ÇEVRESİNDEKİLER GIPTA EDERDİ
Çevresindekiler Gıpta Ederdi
1990 yılı başlarında tanıdım. Öncelikle çok yakışıklıydı. Mütevazı ve mahcup duruşu olmasa hoca olduğuna inanmazdım.
Oturuşu, duruşu, sessiz ve derinden konuşması etkiliyordu.
Kürsüdeki belagati ve Kur'an-ı Kerim'i insanın damarlarına enjekte ediyor gibi anlatması; ben de her zaman kalıcı etki bıraktı.
Ramazan ayı süresince yaklaşık bir ay, cami cami gezerek dinlediğimi çok net hatırlıyorum. Portakal bahçelerinin kenarındaki camii kürsüsünden konuşurken içeriye cennet kokusu gibi portakal çiçeği kokuları yayılırdı.
Çevresindekiler gıpta ederdi.
İlk trafik kazası geçirdiğinde ziyaretine gitmiştim. Kazada ayağı kırılmıştı. Uzun süre alçıdan sonra eklem yerlerinin açılması için çok uğraştı.
Her şeyi en ince ayrıntısına kadar tam olan bir İnsanı Kamil'in sınavı böyle zor oluyordu ?
Ben o günlerde fazla mollaydım. Sohbet, ibadet denilince kimse tutamazdı. Bazen saatlerce tespih namazı kılardım. Kitap okumak benim için aşk gibiydi. Hele kâmil bir âlimi dinlemek ondan feyiz almak için her şeyden vazgeçerdim.
Necdet Bey bendeki bu iştiyakı fark etmiş olmalı ki 15 gün seyahate çıkacağım benimle gelmek ister misin dedi. Anında kabul ettim. Hemen işlerimi toparladım bavulumu alıp yanına geldim.
Ay Ramazan ayıydı. İlk Kırıkhan'a gitmiştik. Kırıkhan da tarihi bir camii de vaaz etmişti. Vaaz çıkışı Beyazıt-i Bistami hazretlerinin türbesini ziyarete gitmiştik. Daha sonra İsa (A.S)'ın havarilerinin kabirlerini ziyaret ettik.
Antakya bölgesi beni manen etkilemiştir.
Antakya'da hep huzur duymuşumdur. Güneyin kutsal topraklarında manen kendimi güçlü hissederdim.
Akşam Antakya'da bir sohbete gittik. Rahmetli Salih Zeki Bey de var. Salih Zeki Bey dedi ki ' Necdet Hocayı her zaman görüyoruz. Biz içeri geçelim de halk görsün dinlesin. '
Birlikte kenar odaya geçtik. İnsanlar akın, akın geldiler. Odalar, merdivenler, bahçe her yer insanlarla doldu.
Salih Bey 'de Efendimiz ve Sahabelerin geldiğini görmüş olacak ki, koşarak Necdet Beyin yakınına kadar koştu ve pat diye insanların içine dizüstü çöktü. Ben de o telaşla Salih Beyin arkasından koşmuştum.
O arada bir bağırma, çığırma sesi geliyordu. Genelde dini sohbetlerde kalp gözü açık insanlar sohbetin derunundan farklı görüntülere muttali olurdu.
Yine sıradan bir durum diye düşündüm.
Salonun kenarındaki endam aynasının yanına çöktüm. Aynaya baktığımda yüzümün ay parçası gibi parladığını gördüm. İçimden, "vay be benim yüzüm ne kadar da nurlanmış" diye düşünmüştüm.
Elimi saçıma götürerek kendi yakışıklılığıma! yüzüme akseden nura bakıyordum. İçimden de ben bu kadar nurlu muydum diye de hayret ediyorum.
Vaaz bitti, insanlar yurt binasından ayrılmaya başladılar. Necdet Beyle birlikte inerken Antakya Zaman temsilcisi Mevlüt beyin ceketini görünmez bir el çekti ve yırttı.
Yurdun merdiveninden inmeye çalışıyorduk ama birileri bizim inmemizi istemiyordu.Gözle göremediğimiz birileri önümüze engeller koyuyordu.
Necdet Beyin aracının anahtarı bendeydi. Aracı çalıştırdım araç çalışmadı. Marş basıyor ama araç çalışmıyordu. Uzun süre uğraştıktan sonra Necdet Bey 'siz aracı bir kenara çekin ondan sonra gelin, bu araçta bir hal var ' dedi.
Yaklaşık yirmi dakika aracı çalıştıramadık. Necdet Bey bir başka araçla yurttan ayrıldı. Bizde yaklaşık yirmi dakika sonra Necdet Beyin yanına geldik.
İçeride yaklaşık elli kişi vardı ve hepsi ağlıyordu. Zaman Adana temsilcisi Mustafa Çimen aracın şoförü olduğu için ona uyku serbestti! Necdet Bey vaaz verirken yattığı yataktan bir anda uyanıyor. Bir de bakıyor ki Peygamber Efendimiz (S.A.V) ve sahabeler içeriye cemaatin arasına giriyor ve Necdet Beyin vaazını dinliyorlar.
Tam o anda Salih Bey de Efendimiz ve Sahabelerin geldiğini O'da görmüş olacak ki, koşarak Necdet Beyin yakınına kadar koştu ve pat diye insanların içine dizüstü oturdu.
Ben de aynadaki parlaklıkla yetinmişim !
Bu olaydan sonra Necdet Bey gözümde daha da yüceldi.
O, öyle bir vaiz ki, dinlemek için Peygamber Efendimiz (S.A.V) ve sahabeler geliyordu. O seyahatten sonra dostluğumuz da hoca talebe ilişkisi de gelişti.
Ben en küçük zaman diliminde Necdet Beyi ziyarete giderdim.
İyi bir evliliği vardı. Huzurlu mutlu bir aile tablosunu Necdet Beyde görmüştüm.
İçimden bu tatlı insanlara nazar değmesin diye dua ettiğimi hatırlıyorum.
Bir yıl sonra Necdet Bey ailesiyle çıktığı bir seyahatte Konya çıkışında bir kaza daha geçirdi. Kazada eşini ve bir çocuğunu kaybetti.
Sevenleri olarak kazaya çok üzüldük. Konya da hastaneye ziyarete gittiğimi hatırlıyorum. Daha sonra İzmir'deki evine geldi. Tedavisi İzmir'deki evinde devam etti.
Uzun yıllar kazanın bıraktığı maddi ve manevi izleri silmekle uğraştı.
Hayatı gıpta edilecek kadar düzgün, genç bir âlimin imtihanı dehşetli oluyor diye düşünmüştüm.
'Zirvelerde kar ve tipi olur' gerçeğini bir kez daha yakından görme fırsatı buldum. Bu süreci çok yakından takip ettim. Necdet Bey'de en ufak bir şikâyet belirtisi görmedim, hissetmedim de..
Büyük teslimiyet içindeydi. Hep sabırlı ve metanetli gördüm.
İlmi ile amil olması içimdeki sevgi ve saygının ölçüsünü de artırdı.
Daha sonraki hayat sürecinde daha farklı sınavlardan geçtiğini de gördüm. O süreçte de, dostluğum ve sevgim hiç azalmadı.
Kendisi de her zaman yüce Allah'a teslimiyet içindeydi.
Rahmetli Salih Zeki Beyle yaptığımız minik dedikodu! Dışında arkasından çok az gıybetini yapmışımdır. Onu da helal eder inancındayım.
Her zaman dua eder, dualarını da beklerim.
Ertuğrul AKSU
Bu yazı 25/04/2010 tarihinde eklenmiştir.
Bu yazı 726 kişi tarafından okunmuştur.