BİR AKSİYON ADAMI 'OSMAN KARA'
Gözü Kara, Gönlü Pek, Dili Cesur Bir Aksiyon Adamı Osman KARA
1960 ihtilalinden sonraki kâbus dolu günler yaşanıyordu. 1961'de bir Başbakan asılmış, ne kadar şuurlu mü'min, müslüman varsa sindirilmiş ve susturulmuştu.
Çocuk olmama rağmen müslümanlar üzerinde bir baskının olduğunu hissediyordum. Daha ötesinde görüp yaşıyordum.
Rahmetli babam sık sık İzmir'e gider, büyük hocaların vaazlarını dinler, eve geldiğinde bazılarını bize anlatırdı.
Babam evde çok az konuşurdu. Konuştuğu zaman da, İslam'ı davası yönüyle konuşurdu. Gidip gördüğü, dinlediği büyük şahsiyetlerden bahsederdi. Biz de onları büyük görür ve kabul ederdik.
Babamın sohbetine ve vaazına gittiği şahıslardan biri, o zaman Karşıyaka Müftüsü olan Osman Kara hocam idi. Ara ara bizim köye davet edilir ve köyümüzde vaaz ederdi. Etraf köylerden insanlarla da camimiz çok kalabalık olurdu ve neşelenir, şenlenirdik.
Babamın dayısı Necdet dayımız vardı. Heyecanlıydı, ehl-i kalpti. Teyibi vardı. İzmir'e gider Osman Kara hocamın vaazlarını kaydeder, köyde bir hafta camide o vaazlar dinlenirdi.
Bizim nazarımızda ufuk insandı Osman Kara hocamız.
Ben ilkokul mezunu olunca, bir sene İzmir İmam-Hatip lisesinde okudum. Köyden gittiğim için zorlanıyordum. Kültür seviyem, köyde ilkokulda aldığım öğretim seviyesi yetmiyordu. En nihayet sınıfta kaldım. Babam da beni okuldan aldı. Köyde kalacak ve tarlalarda çalışacaktım. O aralarda Kur'an kursuna gittim. Çapak köyünde Feyzi Onay hocamdan (Allah ona rahmet etsin) Arapça dersleri alıyordum. İçime bir okuma aşkı ve azmi düştü ki sorma gitsin...
Bizler babamın yanında rahat konuşanlardan değildik. Birkaç defa okumak istediğimi söyledim. Müsaade etmedi. Annemi aracı koydum ama yinede olmaz!, okuyamaz! demiş. Kimler devreye girdiyse müsaade çıkmıyordu.
Birgün Osman Kara hocam köyümüze vaaz etmeye gelmişti. Şadırvanda abdest alıyordu. Kendimi tanıttım ve okumak istediğimi, fakat babamın müsaade etmediğini söyledim. Gayet celâlli bir şekilde 'Ben ona gösteririm! dedi.
Osman hocam sert, celâlli ve kararlı bir insandı. Babam ona saygı duyar ve ondan korkardı, çekinirdi.
Söylemiş, babam da kabul etmiş. Beni yanına çağırdı, vaaz ve namazdan sonra tamam, okuyacaksın dedi. Osman hocam bizi Karşıyaka müftülüğüne davet etti.
Ertesi hafta babamla Karşıyaka müftülüğüne gittik. Bizim Aydın İmam-Hatip lisesinde okumamızı istiyordu. Hüseyin Tamer beyi kastederek; Bir müdürü var ki dillere destan. Çok büyük bir insandır. Kardeşim Orhan da orada müdür yardımcısıdır dedi.
Telefon çekti oraya. Birkaç gün sonra babam beni kaydettirmek için gitti.
Okulun açılışının üzerinden bir hafta geçmişti. Yerimiz doldu, yer kalmadı diye beni kaydetmemişler.
Babamla beraber birkaç gün sonra Karşıyaka müftülüğüne gittik. Babam niye beni kaydetmediklerinin raporunu kendisine sundu. Bunun üzerine Osman hocam öyle celâllendi ki tarif edemem.
O zamanlarda telefon açmak çok kolay değildi. Postaneye bağlanıyorsun, filan yere bağlanmak istediğini söylüyorsun, onlar bağlayıp tekrar size dönüyorlar. Tabii arada belli bir süre geçiyor.
En nihayet telefon bağlandı. Osman hocam öyle haşmetli ve sert konuşuyordu ki; Kardeşim biz dağ-taş gezip okuyacak talebe buluyoruz. Siz de yer yok diye kaydetmiyorsunuz. Buna Allah razı olmaz! diyordu. Meğer karşı tarafta kardeşi Orhan Kara bey varmış. Gelsin tamam demişler.
Birkaç gün sonra bir balya yatağımızı-yorganımızı hazırlayıp sardık. Bir tahta bavul içine giysilerimizi koyduk.
Torbalı'dan Ortaklar'a bir dolmuşla, oradan Germencik'e kadar bir ayrı dolmuşla, Germencik'ten Aydın'a ulaştık. Yeni dörtyolda indik. Muğla yolu üzerinde ki şehrin çok dışında inşa edilen İmam-Hatip okuluna, ikinci dönem talebesi olarak kaydolduk. 1/D sınıfı, 615 nolu talebesi olarak orada eğitime devam ettik.
Allah, Osman Kara hocamıza rahmet etsin. Allah, ondan ebeden razı olsun.
Aydın İmam-Hatip okulunda kardeşi Orhan hocayı gördükçe Osman Kara hocamı hatırlar, rahatlardım.
Aradan seneler geçti. Yıl 1972-73 yıllarına geldi. Aydın'da dershanede kalıyorum. Haftasonları yeni genç arkadaşlarımızı İzmir'de ki evlere götürüyorum.
Hocaefendi'nin yanına gidiyorum. Hocaefendi İzmir Üçyolda Kardeş apartmanındaki bir dairede kalıyor. O zaman Hocam'a bağlantılı hizmet, talebe bazında biraz Aydın'da, biraz da Manisa'da vardı.
Kardeş apartmanındaki Hocam'ın kaldığı eve gittiğimizde ara ara Osman Kara hocayı orada görürdüm. Osman Kara hocam, Hocaefendimize gayet saygılı ve sevgili davranıyordu.
Osman Kara hocam zannediyorum yaşça Hocaefendi'den büyüktü. Mısır Ezher üniversitesinde okumuş, Isparta İmam-Hatip okulu mezunu olmuş, Isparta'da kaldığı zamanlarda Üstad Bediüzzaman'ın müteaddid defa ziyaretine gitmiş, onun iltifatlarına mazhar olmuş olmasına rağmen Hocaefendimize saygılı davranması bizim çok dikkatimizi çekiyordu.
1971 muhtırasında Karşıyaka müftüsü iken, Hocaefendi ile beraber içeriye alınanlardan bir tanesi de Osman Kara idi.
Fethullah Gülen hocaefendi Küçük Dünyam'da şöyle anlatır;
Diyanet tarafından önceleri dilekçemize müspet cevap verilip, vaaz etmemize müsaade edildiği halde, daha sonra yine vaazdan men edildim. Şaban Düz Hocaefendi ve Osman Kara Hocaefendi de benimle aynı durumdaydı. Sıkıyönetim üçümüzün de İzmir'den sürülmesi hususunda Diyanet'e baskı yapmış ve Diyanet de ister istemez bu baskıya boyun eğmek zorunda kalmıştı. Artık, ikinci bir emre kadar vaaz edemeyecektik. O sıralarda İbrahim Ulvi Bey, Özlük İşlerinde bulunuyordu. Bana, Ankara'ya gelmem hususunda haber göndermişti. Gittim.. Durumu anlattı ve 'İzmir' dışında nereyi istersiniz?' diye sordu. Bizim İsmail Hoca, Edremit'teydi. Benim için teselli olur düşüncesiyle ben de 'Edremit olabilir.' demiştim. Ve böylece tayinim Edremit'e yapıldı. Bu arada Şaban Düz Hocaefendi'yi Nazilli'ye, rahmetli Osman Kara'yı da Turgutlu'ya tayin etmişlerdi.
Gerçi Edremit'e tayinimi istemiştim ama, oraya gitme niyetinde değildim. Edremit Müftüsü Remzi Bey, yanında Arif Çağan ve rahmetli Hakim Necmettin Güvenli beylerle birlikte Mektupçu'daki eve kadar geldiler. Israrla Edremit'e gitmemi istediler. Adeta benimle yalvarırcasına konuşmuşlardı ki onlardaki bu sıcaklığı da asla unutamam ve 'Ne olur gel, orada da hizmet olur!' dediler. Evet, onlardaki bu ciddi talep ve arzu cevapsız bırakılacak gibi değildi.
Hiç unutmam: Diyarbakır'dan bir zat gelmişti. Bir gün bana: Bütün Trakya'yı dolaştım, bu havalide Müslümanlığı yaşayan iki genç gördüm. Biri sen, diğeri de Kırklareli'nde bir imam dedi. Demek ona da aynı şeyleri söylemiş ki, bir gün o imam beni ziyarete gelmişti. Daha sonra da ben ona gidip geldim. O dönem öyleydi. Halleşecek bir insan bulmak için dahi bir iki saatlik yol gitmeniz gerekiyordu. Yaşar Hoca'nın gelmesiyle oradaki sertlik kırılmış, hizmete müsait bir zemin oluşmuştu.
Bir kere de ziyaretime kardeşim Sıbğatullah gelmişti. Bir gece kaldı mı kalmadı mı bilmiyorum. Çünkü yatıracak yerim yoktu.
Ertesi gün, zorlanarak bir yetmiş lira buldum ve trenle geriye ancak öyle gönderebildim. Hatta bana bir cüzdan vermişti. O cüzdanı otuz sene taşıdıktan sonra, oğlu Mazhar' a verdim. Baban'ın hatırasını sakla, dedim..
Edirne'de ziyaretime gelenlerden biri de Osman Kara'ydı. Osman Kara, Bediüzzaman Hazretleriyle görüşmüş ve onun iltifatlarına mazhar olmuş bir insandı. Yedek subaylık yapıyordu ve onu Salih Özcan getirmişti.
Salih Özcan, saygı duyduğum bir insandır. Seyyid'lerden olması da onu sevip saymama ayrıca tesir eden hususlardandır. Birkaç defa ziyaretime geldi. Hatta bir gece onu pencerede misafir ettim. Ben gidip dışarda bir yerde yattım. Otobüse binerken bana sarılıp "Sen bir kahramansın" demesini unutamam. Onun bu sözü, ister bendeki bir boşluk olarak değerlendirilsin, isterse Salih Özcan'ın iltifatı sevmesine verilsin; fakat bana büyük bir moral vermişti.
Bahtiyar Ad'ında bir Gardiyan vardı. Bazan Hafız da derlerdi. Küstah birisi'ydi. Bekir beye Hitap ederken Sen Bekir derdi. O'un bu Kabalığına çok Canım sıkılırdı. Bir Gün Yumurta'dan zehirlenmiştim. Benimle beraber Solcular'dan Güneri Ad'ında Mimar bir Arkadaş da zehirlenmişti. O'nu dışarıya çıkarıp hava almasını temin ettikleri halde beni çıkarmadılar. O tamamen bayılmış, kendinden geçmişti. Ben de bir ara bayılmışım. Merhum Osman Kara Hocaefendi kendi anlattığına göre bana istifra ettirmiş ve ondan sonra kendime gelmişim. Ölü gitsen bir Tavuk kadar Değer'in yok. Bahtiyar ertesi gün gayet müstehzi, akşam gidiyordun dedi. Sanki sen hala ölmedin mi? der gibi. Ne Hastane'ye kaldırdılar ne de bir Doktor çağırdılar.
İlk Mahkeme'ye 2-3 Ay sonra çıkardılar. İddianameler'i gördük.Tevkif edilenlerin Tevkif Durumlarını biraz anlamaya başladık. Mesela benden sonra Mustafa Asutay bey ve Hüseyin Çağdar bey Tevkif edilmişlerdi. Fakat Savcı onların 141'den Tevkif edilmelerini istemişti. Öyle anlaşılıyor ki, işi çok ciddi tutuyorlardı. Solcular Silahlar'ıyla yakalanıp getirildikleri halde, bizim üzerimizde daha çok duruyorlardı.
ALİ KARAKAYA'NIN ANLATIMIYLA OSMAN KARA
Ali Karakaya emekli vaizlerden, fakirin kayınpederi olur. Halen Denizli'de mukimdir. 1950'li yılların sonlarında Isparta İmam-Hatip okulunda Ali Karakaya ile beraber okumuşlar.
Ali Karakaya diyor ki;
Osman Kara çok cesur bir insandı. Bizden iki sınıf önceydi. Üstad Bediüzzaman Isparta'da meskundu. Talebeler ziyaretine gitmekten baskılar çok olduğu ve şiddetli takip olduğundan dolayı çekinirlerdi.
Osman Kara çok sık Üstad'ın ziyaretine gider, diğer talebeleri de götürmeye çalışırdı.
Bir defasında (tahminen 1956 seneleriydi) okulun yurdunda kalan talebelerden yaklaşık 150 kişiyi gece Üstad'ın ziyaretine götürdü. İçlerinde ben de vardım. Mustafa Sungur abi bizi karşıladı. O sohbet yaptı, namaz kıldırdı. Gece vakti okulun yurduna giderken iki polis bizi yurdun yakınlarında durdurdu. Nereden geliyorsunuz? diye sordu. Bir talebe sinemadan dedi. Polis; Bu saatte sinema mı olur? dedi. Diğer polis de anladı ve arkadaşını ikna etti. Ortalığı yumuşattı. Nereden geldiğimizi anladı ve bundan sonra gittiğiniz o yere böyle kalabalık değil, az az gidin dedi.
Bu organizeleri yapan Osman Kara idi.
Ali Karakaya anlatıyor:
1957 tarihinde Isparta'da Askeriye'ye ait bir caminin temel atma merasimi oldu. Üstad da orada dua yapması için davetliydi. Osman Kara, okulda sınıf sınıf gezerek, Cuma'dan sonra temel atma merasimi var. Üstad da davetli, dua yapacak. Bizler de gidelim diye organize edip teşvik ediyordu.
Cuma'dan sonra askeri jemseler, isteyenleri namazdan sonra camilerden alıp, temel atma merasimine götürüyorlardı.
Biz de gittik. Mehmet İman, Mehmet Ekiz de vardı. Biz Mehmet İman bey ile Üstad'ın 4-5 metre yakınındaydık. Üstad, mikrofona yarım metreden fazla uzakta durdu, mikrofona yaklaşmadı. Çok kısa bir dua yaptı.
Caminin temel atmasında birkaç kurban kesilmişti. Üstad eliyle işaret ederek, kurbanın İmam-Hatip yurduna gönderilmesini istedi. Öyle oldu.
1958 yılında İmam-Hatip okulu mezunu oldu. Birkaç ay sonra askerlik kararı aldırıp, askerliğe gitti. Temel eğitimden sonra, yedek subay olarak askerlik yaptı.
1960 ihtilalinde yedek subay idi. Bir gün yedek subay elbisesiyle Isparta'ya kardeşi Orhan'ın evine geldi. İhtilal dönemindeki olayları anlattı:
Beraber talim gördüğü asker arkadaşlarımızdan başımızın üstünden geçen kurşunlar geldi... uzun uzun anlattı.
Salih Özcan bey, Hilal dergisinin sahibiydi. O çıkarıyordu. Ben de abone idim. Dergim birkaç ay gelmedi. Ben de Ankara'ya derginin çıktığı matbaya gittim. Baktım Osman Kara oradaydı. Salih Özcan yoktu. Salih Özcan Suudi Arabistan'da imiş. Telefon bağlantısı kuruldu. Osman Kara çok fasih bir şekilde Salih abi ile Arapça konuştu. Arapçası çok güzeldi. Rahat ve fasih konuşuyordu Osman hoca.
Bir sene kadar Mısır'daki Ezher üniversitesinde okumuş olduğunu biliyorum.
Hatıraların anlatımı devam edecek...
Necdet İÇEL
Bu yazı 10/04/2010 tarihinde eklenmiştir.
Bu yazı 1058 kişi tarafından okunmuştur.