BÜYÜKLERE SORU SORMANIN EDEB VE ADABI
Soru :
muhterem hocam, siz ve sizin gibi büyüklerimize soru sorarken, soru sorma edeb ve adabı nasıl olmalı?
Cevap:
Soru sormasını seven ve bilen Kardeşim!
Cenab-ı Hak, “Bilmiyorsanız ehl-i zikre (alimlere) sorun.”1 diye emretmişlerdir.
Eğer Sahabe-i Kiram Efendimiz’e soru sormasalardı,Kur’an’ın bir kısmı vahyolmaz ve sünnetinde pek çok bölümünden mahrum kalırdık.(Muhal Farz)
Sorulan sorulara karşı, cevâbî mahiyette “Yes elüneke…” diye başlayan ayetler nazil olmuşlardır.
Resulullah (sas): “Cehalet hastalığının ilacı sormaktır.”, “Bir şeyde şüpheye düşerseniz benden sorun.” buyurmuşlardır.Hz.Aişe: “Ensar kadınları ne iyi kadınlardır,haya, onların dinlerini öğrenmeleri, bilgilerini arttırmaları hususunda soru sormalarına mani olmamıştır.” diye övmüştür.
İbni Mesud: “İlmin artması taleple, anlaşılması sualledir.” diye açıklamıştır.
İbnü Şihab: “İlim hazinedir,anahtarı sualdir.”diye açıklar.
Hasan Basrî de: “Kim utanç belasıyla ilim talebinden geri kalırsa vehalet için şalvar giyer,öyleyse ilim talebinde utanmayı kovarak kendinizden cehalet şalvarını atın.Zira kimin yüzü yufkaysa ilmi de yufkadır.” diye nasihat etmiştir.
Evet başta Resulullah (sas) olmak üzere bütün büyüklerimiz soru sormayı övmüş,ilim için soru sormanın gereğinde ittifak etmişlerdir.2
Ancak her şeyde ifrat ve tefrit mahsurlu olup nehyedildiği gibi soru sormanın da ifrat ve tefritten uzak bir orta yolu ve adabı olduğu da muhakkaktır.
Her şeyin bir adabı vardır.Soru sormanın bir değil pek çok adabı vardır.
Soru sormanın adablarından bazılarını şöyle sıralayabiliriz:
1-Resulullah (sas)’ın Risalet hayatında kendisine soru sorma adabının ne kadar ehemmiyetli olduğunu şu rivayetten anlıyoruz:
Hz.Enes anlatıyor: “Hz.Peygamber (sas)’e sorular sordular.Soru da öylesine aşırı gittiler ki,bir gün minbere çıkıp (öfkeyle): “Sorun,her sorunuza cevap vereceğim.” dedi.Cemaat bu sözü işitince,korkuyla başlarını öne eğdiler.Başlarına mühim bir hadise gelmekte olmasından korktular.”
Enes devamla dedi ki: “Ben sağıma soluma bakmaya başladım.Birde ne göreyim,herkes elbisesini başına sarmış ağlıyordu (Kimseden ses çıkmıyordu).Derken,münakaşa falan ettiği zaman babasından başka birisine nisbet edilen bir kimse ilk konuşan oldu: “Ey Allah’ın Resulü!Babam kimdir?”dedi.Resulullah (sas): “Baban Huzafe’dir.”buyurdu.Hz.Ömer’de: “Rab olarak Allah’tan,din olarak İslam’dan,Peygamber olarak da Muhammed’den razıyız.Fitnelerden Allah’a sığınırız.”dedi.Hz.Peygamber (sas)’de: “Hayır ve şer her ikisinin de bugünkü kadar bol indiğini hiç mi hiç görmedim. Bana cennet ve cehennem gözle görülecek hale getirildi ve onları şu duvarın önünde gördüm.”dedi.”3
Bir rivayette şu ziyade var: “…Bunun üzerine şu ayet indi: “Ey İman edenler!Size açıklanınca hoşunuza gitmeyecek şeyleri sormayın. Kur’an indirilirken onları sorarsanız size açıklanır (Ama üzülürsünüz).Allah sorduğunuz şeyleri affetmiştir.Allah bağışlayandır, Halim’dir.Sizden önce bir millet onları sormuştu.Sonra da onları inkar etmişlerdi.”4
Bazı rivayetler,mezkur âyetin nüzulüne,haccın adediyle ilgili bir sualin sebep olduğunu belirtir.Şöyle ki: “Oraya (Kabe’ye) yol bulabilen insana,Allah için Kabe’yi hac etmesi gereklidir.”5 ayetiyle hac farz edildiği zaman,cemaat: “Her sene mi?”diye sorar.Resulullah (sas) cevap vermez.Cemaat tekrar be tekrar: “Her sene mi?”diye ısrarla sorar.Resulullah (sas) sonunda: “Hayır,eğer evet deseydim.Her yıl yapmanız vacip olurdu.Şayet vacip kılınsaydı, güç getiremezdiniz.”buyurur ve bunun üzerine yukarıdaki âyet nazil olur.
2- Öğrenildiği takdirde hoşa gitmeyecek olan şeyden soru sorma da yasaklanmıştır.Cevabınızı aldığınız zaman onu yapmak ve yaşamak nefsinize ağır gelecek, yapmayacaksanız o soruyu da sormak,soru sorma adabına terstir.
Resulullah (sas)’ın soru sormayı sınırlayan uyarıları oldukça çoktur.Şu misalleri verebiliriz:
1- "Ben sizi terkettikçe siz de rahat bırakın (soru sormayın Zira sizden öncekileri suallerinin çokluğu ve bir de peygambe leri hakkında ihtilafları helak etmiştir."
2- "Allah farzlar emretmiştir, sakın onları ihmal etmeyin, b kısım da yasak sınırlar koymuştur, sakın bunları aşmaya mayın. Bazı şeyleri de haram kılmıştır, sakın bunları ihlal etmeyin. Bazı şeylere de -unuttuğu için değil- acıdığı için, yani rahmet olsun diye sükut buyurmuştur, sakın bunlardan sual sormayın."
3- "Müslümanların cürüm yönüyle en büyüğü o kimsedir haram edilmemiş bulunan bir şeyden sual sorar da onun suali üzerine o şey haram kılınır."
4- Allah sizde görülen üç şeyden nefret eder: Dedi-kodu, ziyan etmek, çok sual sormak.
5- "Kişi kardeşiyle oturunca öğrenmek için sorsun, inatlaşmak için değil" vs.
Resûlullah (sas) bir defasında, sualde ısrar ede-bir kimsenin davranışı karşısındaki hoşnutsuzluğunu ifade eden adamı "kâhinlerin kardeşi”ne teşbih buyurmuştur.
Hz. Peygamber (sas)'in bu husustaki uyarıl Ashâb-ı Kiram'ı soru sorma hususunda öylesine ihtiyatlı hâle getirmişti ki, bu ihtiyat bir çoğunda korkuya dönüşmüştü. "Biz Resûlullah (sas)'a soru sormayız, olur ki hakkımızda Allah bir vahiy indiriverir veya Resûlullah (sas) bir söz sarf eder : ilânihaye hakkımızda ar olarak kalır" diyenler vardı.
Bu edeb Ashab arasında istikrar bulduktan sonra, Hz. Ebu Hüreyre Hz. Aişe (r.a) gibi cesaretiyle tanınanlar dışında kimse soru sormaya cesaret edemiyordu. Tabii ki, bu âdabı bilmeyen bedeviler hâriç. Enes Hazretleri (r.a): "Resûlullah (sas)’a soru sormada bedeviler insanın en cüretkârlarıydı" der. Bu yüzden, Resûlullah (sas)'ın huzurunda iken beraberlerinde bir de bedevinin bulunması Ashabı sevindirirdi. Çölden, sual so¬racak "akıllı" bir bedevinin gelmesi temenniler arasındaydı. Hatta bir kısım meselelerin sorulması için "câhil" bedevilerin teşvik ve tahrik edil¬diğini rivayetlerde görmekteyiz. Şâtıbî, Cebrail (a.s)'in zaman zaman bedevi kıyafetiyle gelip sual sorması ile bu temenni arasında bir irtibat bulunmaktadır.
İbnu'l-Arabi, Resûlullah (sas) zamanında sual yasağının konmasını "insanlara zorluk getirecek bir vahyin gelmesini önleme düşüncesi"ne bağlar ve ilâveten der ki: "O (sas)’nun vefatından sonra bu endişe kalktı. Ancak, seleften gelen pek çok rivayet, vukua gelmeyen meselelerin sorulmasını yasaklamakta, mekruh addetmektedir."
Diğer bir kısım rivayetler, Resûlullah (sas)'ı ilgi¬lendiren meselelerde halkın birbirine sorduğunu, helal şeyler hakkında da Resûlullah (sas)'a çokça sual sormaları üzerine bâzen "haram" hükmünün geldiğini belirtirler. Bu cümleden olarak, Hz. Câbir, telâun (lânetleşme) ayetinin çok sual sebebiyle geldiğini söyler.
Bu konuda şu söylenebilir: İslâm'ın bazı meselelerde değişik zaman, mekan ve şartlara göre az-çok farklı yorumlara müsamahası vardır.
Teferruat meselelerinde farklı anlayışlara ve farklı tatbikata müsamaha es¬prisini korumak dinimizin mühim stratejilerinden biridir. Hatta Resûlullah (sas) İslâm'ı "Hanefiyye semhâ" diye över, "Hıristiyanlık ve Yahudilikte olmayan müsamaha bizde vardır" diye ifti¬har eder. Şu halde teferruat meselelerin âyet veya hadislerle nihai bir şekle bağlanması, Şâri tarafından istenmektedir. Bir konuda Resûlullah (sas)'ın beyanda bulunması, bir başka ifade ile, her¬hangi bir meselenin sünnetle şekillenmesi Müslümanlar için bağlayıcı bir durumdur. Bizzat Resûlullah (sas)'ın ifadesiyle Şâri, "unuttuğu için değil, insanlara merhameti sebebiyle" bazı meselelerin muğlak kalmasını istemiştir. Bu bir kolaylık ve rahmet vesilesidir. Soru yasağı bunun için konmuştur.6
3-Konuşması esnasında alime sual sormak edebe aykırıdır.Onun için Efendimiz (sas) konuşurken kendisine soru soranın cevabını geciktirmiştir.
Bu hususta şu rivayet dikkatimizi çekmektedir:
Hz.Ebu Hureyre anlatıyor: “Resullullah (sas),yanındaki cemaate konuşurken, bir adam gelerek: “(Ey Allah’ın Resulü!)Kıyamet ne zaman kopacak?”dedi.Resulullah (sas) konuşmasına devam etti,sözlerini bitirdiği vakit:
“Sual sahibi nerede?”buyurdular.Adam:
“İşte buradayım Ey Allah’ın Resulü!”dedi.Resulullah (sas):
“Emanet zayi edildiği vakit kıyameti bekleyin.”buyurdular.Adam:
“Emanet nasıl zayi edilir?”diye sordu.Efendimiz:
“İş,ehil olmayana tevdi edildi mi kıyameti bekleyin.”buyurdular.7
Alimin verdiği cevap açık değilse izah istenebilir.
4-Usul kitaplarında “Kesret-i Sual” diye ifade edilen husustur ki, hakkında kat’iyet olan veya vazıh olan noktalarda, çokta kendisini alakadar etmeyen yönleriyle,alime çok soru sormak adaba aykırıdır, helakete ve felakete sebebiyet verebilir.
Bu hususta Hz.Ebu Hureyre’den gelen şu rivayet dikkatimizi çekmektedir:
“Resulullah (sas) buyurdular ki: “Ben sizi terk ettikçe sizde beni bırakınız. Zira sizden öncekileri, suallerinin çokluğu ve Peygamberleri üzerindeki ihtilafları helak etmiştir.Sizi bir şeyden nehyettim mi (niçin,neden diye sormaya kalkmadan) ondan kaçının.Bir şeyi emrettiğim zaman da onu elinizden geldiğince yapmaya çalışın (soru sormayın).”8
5-Öğrenmek için değil de,alimleri yanıltmak için soru sormak adaba aykırıdır.
Bu hususta Ebu Hureyre’den şu hadis rivayet edilir: “Resulullah (sas) buyurdular: “İnsanların şerlileri, ulemaya (bir şey öğrenmek için değil),onları yanıltmak için zararlı meselelerden soru soranlardır.”9
6-Kişinin ihtiyacı olmadığı halde,zorâkî olarak,abes nev’inden,laf olsun diye sorduğu sorularda adaba terstir.
Kur’an’da,Benî İsrail’in kesilecek inek (Bakara) hakkındaki soruları lüzumsuz sorunun örneğidir.Böyle bir soru emrin teşeddüdüne sebebiyet verir.
Bu hususta Ebu Sa’lebe El-Huşenî’den gelen rivayet dikkatimizi çekmektedir:
“Resulullah (sas) buyurdular ki: “Allah bir kısım farzlar koymuştur,siz bunları daraltmayın.Bir kısımda sınırlar (yasaklar) koydu.Bunlara tecavüz etmeyin.Bazı şeyleri de haram kıldı,onlara yaklaşmayın.Bazı şeyleri de (farz,sınır,haram diye tavsif etmeden mutlak) bırakmıştır.Bunları,unutarak bırakmış değildir.Öyleyse onları (farz mı,haram mı…vs diye didikleyip) araştırmayın.”10
7-Rastgele soru sormamalıdır.Cidden öğrenmek istediği veya başkaları öğrensin diye bir hikmete binaen sorular sormalıdır.
8-Şahıs,ister kendi şahsıyla ilgili olsun,ister başkalarıyla ilgili,onlarda öğrensinler,daha detaylı olarak öğrensinler daha iyi bir bilene soru sorabilir.
Soru soracağı zatı çok iyi seçmeleri lazımdır.Kötü alimlere ve bid’at ehline, o sahanın erbabı olmayan kimselere, yarım veya az bilenlere soru sormamalıdır.
Soruyu sorarken de üslup, ses tonu ve hareketleriyle çok güzel sorması lazımdır ki,alacağı cevabı da çok güzel olsun.
9-Soru soran şahıs, sormak istediği soru ile,cevabını aldığında amel edecekse sormalıdır.Amel etmeyeceği soruyu sormamalıdır.Bildiği, öğrendiği halde de yaşamaz ise mükellefiyeti daha da ağırlaşmış olur.
10-Sormak istediği sualleri dolandırarak, sanki kendi de çok şey biliyormuş havasında sorup da karşısındaki zatı oyalamamalıdır.
11-Bildiği bir hususu sormaya kalkmamalıdır. “Bakalım bu hoca ne biliyor?Benim bildiğimi de biliyor mu?”der gibi soru sormamalıdır.Bilgisini tartmak, denemek için soru sormamalıdır.Ses tonundan veya başka karînelerle sual sorulan bunu anlar.Çok ayıp ve saygısızlık olur.Daha sonra soracağı soruları engellemiş olur.
12-Verilen cevaplar nefsine ağır gelse de onları kabullenmelidir.Yaşanacakları yaşamalıdır.
13-Soruyu sorarken sesini alimin sesinden daha fazla yukarıya çıkarmamalıdır.
14-Mutmain olmak için usulü dairesinde bu cevabın hangi kaynaklarda geçtiğini sorabilir.
15-Soruları, gerçekten ya öğrenmek veya başkalarına öğretmek için sormalıdır.
16-Soru sorabilmek bir san’attır.San’at ise uzun sürede elde edilebilir.Soru sora-sora zaman içinde bu adabı yakalayabilir.Bu hususlarla alakalı müstakil eserler yazılmıştır.Özellikle İmam-ı Şatıbî El-Muvafakat’ında neredeyse bir cildini bu önemli hususa ayırmıştır.
Bu hususta yazılan pek çok kitaplardan bir kısmını alıp okumalısınız.
17-Soru soran,doğru soru sormalıdır.Ne sorduğunu bilmelidir.Soranın kim olduğu da belli olmalıdır.
Eğer soru özünde ve sözünde yanlış olursa,dünyadaki bütün alimler toplansalar cevabını veremezler. “Dünyada üç ayaklı bir kuş ismi söyler misiniz?”sorusuna,dünyadaki bütün alimler toplansalar veremezler.
18-Eğer soru sorulan kimse, hep cevap verme noktasında bir alim ise “Benim soracağım soruya daha önce cevap vermiş miydi acaba?”diyerek, araştırdıktan sonra cevabı verilmeyen bir soru ise,usulünce sormalıdır.
19-Soru soran ile sorulan arasında,konumlarında göre soru sormak dört çeşittir:
a-Alimin alime sorusu:Bildiğini test etmek veya başkalarına öğretmek için sorulabilir.Veya o mevzunun üzerinde daha derin araştırmak için sorulan sorulardır.
b-Alimin cahile sorusu:Soru yoluyla ona anlatacaklarını veya öğreteceklerini ifade etmesidir.
c-Cahilin cahile sorusu:Bu abesle iştikaldir.
d-Cahilin alime sorusu:Asıl soru da budur. “Bilmiyorsanız ehl-i zikre (bilgi sahibine) sorun.”11 ayetinden de bu husus anlaşılır.
20-Aklımızdan geçenleri onaylatmak için soru sormak edebe terstir.
21-Soru soran, sorusuyla, soru sorduğuna lütufta bulunmamıştır.Sorusuyla lütufta bulunduğunu sanıp,onu minneti altına almamalıdır.Sorusuyla onu mes’uliyet altına atmıştır.
22- “Cevap vermeye mecbursun.” havasında asla ve kat’a soru sormamalıdır.Bu, alimi kendisinden uzaklaştırmaktır.
23-Hocalarımızın da etten-kemikten bir insan olduğunu unutmamalıyız.Onları kızdırıncaya kadar soru sormamalıyız.Kalbî inşirahı olduğu, eşref anlarını kollayarak sorularımızı sormalıyız.
24-Ne dünyamıza, ne ahiretimize faydası olmayan, mâlâyânî sayılabilecek soruları da sormak adaba terstir.O sorunun cevabını alınca, ya dünyasına veya ahiretine faydalı olmalıdır.
25-“Konuşma Adabı” ile alâkalı kitaplar okuyarak, “Konuşma Adabı” içinde cümlelerini kurarak ve usulünü ayarlayarak soru sormak adaba daha uydundur.
26-İlle de çok soru sormak şart değildir.Bir alimin veya velinin yanında sessiz, huzur içinde oturmak bile feyiz kaynağıdır.
Sahabî,Efendimiz’e soru soramazlardı da,huzurunda başlarında kuş var gibi edepli otururlardı.Huzurda olmanın adabını bilmeyen bir bedevi gelse de,onlar Peygamberimiz’e soru sorsalar bizlerde öğrensek derlerdi.
Sorunuzda “Siz ve sizin gibi büyüklere soru sorma…” ifadesi var.
Ben fakir, sıradan birisiyim.Bize karşı sıradan davranılabilir.
Fakat, İslamî terbiyeye ve adaba uygun, bir alime soru sorma adabıyla alakalı bazı tespitleri sizlerle paylaşmaya çalıştım.
İlminizin artmasını diler,feyizli günler dilerim…
NECDET İÇEL
Kaynaklar:
1-Enbiya:7
2-İbrahim Canan Hadis Ansiklopedisi,c:2,shf:347
3-Buharî,Tefsir,Maide:12;Müslim,Fedail,134-138,(2359)
4-Maide:101-102
5-Ali İmran:97
6-İbrahim Canan,Hadis Ansiklopedisi,c:2,shf:348-349
7-Buharî,İlm:2,Rikak:35
8-Buharî,İ’tisâm:2;Müslim,Hacc:412,(1337)
9-İbrahim Canan,Hadis Ansiklopedisi,c:7,shf:176,H.No:2235
10-Darakutnî,Sünen,Radâ,4,184
11-Enbiya:7
Bu yazı 22/04/2010 tarihinde eklenmiştir.
Bu yazı 798 kişi tarafından okunmuştur.