Efendimiz (sav), Allah'ı Gördü mü?
Soru :
Ahirette Allah görülecek midir? Efendimiz (sas) Mirac’da Rabbini gördü mü? Rü’yetullah mümkün müdür?
Cevap:
Kelam ilmini alâkadar eden bu hususda çok fazla ve farklı beyanlar vardır. Özetlemeye çalışalım:
Ashab-ı kiramdan Hz. Aişe (ra) validemiz, Efendimiz’in (as) Mi’rac’da Cenab-ı Hakk’ı görmediğine kail olmuştur. El-lü’lü-ü vel-Mercan isimli hadis kitabında geçen yüz on bir ve yüz on iki numaralı hadislerde, Aişe validemiz bu içtihadını beyan etmişlerdir.
Görünmez diyenlerin küllî olarak iki delilleri vardır:
1) Enam Suresi, 103. Ayeti: “Gözler O’na erişemez. O’nun ilmi ise bütün gözleri ihata eder. Gözlerin görmediği her şeye nüfuz eden, her şeyden haberdar olan O’dur.”
2) Musa (as), Tur’da Cenab-ı Hakk’ı görmek istemesi ve Cenab-ı Hakk’ın; “Sen, Beni göremezsin, ama şimdi şu dağa bak, eğer yerinde durursa sen de Beni görürsün.” buyurması.
Diğer taraftan bütün ashab, başta Abdullah İbn-i Abbas; Efendimiz’in Mi’raçta Cenab-ı Hakk’ı gördüklerine ve öbür âlemde de Cenab-ı Hakk’ın görülmesinin aklen caiz, naklen sabit olduğu hükmüne varmışlardır. Ve aynı zamanda karşı tarafın bu mevzudaki delillerini te’vil ve tefsir ederek, onların delilleri bile (anlatılacağı üzere) “görüleceğine” delildir demişlerdir. Mâ’mer b. Raşid; Aişe ile İbn-i Abbas (ra) arasındaki ihtilaf zikredildiği zaman, “Bizce Aişe (ra) daha âlim değildir, şu da var ki, İbn-i Abbas bir şeyi ispat, başkaları ise aynı şeyi nefyetmiştir. Nefiyle ispat işte bu şekilde tearuz edince ispat tarafı tercih olunur.”
Mu’tezile ve Şia hariç, bütün ehl-î sünnet uleması, Efendimiz’in Miraç’ta Cenab-ı Hakk’ı gördüğüne kaildirler ve öbür âlemde görülebileceğine inanırlar. Bu hususta ayet var, ashab ve tâbiîn dâhil, icma-ı ümmet vardır, derler. Bu deliller te’vile ihtiyaç duymadan zâhirî manaları ile ispat edilmiş: “Gün gelecek bir takım yüzler ağaracak, bir takım yüzler ise kararacak…”
3) İcma-ı ümmete gelince; bu hadis, “Rabbinizi ayın ondördü gibi göreceksiniz” sahabe-i kiramdan pek çok zat tarafından rivayet edilmiş bir hadistir. Ashab’dan: Ebu Said-il Hudri, Ebu Hureyre, Enes b. Mâlik, Câbir, Suheyb, Bilâl-ı Habeşi gibi zatların itikadı budur.
Hz. Aişe’nin (ra) ayet-i kerimeyle delil getirmesine İbn-i Abbas muhalefet etmiştir: Hakim Müstedrekinde, İbn-i Abbas’dan (ra); “Muhammed (sas) Rabbini gördü” dedi. Allah (cc): “Gözler O’nu göremez” demedi mi? O halde Resulûllah (sas) O’nu nasıl görür? dediler. Bunun üzerine İbn-i Abbas; yazıklar olsun sana! O, görülmediği zaman kendi zatının nuru ile tecelli ettiği zamandır. Gerçek, Fahr-ı Âlem, O’nu iki kere gördü, diye buyurdu.
İmam Kurtûbî, ayette geçen “El-Ebsâru” kelimesinde cem’ mahalli “Lâm” harfidir. Bu takdir tahsisi kabul eder. Yani bundan bütün gözler değil, belli gözler anlaşılır. Hâsılı, görmemek kâfirlere mahsustur. “Hayır! Hayır! Bu cezasız kalmayacak. Onlar, o gün Rablerini görmekten mahrum kalacaklardır.” Kâfirler kıyamet gününde Rabbimizin cemalini göremezler. Gözler O’nu göremezden murat budur. Ama mü’minlerin müşahede edecekleri: “Yüzler vardır ki, o gün ışıl ışıl parıldar. Ve Rabbine bakar...” Ayet-i kerimesi ile sabit olmuştur. O halde ahirette görmek mümkündür. Zira vaktin görülene nispet edilmesi mütesavidir.
Kadı Îyaz der ki: “Allah’ın görülmesi mümkündür. Akılda bunu muhal görecek bir nesne yoktur. Mümkün olduğuna Musa’nın (as) suali delildir, “Ya Rab! Göster seni, göreyim seni: Nebiler muhal olan nesneyi dilemez.”
Kadî Îyaz yine der ki: “Şerefli şeriatte rü’yetin muhal olduğuna ve mümkün olmadığına delil yoktur.“Gözler O’nu görmez...” ayeti kerimesinden rü’yetin reddedildiği ve mümkün olmadığı sonucunu çıkaranların hücceti yoktur.
Bu ayet üzerinde muhtelif teviller vardır:
I)- İbn-i Ebi Hatim, İsmail b. Ali’den; ayet-i keri-menin tevilinde “bu rü’yet dünyada olan rü’yettir.” Yani dünyada görülemez.
II)- Bazıları; Gözler O’nu idrak edemez, yani bütün gözler diye te’vil ettiler: Yani “bütün gözler O’nu müşahede edemez; bazıları müşahede eder. O müşahede edenler mü’minlerdir ki ahirette rü’yetleri ayet-i kerime ile sabit olmuştur” dediler.
Burada şu hususlar ifade edilebilir:
a) Ayetteki lâm harfinin ahd için olması muhtemeldir. Bu takdirde bazı gözlerin görmeyeceğini ifade eder ki onlar da kâfirlerdir.
b) Ayetteki nefyin istiğrak için olması muhtemeldir. Bu takdirde umum-u selb değil selb-i umum ifade eder. Yani Allah’ı hiçbir kimse görmeyecek değildir. Şu halde bazı kimselerin göreceği kendiliğinden anlaşılır.
c) Ayet-i kerimede Allah Teâlâ‘nın hiçbir zaman ve hiçbir halde görünmeyeceğine delâlet yoktur. Binaenaleyh, Cennet’te görülebilir.
d) Ayetteki idrakten murat ihata sureti ile görmektir. İhatalı surette görmenin caiz olmaması mutlak surette görmemeyi istilzam etmez.
Muhalifler bir de Teâlâ Hazretlerinin Musa’ya (as) “Sen beni görmezsin.“ buyurması ile istidlâl ederler. Buna da: “Ayetteki (len) edatı nefy-i müebbet için değil nefy-i müekked içindir. Binaenaleyh ahirette mü’minlerin Allah’ı görmeyeceğini ifade etmez” diye cevap verilmiştir.
Bazı ulema dedi ki: “Görmenin sabit olmasıyla, idrakin reddedilmesi arasında birbirine zıtlık yoktur. Zira idrak, görmeden daha hususîdir. Görürde fakat idrak edemeyebilir. Ayı görmek başka, hakikatini idrak etmek başka. Bazıları idrakten murat, ihatadır. Görürde fakat ihata edemeyebilir.”
Görünmez diyenler: Cenab-ı Hakk Hz. Musa’ya: “Sen Beni asla göremezsin” esas alırlar. Nef-i ebedî olarak ele alırlar. Hâlbuki;
a) Eğer görmek muhal olsaydı, rü’yetin cevazına itikat edenlerin sapık ve kâfir olmaları iktiza ederdi. Musa (as) bundan münezzehtir. Görmek arzusu ve talebi, rü’yetin cevazına işarettir.
b) “Şu dağa bak, dağ yerinde durursa.” ifadesi rü’yet mümkün olan şeye bağlanmış. Demek rü’yet mümkündür.
c) Musa (as) hemen o saat görmek istedi. Allahu Tealanın cevabı: “Şimdi göremezsin ya Musa” olmuştur. Musa (as) gelecekte görmeyi dilemedi ki, reddetmeye netice olsun. Yani “gelecekte göremezsin” olsun.
d) Kadı Beyzâvî, tefsirinde demiştir ki; Bu ayette rü’yete cevaz var. Zira Hak Teâlâ Hazretleri “Sen beni göremezsin” buyurdu, reddetti. “Ben görünmem” diye reddetmedi. O halde bundan anlaşılır ki dilediği kuluna, dilediği zaman görünmesi caizdir.
İmam Mâlik buyurdu ki; “Allah’u Teâlâ Hazretleri dünyada görülmez, zira Bakidir. Baki olan, fani gözle görülmez. Ama ahiret yurdunda baki gözler verildiğinde, Baki olan Allah görülür... Bu dünyada görülmemesi, beşerin terkibinin zayıflığındandır. Cenab-ı Hakk dilediği kuluna terkib kuvveti vermeye ve dünyada da görünmeye kadirdir. Efendimiz (as) Mirac’da öyle gördü. Ahirette terkib kuvveti ile mü’minler görecekler.”
İmam-ı Abdürrezzak, Hasan-ı Basri’den rivayet eder; “Gerçekten Muhammed (sas) Rabbini gördü.”
İbn-i Huzeyme, Urve b. Zübeyr’den tahriç etmiştir ki; Peygamber (sas) Hazretleri, “Allah’u Tealayı gördü” diye ispat etmiştir.
Bütün ashab, İbn-i Abbas Hazretleri de buna kâil olmuşlardır. Kâ’bu’l-Ahbar, Zührî, Mâmer b. Râşid, Ebu Said-il Hüdri, Ebu Hureyre, Cerîr, Enes b. Mâlik, Süheyb, Bilal kesin olarak buna hükmettiler. Ebu Hasan-el Eş’arî ve ona tabi olanların çoğunun görüşü budur.
Rü’yetin sübutuna dalalet eden hadis-i şeriflerden biri de şudur ki; İmam-ı Nesâî sahih isnatla tahriç edip, Hâkim müstedrekinde doğrulamış, İkrime yoluyla İbn-i Abbas hazretleri rivayet etmiştir: “Halilliğin İbrahim’e, Kelimliğin Musa’ya, rü’yetin Muhammed’in (sas) almasına siz şaşar mısınız?”
Biri de şudur; İmam-ı Müslim, Ebul’Âliye yoluyla, İbn-i Abbas’dan şöyle rivayet etmiştir; “gözünün gördüğünü, gönlü, kalbi yalanlamadı” ayetinin tefsirinde “O gönlüyle Rabbini iki defa gördü” diye buyurmuştur.
Yine Atâ yoluyla İbn-i Abbas (ra): “Kalbiyle O’nu gördü” diye rivayet edilmiştir.
Bundan daha sahih olanı şudur ki, İbn-i Merdeveyh, Atâ yoluyla, İbn-i Abbas’dan (ra): “Resulûllah (sas), Allah’ı ancak kalbiyle gördü.”
Bu takdirde, İbn-i Abbas’ın ispatıyla, Hz. Aişe’nin nefyini birleştirmek mümkün: Hz. Aişe’nin (ra), görmedi demesi, baş gözüyle görmedi. İbn-i Abbas’ın gördü dediği, kalp gözüyle gördü demektir.
Hz Aişe’nin görmedi demesi, gözü ile görmedi manasında, İbn-i Abbas’ın gördü demesine de kalbi ile gördü manasına alınır, bu suretle iki hadisin arası bulunmuş olur. Nitekim Müslim’in, Ebu Bekir b. Ebi Şeybe den rivayet ettiği 284 numaralı hadis de İbn-i Abbas “Peygamber (sas), Allah’ı kalbi ile gördü” demiştir. Kurtubi: Bu mesele hakkında bir şey söylemeyip tevakkuf halinde kalmayı tercih etmiştir. Kurtubi; bu bâbta kat’i bir delil bulunmadığını her iki tarafın, te’vili kabil, birbirine zıt delillerin zahirleri ile istidlal ettiğini söylemekte ve:
“Bu mesele amele dair meselelerden değildir ki; zanni delillerle ispat edilebilsin. Mesele itikada dairdir. Binaenaleyh kat’i delil ister” demektedir.
Hz Aişe (ra), Mesruk’a karşı ayetlerde istidlal ederken “Allah buyuruyor” tabirini kullanmıştır. Bu tabiri Tabii'nin meşhurlarından olan Mutarrif b. Abdullah b. Şihhîr doğru bulmamış ve “Allah buyuruyor demeyin lakin Allah buyurdu deyin” tavsiyesinde bulunmuştur. Fakat sahabe, Tabiin ve onlardan sonra gelen büyük imamlar Mutarrif’in beğenmediği bu tabiri kullanagelmişlerdir. Binaelyh sahih ve muhtar olan Allah Teâlâ hakkında: “Buyuruyor” tabiri Kur’ân'ı Kerim’de de vardır.
Aişe (ra) Sûre-i Şûra ayetinin başındaki (vav) terk etmişse de maksadı tilavet değil istidlal olduğu için bundan beis görülmemiştir. Birçok hadislerde bunun emsali görülmektedir.
İmam-ı Tabarânî evsatında; İbn-i Abbas’tan: “Muhakkak Muhammed (sas) Rabbini iki defa gördü. Bir defa gözüyle, bir defa da kalp gözüyle…” Kalp gözüyle gördüğünden murat: “Ona hâsıl olan rü’yet, şerefli kalbinde yaratıldı. Başkalarında hâsıl olan rü’yetin gözlerinde yaratıldığı gibi.“
İbn-i Huzeyme, Enes b. Malik’ten: “Muhammed (sas) Rabbini gördü.” diye, buyurmuştur.
İmam-ı Mervezî diyor ki: İmam-ı Ahmed b. Hanbel’e, Hz. Aişe’nin: “Kim Muhammed (sas) Rabbini gördü derse Allah’a büyük iftirada bulunmuş olur” dediğini söylüyor. Onun sözü ne ile reddedilecek dedim... Peygamber’in (sas): “Rabbimi gördüm.“ sözüyle dedi ve ilave etti. Peygamberin sözü onun sözünden daha büyüktür.
İmam-ı Ahmed b. Hanbel’e bu mesele sorulduğu vakit nefesi tükeninceye kadar; O’nu gördü... O’nu gördü... der, başka bir şey söylemezdi.
Hâkim müstedrekinde İbn-i Abbas’tan: “Ben Rabbimi gördüm” hadisini rivayet etti.
En doğrusunu Allah bilir.
Necdet İÇEL
Kaynaklar:
1. M. Fuat Abdulbaki, El-lü’ü vel mercan fimedtefaka aleyhi’ş-Şeyban c: 1, Shf: 41, h: 11, 112.
2. En’am: 103
3. A’raf: 143
4. İmam-ı Kastalani, Mevhib-i Ledünniye tercümesi, C: 2, Shf: 56.
5. İmam-ı Kastalani, Mevhib-i Ledünniye tercümesi, C: 2, Shf: 56.
6. - Sahih-i Müslim tercüme ve şerhi, C: 2, Shf: 652-653
7. İmam-ı Kastalani, Mevhib-i Ledünniye tercümesi, C: 2, Shf: 57.
8. - Sahih-i Müslim tercüme ve şerhi, C:2, Shf: 649
9. Sahih-i Müslim tercüme ve şerhi, C: 2, Shf: 649
10. Sahih-i Müslim tercüme ve şerhi, C: 2, Shf: 649
11. Âli İmran: 106
12. el-lü’lülü ve’l-Mercan, M. Fuad Abdüulbaki, cilt: 1, sf: 42, H. No: 114.
13. İmam-ı Kastalani, Mevhib-i Ledünniye tercümesi, C:2, Shf: 57.
14. İmam-ı Kastalani, Mevhib-i Ledünniye tercümesi, C:2, Shf: 55.
15. El-Hâkim, el-Müstetrek, c: 1, Shf: 65;
16. - İmam-ı Kastalani, Mevhib-i Ledünniye tercümesi, C:2, Shf: 55.
17. En’am: 103
18. İmam-ı Kastalani, Mevhib-i Ledünniye tercümesi, C:2, Shf: 56.
19. İmam-ı Kastalani, Mevhib-i Ledünniye tercümesi, C:2, Shf: 56.
20. - Sahih-i Müslim tercüme ve şerhi, C: 2, Shf: 655
21. Sahih-i Müslim tercüme ve, C:2, Shf:651;
22. - İmam-ı Kastalani, Mevhib-i Ledünniye tercümesi, C:2, Shf:56.
23. Mutaffifîn:15
24. İmam-ı Kastalani, Mevhib-i Ledünniye tercümesi, C:2, Shf: 56.
25. Kıyame:23
26. İmam-ı Kastalani, Mevhib-i Ledünniye tercümesi, C:2, Shf: 56.
27. Sahih-i Müslim tercüme ve şerhi, C: 2, Shf: 655-656
Bu yazı 18/04/2010 tarihinde eklenmiştir.
Bu yazı 1002 kişi tarafından okunmuştur.