Biat
İNSÂNİ PLANDAN İLÂHİ PLANA YÜKSELMENİN YOLU
BİAT
İslâm Tarihinde önemli yer işgal eden müesseselerden biri de, biat müessesesidir.
Biat; söz vermek, va'dde bulunmak, vadini el sıkarak teyit etmek, birisine salâhiyet vermek, sadakat yemini etmek mânâlarına gelir. Adeten, bir üste veya üstün tayin edeceği bir şahsa biat edilir. Emsaller arasında biat yapılabileceğinde de tabiatıyle şüphe yoktur.
Rasulullah zamanında bizzat Rasulullah'a yapılan biat, İslâm esas¬larını hakkiyle tatbik etmek, Allah ve Rasulünün emirlerini çiğnememek, bir sahabenin öğrendiği kadarıyla İslâm prensiplerini yaşayacağına dair, Hz. Peygamberin elini sıkarak verdiği kat’i sözdür. Allah'ın Rasulü ile ya¬pılan biat, Allah ile yapılmış demektir.
إِنَّ الَّذِينَ يُبَايِعُونَكَ إِنَّمَا يُبَايِعُونَ اللَّهَ يَدُ اللَّهِ فَوْقَ أَيْدِيهِمْ فَمَن نَّكَثَ فَإِنَّمَا يَنكُثُ عَلَى نَفْسِهِ وَمَنْ أَوْفَى بِمَا عَاهَدَ عَلَيْهُ اللَّهَ فَسَيُؤْتِيهِ أَجْرًا عَظِيمًا
“Sana biat edenler, ancak Allah'a biat etmişlerdir. Allah'ın eli onların elleri üstünde idi. Onun için kim ah¬dini bozarsa, öz nefsinin zararına bozmuş olur. Kim Allah ile ahdini ye¬rine getirirse, Allah da ona büyük ecirler verir.” 1
Nerede ve nasıl olursa olsun, kime bîat edilirse edilsin, Allah yolun¬da olduktan sonra, bîat, insanî plândan ilâhî plâna yükselmektir. İn¬sana şah damarından daha yakın olan, her zaman yanında bulunan, za¬manın mekânın, bu ve bundan sonraki âlemin, bütün mevcudatın, her şeyin sahibi olan Allah'a söz vermek, ona sadakatle bağlı olduğunu bildir¬mek, büyüklük olduğu gibi bu vadi yerine getirmek büyüklükle de tarif edilemez.
Bunlar için en büyük en güzel netice, Allah rızasıdır, iki cihan saadetidir. Zaten bu kadar didinmenin başka bir hedefi mi vardır ki?
Zamanla mukayyet olmaksızın kâmil mü'minlere büyüklere yapılan bîat, Rasûlüne ve Allah'a yapılmış demektir. Bunun şekli önemli değil¬dir. Asıl önemli olan, her zaman, her devirde ihmal edilen, bîattaki ruh ve mânâdır. Bu mânâ, neticesinde şahsımız için birtakım zararlar da do¬ğacak olsa, verdiğimiz sözü inanarak, benimseyerek, severek, samimiyetle yerine getirmektir. Şekil şöyle veya böyle olmuş önemli değildir.
Kadın, erkek, çocuk, genç, ihtiyar herkes bîat edebilir. Şu var ki, herkes imkân dâhilinde yapabileceği yerine getirebileceği hususlarda bîat etmelidir.
يَا أَيُّهَا النَّبِيُّ إِذَا جَاءكَ الْمُؤْمِنَاتُ يُبَايِعْنَكَ عَلَى أَن لَّا يُشْرِكْنَ بِاللَّهِ شَيْئًا وَلَا يَسْرِقْنَ وَلَا يَزْنِينَ وَلَا يَقْتُلْنَ أَوْلَادَهُنَّ وَلَا يَأْتِينَ بِبُهْتَانٍ يَفْتَرِينَهُ بَيْنَ أَيْدِيهِنَّ وَأَرْجُلِهِنَّ وَلَا يَعْصِينَكَ فِي مَعْرُوفٍ فَبَايِعْهُنَّ وَاسْتَغْفِرْ لَهُنَّ اللَّهَ إِنَّ اللَّهَ غَفُورٌ رَّحِيمٌ
“Ey Peygamber! Mü'min kadınlar Allah'a eş-ortak koşmamak, hırsız¬lık etmemek zina yapmamak, çocuklarını öldürmemek, iftira uydura¬rak birbirleri üzerine atmamak, hiç bir güzel işte sana karşı gelmemek, üzere bîate geldikleri zaman onlardan bîat al, onlar için af dile”2 buyrularak, kadınların bîat etmeleri de sarahaten bildi¬rilmiştir. Ancak, bîat ettikleri kimse erkekse, musafaha yapamazlar.
Sırası gelmişken şu hususu da açıklamamız yerinde olacaktır: İslâm fıkhında bir de imama, yani müslümanların emirine bîat vardır. Bu bîat, itaat mânâsını tazammun eder.
İslâm tarihinde, ikisi Akabe'de, biri Hudeybiye'de olmak üzere üç de¬fa Rasûlullah'a cemaat halinde bîat edilmiştir.
التَّائِبُونَ الْعَابِدُونَ الْحَامِدُونَ السَّائِحُونَ الرَّاكِعُونَ السَّاجِدونَ الآمِرُونَ بِالْمَعْرُوفِ وَالنَّاهُونَ عَنِ الْمُنكَرِ وَالْحَافِظُونَ لِحُدُودِ اللّهِ وَبَشِّرِ الْمُؤْمِنِينَ
“Allah, mü'minlerin canlarını, mallarını kendi yolunda vakfetmeleri mukabilinde onlara cennet vermiştir. Onlar Allah yolunda savaşırlar, öl¬dürürler, ölürler. Allah'ın bu Öyle bir va'didir ki, Tevrat'ta da, İncil'de de; Kur'an'da da sabittir. Allah'dan ziyade ahdinde duran, yerine getiren kim olabilir? Hak uğrundaki bu karşılıklı taahhütten dolayı sevinin. En bü-yük nimet ve selâmet budur.”3
Biat o kadar önemlidir ki, asr-ı saadette inanmanın şartlarından olarak sayılmıştır. Efendimiz (SAV) her iman edene aynı zamanda biat teklifinde bulunmuştur. Ta ki insanlar imana ve İslam’a girerken, neden, niçin ve hangi şartlarda İslam’a girdiklerinin ve dava yükünün altında bulunduklarının farkında olsunlar. Birinci ve ikinci Akabe biatlarında alınan biatlar böyledir.
Peygamberliğin 13. senesi, Kur'an muallimi Mus'ab bin Umeyr Hazretleri, hem Medine'deki İslâmî gelişmeyi bizzat Peygamber Efendimize bildirmek, hem de haccetmek üzere, Evs ve Hazreç kabilelerine mensup ikisi kadın 75 Müslümanla Mekke'ye geldi.
Bunları temsilen bir grup Mescid-i Haram'da amcası Hz. Abbas'la oturan Resûl-i Ekrem Efendimizin yanına vardılar ve şu teklifte bulundular:
"Ya Resûlallah! Biz oldukça kalabalığız. Seni yanımıza almak, size yardımcı olmak, uğrunuzda canımızı fedâ etmek, şahsınızı koruduğumuz şeylerden zâtınızı da esirgeyip korumak üzere söz birliği etmiş bulunuyoruz. Bu hususta sizinle daha geniş konuşmak için nerede buluşalım?"
Resûl-i Kibriyâ, yine Akabe'de buluşmayı uygun gördü.
Bu buluşma, gece yarısı olacak ve kimseye duyurulmayacaktı. Hatta karargâhlarından ayrılırken de dikkatleri çekmemek için küçük küçük gruplar halinde Akabe'ye geleceklerdi.4
Medineli Müslümanlar, bu tâlimat gereği gece yarısı hiç kimseye hissettirmeden ve kimsenin dikkatini çekmeden Akabe yanındaki vadide bir araya geldiler.
Peygamber Efendimiz de burada henüz Müslüman olmamış amcası Hz. Abbas ile geldi. Hz. Abbas'ın maksadı, yeğenini bu mühim meselede yalnız bırakmamak, yapılanları ve verilen sözleri bizzat görüp işitmekti.
Önce, Hz. Abbas söz aldı. Medineli Müslümanlara hitaben Allah Resûlünü koruma hususunda kendilerine güvenleri varsa bu işe girişmeleri, aksi takdirde daha şimdiden bu işten vazgeçmeleri gerektiğini belirten bir konuşma yaptı. Ancak, Medineli Müslümanlar bizzat Resûlullahın konuşmasını istiyorlardı:
"Yâ Resûlallah! Sen de konuş. Kendin ve Rabbin için arzu ettiğin ahdi al" dediler.
O esnada Medineli Müslümanların önderi durumunda olan Es'ad bin Zürâre Hazretleri Resûlullahtan konuşmak için müsâade aldı ve
"Ya Resûlallah," dedi, "her dâvetin bir yolu var. O yol ya kolay olur, ya da zor! Bugün senin yaptığın dâvet, insanların çok zor kabul edecekleri çetin bir dâvettir. Sen, bizi takip ettiğimiz dini bırakmaya ve kendi dinine tâbi olmaya davet ettin. Bu çok güç ve zor bir işti. Buna rağmen biz bu teklifini kabul ettik.
Biz, yurdumuzda, şerefli ve her tecavüzden korunmuş, orada değil kavminden ayrılan ve amcaları tarafından düşmanlarına teslim edilmek istenilen bir zâtın, hattâ kendimizden başka hiçbir kimsenin de hâkim olmak için göz dikemeyeceği bir cemaâttık. Bu çok zor bir iş olduğu halde, biz senin bu yoldaki teklifini de kabul ettik!
Halbuki, bütün bunlar -Allah Teâla, doğru yolu bulma azmini ve sonunda hayra ulaşma ümidini ihsan etmedikçe- insanların hiç de hoşlanacakları şeylerden değildi. Fakat, biz bunları dillerimizle ikrar, kalblerimizle tasdik, ellerimizi uzatmak sûretiyle de kabul ettik.
Allah'dan getirdiklerine bilerek ve inanarak sana bîat ediyoruz. Biz, Rabbimize ve Rabbine bîat ediyoruz. Allah'ın kudret eli, ellerimizin üzerindedir. Kanlarımız kanınla, ellerimiz elinledir.
Kendimizi, evladlarımızı, kadınlarımızı esirgeyip koruduğumuz şeylerden seni de esirgeyip koruyacağız.
Eğer, bu ahdimizi bozarsak, Allah'ın ahdini bozan bedbaht insanlar olalım."
Es'ad bin Zürâre Hazretleri konuşmasının sonunu şöyle bağladı:
"Yâ Resûlallah! Kendin için arzu ettiğin ahdini bizden al. Rabbin için de istediğin şartı koş."
Resûl-i Ekrem Efendimiz, önce onlara Kur'ân-ı Kerimden bazı âyetler okudu. onları Allah'a dâvet, İslâmiyete teşvik ettikten sonra, kendisi ve Rabbi için arzu ettiği hususları şöyle sıraladı:
"Yüce Allah için size söyleyeceğim şartım şudur: Ona hiç bir şeyi eş ve ortak koşmadan ibadet etmenizdir. Namazı kılmanız, zekâtı vermenizdir.
Kendim için isteyeceğim ise şudur: Allah'ın peygamberi olduğuma şehâdet etmenizdir. Kendinizi, çocuklarınızı ve kadınlarınızı koruduğunuz şeylerden beni de korumanızdır."5
Bu sırada Abdullah bin Revâha söz alarak,
"Ya Resûlallah. Bunları söylediğiniz tarzda yaparsak, bize ne var?" diye sordu.
Resûl-i Ekrem,
"Cennet var" diye cevap verdi.
Bu cevabı alınca, gözlerinde parlayan pırıl pırıl sevinçlerini,
"O halde bu kazançlı ve kârlı bir alışveriştir"6 diyerek sözleriyle de te'yid ettiler.
Sonra Peygamber Efendimize,
"Yâ Resûlallah! Sana ne yolda bîat edelim, söz verelim?" diye sordular.
Resûl-i Ekrem Efendimiz;
“Allah'tan başka ilâh bulunmadığına ve benim de Allah'ın Resûlü olduğuma şehâdet getirerek, namazı kılacağınıza, zekâtı vereceğinize; neşeli neşesiz zamanlarınızda sözlerime itâat edeceğinize; emirlerime tamamıyla boyun eğeceğinize; darlıkta da varlıkta da muhtaçlara yardımda bulunacağınıza; hiç bir kınayıcının kınamasından korkmaksızın Allah yolunda, Allah için hak ve gerçeği söyleyeceğinize; iyiliği emredip, kötülükten alıkoyacağınıza bîat etmeli, bana kesin söz vermelisiniz!
Şahsıma gelince; bana her yönden yardım edeceğinize; yanınıza vardığımda, kendinizi, kadınlarınızı ve çocuklarınızı esirgeyip koruduğunuz şeylerden beni de esirgeyip koruyacağınıza kat'i söz vermelisiniz!"7 dedi.
Bunun üzerine onlar biat ettiler. Bu münasebetle şu ayet-i kerime nazil oldu;
إِنَّ اللّهَ اشْتَرَى مِنَ الْمُؤْمِنِينَ أَنفُسَهُمْ وَأَمْوَالَهُم بِأَنَّ لَهُمُ الجَنَّةَ يُقَاتِلُونَ فِي سَبِيلِ اللّهِ فَيَقْتُلُونَ وَيُقْتَلُونَ وَعْدًا عَلَيْهِ حَقًّا فِي التَّوْرَاةِ وَالإِنجِيلِ وَالْقُرْآنِ وَمَنْ أَوْفَى بِعَهْدِهِ مِنَ اللّهِ فَاسْتَبْشِرُواْ بِبَيْعِكُمُ الَّذِي بَايَعْتُم بِهِ وَذَلِكَ هُوَ الْفَوْزُ الْعَظِيمُ
“Şüphesiz Allah, mü’minlerden canlarını ve mallarını, kendilerine vereceği cennet karşılığında satın almıştır. Artık, onlar Allah yolunda savaşırlar, öldürürler ve ölürler. Allah, bunu Tevrat’ta, İncil’de ve Kur’an’da kesin olarak va’detmiştir. Kimdir sözünü Allah’tan daha iyi yerine getiren? O hâlde, yapmış olduğunuz bu alışverişten dolayı sevinin. İşte asıl bu büyük başarıdır.”8
Sahabe-i Kiram Hz. Muhammed’e (SAV) iki defa biat etmişlerdir;
1-İlk defa iman edecekleri zaman,
2-Mekke fethinden önce Hudeybiye’de
Bundan şu anlaşılıyor ki biatını yeniden bir defa daha tazelemeyen bir cemaat, Mekke fethi dönemine ulaşamaz. Ondandır ki Efendimiz (SAV) Hudeybiye’de anlaşmadan sonra bir defa daha bir ağacın altında Sahabe’den biat almış, biatlarını teyit ve te’kit etmiştir. Bu aynı zamanda Allah’ın rızasını kazanmalarının da şartı olmuştur. Bu hususları şu ayetler ifade etmektedirler;
إِنَّ الَّذِينَ يُبَايِعُونَكَ إِنَّمَا يُبَايِعُونَ اللَّهَ يَدُ اللَّهِ فَوْقَ أَيْدِيهِمْ فَمَن نَّكَثَ فَإِنَّمَا يَنكُثُ عَلَى نَفْسِهِ وَمَنْ أَوْفَى بِمَا عَاهَدَ عَلَيْهُ اللَّهَ فَسَيُؤْتِيهِ أَجْرًا عَظِيمًا
“Sana bîat edenler ancak Allah’a bîat etmiş olurlar. Allah’ın eli onların ellerinin üzerindedir. Verdiği sözden dönen kendi aleyhine dönmüş olur. Allah’a verdiği sözü yerine getirene, Allah büyük bir mükâfat verecektir.”9
لَقَدْ رَضِيَ اللَّهُ عَنِ الْمُؤْمِنِينَ إِذْ يُبَايِعُونَكَ تَحْتَ الشَّجَرَةِ فَعَلِمَ مَا فِي قُلُوبِهِمْ فَأَنزَلَ السَّكِينَةَ عَلَيْهِمْ وَأَثَابَهُمْ فَتْحًا قَرِيبًا
وَمَغَانِمَ كَثِيرَةً يَأْخُذُونَهَا وَكَانَ اللَّهُ عَزِيزًا حَكِيمًا
“Şüphesiz Allah, ağaç altında sana bîat ederlerken inananlardan hoşnut olmuştur. Gönüllerinde olanı bilmiş, onlara huzur, güven duygusu vermiş ve onlara yakın bir fetih ve elde edecekleri birçok ganimetler nasip etmiştir. Allah mutlak güç sahibidir, hüküm ve hikmet sahibidir.”10
Meseleyi buraya kadar getirmişken, İslam tarihinden iktibaslarla mevzumuzla alakalı bazı misaller aktarmak istiyorum.
Ubâde b. Sâmit anlatıyor: Biz on bir erkek, harp bize farz kılınmadan önce birinci Akabe'de kadınların, bîat ettiği esaslarda Allah'ın Resulüne (SAV) biat ettik. O'na “Allah'a hiçbir, şeyi ortak koşmayacağımıza, hırsızlık ve zina yapmayacağımıza, kimseye iftirada bulunmayacağımıza, çocuklarımızı öldürmeyeceğimize ve Allah'a asi olmayacağımıza dair biat ettik. Kim bunları ifa ederse karşılığında cennete girecek, kim de her hangi birini, terk ederse cezası Allah'a kalmıştır. Allah dilerse onu cezalandırır, dilerse affeder. Sonra herkes biatlerinden, bir sene sonra tekrar buluşmak üzere dağıldı.11
Ubâde b. Sâmit anlatıyor: Ben Allah'ın Resulüne (SAV) biat eden temsilcilerden (nâkîb) biriydim ve biz kendisine “Allah'a hiçbir şeyi ortak koşmamak, hırsızlık ve zina etmemek, haksız yere, öldürülmeleri haram kılınanları öldürmemek, yağma ve isyanda bulunmamak” üzere bîat ettik. Bunları tatbik ettiğimizde karşılığında cennet vardı. Herhangi birini terk ettiğimizde ise hükmü Allah'a kalmıştır.12
Ka'b b. Malik anlatıyor: Biz vadide toplandık, Peygamber’i (SAV) bekliyorduk. Peygamber (SAV) Abdulmuttalib oğlu Abbas ile geldi. Abbas henüz müslüman olmamıştı. Sadece yeğeninin işiyle meşgul olmak ve onun emniyetini sağlamak istiyordu. Toplantı başladığında ilk sözü Abbas aldı.
-“Ey Hazreçliler! Bildiğiniz gibi Muhammed bizim yakınımızdır. Görüşlerimizin aleyhinde olmasına rağmen kavmimiz arasında onu himaye etmişizdir. Kavmi arasında bir itibarı vardır. Kendi yurdunda himaye ediliyor. Ancak sizinle beraber olmak ve sizin yurdunuza da gitmekte ısrar ediyor.
Eğer taahhüt ettiğiniz hususları yerine getirecekseniz ve düşmanlarına karşı onu koruyacaksanız ve birtakım meşakkatlere de katlanacaksanız onu alıp götürün. Eğer sizinle geldikten sonra onu yalnız bırakacak ve düşmanlarının eline teslim edecekseniz şimdiden bırakınız. Zira o memleketinde, kavmi içinde itibarlı ve himaye gören bir kişidir.” dedi. Bunun üzerine;
-“Dediklerini hepimiz dinledik. Ey Allah'ın Resulü şimdi de sen konuş Rabbin ve kendin adına istediğin şartları öne sür” dedik. Resûlullah da konuştu. Kur'ân okuyup Allah'a dua ettikten, onları İslâm'a girmeye teşvik ettikten sonra şöyle buyurdu:
-“Düşmanlara karşı hanımlarınızı ve çocuklarınızı himaye ettiğiniz gibi beni de himaye ettiğiniz takdirde sizinle biat ediyorum.” Berâ b. Mağrur Peygamberin elini tuttu ve:
-“Evet, seni hak din ile gönderen Allah'a yemin olsun ki ailemizi himaye ettiğimiz gibi seni de koruyacağız. Ey Allah'ın Resulü sana biat ediyoruz. Allah'a yemin ederim ki biz savaşla haşır neşir insanlarız. Bu bize ecdadımızdan miras kaldı.” dedi. Bera Peygamber ile konuşurken Ebu'l Heysem İbn-i Teyyihan söze karıştı ve:
-“Ey Allah'ın Resulü! Yahudilerle aramızda bir anlaşma var. Bu durumda onu bozmuş oluyoruz. Biz bütün bunları yerine getirirsek, Allah da seni muzaffer ederse herhalde o zaman bizi bırakıp da kavmine dönmek istemezsin değil mi?” dedi. Hz. Peygamber (SAV) gülümsedi ve:
-“Kanımın son damlasına kadar sizinle beraberim. Kabrim de sizin kabirlerinizin yanında olacak. Ben sizdenim siz de bendensiniz. Düşmanlarınızla savaşır dostlarınızla dost olurum.” buyurdu.13
Urve anlatıyor: Ensar’dan Hz. Peygamber’e (SAV) ilk biat eden Ebu'l Heysem b. Teyyihan idi. Hz. Peygamber’e (SAV):
-“Ey Allah'ın Resulü! Diğer kabilelerle aramızda bir takım anlaşmalar var. Belki biz bu anlaşmaları bozmak mecburiyetinde kalacağız. Anlaşmaları bozup ve bütün Araplarla savaşa tutuştuğumuz zaman bizi bırakır da kavmine dönersen durum ne olacak?” dedi. Bunun üzerine Allah'ın Resulü:
-“Kanımın son damlasına kadar sizinle beraberim. Kabrim de sizin kabirlerinizin yanında olacak.” buyurdu. Resûlullah'ın sözlerinden memnun olan Ebû Heysem kavmine döndü ve:
-“Ey ahali! Bu Allah'ın elçisidir ve onun gerçekten doğru olduğuna ve kavmi, aşireti arasında korunduğuna, Allah'ın himayesinde olduğuna şehadet ederim. Şunu da bilin ki, eğer siz onu yanınıza alır götürürseniz bütün Araplar bir olup size hücum edeceklerdir. Eğer Allah yolunda savaşı, mallarınızı ve çocuklarınızı telef etmeyi göze alıyorsanız onu memleketinize davet ediniz. Zira o gerçekten Allah'ın Resulüdür. Eğer içinizde bir endişe varsa şimdiden tezi yok onu bırakın” dedi. Bunun üzerine orada bulunanlar:
-“Allah ve Resulünün bütün tekliflerini kabul ediyoruz. Bizden istediğini de seve seve vereceğiz yâ Resûlullah! Ey Ebu'l-Heysem! Peygamberle aramızdan çekil ki ona biat edelim” dediler. Bunun üzerine Ebû Heysem:
-“O halde ilk biat eden ben olacağım. Sonra siz biat ediniz.” dedi.14
Asım b. Ömer anlatıyor: Ensar, Hz. Peygamber’e (SAV) bîat için toplandığında Abbas b. Ubâde:
-“Ey Hazreçliler! Hangi hususlarda bu zata bîat ettiğinizi biliyor musunuz?” dedi. Onlar da:
-“Evet” dediler. Sonra Abbas:
-“Şu halde siz bütün insanlarla harbi göze almak üzere ona biat ediyorsunuz. Eğer siz mallarınızın telef olduğunu ve büyüklerinizin öldürüldüğünü görünce onu düşmanlarınızın eline bırakmayı düşünürseniz biliniz ki, bu sizin için dünyâ ve ahirette yüz karasıdır. Yok eğer mallarınızın tamamen yok olması ve ileri gelenlerinizin öldürülmesine rağmen taahhütlerinizi yerine getirmeyi kabul ediyorsanız o zaman onu alıp götürünüz. Allah'a yemin ederim ki dünya ve ahiret için hayırlı olan da budur” dedi. Ensar:
-“Mallarımızın telef olmasına ve eşrafımızın öldürülmesine rağmen biz onu alıp götüreceğiz. Ey Allah'ın Resulü! Biz bunları yerine getirdiğimiz takdirde karşılığında bize ne var?” dediler. Peygamber de (SAV) “Cennet var” buyurdu. Ensar; “Uzat elini sana biat edelim” dediler. Peygamber (SAV) elini uzattı ve ona biat ettiler.15
Enes (r.a) anlatıyor: Peygamber (SAV) hendek kazılan yere gitti. Ensar ve muhacirleri sabahleyin soğukta hendek kazarken gördü. Kendi yerlerine çalıştıracak köleleri de yoktu. Onların yorgunluk ve açlıktan mütevellit halini görünce: “Allah’ım! Gerçek hayat ahiret hayatıdır. Sen ensara ve muhacirlere acı dedi. Onlar da Peygamber’e cevaben: “Biz yaşadığımız müddetçe mücadele etmek üzere Muhammed'e (SAV) bîat edenleriz” dediler.16
DİNLEMEK VE İTAAT ETMEK HUSUSUNDA BÎAT
Biatın ayrı bir boyutu da, Allah ve Resulünden sonra gelen ve Onların izini takip eden, bizim kendi idarecilerimize karşı da basiretli itaat anlayışı içerisinde bulunmak ve bu şartlarda onlara itaat etmektir. “Basiretli itaat” dedim, zira “Allah’a isyanda kula itaat yoktur”17 buyurmuştur kendisine biat ettiğimiz Hz. Muhammed (SAV).
Bu hususta da misaller vermek istiyorum;
Ubeydullah b. Rafi anlatıyor:
“Bir şarap kabı alıp Ubâde b. Samit'e götürdüm. Onu alıp parçaladı ve “Gençlikte ve ihtiyarlıkta dinleyip itaat etmek darlıkta ve bollukta infak etmek iyiyi emredip, kötüden sakındırmak Allah ve din uğrunda hiçbir kimsenin kınamasına aldırmamak ve Allah'ın Resulü Yesrib'e geldiğinde kendimizi, eşimizi ve oğullarımızı himaye ettiğimiz gibi onu da himaye etmek üzere Cennet karşılığında Peygamber’e (SAV) biat ettik. İşte bu bîat ettiğimiz hususlar Allah'ın Resulüne yapılan biattir” dedi.
Bir diğer rivayette bu hadise ilâve olarak şu ziyade vardır:
“İdarecilerle gelişi güzel münakaşa etmemek, nerede bulunursak bulunalım, hakikati söylemek, Allah yolunda hiçbir kimsenin kınamasına aldırmamak üzere Resûlullah'a biat ettik.”18
Cerir (r.a) anlatıyor: Peygamber’e (SAV) gittim ve: “Hoşuma gitsin gitmesin her hususta dinlemek ve itaat etmek üzere sana bîat edeyim” dedim. Şöyle buyurdu: “Buna dayanabilir misin? Böyle söylemekten sakın, -gücümün yettiğince- de!” Ben de bunun üzerine: “Gücümün yettiğince” dedim ve benimle müslümanlara nasihatta bulunmam üzere bîat etti.19
İbn-i Ömer anlatıyor: Peygamber’i (SAV) dinlemek, itaat etmek üzere bîat ettiğimizde bize “-gücümün yettiği kadar- deyin” buyurdu.
Atabe b. Abd anlatıyor: “Allah'ın Resulüne beşi itaate ikisi muhabbete dâir olmak üzere yedi kere bîat ettim.”19
Günümüzde lafız kargaşasının en dibe vurduğu talihsiz bir dönemi yaşamaktayız. İlericiliğin gericilik, nurun zulmet, zalimliğin adalet, vatanı satmanın vatanperverlik vs. kabul edildiği bir korkunç dönemdeyiz.
İslam’ın önemli ve temel esaslarından olan biat, Allah bilmez, peygamber tanımaz ve dinin ruhundan mahrum cahillerin “biat kültürü” diyip hücum ettikleri bu önemli meseleyi biraz huzurlarınıza getirmeyi arzu ettim. Başkalarının ne dediği bizim için önemli değildir. İslam dünyasını başı bozukluktan ve başı boşluktan kurtaracak, imamenin etrafına dizilen tespih taneleri gibi cemiyeti nizam altına alacak, biz mü’minleri insânî plandan ilâhî plana yükseltecek bu mesele, inancımız ve davamız açısından çok önemlidir.
İmanı biatla, biatı şuurlu itaatla cem ederek yaşama bahtiyarlığına erdirmesini Mevla-yı Müteal’den niyaz ederim…
Necdet İÇEL
1-Fetih 10
2-Mümtehine: 12
3-Tevbe: 112
4-İbni Hişâm, Sîre: 2/83-84; İbni Sa`d, Tabakât: 1/221; Taberî, Tarih: 2/228
5-İbni Hişâm, Sîre: 2/84; İbni Sa`d, Tabakât: 1/222; Taberî, Tarih: 2/238; İbni Seyyid, Uyunu`l-Eser: 1/163; Halebi, İnsanü`l-Uyûn: 2/174-175
6-Taberî, Tarih: 2/239; Halebi, İnsanü`l-Uyûn: 2/175
7-İbni Hişâm, Sîre: 2/97; Halebi, İnsanü`l-Uyûn: 2/175
8-Tevbe; 111
9-Fetih; 10
10-Fetih; 18-19
11-Bidâye: 3/150; Buhari; Müslim; Kenz'ul-Ummal: 1/82
12-Kenz'ul Ummal: 1/82
13-Kastalânî: 7/157
14-Mecmeu'z-Zevâid: 6/47
15-İbn-i İshak; El-Bidâye: 3/162-164
16-Buhari: 397
17-Buharî Ahkâm 4; Müslim İmâre 39
18-Beyhakî; Bidâye: 3/163; Terğib: 4/3
19-Kenz'ul-Ummal: 1/82; Terğib: 3/237; îbn-i Cerir: 1/82
20-Buharî; Kenz'ul-Ummal: 8/83
Bu yazı 12/02/2011 tarihinde eklenmiştir.
Bu yazı 648 kişi tarafından okunmuştur.