Birinci Söz üzerine
Birinci sözü hocamız okurken ““Mâdem herşey mânen, “Bismillâh” der, Allah nâmına Allah'ın nimetlerini getirip bizlere veriyorlar. Biz dahi, “Bismillâh” demeliyiz. Allah nâmına vermeliyiz. Allah nâmına almalıyız. Öyle ise, Allah nâmına vermeyen gafil insanlardan almamalıyız.” sözünün tam olarak neyi ifade ettiğini, bir emir mi yoksa bir tavsiye mi olduğunu tam anlayamadığını söyledi ve bana dönerek “sen bu konuyu bir araştır” dedi. Bu konuda bana yardımcı olur musunuz?
Değerli kardeşim,
Birinci Söz’de geçen “Mâdem herşey mânen, “Bismillâh” der, Allah nâmına Allah'ın nimetlerini getirip bizlere veriyorlar. Biz dahi, “Bismillâh” demeliyiz. Allah nâmına vermeliyiz. Allah nâmına almalıyız. Öyle ise, Allah nâmına vermeyen gafil insanlardan almamalıyız.” hususunun daha geniş izahı Lem’alar’da On yedinci Lem’a’nın on üçüncü notasının dördüncü meselesinde de tafsilatıyla beraber anlatılıyor. Zaten Risale-i Nur’daki kapalı bir mevzuyu, Risalelerin diğer yerlerinde Üstad hazretleri izah etmiştir.
Kur’ân-ı Kerîm’de bu husus, Maide suresindeki “…Ve üzerlerine Allah’ın adını anın!” (Maide; 4) ayeti ile Hac suresindeki “Biz kurbanlık büyükbaş hayvanları da sizin hakkınızda Allah’ın dininin şeâirinden kıldık. Onlarda sizin için hayır vardır. Onlar boğazlanmak üzere saf halinde dururken onları kestiğiniz zaman Allah’ın adını anın. Yanı üstü yere yıkılınca da onlardan hem siz yiyin, hem kanaat gösterip istemeyene, hem de isteyen fakire yedirin! İşte böylece onları size âmâde kıldık ki şükredesiniz.” (Hac; 36) ayetindeki geçen hususların izahları, “Üzerine Allah’ın ismi anılmayandan yemeyin!” (En’am; 121) ayeti ile te’lif ederek, bir bütünlük içerisinde ele alınmalı, tahlil ve tefsiri yapılmalıdır.
Üstad Bediüzzaman hazretleri Birinci Söz’de geçen hususun izahı olarak;
“Esbab-ı zâhiriye eliyle gelen nimetleri o esbab hesabına almamak gerektir. Eğer o sebep ihtiyar sahibi değilse (meselâ hayvan ve ağaç gibi), doğrudan doğruya o nimeti Cenâb-ı Hak hesabına verir. Madem o lisan-ı hal ile Bismillâh der, sana verir. Sen de Allah hesabına olarak Bismillâh de, al.
Eğer o sebep ihtiyar sahibi ise, o Bismillâh demeli, sonra ondan al. Yoksa alma. Çünkü "Üzerine Allah’ın ismi anılmayandan yemeyin!" (En’am; 121) âyetinin mânâ-yı sarihinden başka bir mânâ-yı işarîsi şudur ki: "Mün'im-i Hakikîyi hatıra getirmeyen ve Onun namıyla verilmeyen nimeti yemeyiniz" demektir.
O halde, hem veren Bismillâh demeli, hem alan Bismillâh demeli. Eğer o Bismillâh demiyor, fakat sen de almaya muhtaçsan, sen Bismillâh de, onun başı üstünde rahmet-i İlâhiyenin elini gör, şükürle öp, ondan al. Yani, nimetten in'âma bak, in'amdan Mün'im-i Hakikîyi düşün. Bu düşünmek bir şükürdür. Sonra o zâhirî vasıtaya istersen dua et; çünkü o nimet onun eliyle size gönderildi.” diyerek, mevzuyu farklı bir boyutta ele almıştır.
Bu ayetlerde geçen emir sigası sadece herhangi bir hayvanı boğazlarken geçerlidir. “Üzerine Allah’ın ismi anılmayandan yemeyin” emri, bir hayvanı boğazlarken ve avda besmele çekmenin farz olduğunu ifade etmektedir.
İmam-ı Azam Ebu Hanife hazretleri “Eğer müslüman besmele çekmeyi kasten terk ederse yenmez. Unutur da terk ederse yenir.”
Kurban ve avın dışında besmele çekilmeyen veya Allah adına verilmeyen şeyleri yemek, kat’i bir şekilde haram değildir. Üstad’ın buradaki emri, kurban ve av dışında tavsiye mesabesindedir. Dini olan da budur. Bu bir iman meselesidir. Avam, havas, ehassül havasa göre fetvaya ve takvaya göre şekillenme durumudur. Fetvasını yukarıda vermiş olduk. Has kullar, ehassül havas olanlar takvaya göre hareket ederek, Üstad’ın bu tavsiyesini emir de telakki ederler.
Üstad hazretleri kendi hayatında havassa veya ehassül havasa göre yaşadığı için tavsiye ettiği o hususu, kendisi için emir kabul etmiştir. İkinci mektub’da, niçin hediye ve sadaka kabul etmediğini altı madde halinde anlatırken; “Üçüncüsü: Birinci Sözde beyan edildiği gibi, Allah namına vermek, Allah namına almak lâzımdır. Halbuki, ekseriya ya veren gafildir; kendi namına verir, zımnî bir minnet eder. Ya alan gafildir; Mün'im-i Hakikîye ait şükrü, senâyı zâhirî esbaba verir, hata eder.” diyerek, kendisinin hangi takva boyutuyla hareket ettiğini bizlere göstermiştir.
Sorduğunuz için teşekkür eder, takvalı günler dilerim.
Necdet İçel
Bu yazı 20/02/2012 tarihinde eklenmiştir.
Bu yazı 264 kişi tarafından okunmuştur.