Günün Sözü: Düşmanızın bile parmak ve dudağını ısırtabilecek bir ahlâk,muteşem bir ahlâktır.
Sitede şu an 37 kişi var. Toplamda 3,487,042 kişi tarafından ziyaret edilmiştir.
ARAMA:


Beylerin ve ağlayanların ülkesi Mozambik

1992’den sonra dünyaya açılan Türkiye’nin eğitim faaliyetleri içinde önemli bir organizasyonu teşkil eden “Uluslar arası Türkçe Olimpiyatları” vasıtasıyla ismini çok duyduğu ve başarılı talebeleriyle dikkatimi çeken Afrika’nın kuzeybatısında ve Hint okyanusunun kenarında yer alan Mozambik ismi, dikkatimi çeken ülkelerden bir tanesiydi.

Her güzel ülkeyi yerinde görmek, Türkçe olimpiyatlarına katılan yönleriyle başarılarını yerinde müşahade etmek, herkes gibi benim de en büyük arzumdu.
İzmir’de talebelik yıllarımdan tanıdığım Asım Akın Işık bey’in de Mozambik’te kalıyor olması, benim için ayrı bir müşevvik oldu ve Cenab-ı Hakk’ın lütfuyla 21-23 Kasım tarihlerinde Mozambik’i ziyaret etme bahtiyarlığına mazhar oldum.
Ülkeler veya beldeler, isimlerini zaman içinde oluşan değişik hadiselerden esinlenerek veya belli şahısların oralardaki icraatlarından alınarak isimlendirilirler.

Hint Okyanusu kıyısında kuzeyden güneye doğru 1900 km. boyunca uzanan, kuzeyde Tanzanya, kuzeybatıda Malavi ve Zambiya, batıda Zimbabve, güneyde Swaziland ve Güney Afrika Cumhuriyeti ile komşu olan Mozambik de ismini, Karahanlı Türklerinden olan Musa bin Beg veya Musa bin Bîk isimli o bölgenin sultanı zâtın zaman içerisinde isminin değişmesiyle önce Musambi ve daha sonraları da Mozambik olarak isimlendirilmiş ve hala bu şekilde devam etmektedir.
Musa bin Beg veya Bîk ile alakalı farklı görüşler olsa da manası itibariyle bulunduğu bölgenin kaderini paylaşan ve ismiyle müsemma olan bir isimdir. Zira “bey” kelimesi “ağa, ağabey, paşa” manalarında kullanılmıştır. Bu itibarla Mozambik’in ağalığı, paşalığı olduğu dönemler olmuştur. Belli bir dönem Mozambik bu isimle müsemmadır.

Milâttan önce 7. yüzyılın sonlarında Fenikeliler'in ayak bastığı sanıla, 1 ve 4. yüzyıllarda Bantu kavmi tarafından istilâ edilen Mozambik'in İslâmî dönemdeki tarihi, Basra körfezindeki müslüman Araplar'ın 7. yüzyılın ortalarında Hint Okyanusu sahillerine gelmesiyle başlar. Abdülmelik b. Mervân zamanında Uman’dan kaçan bazı Haricîler ile Hişâm b. Abdülmelik döneminde Hz. Hüseyin'in torunu Zeyd b. Ali Zeynelâbidîn taraftarı bir grup bölgeye gelip yerleşti. Müslümanlar, kısa bir süre sonra Doğu Afrika'nın Ümit-burnuna kadar uzanan sahil şeridine ve buralarda Süfâle (Sofala), Mozambik gibi adalara hâkim olup bu sahillerde küçük şehir devletleri kurdular ve iç bölgelerdeki yerli krallıklarla ticarî ilişkiler geliştirdiler. Araplar'ın ardından Şîraz kökenli İranlılar, Hintli ve Çinliler ticaret yapmak amacıyla bölgeye geldiler. 10. yüzyılın sonlarında İran'dan bölgeye sığınan Şîraz emîri tarafından Kilve adasında kurulan sultanlık, 12. yüzyılın sonlarında hâkimiyet alanını kuzeyde Zengibar ve Pemba, güneyde Mozambik ve Süfâle adalarına kadar genişletti. Adanın sultanı Mûsâ b. Bîk'in adı zamanla Musambih ve ardından Mozambik'e dönüşerek adanın ismi haline gelmiş oldu. İşte bu dönem Mozambik, “beg” kelimesinden istimbat ile gerçekten beylik, ağalık dönemini yaşadı.

Musa bin Bîk olarak ele alacak olursak (ki ağırlıklı görüş budur); “bîk” kelimesi “çok ağlamak” manalarına gelir. Maalesef Mozambik, bu ismiyle de müsemma olmuş 16. yüzyılın başlarında bu ülkeye Portekizliler ülkenin ismini galat bir tabirle Mozambik’e dönüştürmüşler. Ve hem de ülkeyi kan gölüne dönüştürerek “bîk (çok ağlayan)” kelimesinin manasına uygun bir perişaniyete sokmuşlardır.

16. yüzyılın başlarında buraya gelen Portekizliler bölgedeki bütün sahiller için Mozambik adını kullanmaya başlamışlardır. İslâm kaynaklarında Mozambik sahillerinin adı, altın ticaretinin önemli merkezi olan Süfâle şehri dolayısıyla Bilâdüssüfâle, Süfâletüzzeheb, Süfâletüttebr veya yerli halkın zenci olması sebebiyle Bilâdüzzenc olarak geçmektedir. 916 yılında bölgeyi ziyaret eden meşhur tarihçi Mes'ûdî, Süfâle'den zenci ülkesinin en uç noktası diye bahseder ve Umanlı denizcilerin Kanbulu, Süfâle ve Vakvak ülkelerine gittiklerini, zenci yerlilerin içinde müslüman olanların bulunduğunu belirtir. 12. yüzyıl İslâm coğrafyacılarından İdrîsî, Süfâle'de altın ve demir madenlerinin bolluğuna dikkat çekmiştir.

1497 yılında Mozambik adasına gelen Vasco da Gama ada halkından iki rehberle Hint Okyanusu'na açılmak istedi ve bu talebi karşılanmadığı takdirde adayı top ateşine tutma tehdidinde bulundu. Kendisine verilen rehberlerle Kalküta'ya gitmek üzere ayrılınca Mozambik adası Portekiz saldırısından kurtuldu. Vasco da Gama, 1502-1504 yıllarındaki ikinci seferinde Süfâle'den epeyce altın alıp bunları Portekiz kralına götürdü. Süfâle ve Kilve’yi Hindistan yolu üzerinde birer üs olarak kullanmak isteyen Portekiz Kralı I. Manuel bölgeye bir donanma gönderdi. Portekizli kumandan Francisco d'Almedia, Süfâle ve Kilve'de kendi getirdiği malzemelerle kaleler inşa ettirdi. 1507'de tarihî Süfâle İskelesi'nin yerini Mozambik adası aldı.

Adada Hindistan seferine çıkan Portekiz gemileri için depo, denizciler için sağlık evi ve bir kilise yaptırıldı. Mozambik adası kısa zamanda Hint Okyanusu sahilinde Portekiz sömürgeciliğinin en önemli merkezi oldu.

Pîrî Reis, Kitâb-ı Bahriyye'de Habeş memleketinin Makdişu sahillerindeki şehirleri anlatırken bölgenin en uzak noktasında altın madenleriyle meşhur Süfâle’nin bulunduğunu söyler; ayrıca Membâse (Mombasa), Melindî (Melinde), MûseBîk (Mozambik) ve Kilve'yi zikreder. 16. yüzyılda Mozambik sahilleri hakkında ayrıntılı bilgi veren Portekizli seyyah Duarte Barbosa, Mozambik sahilindeki şehirlerde yaşayan müslümanların Melinde, Mombasa ve Kilve'den buraya pamuklu ve yünlü kumaşlarla inci getirip karşılığında altın aldıklarını, bugünkü Mozambik'in arka ülkesi konumundaki Monotomapa Krallığında çıkarılan altının Mozambik adası, Süfâle ve Angoche'a getirildiğini, bu üç adanın şehrin Kilve sultanının gönderdiği şerifler tarafından idare edildiğini anlatır.
15. yüzyılın ilk yarısında Portekiz donanması kıyı şeridine hâkim olmakla birlikte iç kısımlarda henüz etkili değildi. Müslümanlar ise epeyce içeride kalan Sena ve Tete şehirlerinde ticaretle meşguldüler. Sahillerde kuvvetli idarî yapı oluşturmayan işgal güçleri yanında Quitan-gonha, Sancul, Sangage ve Angoche gibi yerler uzunca bir süre müslüman yöneticilerin elinde kaldı. Portekizliler, 16. yüzyılın başından itibaren adım adım ele geçirerek sömürgeleştirdikleri Mozambik'i, 1750'de merkezi Goa Limani'nda bulunan ve Kral Naibi tarafından idare edilen Hindistan sömürgesine bağladıktan bir yıl sonra müstakil hale getirdiler. Mozambik adasını da 1898 yılına kadar devam eden süreçte bu sömürgenin merkezi yaptılar.

İNSANLARI KÖLELEŞTİREN PORTEKİZLİLER

Portekizliler’in bu ülkeyi işgal edip sömürü ülkesi haline getirmesinden sonra, ülke gerçekten ağlayan insanların inlemeleriyle, zamanlarını ve asıllarını geçiriyordu. 16. yüzyılın başlarından bugünlere kadar yaklaşık 5-6 asırdan beri inleyen ve sömürülen bir ülke olmuştur.

Portekizliler'in Doğu Afrika'da en önemli geçim kaynağı, 19. yüzyılın ortalarına doğru yasaklanıncaya kadar köle ticareti ve diğer Avrupa ülkelerinin sömürgelerine belli bir ücret karşılığında yerli insan sevki oldu. Portekizliler köle ticaretini asırlarca Mozambik adası üzerinden yaptılar. Sömürge idaresi, 16-19. yüzyıllar arasında Mozambik'ten dünyanın çeşitli bölgelerine gerçekleştirdiği köle ticareti sayesinde altın çağını yaşadı. 1814 yılına kadar Mozambik adası köle ticareti için en önemli liman iken buranın yerini önce Quelimane, ardından İnhambane ve Ibo limanları aldı. 19. yüzyılın ilk yarısında 400.000 Mozambikli Portekizliler tarafından köleleştirilip başka yerlere gönderildi. Fransa 1848'de köle ticaretine sınırlama getirdiyse de kaçak köle ticareti devam etti. 1854 yılından itibaren Portekiz, Mozambik içinde çalıştırılmasına izin verdiği veya yurt dışına belli bir ücret karşılığında götürülmesine karşı çıkmadığı işçilere hür insan statüsü vererek düşük de olsa bir ücretlendirme yaptı. Ancak bu ücret ülkede aynı işi yapan Avrupalı işçilerin ücretine göre çok azdı. 1857'de Portekiz sömürge valisi Fransızlar'ın yürüttüğü kaçak köle ticaretini engellemeye çalışınca iki ülke arasında diplomatik kriz yaşandı.

Fransa'nın 1859'da Doğu Afrika sahillerinden köle ticaretini kesin olarak yasaklamasıyla Mozambik'ten köle taşınması son buldu. Fransa 1881'de, Komor adalarından Mayotte ve Madagaskar'da ihtiyaç duyduğu iş gücü açığını Mozambik'ten sağlamak üzere Portekiz ile yeniden anlaştı. Mozambik adası ve Quelimane Uman'dan 1852 'de başlayan ve 1902 yılına kadar aralıklarla devam eden bu süreçte 115.000 Mozambikli işçi Fransız sömürgelerine götürüldü. Ardından bu defa Güney Afrika ve Zimbabve'deki madenler için Mozambik'ten işçi talep edildi.

Portekiz, 1884-1883 yıllarında düzenlenen Berlin Konferansı sırasında bugünkü Mozambik Devleti'nin sınırları içinde kalan toprakları himayesine aldığını ilân etti. Bununla birlikte 20. yüzyıla gelindiğinde bile bütün ülkeyi kontrol etmekten uzaktı. Mozambik topraklarının önemli bir kısmının sömürgeleştirilmesi ancak 1924'te tamamlandı. Yaklaşık beş asırdır Mozambiklileri yurt dışına köle ve işçi olarak pazarlayan Portekiz, bu dönemde ülkedeki arazileri işletmek için Avrupa'dan göçmen getirmeye başladı. 1932'de 18.000 olan Avrupalı işçilerin sayısı 1960'ta 85.000'e ulaştı. Bölge 1951 yılında Portekiz'in deniz aşırı eyaleti ilân edildi.

Mozambik halkı 25 Haziran 1975’te bağımsızlığını kazanacağı ana kadar. Portekizlilerin deniz aşırı bir eyaleti ve bir sömürgesi olarak yaşamıştır. Hala siyaseten tam bağımsız oldukları da söylenemez.

15. yüzyıl sonlarında Hint okyanusuna açılan Portekizlilerin amacı ticaretin kontrolü ellerinde olan Araplar’a karşı savaşmak, kıyı limanlarını ele geçirmek, altın ve gümüş madenlerine sahip olmaktı.

1520’lerde Mozambik’i ele geçiren Portekizliler, Müslüman insanları hem Hıristiyanlaştırdılar hem köle olarak kullanıp Avrupalılara sattılar ve hem de buradan her sene tonlarca fildişi satın alıp ülkelerine götürdüler. Bundan başka ülkenin bütün yer altı zenginliklerini talan ettiler. Ve halkını da köle olarak kullanıp sattılar. Burada önemli olan, hem servetlerini ele geçirmeleri ve hem de Müslümanlıklarını ve imanlarını bertaraf ettirip Hıristiyanlaştırmalarıdır. Yani Portekizliler sayesinde Mozambikliler hem dünyalarını hem de ahiretlerini kaybetmişlerdir.

8. yüzyıldan itibaren bütün Doğu Afrika sahillerinde olduğu gibi Mozambik sahillerinde de Müslümanların yaşadığı bilinmekle birlikte İslâmiyet'in ülke içindeki yayılışı konusunda yeterli malûmat yoktur. Portekiz sömürge idaresinin kurulmasıyla birlikte bölgeye gelen Cizvit papazları Luabo, Quelimane, Tete ve Mozambik adasında müslümanları ve yerli halkı Hıristiyanlaştırma faaliyetlerine giriştiler. Mozambik'in Zambeze vadisine yerleşen Augustine ve Dominiken papazları ise kendilerini misyonerlik faaliyetlerinden ziyade fildişi, altın ve köle ticaretine verdiler.

Ülkenin iç kısımlarında yerliler arasında İslâmlaşma daha ziyade 18. yüzyılın başında Portekizliler'in Hindistan'dan getirdikleri müslümanlar vasıtasıyla başladı. Ancak müslüman sayısındaki artış Portekiz sömürge idaresini rahatsız edince göçe bir sınırlandırma getirildi. 1750'de müslümanların Mozambik yerlilerinden köle edinmeleri bunları müslümanlaştırdıkları gerekçesiyle ağır şartlara bağlandı. Bu dönemde Hintli müslümanların ileri gelenleri sahildeki Inhambane'de Kur'an okulu açarak İslâmî eğitim vermeye başladılar. 1770 yılında Macuana'da önemli sayılacak bir İslâmlaşma gerçekleşti. Bölgede çok sayıda çocuğun sünnet edilmesi ve yeni camilerin ibadete açılması Portekiz yönetimini rahatsız etti.

19. yüzyılın başında Cabo Delgado'da 50.000 civarında müslüman bulunduğu tahmin edilirken Mozambik adasının kara kısmında 20-30.000 müslüman yaşamaktaydı. Müslümanların sayısının giderek artmasında Uman'ın başşehri Maskat'taki taht merkezini Zengibar adasına taşıyan BûSaîd hanedanının büyük tesiri olmuştur. Portekiz sömürgeciliğinin Doğu Afrika'daki en büyük rakibi olan bu hanedanın Mombasa'dan Kilve'ye kadar uzanan sahilde hâkimiyet kurması Doğu Afrika müslümanlarına rahat bir nefes aldırdı. Kilve 16. yüzyıl öncesindeki gibi yeniden önem kazandı. Bu durum, şehrin güneyindeki Mozambikli müslümanların dinî ve ticari hayatlarının canlanmasına katkı sağladı. Aynı dönemde Angoche, Kİlve'den sonra bölgenin en önemli merkezi oldu. 1836 yılında köle ticareti yasaklanınca müslümanlar sahile yakın bölgelerde yaşayan Makua etnik grubu içinde tebliğ faaliyetine başlayarak bunların önemli bir kısmını müslümanlaştırdılar.

1866'da Mozambik'in kuzeyindeki Makonde etnik grubunun sahile yakın bölgelerde yaşayan önemli bir kısmı müslümandı. 1875-1876 yıllarında Mozambik'in iç kısımlarını gezen Elton, İslâmiyet'in ülkenin birçok bölgesinde yayılmış olduğunu söyler. Tanzanya, Malavi ve Mozambik devletlerinin ortak sınır bölgelerinde yaşayan önemli etnik gruplardan Yaolar'ın reisi III. Makanjila Banali'nin 1870'te İslâmiyet'i kabul etmesinin ardından idaresindeki yerleşim birimleri birer İslâmî tebliğ merkezi haline geldi. 1880'li yıllarda Komor adalarında giderek yaygınlaşan Şâzeliyye ve Kâdiriyye tarikatlarına mensup şeyhler 1910-1920 yıllarında Mozambik'te İslâm'ın yayılmasına büyük katkı sağladılar.

Mozambikli müslümanların Osmanlı Devleti'yle de temas halinde oldukları bilinmektedir. 1862'de Güney Afrika'ya tebliğ ve irşad için gönderilen Ebûbekir Efendi Mozambik'e birkaç defa gitmişti. Hamidiye Hicaz demiryolu yapımı esnasında Lourenço Marques'teki İslâm Encümeni tarafından toplanan para yardımı İstanbul'a ulaştırılmış, bunun üzerine yardımda bulunan Mozambikli müslümanlar II. Abdülhamid tarafından madalya ile ödüllendirilmiştir.
20. yüzyılın başında Mozambik'teki önemli İslâmî merkezlerden biri olan Angoche'ta on beş cami ve Kur'an okulu bulunuyordu. Portekiz sömürge idaresi bu dinî canlılıktan rahatsız oldu. 1903'te müslümanların evleri ve camileri yıkılıp yağmalandı. Buna rağmen Komorlu âlimler, İslâm hukuku öğretmek ve Arapça eğitimi vermek için Angoche'a gelmekten vazgeçmediler. 1937'de Mozambik sahillerindeki bütün Kur'an mekteplerini ve camileri kapatan Portekiz sömürge idaresi müslümanların baskısı sonucu ertesi yıl bu kararından vazgeçti. Portekiz Misyoner Atlası'na göre 1964 yılında ülkede toplam 800.000 müslüman, 796.403 Katolik ve 200.000 Protestan bulunuyordu. Ayrıca 10.000 civarında Hint asıllı müslüman uzun yıllardır Mozambik'te yaşamaktaydı.

Bağımsızlıktan sonraki ilk on yıl Mozambik müslümanları için çok sıkıntılı bir dönem oldu. 1976'da Mozambik Kurtuluş Cephesi'nin ülkedeki dinî amaçlı dernekleri yasaklaması üzerine Dârüsselâm'da okuyan Mozambikli müslüman öğrenciler ülkelerinde İslâm'a aşırı baskı yapıldığını söyleyerek olayı dünya gündemine taşıdılar. Mozambik Kurtuluş Cephesi 1983’te Mozambik Müslümanlar Konseyi'ni resmen tanıdı. Ancak müslümanlar Arabistan ve Uman ile iş birliği yaptıkları gerekçesiyle 1989 yılına kadar yönetimden dışlandı. 1990'da müslümanları bir idarî çatı altında toplamak için Congresso Islamico adıyla yeni bir teşkilât kuruldu. 1993 yılında yapılan çok partili seçimler Mozambik'te dinî hayatı bir ölçüde rahatlattı.

Ülkede daha çok kuzeyde yoğunlaşan müslüman nüfusun oranıyla ilgili olarak % 20-30 arasında farklı rakamlar verilmekte, bazı müslüman araştırmacılar bu oranın % 50'yi aştığını, ancak dinî ve siyasî sebeplerle düşük gösterildiğini belirtmektedir.

Sahil kesiminde yaşayan Sevâhilî müslümanların tamamına yakını Şafiî, Hindistan'dan gelenler ise Hanefî mezhebine mensuptur.

Müslümanların yönetimde hemen hemen hiç söz hakkı bulunmamakta, 1990 yılından itibaren müslümanları kabinede tek bir müslüman bakan temsil etmektedir. Adalet ve din işlerinden sorumlu Joseph Abboud adındaki bakanın girişimleri sonucunda 1994'te İslâm Konferansı Teşkilâtı'na aslî üye olan Mozambik bir yıl sonra da İslâm Kalkınma Bankası üyeliğine kabul edildi. 1994'te Mozambik Kurtuluş Cephesi ile Mozambik Millî Direnişi arasındaki rekabet, bu iki partinin aday listelerine müslümanların önde gelenlerini koyma yarışına girmesine sebep oldu; müslümanlar tarafından kurulan Mozambik Bağımsızlık Partisi (PIMO) seçimlerde oyların sadece %1'ini alabildi. Müslüman milletvekillerinin girişimiyle 1996 yılında kurban bayramı resmî tatil olarak kabul edildi. 2000 yılında Mozambik'teki müslüman gençlere yüksek derecede İslâmî eğitim imkânı sağlamak üzere Mûsâ b. Bîk Üniversitesi açıldı.

“Bîk” kelimesi üzerinde durmuştuk. Ancak ismin başında “Musa” kelimesi vardır. Musa; Kur’ân-ı Kerîm’de geçen ve aslı Kıptîce olan bir kelimedir. Biri “su” manasındaki “mu”, diğeri “ağaç” anlamındaki “sa” kelimesinden meydana gelmiştir.
Hz. Musa’nın da (a.s) yaşadığı muhit ve gösterdiği mucizeler itibariyle su ve ağaç ile de alakası vardır. Yani Hz. Musa (a.s) ismiyle müsemmadır.

Mozambik de sular ve ağaçlar ülkesidir. Musa bin Bîk de Musa kelimesiyle münasebettar ve ismiyle müsemmadır. Mozambik’te altmışın üzerinde ırmak vardır. Bu ırmakların debisi oldukça yüksektir. Bu ırmaklardan bir tanesi olan Zambezi, sekiz ülkeden geçen ve dünyadaki önemli ırmaklardan bir tanesidir.

Mozambik’te işlemeye elverişli toprakların %5’i ekilidir. Geriye kalan %95 ekilebilecek arazi muattaldır. Türkiye’den gidecek ve ekecek ziraatçılarını beklemektedir. Ayrıca Hint okyanusuna açılan sahili takriben 1600 km.yi bulmaktadır. Hint okyanusundan çıkan balıklar ve araziden yetişecek mahsulat ile cennetlere dönüşebilecek bir ülkedir. Ülkede mahun cevizi, şeker ve pamuk ürünleri ihraç ürünleridir. Çay, kurutulmuş Hindistan cevizi içi ve bir çeşit elyaf ürünü olan sisal de ihracatın %60’ını teşkil etmektedir. Ülkede büyük Hindistan cevizi, pirinç, buğday, mısır, yer fıstığı ve muz da iç tüketimde önemli yer işgal etmektedir.

Başşehri Maputo olan Mozambik’in %10 nispetinde de sanayi ürünleri üretip ihraç ettiği söylenir. Petrol rafinerisi de Güney Afrika’ya ihraç ettiği ürünlerden bir tanesidir.

Mozambik’te tarihiyle, ekonomisiyle güzel, şirin, çikolata renkli insanlarıyla buluşarak tespit ettiğim (yukarıdaki) hususlar beni hem sevindirdi, hem de üzdü. Ayrıca derin düşüncelere sevk ederek, hizmet gayretimi ve coşkunluğumu arttırdı.

Hicri 1. asrın ortalarında müslüman tüccar Arap’ların ticaret vasıtasıyla girdikleri ve halkını müslüman yaptıkları andan itibaren yaklaşık sekiz veya dokuz asır Mozambik’te müslümanlar veya Müslümanlık hakimiyet sürmüştür. O günleri düşünmek, bende müthiş bir sevinç kaynağı oldu.

Maalesef ki 15. asrın sonlarından itibaren ülkeye gelen Portekizliler, yukarıda da anlattığımız gibi, hem yer altı kaynaklarını sömürmüşler, hem insanları Hıristiyanlaştırmışlar ve hem de onları köleleştirerek kullanmışlar ve Avrupalılara satmışlardır. İşte bu da benim için bir üzüntü kaynağı oldu. Hala Portekizlerin egemenliği devam etmekte ve resmi dil de Portekizce olarak kullanılmaktadır.

“Her şey aslına döner” kaidesince Mozambik altı asırlık bir hicrandan sonra inşaallah yeniden aslına rücu edecektir. Bunun emareleri kendini orada değişik şekilleriyle göstermektedir.

Mozambik’in gelecek güneşli ve parlak günleri, en büyük ümidimiz ve arzumuzdur.
Oraya baharın müjdecisi olan ve durmadan, yılmadan, usanmadan, bıkmadan güzel tohumlar eken arkadaşlarımız bizim en büyük ümit kaynağımızdır.
Münbit toprak ve suları bol olan Mozambik’te ekilen bir tohum, en az yedi yüz semere verecek ve inşaallah Mozambik’in bahtı gülüp, haristanı gülistana ve bostana dönecektir.

Orada tohum eken, genç, yiğit, nurani arkadaşlara binler selam ve dualar…
Her ülkeye İslam, müslüman tüccarlar vasıtasıyla girmiştir. Mozambik’te ticaret yapan Halîm, Selim olan tüccarlarımıza binlerce selam, dua ve sevgilerimle…
Ekilen tohumlar ilerde ekenleri bile hayrete ve şaşkınlığa gark edecektir. Bunun için de ayrıca sevinmekteyim. Yer ehli ve gök ehli de sevinmektedir.
Musa bin Beg gibi hem gözyaşları ve hem de ilmi, fikri, ticari, iş yapan “ağabey”lere, “bey”lere binlerce selam ve dualarımla…

30 Kasım 2011
Necdet İçel

Bu yazı 30/11/2011 tarihinde eklenmiştir.
Bu yazı 556 kişi tarafından okunmuştur.

Bu haberi paylaşın

Yorum Yaz

Bilgileriniz
Yorumunuz
Güvenlik Kodu

 
Tweet Tweet