Günün Sözü: Düşmanızın bile parmak ve dudağını ısırtabilecek bir ahlâk,muteşem bir ahlâktır.
Sitede şu an 41 kişi var. Toplamda 3,487,099 kişi tarafından ziyaret edilmiştir.
ARAMA:


Büyükler Nasıl Sevdirilmeli?

Soru :
Değerli hocam! İnsanlara büyüklerimizi sevdirmeli miyiz? sevdirirken de nelere dikkat etmeliyiz?

Cevap:
Değerli kardeşim,

İnsanlara en çok sevdirmemiz lazım gelen zat, muhakkak ki Hz. Allah’tır. Ve sonra o Allah’ın muhabbetine, sevgisine tam mazhar olan Hz. Muhammed’dir (sas). O’nun dışında diğer peygamberleri, Sahabe-i Kiram’ı ve İslam büyüklerini Allah’tan ötürü sevmeli ve sevdirmeliyiz.
Allah sevgisi (Muhabbetullah) başlı başına müstakil ele alınması lazım gelen önemli bir mevzudur.
Hz. Muhammed’e (sas) sevgi, çok önemli bir husustur. Bunun da ayrıca ele alınması gerekir.
Sair bütün peygamberleri de muhabbet bahsi olarak uzun uzun destanlaştırmak mümkündür.
Allah’ı ve Peygamberimiz’i, peygamberleri sevmek imanın bir rüknüdür, şartıdır. Onları sevmeden kişi imanlı olamaz.
İbn-i Haldun Mukaddimesinde, “kişi sevdiğini taklit eder” diyor. Bizim Allah’ımıza, peygamberler ve peygamberimiz Hz. Muhammed’e, itaatimiz ancak onları sevmekle mümkün olabilecektir.
Bu sevgi bahsini arzu ederseniz 32. sözün ikinci Mevkıf’ından da okuyabilirsiniz.

Sorunuzdan öyle anlıyorum ki “büyüklerimizi nasıl sevdirmeliyiz” derken, günümüzde bizler için nurlu yolu açan, bu zulmet vadilerinde bizlere rehberlik yaparak, bizleri gerçek rehber’e (sas) ve Allah’a götüren Bediüzzaman, Hoca Efendi, Mehmet Efendi, Esat Efendi, Mahmut Efendi, Muhammet Raşit Efendi ve onlar gibi diğer tarikatların şeyhlerini ve bir kısım ilim adamlarını kast ediyorsunuz.
Allah’ımızdan sonra, mahlûkat ve beşeriyet içinde en büyük, en faziletli şüphesiz Hz. Muhammed (sas) gelir. Sonra Ulul’azm peygamberler, sahabe, tabiin, tebe-i tabiin ve o devirden devrimize kadar bizim için yaşamış bütün büyüklerimiz sırasıyla aklımıza gelir.
Talebelerimize Üstat ve Hoca Efendiyi ve diğer büyüklerimizi ve onların eserlerini sevdirmek çok mühimdir. Bir yönüyle bizim en büyük gayelerimizden birisidir. Çünkü gelecek nesillerin büyüklerimizi ve eserlerimizi tanıması, onları okuması demektir. Eğer onların eserlerini okurlarsa bu da okuyanların imanlarının perçinleşmesi, kültürlerinin zenginleşmesidir.

Üstadın sevdirilmesi de mühimdir, zira risale ile Üstat iç içedir. Risaleleri sevince Üstadı da sevecektir, Üstadı sevince de risaleleri sevecektir.
Hoca Efendi’yi sevmeye gelince; O da bu hizmette kişinin uzun ömürlü olabilmesi, bir cemaat içinde hayatının sonuna kadar devam etmesi, cemaatin sistemi ve disiplini içinde hizmet yapması, belki öbür âlemdeki şefaati bakımından önemlidir.
Bu büyük zatlara karşı içimizde ve muhatapların içerisinde bir muhabbet oluşabilmesi için belli şeylere dikkat etmemiz ve dikkat ederek anlatmamız gerekmektedir.
Sevgiyi yaratacak olan da Hz. Allah’tır.

Sevdirmenin Yolları

1- Öncelikle sizin çok ciddi sevmiş olmanız lazım. Varsa sizin içinizde bir şüpheniz, siz az seviyorsanız, sizin o mevzuda bir şey anlatmanız, anlatsanız da te’sirli olmanız mümkün olamaz.
Risaleleri çok sevmeli ve samîmî olmalısınız. Bu hususta kendi içinde ayrıca tahlil edilebilir. Hoca Efendi’yi ve diğer büyüklerimizi çok sevmeniz lazım ve Allah (cc) için sevgide doruk noktaya çıkmanız lazım. Hiçbir şeyin ifratı caiz değildir, İslam ifrat ve tefritten masun, sırat-ı müstakim dinidir. Fakat Allah (cc) için muhabbette ifrat caizdir. Bu da ayetle sabittir.1

Risaleleri Allah (cc) adına, ifrat-ı muhabbetle evvela kendiniz sevmeniz lazım. Aynı şekilde Üstadı ve Hoca Efendi’yi ve diğer büyüklerimizi de, çıldırasıya sevmeniz lazım. Siz hangi ufukta seviyorsanız talebeye ondan daha fazla sevgi veremezsiniz. Öyleyse kendiniz sevmeli ve sevmek için şartlarınızı zorlamalısınız. Sevmek için neler gerekli ise onlar, evvelden ve bizzat kendi şuurumuzda mayalamanız gerekmektedir.

2- a) Kişi tanıdığını, tanıyabildiği nispetle sever, kişi bilmediğinin de düşmanıdır. Sizlerin de Risaleleri, Üstadı, Hoca Efendi’yi diğer büyüklerimizi tanımanız lazım. Onları fikri yönleriyle, kalbi inkişaflarıyla, vaaz ettikleri metotlarıyla insanlığa verdikleriyle, İslam için çektikleri çilelerle, Allah (cc) ile münasebetleri ile kendi için değil, başkaları için yaşamaları yönleriyle tanıyabildiğiniz ölçüde onları sevme şansınız olacaktır.
Sizlerin önce risaleleri tanımanızı tavsiye ederim. Risaleleri anlayabildiğiniz, içine girebildiğiniz, meseleyi çok derinlemesine idrak ettiğiniz nispette, dehşetten dehşete kapılacak ve tanıdıkça da sevginiz artacak derinleşecek ve sevginiz ummanlar haline gelecektir.

b) Sevme, tanımadan olursa hissî olur ve uzun ömürlü olmaz. Ama sevgi tanımaya vabeste olur, derinlemesine idrak etmeye bağlı olursa öyle bir sevgi aklî ve mantıkî olacağından uzun ömürlü olur. Öyle ise, Üstada, Hoca Efendi’ye ve risalelere, diğer büyüklerimiz ve eserlerine sevginiz hissi bir sevgiden daha ziyade, önce saydığımız yedi esastan kaynağını alan mantıkî bir sevgi olmalıdır.

3- Ezberlemeniz gereken bir cümle söylüyorum: “Sevdirecek olan insanın, öncelikle kendisini muhataplarına sevdirmiş olması lazımdır.” Yani, talebe sizi sevmiyor ve size antipati duyuyorsa, sizin sevdirmeye çalışacağınız şeyleri de sevmeyecektir. Öyle ise, talebelerin de sizi sevmesi lazım. Sevmesi için de üç açıdan, yani, konuşma, tavır, davranış ve giyim mevzularında sizi talebenin nazarında sevimli yapacak veya sevimsiz yapacak noktalara dikkat etmeniz gerekir.
Kısacası; talebenin nazarında sempatik olmalı, antipatik olmamalısınız. Talebe sizi sevmeli, size antipati duymamalı ki, sizin işaret ettiğiniz şahısları da sevme imkânı bulsun. Kanal sevimsiz olunca, onunla ulaşılan netice de, onların nazarında sevimli olamaz.

Sevimliliği Kendi İçinde Üç Kısma Ayırabiliriz:


a) Konuşma ve hitabette sevimlilik,

b) Giyimde sevimlilik,

c) Tavır ve davranışlarda sevimlilik.

Bu üç mevzuda, hangi noktaların insanı sevimli, hangilerinin de sevimsiz kılacağı yönleriyle derinlemesine incelenmesi, ele alınması gerekir. Bunlara dair bir-iki misal verecek olursak;
Mesela siz talebeye “oğlum”, “hey” “lan”, “hişt” gibi sözlerle hitap ederseniz, otomatikman sevimsiz olur, sevimsiz duruma düşerseniz, Peygamberimiz’i dahi anlatsanız sevdiremezsiniz. Öyleyse sizi sevimsiz yapabilecek kaba tabirlerden kaçınmanız lazımdır. Bunun yanında talebenin hoşuna gidecek hitaplarda bulunmalısınız.
Mesela, ismi ile hitap etmelisiniz.

Konuşmada sizi sempatik hale getirecek bir diğer nokta da şudur: Hiçbir zaman talebenin aklını, fikrini hafife alıcı ifadeler kullanmamalısınız. Mesela bir şey anlatıyorken, “Ben bu mevzuyu çok derin yönleriyle anlatırım, ama siz küçük olduğunuzdan anlayamazsınız ileride anlatacağım” derseniz talebenin nazarında otomatikman antipatik olursunuz. Çünkü hiç kimse aklının hafife alınmasından hoşlanmaz, herkes kendi aklından memnundur.

Diğer bir misal; talebe size kaba davranabilir veya kaba bir tabir kullanabilir, ama siz misliyle mukabele etmemelisiniz. Yani o, nezaketsiz davransa bile siz nezaketli halinizi hiç bozmayacak, o seviyeli ve sempatik halinizi koruyacaksınız. Hoca Efendi’nin en hoşuma giden yönlerinden bir tanesi de, senelerden beri şartlar ne olursa olsun, nezaket çizgisini hiç değiştirmemiş olmasıdır. Muhatabın kaba davranmasına karşılık, sizin, aynı şekilde kaba davranmayarak, üslubunuzu korumanız, aynı zamanda İslami bir terbiyedir.
Müslim’in, Selam kitabında Hz. Aişe (ra) Validemizden bir vakıa naklediyor: Yahudilerden bir grup, yakınlarından geçerken Efendimiz’e (sas) karşı, “Essamu Aleyke” derler. Efendimiz’de (sas) onlara “Ve aleyke” diyerek cevap verir.2
Yani onların kullandığı “Zillet, çirkinlik, kötülük, ölüm senin üzerine olsun Ya Muhammed (sas)” manasındaki kaba tavrına karşılık, Peygamberimiz (sas) “Neyi kastediyorsanız aynı şey sizin üzerinize olsun” şeklindeki bir ifade ile cevap verir ve onların düştüğü kabalığın içerisine düşmez. Yani onların kullandığı “Essem=ölüm” kelimesini onlara karşı kullanmayarak, sadece ve aleyke demesi nezaketinin ifadesidir. Böylece kendi nezaket üslubunu korumuş olur.

Buna dair bir atasözü de “Tatlı dil yılanı deliğinden çıkarır.” Yani talebe yılan dahi olsa sizin nezaketinizden etkilenecektir.
Diğer bir mesele de, kıyafetinize dikkat etmelisiniz. Tebliğde ve İrşada muhataba tesirli olabilecek en mühim unsurlardan biride temizliktir ki; Müddesir Suresi’nde “Rabbinin büyüklüğünü anlat” dedikten sonra “İhlâslı ol”, “iyi konuş” gibi ifadeler yerine ”Elbiseni temiz tut” demesi Tebliğ ve İrşada temizliğin önemini ortaya koyuyor. Çirkin giyinen bir insan dahi muhatabının nazarında sevimli ve sempatik olamayacağından sevdirmek istediği kimseleri de sevdiremeyecektir. Elbette ki kastımız bu konudaki dengeyi korumaktır.
Tavır ve davranışlarda da, muhatabın nazarında sizi sevimsiz yapacak şeylerden kaçınmanız lazım

4 - Talebenin önce merakını tahrik edip, merakıyla onu heyecanla araştırmaya sevk edip, yani aç hale getirip ondan sonra anlatmaya çalışmanız daha isabetli olur. Talebe dinlemek istemediği halde, sizin habire anlatmaya çalışmanız toku ağırlamaya benzer. Böyle, zorla anlatmaya çalışmanın tesirli olacağı kanaatinde değilim. Hâlbuki önce talebenin merakını tahrik etmeli. “Ya geçen bir arkadaşımın evine gittim, orada birisine Üstat’tan soruldu, o da, öyle şeyler anlattı ki hayran kaldım” deseniz... Talebe de “Allah! Allah! Ne anlattı ki acaba, Abi bu kadar hayrette kaldı” diyecek ve birkaç gün bu merak içerisinde kalacaktır. Ondan sonra siz veya başkası tarafından “Aklımda bunlar kalmış” şeklinde (bir vesileyle) anlatılması herhalde daha tesirli olacaktır. Talebenin merakını tahrik etmeden, onu aç ve dinler hale getirmeden, belli bir münasebet kurmadan doğrudan doğruya anlatmanız çok defa sevimli olmaz, tesirli de olmaz. Merakları tahrik ettikten sonra anlatmak tebliğ ve irşadda da bir metottur. Üstadın bu konudaki ifadesi de “Merak ilmin hocasıdır” şeklindedir.

5 - Üstat Hazretlerini anlatırken, şahsiyeti anlatmak daha arkadan gelmelidir. Yani onu fikirleriyle, eserleriyle ve ortaya koyduğu işlerle anlatmaya çalışmanız, ara ara yaptığı işlerden ve çok defa isminden işarî olarak bahsetmeniz, işe seviye katacak ve daha rahat anlatabilme imkânı sağlayacaktır. İki kelimede bir Üstat şöyle demiş, böyle demiş ifadeleri çok defa sıkıntı doğurabilir, muhatabının nazarında antipatik olabilir ve kabullenmesi de zorlanabilir. Onun için Üstat’tan, Hoca Efendi’den, Risalelerden sık sık isim vererek bahsetmektense, fikirlerini ortaya koyup onları sevdirmek, yer yer “bu fikir filan kitaptan veya filanın” demek, zaman içerisinde daha çok sevilmesini ve benimsenmesini sağlayacaktır.

6- İlla ki ben anlatacağım gayretinde olmayınız. En masum anlatma şekli şudur: Siz bildiğiniz halde daha iyi bilen birisine soruyorsunuz, o da size bakarak anlatıyor, bu arada da orada birinci muhatap olmayıp da dinleme makamında bulunanlar dinleyip öğrenmiş oluyor. Bu şekilde anlatım tarzının daha faydalı olacağına inanıyorum. Bu tarz aynı zamanda sünnetteki anlatım şeklidir. Meşhur Cibril hadîsi, bu hususta bize böyle yol göstermektedir.4
Bu şekilde anlatılırsa, muhatabın, anlatanın büyüklüğü içerisinde mevzuları kabullenmesi daha kolay olacaktır.

7- Paslaşarak anlatmanız daha uygun olabilir. Sizin her haliniz, talebelerinizin nazarında sempatik olamayacağı ihtimaline binaen, paslaşmanın getireceği faydaları değerlendirmeliyiz. Bu esnada, paslaşacağınız arkadaşı methetme, talebenin nazarında ona zemin hazırlama önemlidir.

8- Bu maddeyi hepsinden önemli buluyorum. Bir insanı faziletli yapan umdeler nelerse, onların tespit edilmesi lazımdır. Yani altının kimyevî terkibini öğrettikten sonra, bir şeyin altın olup olmadığını ona bakarak karar verilmesi misali... İşte misaldeki bu mantıkla şahsın şahsiyetini anlatmaktan ziyade, o şahsı büyük yapan umdeleri ve evsafı anlatmalıyız, o şahısta öyle olduğu için otomatikman talebenin nazarında büyüyecektir. Bu aynı zamanda aklî ve mantikî bir anlatma yolu olur. Yani şahsiyetini anlatmak ve ortaya dökmek suretiyle velinin kerametini anlatıyor gibi basitçe bir anlatma tarzı olamaz.

Bir şahsı büyük yapan dört büyük umde vardır.

1- Tebliğci ve İrşadcı Olması
Hayırlı olmanın en büyük vasfı tebliğci olmaktır. Şu ayet bu hakikati anlatır: “Siz yığın yığın ümmetler arasında seçilmiş en hayırlı ümmetsiniz. Neden? Çünkü siz Emr-i bil Ma’ruf ve Nehy-i Anil Münker yapıyorsunuz da ondan.”5 Hayırlı olmanın ölçüsü budur. Bütün peygamberleri hayırlı yapan tebliğci ve İrşatçı olmalarıdır. Efendimiz’i (sas) insanlığın ve bütün peygamberlerin sultanı yapan; O’nun Allah’tan (cc) aldığı mesajları insanlara eksiksiz aktarması, yani tebliğci ve İrşatçı olmasıdır. İnsanı hayırlı ve büyük insan yapan en müthiş unsur budur. Peygamber Efendimiz (sas) bu yolda gereken her şeyi çilesiyle beraber yerine getirmiş ve bu iş bitince ölümünü arzu etmiştir. Hz. Yusuf’ta (as) aynı şeyi görüyoruz.6

2- İhlâs
Tebliğ ve irşadını yaparken, maddi manevi herhangi bir beklenti içerisine girmeden, bir teşekkür, hatta bir anlayış bile beklemeden, bunu sadece Allah (cc) için yapmış olmasıdır. Bununla alakalı olarak; “bizim mükâfatımız Rabbül Âlemin olan Allah’tandır”7 ifadesi, Kur’an da çeşitli peygamberler tarafından defalarca geçmektedir. İşte talebe Üstada ve diğer büyüklerimize bu nazarla bakabilirse, kerametiyle sadece övülmek istenen şahsiyetine kuru kuruya bağlanılmış bir insan olarak değil de, daha derince, davasıyla beraber anlama imkânı bulacaktır.

3- İstikamet
Tebliğciliği ve ihlâsıyla beraber, bu ara sıra, bazen yapıp bazen yapmama değil, nasıl başlamışsa onu hayatının sonuna kadar aynen devam ettirmelidir. Buna İstikamet denir. Tebliğ ve irşadında zikzaklar çizmemelidir. Şahsî, ailevî, içtimaî ve siyasî hayatın şartları ne olursa olsun, bu kutsî davayı ilan ederken nasıl başlamışsa hayatının sonuna kadar aynen devam ettirmiş olması istikamettir. Hz. Nuh’u (as) Ulu-l Azm yapan 950 sene çizgisini değiştirmemesi, Hz. İbrahim’i (as) büyük yapan ateşe atılınca dahi hasbi kahramanlığını devam ettirmesidir. Efendimiz’in (sas) hayat çizgisi de budur.
Talebe bu nazarla baksa Hoca Efendi, Üstat ve diğer büyüklerimiz gözünde büyüyecektir. 28 Sene zindan hayatı ve 80 küsur sene çekmediği eza, görmediği cefa kalmamasına rağmen, ortaya koydukları sadakati anlatmak talebenin onları daha iyi tanımasına sebebiyet verecektir.

4- Fedakârlık
Öyle müthiş fedakârlık ki; hissiyatınızdan, manevî hazlarınızdan fedakârlık, maddi olarak dünyadaki her şeyini verme manasında fedakârlıktır. Ve öyle bir fedakârlık ki insanları cennete götürmek için cehenneme girmeye razı olma manasında fedakârlık. Efendimiz (sas) Miraçta cennete girdiği halde, ümmetini cennet’e götürmek için, ümmetinden dayak yeme pahasına cennet’i terk ederek yeniden ümmetinin içine dönmesi, fedakârlığın zirvesidir. Üstat Bediüzzaman da; “Kur’an’ımızı yeryüzünde cemaatsiz görürsem cennete bile gitmek istemem. Zira orası dahi bana zindan olur” sözleriyle ortaya koyduğu fedakârlık.
Evet, insanı müstesna ve zirvede yapan dört ana umde bunlardır.

9- Hiçbir büyük zat; lüks yaşamasıyla, iyi giyinmesiyle ve kaldığı yerlerin modern olmasıyla büyük olmamıştır. Tarih boyunca her iki cephede bütün büyükler o işin çilesini çekmekle büyük olmuşlardır. Efendimiz’in (sas) en büyük olması, en çok çile çekmesinden dolayıdır. Öyle ise, çile de insanı büyük yapan unsurlardan bir tanesidir. Bu yüzden Üstadı kendi devrinde çektiği çilelerle gündeme getirmek gerekir. Mesela diğer taraftan talebe Hoca Efendi’yi kaldığı yerlerin ve giyiminin güzelliğini görünce büyüklüğünü anlamayabilir. Eğer sıfırdan veya sistem olarak başlangıçtan bu güne kadar geçirdiği merhaleleri çileleriyle beraber anlatabilirseniz, gücünüz buna yeterse talebe hayret içerisinde bu işi, oluşum ve çile dönemleriyle kavrayacak ve mutlaka sevecektir.

10- Sevdirme en önemli âmillerden biri de, muhatap inanmalı ki, O büyük zatlar, kendileri için değil bizim için yaşamışlardır. Bu sevgi ıvazsız ve şefkate bağlı sevmedir. Bu gün biz Efendimiz’in (sas) uğruna bin defa ölmeye razıyız. Neden? Çünkü O bizim için bin defa ölmeye razı oldu da ondan. Tabiri diğerle, o bizim için yaşadı. Bizim için rahatını terk etti, bizim için çileye evet dedi, bizim için ağladı ve hayatın bütün sıkıntılarına katlandı. Öyleyse biz de onu çok severiz ve yolunda toprak olmayı cana minnet biliriz. Bu gün gençlik niye Üstadın peşinden gider. Çünkü Üstat, milletin hissiyatını su-i istimal ederek kendi emellerine kullanmamıştır. Niye sever? Çünkü o, kendisi için değil milleti ve gelecek nesilleri için yaşamıştır da ondan. Bizim için her türlü çileye göğüs gerdiğinden dolayı, her türlü mevzuat aleyhinde olmasına rağmen millet Üstadın peşinden gitmiştir.

Aynı mantıkla Hoca Efendi de ele alınabilir. Gelecek nesiller bu yönleriyle yani şefkatli bir anneden daha şefkatli olarak, bunlar bizim için senelerce ağlamış, göz-yaşı dökmüş, bizim için evlenmemişler, bizim için zindanlarda yatmışlar, bizim için bu kadar insanı coşturup bize zemin hazırlamışlar şeklinde tanıyabilirlerse bu çok rahat onların gönlünü fethedecek ve onların yolun da ölmeye kadar gidebilecek ağırlıklı bir sevgi mayası meydana getirecektir.

Bu gün kendisi için yaşayanlar çok sevimli değildir. Bir evlat annesi için ölür, neden? Çünkü annesi onun için kaç defa ölüme evet demiştir de ondan. Bir çocuk annesi için her fedakârlığa katlanır. Neden? Çünkü annesi de onun için her fedakârlığa katlanmıştır da ondan.
İmamı Gazali der ki, “Hoca Hakkı, Anne Baba hakkından da büyüktür. Çünkü anne ve baba çocuğun dünyaya gelmesine vesiledir. Hoca ise hem dünya hem de ahireti kazanmasına vesile olacaktır.” İşte o zatların bizdeki, umum millete verdiklerinden dolayı hakları anlatılırsa, onların haklarının anne baba haklarımızdan ne kadar daha büyük olduğu ortaya çıkacaktır.
Üstat bir yerde dediği: “Ben 50 milyon ordu kadar bu ülkeye hizmet etmediysem, Allah (cc) beni kahretsin” sözü ne kadar manidar değil midir? İşte bunları bilen kimse onu elbette sevecektir.

11- Bu anlattığım on maddeyi fiilî dua sayıp, onları yaptıktan sonra herkesin kendi talebesi için özellikle teheccüd ve sabah namazından sonra; “Allah’ım! Üstad’ı, Hoca Efendi’yi İslam büyüklerini ve eserlerini sevdir, onları bu davaya âşık et.” diye ismen kavlî dua etmeniz iyi olur.

Böylece, nükteli olan onbir maddede sorunuza cevabı verilmiş oldu. Küllî prensipler çerçevesinde meseleyi gündeme getirdim. Siz bunun teferruatını çoğaltabilirsiniz.
Biz sevgi noktasında bizlere düşeni yapacağız. Şüphe yok ki her şeyi yaratan Allah olduğu gibi, kalplerde sevgiyi yaratan da Hz. Allah’tır.

Allah’ın kalplerimizi te’lif etmesi duasıyla...

Necdet İÇEL




Kaynaklar:
1- Bakara: 165
2- Sahih-i Müslim, c:4 Shf: 1705 H.no: 6 (2163), Kütübüs Selâm
3- Müdessir: 4
4- Sahihi Müslüm; Kitabü’l-İman; C:1, Shf: 36, H.No: 1(8)
5- Al-i İmran: 4
6- Yusuf: 101
7- Yusuf: 72
Hud: 29-51
Şu’arâ: 109,127,145,164,180
Sebe: 47

Bu yazı 08/04/2010 tarihinde eklenmiştir.
Bu yazı 467 kişi tarafından okunmuştur.

Bu haberi paylaşın

Yorum Yaz

Bilgileriniz
Yorumunuz
Güvenlik Kodu

 
Tweet Tweet