müsaade istedi ve ayrıldı. Gece geç saatte ise geriye döndü. Hocafendi, neden geri döndüğünü sordu. "Hocam gittim, selam verdim. Hanım, sizi sordu. Bildiğin gibi, yatıyor deyince, Hocaefendi hasta, sen niye geldin? O rahatsız dururken, sen rahat yatağına yatmaya mı geldin? Git yanına dedi. Ben de geldim" dedi. Hocaefendi, bu sözler üzerine duygulandı ve gözlerinden yaşlar damladı."

Basri Çantay"tan dersler

Balıkesir"de yüzbaşıyken Gürlek"in kapı komşusu Hasan Basri Çantay"dı. Gürlek ailesi bu değerli zattan da feyz almışlardı. Hasan Basri Çantay"ı bir gün yemeğe davet ederler. Sohbet ederler. Duanın kabul edildiği vakit olan eşref saati mevzu edilir. O esnada asker bir misafirleri daha gelir. Gürlekler, o askere de çok ciddi alaka gösterir, onu memnun etmek için uğraşırlar. Misafiri uğurladıktan sonra pencereden baktıklarında, ağaçların kendi lisan"ı haliyle Allah"ı zikrettiğini görürler. Cemalettin Amca Hacı Anne"ye sorar: "Bu ne hal olabilir?" diye. "Eşref saati galiba" cevabını alınca hanımına "Gel, dua edelim" der. Birlikte dua ederler. Bu hatırayı anlatan Cemalettin Amca diyor ki: "Dua ettik, ne istedikse verdi Allah."

Bu olayı, daha sonra Hasan Basri Çantay"a anlatıp sebebini sorarlar. Çantay, "Bu gelen asker, veli bir zattı. Ona ikramda bulunduğunuz ve memnun ettiğiniz için Allah size hususi ikramda bulundu" der.

Hasan Basri Çantay, Cemalettin Gürlek"e sık sık nasihatlarda bulunur. Onlardan biri de vaktini boşa harcamamasıdır. Gürlek, bir kış günü nöbet esnasında, arkadaşlarının ısrarı üzerine iskambil oynar. Eve geldiğinde Hacı Anne kapıda karşılar ve biraz da şiddetle "Sen bugün ne yaptın?" diye sorar. Gürlek şaşırır ve "Hiçbir şey" der. Hanımı, rüyasında Çantay"ı gördüğünü söyler. Çantay ona, Cemalettin Bey"in iskambil oynamamasını söylemiştir. Gürlek, bu nasihati ömür boyu tutar.

Albay Cemalettin Gürlek, mütevazı kişiliğiyle herkesin sevdiği, saydığı bir insandı. Kimsenin aleyhinde konuşmazdı. Konuşanı ise duymazdı. Ülkenin içinde bulunduğu zor şartları gören ve problemlerin çözümü için eğitimi çıkar yol olarak bilen bir kişiydi. Gayesine bir ölçüde ulaştı. Onun gibi gönüllü insanlar tarafından İzmir"de kurulan Akyaka Vakfı"nın Türkiye"nin dört bir yanında yurtları ve burs verdiği öğrencileri var. Vakıf, bu haliyle yıllardır Türk eğitimine hizmet veriyor. Akyaka"nın burs verdiği, yurtlarında okuttuğu öğrenciler, bugün Türkiye"nin ve dünyanın dört bir tarafında, ülkenin aydınlık geleceği için hizmet ediyor.

Sevdikleriyle beraber

Albay Cemalettin Gürlek son günlerini hasta yatağında geçirdi. Vefatından kısa bir süre önce, 11 Ocak Cuma günü kendisini ziyarete giden bir talebesiyle görüşemedi. Talebesi, yanına girdi ve çıktı. Cemalettin Amca sekerat halindeydi. Talebesi ona, kızı Nur Abla vasıtasıyla not bıraktı. Sabah uyandığında, kızından önce mırıldandı: "Gelen Hüseyin miydi?" Nur Abla, onu tasdik etti. Manevi evlat kabul ettiği öğrencilerinden birinin ziyaretini duymuş, hissetmişti.

Bir ay kadar önce kendisini ziyaret eden bir dostuna, hasta yatağından şöyle seslendi: "Dostum, ötelerde de birlikte olabilecek miyiz?" Dostun cevabı, gönlüne su serpti: "Kişi, sevdikleriyle birliktedir. Elbette birlikte olacağız."

Dürüst, çalışkan ve sportmen

Gürlek"in 57 yaşındaki kızı Nur İpek babasının en önemli özelliğinin dürüstlüğü ve çalışkanlığı olduğunu söylüyor. İpek, babasını şöyle anlatıyor: "Babamın en önemli özelliği dürüstlüğü ve çalışkanlığıydı. Bizim de boş durmamızı istemezdi. Annem hastaysa yemekleri yapardı. Parkinson hastalığı nedeniyle hareketleri zayıfladı. Sert mizacı vardı ama aynı zamanda çok hoşgörülüydü. Prensipleri vardı. Çocuklarına aşırı düşkündü. Spora çok önem verirdi. Polatlı"da görev yaparken Uzakdoğu sporlarıyla ilgili bir dövüş takımı kurmuştu. Her sabah kalktığımızda soğuk demeden pencereyi açtırır ve bize spor yaptırırdı. Ağrı"da kayak takımı kurdu. Ayrıca pul koleksiyonuyla uğraşırdı. Almancası iyiydi, kardeşlerime Almanca öğretti".

İyi bir askerdi


İşte böyle gönül ehli bir eğitim gönüllüsü olan Cemal Gürler 1915"de İstanbul Üsküdar"da dünyaya geldi. Gürler Ailesinin kökü Anadolu"da Germiyanoğlu Beyliği"ne dayanıyor. Büyük dedesi orduda kolağası (yüzbaşı) olarak görev yapıyordu. Babası albay emeklisiydi. Amcası Kadir Galiçya Savaşı"nda şehit oldu.

İlkokuldan sonra Maltepe Askeri Lisesi"ni, ardından Kuleli Askeri Lisesi"ni bitirdi. Topçu okulundan sonra 1937 senesinde Foça"da subay olarak görev yapmaya başladı.

İlk evliliğini de 1939 senesinde yaptı ve bu evliliğinden bir erkek çocuğu dünyaya geldi. Eşi vefat edince 1942 yılında Fatma Hanım"la evlendi. 9 sene Foça"da görev yaptıktan sonra Balıkkesir"e tayini çıktı. Burada Hasan Bahri Çantay"ın evinde kiracı olarak oturmaya başladı. Balıkesir"de kaldığı süre içinde Hasan Bahri Çantay"la yakın diyalog kurdu. 1949"da Ağrı"ya tayini çıkan Gürlek, daha sonra Polatlı"ya binbaşı olarak gitti. Burada haftanın belli günlerinde ortaokullarda resim hocası olarak görev yaptı. 1958"de Diyarbakır"da topçu alayında tabur komutanıydı. 1960 yılında ise ordudan emekli oldu. Ailesiyle birlikte İzmir"e taşındı ve ticaret hayatına atıldı.

Gürlek İzmir"de önce yem işleriyle uğraşıyor, ardından su arıtma cihazının üretimine başlıyor. Ege Üniversitesi"ne büyük bir su arıtma cihazı yaptı. 1974"ten sonra faaliyete geçen Akyaka Vakfı"nın kurucuları arasında yer aldı. Bu süre içinde günleri vakıfta geçti ve eğitim hizmeti için tüm Türkiye"yi dolaştı.

1980"lerin sonunda parkinson hastalığına yakalanan Gürlek, 1996 yılında eşi Fatma Hanım"ı kaybetti. Eşinin ölümünün ardından büyük üzüntü yaşayan Cemal Gürlek 1999"da büyük kızının ölümüyle iyice sarsıldı. Parkinson hastalığının ardından yakalandığı kanser tüm vücudunu sardı. Bu süre içinde Şifa Tıp Merkezi"nin doktorları Gürlek"in tedavisi için yoğun çaba harcadılar. 5 çocuğu, 11 torunu bulunan Gürlek hayatının son günlerini sürekli dua ederek geçirdi.

ZİL ÇALINCA... Cumartesi günleri saat 11:00"e yaklaşınca evimizde tatlı bir heyecan yaşanırdı. Biliyorduk ki olması bize güven veren, bakışlarındaki şefkati içimizi eriten, evimizi evinden; bizleri evlatlarından ayrı tutmamaya özen gösteren, hali ile tavrı ile gözümüzü gönlümüzü doyuran bir gönül insanı gelecek ve bize ailelerimizden uzakta baba şefkati gösterecek. Çalınan zille birlikte iki üç arkadaşımızın kapıya nasıl yöneldiğine, aziz misafirimizi nasıl karşılayabiliriz, o şerefe nasıl ereriz diye koşuşturduklarına defalarca şahit olmuşumdur.

Hafif, titrek ve heyecanlı bir sesle verirken Allah selamını, yürekten yükselen bir sesle alırdık onun selamını.

Bir yıl hiç aksatmadı o güzel insan Cumartesi günlerini. Evimize boş geldiğini hiç hatırlamıyorum. Gözü dolu idi, gönlü dolu idi, eli dolu idi.

Gözler dolunca akacak yer arar
Gönüller doyunca mecraya nur akar
Eller dolunca gözler onu sarar
Diller dolunca etrafa ışık saçar
Böyle olunca insanlar, gül kokar


Muhacirleri bağrına basan ensar misali Albay Cemallettin Gürlek amcamız her Cumartesi çalınan zille birlikte açılan kapının hemen yanı başına pazardan doldurduğu erzak erzak dolu fileyi bırakıp salona yönelmesi ve kısa bir süre sonra; "yavrularım sizler buraya çeşitli şehirlerden gelmiş tahsil hayatınızı sürdürüyorsunuz, biz de size sahip çıkmalıyız, komşuluğun hakkını vermeliyiz." türünden sohbete başlaması yok mu? Mıhlardı adete bizi kendisine ve sevdiklerine. Hele o tatlı ve titrek sesiyle "Ne oldu bizim çaya, hâlâ demlemediniz mi?" demesi "ki biz bilerek geciktiriyorduk" ayrı bir heyecana sebep olurdu.

Ne zaman teşekkür etmeye niyetlensek o hemen söze karışır " Allah"ın bize sunduğu nimetleri sizlerle paylaşarak o nimetlerin tadını alabiliriyoruz. İşte o zaman hayat bir başka anlam kazanıyor." Bunları anlatırken yarı mahcup, yer yer gözlerini farklı yerlere kaçırırken bizlerde nasıl silinmesi zor izler bıraktığını anlatamam. Vefat haberini gazetede okuduğumda, uzakta olduğumdan iştirak edememenin ezikliğini yaşadım. Buna rağmen yıllar öncesine gittim, zili çalınan kapıya yöneldim, o mübarek gözlerle göz göze gelmeyi arzu ettim. Saygı ile ellerinden öpmek istedim.

Heyhat sen o anda yoktun! Belki orada yoktun, ama tahsil hayatının sürdürülebilmesi için elinden tuttuğun kimselerin, burs verdiğin öğrencilerin ve senin Allah için sevenlerinin gönüllerinde idin ve artık hep orada yaşayacaksın.

Makamın cennet olsun Cemalettin Gürlek Amca. Attığın tohumlar filizlendi, çiçek açtı, meyveye durdu. Ümidim şu ki bu filizler, bu çiçekler, bu meyveler sizin için bir dua olmuştur. Dualarımda unutmayacağım seni Cemalettin Amca. Şahsiyetin isminde gizli, imanın soy isminde tescilli. Kabrin nurla dolsun, Efendimiz şefaatçin olsun, Cenab"ı Hak da bizleri rızasını tahsilde muvaffak kılsın.

Mehmet Yıldız - İdris Gürsoy

Kaynak: Aksiyon

Bu yazı 10/04/2010 tarihinde eklenmiştir.
Bu yazı 687 kişi tarafından okunmuştur.

Bu haberi paylaşın

Yorum Yaz

Bilgileriniz
Yorumunuz
Güvenlik Kodu

 
Tweet Tweet