Bir Bayan Kocasına Kızıp Yatağı Terk Edebilir Mi?
Bir bayan kocasına kızıp yatağı terk edebilir mi? Bu neyle telif edilebilir? Terk ederse hangi durumlarda bu olabilir?
Değerli kardeşim,
Kadın efendisinin meşru olan her emrine itâat etmesiyle beraber bilhassa muamele-î zevciye olan yatağına davetinde mühim mazereti olmadıkça icabet etmeli, yerli yerince hizmetinde bulunarak yatağından kaçmamalıdır.
Kadınların muamele-î zevciyede efendilerine karşı vazifeleri çok mühimdir. Dikkat edilirse karı koca arasındaki ekseri geçimsizliğin sebebi ve başlangıcının bu cihetten olduğu bazı defalar anlaşılırsa da, malûmdur ki bu hususu herkese açılmadığı için çok defa da sebebi anlaşılamaz. Ve hatta bazen yekdiğerlerine karşı küslüğün kavganın bundan başladığını kendileri dahi bilmezler. Bu hususu inceleyecek olursak iki sebepten olduğunu görürüz.
Hilkaten şehvet (iştiha ve arzu) bazı erkeklerde fazla kadınlarda az, bazı kadınlarda fazla, erkekte az olur. Şehveti az olan tarafın iştiha ve arzusu da az olunca muamele-î zevciyeye yerli yerince riyet edemiyerek eşini tatmin edemez.
Gerek kadın gerekse erkeğin yorucu dünya işlerinin tesiri ile yekdiğerinin hukukuna riayet edememelerindendir.
Şöyleki: Vücudu yorgun olan taraf dinlenmek için istirahata, geçtiğinde dinç ve zinde olan eşinin arzu ve ihtiyaç duyduğunu hissetmez, hissetse bile neş'e severek hizmette bulunamaz. Hatta çok defalar bu vazifeden kaçarlar. İhtiyaç duyan taraf ise eşinin bu kaçıntısından dolayı sıkılarak çok defalar arzusunu açamaz veya zor kullanmak mecburiyetinde kalır. İşte tatmin olmayan erkekte veya nadiren kadında hafif bir keder, eşine karşı gizli bir nefret ve kin başlar. Bu git gide büyüyerek çoğalır, sonra şu veya bu bahane edilerek kavga gürültü meydana gelir. Can sıkıntılarının, ruhî buhranların pek çoğu bununla alâkalıdır. Evinde tatmin olamayarak sine kızan çok kimseler öfkelerini hariçte başkalarından alırlar. Böylelerinin maiyetinde çalışan kimseler çok sıkıntı çekerler.
İşte bunun içindir ki Peygamber Efendimiz (sav);
“Kadın ocak başında olsa dahi erkeğinin davetine icabet etsin.”1 buyurmuşlardır. Hukuk-u zevciyette efendisinden kaçarak vazifesini yapmayan kadınlar hakkında da Peygamber Efendimiz;
“Bir kimse karısını yatağına davet edip de (mazereti olmadığı halde) gelmez ve kocası da ona dargın olarak gecelerse sabah oluncaya kadar Melekler o kadına lânet ederler.” buyurmuşlardır.2
Buhâri’nin bir rivayetinde de; (Kadın kocasının döşeğine dönünceye kadar) denilmiştir. Buharî ve Müslim’in başka rivayetlerinde; “Kadın kocasının yatağını (mazeretsiz) terk ederek gecelerse o kadına melekler sabaha kadar lânet ederler.” şeklinde varit olmuştur. Müslim’in bir rivayetinde de Ebu Hureyre (r.a) şöyle dediği rivayet olmuştur; Resûl-ü Ekrem (sav);
“Canımı elinde tutan Cenabı Hakka yemin ederim ki bir adam zevcesini yatağına davet ederse kadın gelmezse emri semavata nafiz olan Allah Teâlâ o kadına, kocası razı oluncaya kadar dargın olur.”3 buyurmuşlardır. Ve kadınların muaşeret-i hukukiyede kocalarına karşı vazifelerinin ne kadar mühim ve vazifesini yapmayanların da cezalarının ne kadar ağır olduğunu açıkça ümmetine bildirmiştir.
Müşfik ve muhabbetli bir kadın, zevcine tabiatın ihtiyaç gösterdiği sükûnu vermenin yolunu kolayca bulur. Evliliğin en sevimli hallerinden biri kadının zevcinin ihtiyaçlarını anlayarak kendisine icap ettiği tarzda yakınlık göstermesidir. Kocasını muhafaza etmek isteyen kadın, cinsî yakınlıkta faal bir rol oynamalıdır. Aşk oyunlarına canlı şekilde karışarak kocasının üzerinde derin bir zevk hissi bırakmalı, tatmin edilmek istediği kadar, tatmin etmesini de bilmelidir.
Bu tatmin, erkeğini yalnız bırakmaması, zevk, teheyyüçlerini benimsemesi, kendini bu aşka tamamıyla vermesidir. Kadının bu hali, erkeği fazlasıyla okşar. Bu aşkın akordu, zevk birliğini temin eder. Bu yakınlıkta kadının ideali zevk ve teheyyüçlerini erkeğin zevk ve teheyyüçleriyle hem ahenk kılmak, bu koşmayı onunla birlikte yapmak, bu zevke onunla beraber ulaşmak olmalıdır.
Her yakınlıkta üstün bir zevk verebilen bir kadınla, erkek daima mes'ud yaşar, hanımına daima bağlı kalır.
Şu halde her müslüman kadını idrak ve anlayışlı davranarak bu mühim vazifeyi ön plâna almalı yorgunluk ve sıkıntılara katlanıp Allah'ın rızasını umarak, azabından korkarak efendisini tatmine çalışmalı ve onu günaha kaymaktan korumalıdır. İştiha ve arzusu az veya yorgun olan erkekler de genç, dinç ve zinde olan ailesinin arzu ve ihtiyaçlarını düşünerek vazife-i hukukiyesini yapmalıdır.
Cenab-ı Hak Kur'ân-ı Keriminde:
“Onlar (Kadınlar) sizin için, sizde onlar için birer elbisesiniz.”4 buyurmuşlardır.
Yani birbirinizi günahtan korumakta, ayıp ve kusurlarınızı gizlemekte birer örtüsünüz, demektir.
Hakkıyla Allah'tan korkan müslüman erkek ve kadın evinden, helâlinden başka bir şey düşünemediği gibi, kendini hakkıyla tatmin edemeyen eşine karşı da sabrı tahammül göstererek nefsiyle mücadele ederse de, kalbinde Allah korkusu az, imanı zayıf, şehveti galip olan, aile sevgisi duymayan bazı erkek ve kadınların ise böyle hallerde ayaklarının kayması pek kolaydır. Bilhassa zamanımızda bir çok erkek ve kadınların aile geçimsizliklerinden ve birbirlerinin hukuku zevcelerine hakkıyla riayet edemeyerek yek diğerini tatmin edemediklerinden dolayı erkeğin bar, gazino, meyhane, umumhane gibi batak hanelerde, mikrop yuvalarında ömür çürüttükleri, kadının ise meşru aile döşeğini namussuz ve hayasızlıkla kirlettikleri ve hatta yuvasını ve çocuklarını bütün bütüne terk ederek kaçtıkları çok defa görülmektedir.
Onun için İslâm dini her işte olduğu gibi kadın ve erkeğin muamele-i zevciyede de ifrat ve tefritine düşmeyerek itidal üzere yekdiğerine karşı borçlu oldukları vazifelerini yerine getirmelerini emretmiş aile saadetinin bozulmasına sebep olacak her şeyden de men etmiştir.5
Necdet İÇEL
1-Et-terğib, c: 3, shf: 58, h. no: 32
2-Et-terğib, c: 3, h. no: 33
3-Et-terğib, c: 3, shf: 58
4-Bakara; 187
5-İslamda Evlilik ve Mahremiyetleri, Osman Karabulut, shf: 388
Bu yazı 05/05/2011 tarihinde eklenmiştir.
Bu yazı 1108 kişi tarafından okunmuştur.