Cinnet halinde talak ve cinayet
Cinnet ile alakalı hükümler nelerdir? Cinnet geçiren bir kimse, talakından ve işlediği suçtan sorumlu mudur?
Cinnet; bir akıl hastalığı bir ehliyet arızası halidir. Cinnet lügatta; örtünmek, gizlenmek, aklını kaybetmek manalarına gelir. Cin tutması, delilik, çılgınlık, davranış uyumsuzluğu, aklın zail olması halidir. Buna cünûn da denir. Böyle bir insana mecnun ismi verilir. Kur’ân-ı Kerîm’de “Allah’a karşı yalan mı uydurdu, yoksa onda delilik mi var?”1 ayetinde bu manalar telmih edilmektedir.
Fakat halk arasında cinnet, fıkıhta geçtiği gibi değil de; insanın bir anda sinirlenmesi, kendini kaybetmesi olarak bilinmektedir. Bu cinnet değildir ve bu kişi akli melekelerini kaybetmiş sayılmaz. Bu kişi işlediği (talak, cinayet vs.) her şeyden sorumludur.
İslam dini akıl dinidir. Ef’al-i mükellefinden olabilmek için, akıllı olmak ve büluğa ermek şartları vardır. İslam dininin hükümleri de ancak akılla anlaşılabilir. Ve bu husus İslam fıkhında çok önemli bir yer işgal eder.
İnsanda bulunan aklın hastalanması yani cinnet hali bir ehliyet arızasıdır. Kişinin mükellef olabilmesi için akıllı olma şartı getirilen bütün hükümler, aklını kaybettiği zaman, yani cinnet geçirince ondan düşer ve kişi ehliyetsiz hale gelir. Bu hususta Ömer Nasuhi Bilmen Hocaefendi’nin Istılahat Fıkhiyye Kamusu’nda ele aldığı bölümü aynen aktarıyorum;
Fıkıhta bu konu ehliyete arız olan haller diye adlandırılır. Bunlar, kişinin aklını gideren veya azaltan hallerdir. İki kısma ayrılır:
1- Semâvî ârızlar: İnsanın kendi elinde olmayan: bunaklık, delilik, unutkanlık gibi ârızlardır.
2- Mükteseb arızlar: İnsanın kendi elinde olan; cehalet, sarhoşluk, zorlama gibi ârızlardır.
Semavî arızlardan olan delilik (cünûn) iki kısma ayrılır:
1- Cünûn-ı mutbık: Kesilmeksizin sürüp giden akil hastalığıdır.
2- Cünûn-ı gayr-ı mutbık: Sürekliliği olmayan akıl hastalığına denir.
Cinnet; aklı örten, sağlam idraki yok eden bir hastalıktır, demiştik. Hasta, heyecan ve sarsıntı içindedir. Mecnun denilen hasta, daima gayr-ı mümeyyiz çocuk hükmündedir. Kendisinden bedenî teklifler düşer; fakat, malî tekliflere muhatap olur.
Ancak akıl hastalığının süreklilik miktarı ibadetlerin cinsine göre değişmektedir. Namaz yükümlülüğünün düşmesi için bunun bir günden (24 saatten) fazla devam etmesi gerekir. Oruç için ise tam bir ay devam etmesi şarttır. Ramazan ayı içerisinde geçici olarak ayılıp kendine gelen kimse, daha sonra iyileşince Ramazan orucunun hepsini kaza etmesi gerekir. Zekât yükümlülüğünün düşmesi için ise akıl hastalığının bir sene devam etmiş olması şarttır. Aksi takdirde zekâtını vermek durumundadır.
Akıl hastalarının sözlü tasarrufları mûteber değildir. Ancak hastalık nöbetlerinin yokluğunda vaki tasarrufları geçerlidir.
Cinnet, atehle de alâkalıdır. Ateh; aklı örten ve sağlam idrake engel olan bir hastalıktır. Bu hastalığa tutulan Ma'tûh, temyiz gücüne sahip değilse, mecnûn hükmündedir.1
Cünûn, edâ ehliyetini ortadan kaldırdığından, melânkolik, nevrastenik ve sar'alı kimseler, temyiz kudretine sahip olduklarında tasarrufları geçerlidir.2
Mecnun ve Ma'tuh ile ilgili hükümler Mecelle'de geçmektedir.3 Mecnunun imanı, ebeveynine, ve velisine bağlı olarak sahihtir. Mecnun olan kimsenin velîsi müslüman ise, talak vaki olmaz ve talak hakkı da yoktur. Velîsi Müslümanlığını devam ettirdiği müddetçe mecnunun nikahı devamı eder.
Cinneti devam eden bir insandan ibadetler de düşer.
Mecnunlar, mal ve kişi hukuku hakkındaki fiillerinden dolayı tazmin ile mükelleftir. Yani mecnun olan kimse birisinin malına veya canına tecavüz ederse bunun tazminatını ödemekle mükelleftir. Fakat mecnun ağzından çıkan sözlerinden sorumlu olmaz.
Günümüzde Türk Ceza Kanununa göre (hastane raporlu) akli melekelerini kaybetmiş bir kimse, işlediği suçlardan dolayı ceza almıyor fakat dinimizde kul ve kişi hakkı esas olduğu için akli melekesi olmayan kişiler bile tazminle mükelleftir.
Bu hususta Diyanet İşleri Başkanlığının çıkarmış olduğu İslam Ansiklopedisinin 8. cildinde “Cünun” maddesine bakabilirsiniz.
27. Söz’de geçen hususlar ise; bizim yukarıda anlattığımız hususlardan tamamen farklıdır. Su-i ihtiyari ile haramları işleye işleye haramzede olan ve sarhoş olan bir insanın o halindeyken işlediği suçlardan mesul olacağı anlatılmaktadır. Yukarıdaki meseleden biraz daha farklı husustur.
Sorduğunuz için teşekkür eder, ilminizin artmasını diler, aklımızın ve aklınızın Rabbimiz tarafından muhafazasını niyaz eder, sağlıklı günler geçirmenizi dilerim.
Necdet İçel
1. Ömer Nasuhî Bilmen, Istılâhât-ı Fıkhıyye Kamusu, İstanbul 1967, I, 231
2. Hayreddin Karaman, Mukayeseli İslâm Hukuku, İstanbul 1978, 191
3. Ali Himmet Berki, Açıklamalı Mecelle, İstanbul 1982, s.192, mad. 978, 979, 980
Bu yazı 04/01/2012 tarihinde eklenmiştir.
Bu yazı 336 kişi tarafından okunmuştur.