Günün Sözü: Düşmanızın bile parmak ve dudağını ısırtabilecek bir ahlâk,muteşem bir ahlâktır.
Sitede şu an 46 kişi var. Toplamda 3,487,137 kişi tarafından ziyaret edilmiştir.
ARAMA:


Câmiler ve Din Görevlileri Haftası-2

CAMİ GÖREVLİLERİ
İmam: Cemaate namaz kıldıran kişiye imam denir. Bazı bölgelerde halîfeden ayırmak için imama “sahibü’s-salât” denilmekteydi.

1-İlk dönemlerde merkezde devlet başkanı, eyâletlerde valiler, şehirdeki en büyük câminin imamlığını yapmışlardır. “İmam”ın kelime anlamı önde olan, kendisine uyulan, önder, lider demektir. İmam, geniş anlamda ümmetin önderidir. Bir kök durumundadır ve arkasında bir cemaat vardır. Osmanlılar’da bütün cami personeli askeri zümre kapsamına alınmış, böylece kendilerine vergilerden muafiyet ve başka imtiyazlar tanınmıştır. Özellikle selâtin camilerinin vaiz, hatip ve imamlarına devlet protokolünde yer verildiğine dair önemli bilgiler vardır. Biz liyakat izhar edersek ve kendi işimizin lüzumuna inanıp sahip çıkarsak, aynı şeylerin olabileceğinde şüphe yoktur.

2-İmam, etrafında bir topluluk (ümmet) toplayan, onları peşinden götüren, onlara yol gösteren insandır. İmam makamında olan önderler, insanları hidâyete ve kurtuluşa götürdükleri gibi, peşinden gelenleri ateşe sürükleyenleri de vardır.

رَبَّنَا آتِهِمْ ضِعْفَيْنِ مِنَ الْعَذَابِ وَالْعَنْهُمْ لَعْنًا كَبِيرًا وَقَالُوا رَبَّنَا إِنَّا أَطَعْنَا سَادَتَنَا وَكُبَرَاءنَا فَأَضَلُّونَا السَّبِيلَا


“Yine şöyle diyecekler: “Ey Rabbimiz! Biz önderlerimize ve büyüklerimize itaat ettik de bizi yoldan saptırdılar.”

“Ey Rabbimiz! Onlara iki kat azap ver ve onları büyük bir lânete uğrat.”64
Namaz kıldırmak için önde olanlara da, “namaz imamı, namazda önder” denmiştir. Çünkü o da namazda önde bulunmaktadır ve arkasında bir cemaat namaz için toplanmaktadır. Namazda ümmet durumunda olan cemaat, ümm (ana, kök -asıl- önder) durumundaki imama yani cemaatin liderine uymaktadırlar. Günümüz Türkiyesinde, imam kavramının diğer bütün anlamları kaybolmuş ve yalnızca camii imamlığı mânâsı kalmıştır. O da, bazılarının kafasında basit karşılığı olan, önemsiz bir içerik taşır. Bugün paramparça olan İslâm ümmetini ilimde, siyasette ve toplumsal hayatta bir araya toplayacak müslüman imamlara -önderlere- ihtiyaç vardır.

3-Orijinal metni Süleymaniye vakfiyesinde olan bir belgede Kanuni Sultan Süleyman’ın 1557'de Süleymaniye camiine atanacak imamda aradığı özelliklerden bir kaçı şunlardır;

a)Yüksek İlimleri ve alet ilimlerini bilecek,
b)Arapça, Farsça ve Latince bilecek,
c)Ehl-i kitabın dini ve beşeri sistemlerle, dinimiz İslam’ı mukayeseli olarak bilecek,
d)At binecek, spor yapacak, güzel görünüşlü olacak ve güzel giyinecektir.
e)Evli olacak, karısı bir tane olacak ve güzel bir kadın olacaktır.
f)İlm-i Teşrihi (psikoloji ve sosyoloji) bilecektir.

4-Mescidler, Allah Teâlâ’ya ibâdet amacıyla yapıldığı için büyük bir şerefe sahiptir. Bu yüzden her mescide “Beytullah” (Allah’ın evi)” denilir. Bir mescid, kıyâmete kadar mesciddir. Mescide saygısızlık veya tecâvüz, Allah Teâlâ’nın hukukuna tecâvüz anlamı taşıyacağı için uhrevî sorumluluğu gerektirir. Halkın değerlendirmesine göre, bu saygısızlığın cezası dünyada başlayacağından, câmiyi pisletenin, bu suçla helâkı/ölümü çağırdığı vurgulanır: “Eceli gelen...” denir. Kur’an Fil suresinde, Ebrehe’nin Allah’ın evi Kâ’be’ye karşı savaş açmasından dolayı cezasının dünyada da çok fecî olduğunu anlatır. İmamlarımız camilerimizin bu kutsiyetinin farkında olmalıdır.

5-İmamlık, bir meslek olmaktan daha ziyade bir mesuliyet makamıdır. İslam’da müezzinliğe teşvik vardır fakat imamlığın mesuliyetini ifade eden ayet ve hadisler vardır. İmam, hangi bölgenin imamı ise o vazifede kaldığı sürece o bölgedeki bütün insanların durumundan ahirette hesaba çekileceğine inanmalıdır. “El imamu daminun vel müezzinu mu’teminun (İmam zimmet altındadır, müezzin de emniyet ve güven verendir.”65

6-Cami görevlilerimiz, cami adabını çok iyi bilip cemaatimize de bunları anlatmalıdır. Bu hususu imamlarımız çok iyi bildiği gibi muhakkaktır. Ben burada tekrarını yapmayacağım. Ancak dikkatimi çeken şu hususu burada kaydetmek istiyorum;

Bir mescidin içi ve arsası mescid olduğu gibi, gökyüzüne kadar üstü ve yerin göbeğine kadar da mescid hükmündedir, tıpkı Kâbe gibi… Bu yüzden mescidde yapılması mekruh olan şeyin, üstünde ve altında yapılması da mekruh olur. Bugün bir kısım camilerimizin altlarında iş merkezleri olması, bu ölçülerle yeniden bir defa daha gözden geçirilmelidir. Mescidlerin araya yol girmeyen çevresi de (finâ-i mescid) namaz konusunda mescid hükmündedir. Fakat başka konularda mescid hükmünde değildir. Bu nedenle, oralardan geçmek veya oraya abdestsiz girmekte bir sakınca yoktur.

7-İmamlarımız ve müezzinlerimiz, “câmi” kelimesinin de manasını iyi yakalayarak, vazife yaptığı bölgelerde namaz kılsın kılmasın, bütün insanları birleştirici ve vahdete götürücü fonksiyon icra etmelidir. Tefrikadan ve onun ortaya koyacağı kötü akibetlerden olabildiğince sakınmalıdır. Mahallesinde sevdiği veya sevemediği bütün insanlarla bir hayt-i vuslat bulup, muhakkak onlarla iyi geçinmelidir. Özellikle camilerimizde yaşlı insanlar vardır. İnsanlar 70 yaşından sonra tekrar çocukluğuna dönerler ve çocuklaşırlar, nazlanırlar ve alıngan olurlar. İşte bunlara karşı bizler, onların nazlarını ve kahırlarını absorve edecek ve göğüsleyecek bir bilgiye ve karaktere sahip olmalıyız.

8-İmamlarımız ve müezzinlerimiz, cemaatin ve insanların nazarında sevimli olmalıdır. Antipati insanlar cazibesini kaybeder, çekici olmaktan daha ziyade nefret ettirici ve uzaklaştırıcı olurlar. Konuşmasında, davranışlarında ve giyinmesinde sempatik olmalıdır. Zerafete, nezakete ve taharete çok azami dikkat etmelidirler. Yedisinden yetmişine herkes imamı sevmelidir. Özellikle camiye gelen çocuklar imamı çok sevmeli ve tekrar tekrar camiye arzu etmelidir. Çünkü insan, sevdiği insanı takdir eder ve sonra onu taklit eder.

9-Vazifelilerimiz sosyal olmalıdırlar. Cemaati içindeki yeni doğanlardan ölümlerine kadar beraber olmalıdırlar. İnsanların dertleri onun derdi ve lezzetleri de kendi lezzeti olmalıdır. Özellikle insanların hüzünlü olduğu zamanlarda onların yanında bulunabilirse camiye gelmeyen insanları bile alnı secdeli haline getirmeye inşaallah vesile olacaktır.

10-Cami vazifelileri ve dinin mübellileri, olabildiğince müstağni olmalıdırlar. Halkın karşısında tese’ül içinde bulunanların cemaate vereceği herhangi bir husus kalmamıştır.

11-Cami vazifelileri cemaatine, cemaatin fikirlerine fevkalade saygılı olmalıdır ki; kendisi de saygılı ve saygıdeğer olabilsin. İmamlarımız ve müezzinlerimiz mutlaka halkın nazarında üstte yukarıda olmalıdır. Birileri imam, vaiz, müftü vs. vazifeli kimseleri toplumda değersiz göstermeye çalışsa bile bizler zâti meziyetimizle kendimizin rüştünü ispat ederek insanlar arasında saygın bir yer kazanmalıyız. Zira büyük hakikatler küçük ağızlardan çıkınca değersiz, nice pespaye fikirlerde insanların değerli gördüğü ve büyük kabul ettikleri ağızlardan çıkınca da değerli kabul edilmesi günümüzün en büyük hastalıklarından bir tanesidir.

12-İmam ve müezzinlerimiz her gün her gün aynı işi yapınca tabiatının gereği olarak vazifesinin kutsiyetini fark edemeyip ülfet ve ünsiyetin devvar-ı gaddarına kendilerini kaptırarak, gerçek vazifelerini yapmaktan uzaklaşmaktadırlar. Buna karşı sürekli kitap okuyarak zikir ve fikirle kalbi hayatımızı zenginleştirerek takva ile sağlamlaştırıp, salih amellerle ve nafilelerle besleyerek kendilerini dinç ve dinamik mecburiyetindedirler.

13-İmamlar, Efendimiz’in (sav) imamet yönünü çok iyi bilerek, “üsve-i hasene” olarak Efendimiz’in bize önderlik noktalarına uymaları çok önem arzediyor. Bu noktasıyla Efendimiz (sav) kendi cemaatine fevkalade şefkatli ve merhametli davranmıştır. Ağlayan bir çocuk sesi duyunca, sabah namazını kısa kıraatle kıldırdığını hepimiz çok iyi biliriz.

14-Temsil keyfiyetimizin çok yüksek olması lazımdır. Kendi mesai arkadaşlarımızla ve kadromuzla geçimli olmalıyız. İmam müezzinin, müezzin de imamın aleyhinde, cami görevlileri idarecilerinin aleyhinde olursa, taarruzan-tasakutan kaydesince bizler cemaatin nazarında sıfırlanmış ve kıymetsiz hale gelmiş oluruz. Bilakis biz birbirlerimizin meziyetleriyle iftihar ederek ve onu başkalarına anlatmak suretiyle hey’et halinde muhataplarımızın nazarında yükselmeli ve güçlü hale gelmeliyiz.

15-İmam, muhatabın ve cemaatin kusurlarını görmeden, yumuşak sözlerle umum cemaate ders veriyor gibi genele hitap ederek, ibadette kusuru olan, namazında eksikliği ve yanlışı olan kimseler de o kapıdan derslerini alarak, muhataplarına öğretici ve yetiştirici olmanın yollarını denemelidir.
Şu anlatmaya çalıştığımız kutsî bina olan mescidlerimizin camilerimizin yeniden ihyası en büyük duamızdır.

Camileri diriltmek, eski fonksiyonlarına irca etmek ve camilerde dirilmek en büyük arzumuzdur.

Bunu sizler gerçekleştireceksiniz. Ağır vazifeniz vardır. Başaracağınız inanç ve ümidiyle heyetinize muhabbetlerimle beraber selamlarımı sunuyor ve Allah’a emanet ediyorum.
Necdet İÇEL


Kaynaklar:

64.Ahzab; 67-68
65.Acluni, Keşfu’l Hafa, c: 1, shf: 228, h. no: 597

Bu yazı 30/09/2011 tarihinde eklenmiştir.
Bu yazı 371 kişi tarafından okunmuştur.

Bu haberi paylaşın

Yorum Yaz

Bilgileriniz
Yorumunuz
Güvenlik Kodu

 
Tweet Tweet