Beraat Gecesi
BERAAT GECESİ
Bizler Cenab-ı Hakk'tan geldik ve yine O'na döneceğiz. Allah'a dönerken de, mühim olan Allah'ın rızasını kazanarak Allah' a dönmektir. Acaba bu dönme nasıl olacak? Bir misal verecek olursak, uzaktaki bir cismin merkeze ulaşması iki türlü olur:
Birincisi: Kendini zorlayarak merkeze doğru yavaş yavaş gitmesidir. Bu iş de, iradenin büyük bir payı vardır ve uzun bir süreye ihtiyaç duyulur. Buna mühitteki eşyanın cezb yoluyla merkeze gitmesi de denir.
İkinci yol ise: Merkezin incizabıyla, çekmesiyle eşyanın merkeze çekilmesidir. Mıknatısın uzaktaki bir cismi hızla çekmesi gibi. Bunun için uzun bir süreye ihtiyaç yoktur, bir anda ve bir hamlede oluverir.
Allah'a yaklaşmanın iki yolu:
İşte bunun gibi Allah' a uzak olan bizlerin, Allah' a yakınlaşması da iki türlü olacaktır:
1) Belli şeyleri değerlendirerek, ibadet basamak ve merdivenlerini kullanarak, Allah'ın bildirdiği vesilelere sımsıkı sarılarak, Allah' a doğru manen mesafe kat etmektir.
2) Allah'ın kutsi incizabıylaı kutsi çekimiyle, uzaktaki şeyleri kendisine çekmesidir ki, bu çok süratlice olur. Nebilerin, mukarrebinin ve bilhassa velayet-i kübraya mazhar olan sahabilerin Allah'a yaklaşması böyledir.
Kur'an-ı Kerim, Allah'a doğru giderken bir takım vesileleri değerlendirmemizi emrederek şöyle buyuruyor: "Ey iman edenler! Allah'ın hukukunu gözetin, O'nun hukukunu ihlal etmekten sakının, O'na yaklaşmaya vesile arayın ve O'nun yolunda mücahede edin ki korktuğunuzdan kurtulup umduğunuza kavuşasınız."(1)
Allah'tan nasıl korkulması gerekiyorsa öyle korkunuz. Allah ne kadar büyük ve siz ne kadar küçükseniz, nimetler ne kadar Allah'ın elinde ve siz nimete ne kadar muhtaçsanız, azab-ı ilahiı Cehennem ne kadar büyük ve siz bunlardan korunmaya ne kadar muhtaçsanız; işte bu çapta Allah'tan nasıl korkulması gerekiyorsa öyle korkunuz. Allah'tan korkmak, aynı zamanda Rahmetine iltica etmek demektir. Tıpkı annesinin tokatından korkup, yine annesinin şefkatli kucağına kendisini atan bir çocuk gibi. Bir mü'min de Allah'ın gazabından çok korkacak ve gidecek başka kapısı olmadığı için Rahman ve Rahim olan Allah'a dönecek ve O'na sığınacaktır.
Ayet-i Kerime'ye biraz önce yaptığımız taksimata baktığımızda:
Birincisi: Kendimizin yapabileceği, irademize bakan yönüyle Allah'a ulaşmada vesileler var. Bir de Allah' a ulaşmada cihaddan bahsediliyor ki cihad incizap yoluyla Allah'a ulaşmadır. Allah yolunda bir saat terlemek, bir saat nöbet tutmak, bir saat cihad etmek, bir saat gayret sarf etmek, belki onun bir saati, bir ömre denk, bir ömür ibadete denk olacaktır. Hele maddi cihad vesilesiyle bir de şehid olursa, bir dakikada şehid olan bir insan, Allah' a incizab yoluyla öyle yaklaşmışı öyle yaklaşmış olur ki; bir velinin bir sene ibadeti ile elde ettiği makama, o bir anda yükselir.
Diğer taraftan vesileler arayarak ulaşma ise cezb yoluyla ulaşmadır. Bu diğerine göre biraz daha uzun ve zahmetlidir.
Allah' a ulaşmanın yolları:
Ayet-i Kerime'de, Allah'a ulaşmada vesileler ittihaz edinmemiz bildiriliyor. İşte bu vesilelerden birincisi ayette de ifade edildiği gibi: "De ki dua ederken ister 'Allah' ister 'Rahman' diye hitap edin"(2) Yani Allah diyerek dua etmektir. Allah'ın Zatına ulaşmada dualarımızı vesile kılacağız.
Bu dualarımızda da: "Allah'ım, Allah isminin hürmetine" diyerek dua edeceğiz.
İkinci: Büyük vesile ise İsm-i Azamdır. Efendimiz (sas) diyor ki: "Şunu bilin ki, kim İsm-i Azamla dua ederse Allah ona icabet eder, onunla talepte bulunursa (Allah ona dilediğini mutlaka) verir."(3) İsm-i Azam vesile kılınacak, fakat bu İsm-i Azam nelerdir? Bunlar tam olarak belli değil. Allah'ın: "Rahman ve Rahim" ismi, İsm-i Azam olabilir. Bazılarına göre: "Vahid" ismi bazılarına göre de: "Vedüd" ismi İsm-i Azamdır. Hz. Ali'ye (ra) göre ise: "Ferd, Hayy, Kayyum, Hakem, Adl, Kuddus" isimleri İsm-i Azamdır. İşte bu isimleri ile Cenab-ı Hakk'a dua edersek, dualarımız Hüsn-ü kabul görecek, reddedilmeyecektir inşallah.
3) Ayetin devamında da: "İster Rahman diye hitap edin" (4) deniyor. Yani: "İster Allah diyerek dua et, istersen Rahman diyerek dua et" demekle İsm-i Azam'ı vesile kılmaya dikkat çekiyor. Yine ayetin devamında: "Hangisini deseniz, hep O'nundur o en güzel isimler"(5) buyrularak Esma-ül Hüsna'ya, yani Allah'ın güzel isimlerine dikkatimizi çekiyor. Bir rivayette Esma-ül Hüsna doksan dokuz tane olarak bildirilmiştir.
Bu ayetten anlaşılan; ister Allah diye dua edelim, ister Rahman diye dua edelim, istersek Allah'ın güzel isimlerinden birini vesile kılarak dua edelim, duamız Hüsn-ü kabul görecektir inşallah. Bunları Allah'a ulaş¬mada, birer vesile kılarak dua etmeliyiz.
4) Allah'a ulaşmada vesilelerden biri de, belki de en büyük, en önemli vesile Hz. Mulıammed'dir (sas). Efendimiz (sas) Allah'a ulaşmadaki vesilelerin en başında gelir. O (sas) öyle bir vesiledir ki, eğer O olmasaydı bu alemin kapısı açılmazdı ve biz de bu aleme gelemezdik. O'nun vesileliği ile bu alemin kapıları açıldı. Yine O'nun duasının kabulü olarak, öbür alemin kapıları açılacak.
Ancak Hz. Muhammed' e (sas) sımsıkı tutunduğumuz zaman, Allah' a ulaşma şansını, imkanını yakalamış olacağız. Onun için Cenab-ı Hakk O' na biata da¬vet eder, O'nun elinden sımsıkı tutmamızı emreder. Ayette: "Ey Habibi zişanım! Sen onlara deki: Eğer AIlah'a muhabbetiniz varsa, bana itaat ediniz ki Allah da sizi sevsin."(6) buyurarak kendisine ulaşmada, Habibine tabi olmanın en büyük vesilelerden biri olduğunu bize bildirmektedir. Rivayet edildiğine göre; Hz. Adem (as) Cennetten mahrum olunca üç yüz sene tevbe etti, ama Allah üç yüz sene ettiği tevbesini kabul etmedi. Birden Hz. Adem'in kafasında şimşek gibi bir şey çaktı. Yani aniden bir şey hatırladı. Hz. Adem ellerini kaldırarak: "Ya Rabbi! Muhammed hürmetine beni affeyle" dedi. Buna karşılık Cenab-ı Hakk: "Seni affettim, ama sen Muhammed'i nereden tanıyorsun" buyurdu. Hz. Adem de dedi ki: "Ya Rabbi ben Cennette gezerken Cennetin tavanında senin adınla beraber 'Muhammed'ün Resulullah' adının geçtiğini gördüm. Adını adınla yazmışsın, Zatını Zatına mir'at eylemişsin, ben de onun hürmetine dedim" dedi ve Cenab-ı Hakk O'nu affetti. (7)
Evet, sanırım Efendimiz (sas) ne kadar mühim, ne kadar önemli bir vesile olduğunu anlamamız için yeterlidir. Eğer Hz. Muhammed'e (sas), sımsıkı tutunabilsek O'nun davasını gayemiz ittihaz edersek ve sünnet-i seniyyesine rehber ittihaz edip, sımsıkı tutunursak; O bizi inşallah yolda bırakmayacak ve Allah'a ulaştıracaktır. Allah' a ulaşmamıza ve Allah nazarında makbul sayılmamıza vesile olacaktır.
5) Bizi Allah'a ulaştıracak vesilelerden beşincisi ise: Kur'an-ı Kerimdir. Kur'an-ı Kerim Allah'tan gelen bir mesajdır. Efendimiz (sas) şöyle buyuruyor: "Kur'an'ın bir ucu Allah'ın elindedir, diğer ucu sizin elinizde olan bir vasıtadır. Ona sımsıkı sarılın. Ta ki Ondan sonra ebediyyen sapmayınız ve helak da olmayasınız." (8) Yani yolda kalmayacaksınız, sonucunda cennete ve Allah'a ulaşacaksınız. Kur'an-ı Kerim bizi her şeyin en kıvamına en mükemmeline götürür. Dünyada hangi noktalarda mükemmeli yakalamak istiyorsak, işte o noktaya bizi ulaştıracak Kur' an-ı Kerimdir. İçtimai hayatın ahkam noktası, en mükemmeli, her şeyi, Kur'an-ı Kerimdedir.
Ahlak-ı aliye'nin, iktisadın, saadetin en mükemmeli Kur' an-ı Kerimde vardır. Kim ki Kur' an-ı Kerim' e sımsıkı tutunursa, O yolda kalmaz, Allah' a ulaşır. Cenab-ı Hakk ayet-i kerimede de: "O Kur'an-ı Kerim her şeyin en kıvamına en mükemmeline ulaştırır." (9) buyurarak Kur'an-ı Kerimin ne kadar mühim mesele olduğunu dikkatimizi çekiyor. Hz.Yusuf (as) kuyunun dibine atıldığında oradan kurtulmak istiyordu. Acaba ne yapsam ne etsem diye beklerken üsten kuyuya bir ip salıverildi ve ip sağlam bir ipti. İpi çeken adam da güçlüydü. O sapa sağlam ipe Hz. Yusuf (as) sıkıca tutununca kuyudan kurtuldu. Onun kuyudan kurtulmasına sağlam bir ip ve çekeninde güçlü ve sağlam olması vesile olmuştur.
Bu gün millet olarak, ümmet olarak, haddi zatında bizim yerimiz burası değil. Biz, şu an İslam dünyası olarak bir derbederliğe, bir mezellete maruz kalmışız. Buradan kurtulmak, ali bir noktaya çıkmak istiyoruz. Kur'an'ın ifadesiyle ümmet-i vasatın mualla makamına, yeryüzünde muvazene unsuru olabilecek noktaya çıkmak istiyoruz, ama bizim için, Hz.Yusuf da olduğu gibi sağlam bir ip gerekiyor. İşte semavi alemden gelen O ip, Kur' an-ı kerimdir. O hablu'l metin (10) yani sağlam bir iptir. Yine Kur'an'ın ifadesiyle: "O kopmaz sapa sağlam bir iptir." (11) Yani urvetu'l -vüskadır. Tabir yerinde ise ipin bir ucu bizde, bir ucuda, sonsuz bir güce sahip olan, Allah'tır (cc): "La havle vela kuvvete illa billah" diye inandığımız güç ve kuvvetin tek ve yegane sahibi Allah tarafından uzatılan bu ipe sımsıkı tutunursak hiçbir zaman yolda kalmayız. Mazide yüksekliğimiz gibi yükselir, dünyada hak ettiğimiz yere geliriz. Öbür alemde de Cennete -yine bu sağlam ip sayesinde gitme şansını yakalamış oluruz.
6) Bizi Allah'a ulaştıracak olan altıncı büyük vesile ise: Allah'ın emir ve yasaklarına riayet etmektir. Yani farzlara yapışmak ve haram kıldığı şeylerden kaçınmaktır.
7) Yedinci büyük vesile ise nevafil dediğimiz farzların dışındaki ibadetlerdir. Bu hususta Cenab-ı Hakk kudsi bir hadisde buyuruyor ki: "Kulum bana nafilelerle yaklaşır. O kadar yaklaşır, o kadar yaklaşır ki, hatta ben onun işiten kulağı, gören gözü, tutan eli, yürüyen ayağı olurum." (12) artık bundan sonra insan fenafillah'a, bekabillaha mazhar olur. Allah onun her yerde yardımcısı olur. "Tutan eli olurum" yani ona yanlış bir şey yaptırmam demektir. "Yürüyen ayağı olurum" yani haram ve günaha adım attırmam, onu muhafaza ederim demektir. İşiten kulağı olurum, demekle artık Hakk'ı işitecek hale getiririm ve feyz-i Akdes'ten gelen sırlara ve nurlara muhatap olabilecek hale gelir ve bu şekilde insan Cenab-ı Hakk'ın koruduğu, muhafaza ettiği bir varlık haline gelir.
Allah' a ulaşabileceğimiz yollar hayatın bütün noktasında denememiz lazım gelen yollardır. Günün yirmi dört saati bu vesilelerle meşgul olmamız gerekir. Ve bir ömür boyu bunlarla meşgul olmalıyız. Ama heyhat ki, insan etten ve kemikten mürekkeb bir varlık olduğundan dolayı, insan cismani bir varlık olduğu için zaaflarıyla, kaprisleriyle bir insandır. Onun için, bir insan belki yirmi dört saat, bir hafta, bir ay ve ömrünün tamamında Cenab-ı Hakk' a tam teveccüh etme imkanı bulamaz. İşte bundan dolayı Cenab-ı Hakk kendisine ulaşabileceğimiz vesileleri, yolları ifade buyurduktan sonra; belki devamlı bu işleri yapamazsınız esprisi içinde, bir de bizim için hususi zamanlar, hususi aylar ve geceler tayin etmiştir.
Acaba hiç düşünebildik mi ki: Cenab-ı Hakk niçin yirmi dört saat içinde beş vakit namazı belli vakitlere tayin etmiştir? Acaba haftada bir Cumayı niye tayin buyurmuştur? Acaba hiç düşünebildik mi ki; niçin Cenab-ı Hakk mübarek geceleri, mübarek ayları özellikle de Ramazan-ı şerif'i bu ümmete ihsan etmiştir. İnsan Rabbine karşı ibadet-ü taat ile tesbih ve tazim ile meşgul olması gerekirken, madde ve cesed içersinde kayboldu, nefs-i emmarenin baskısı altında ezildi ve dünyaya aldandı. Bütün bunlardan dolayı da Cenab-ı Hakk adeta, imdadımıza yetişerek; daima ibadet etmeniz gerekiyordu, ama yapmadınız, bari benim şu tayin ve tespit ettiğim zamanlarda bana teveccüh edin diyerek, bizlere hususi zamanlar tayin etmiştir. Allah'ın bize bahşetmiş olduğu hayat içinde hayat olan mübarek aylar vardır, mübarek günler ve geceler hatta mübarek saatler vardır. Bunlar Cenab-ı Hakk'ın azametine uygun, rahmetin muvafık iltifat ettiği zamanlardır.
İşte bu mübarek gecelerden birisi de Şaban ayının onbeşinci gecesine takabül eden Beraat Gecesi'dir. Beraat, adından da anlaşılacağı gibi kurtuluş de¬mektir. İnsanların kurtuluşuna sebebiyet veren, kurtuluş fermanlarının boyunlarına bir yafta gibi, bir insan mektubu gibi bahşedildiği gecedir. Beraat Gecesi o kadar mühimdir ki, idam olacak bir insanın tam idam sehpasındayken birisinin ona gelip müjde sana beraat ettin, kurtuldun demesi karşısında sevince boğulması gibi, biz de Cenab-ı Hakk'ın bu lütfu karşısında aynı sevinci, aynı mutluluğu duymalıyız. Çünkü bizim günahlarımız da, bizim idamımızı gerektirirken, Beraat Gecesi'ndeki teveccühümüz sayesinde Cenab-ı Hakk kurtuluş fermanımızı boynumuza asıyor, ama bu gecede rahmeti sonsuz olan Cenab-ı Hakk'ın rahmetinden müşrikler ve sıla-ı rahimi yani akraba ziyaretlerini kesen insanlar faydalanamayacak. Bunun dışında Cenab-ı Hakk az veya çok bu gecede kendisine teveccüh eden, huzuruna dehalet eden bütün insanları inşallah affedecektir.
Ümmetin anası, Efendimiz'in (sas) pak zevcesi Hz. Aişe Validemiz Beraat Gecesi'nde kurtulduğunu ifade eder ve o gecede daima teveccüh eder ve ağlardı. Hz. Aişe Validemiz'in akrabalarından olan Muhammed b. Kasım diyor ki: "Mutadım üzere, devamlı yaptığım gibi bir kuşluk vakti Aişe Validemiz'in huzuruna gittim. Ona soracaklarım ve ondan öğreneceklerim vardı. Baktım ki, Aişe Validemiz Allah'a teveccüh etmiş, ibadet ediyordu. Belki selam verir diye bekledim, fakat selam vermedi. Gittim biraz dolaştım geldim. Baktım hala ayakta Allah' a teveccüh etmiş namaz kılıyordu. Gözlerinden de şakır şakır yaş dökülüyordu. Sonra bekledim, biraz da yaklaştım ki, acaba namazda hangi ayeti okuyordu da bu kadar ağlıyordu diye. Aişe Validemiz'in dili bir ayete dolanmış, dilinin vird-i zebanı olmuş, tekrar tekrar okuyor ve ağlıyordu. O ayet: 'Minnet ve şükran öyle bir Allah'adır ki, O Allah bizi yakıcı, kavurucu, mahvedici azabın ateşinden muhafaza eyledi ve bizi kurtardı.’(13) Ayetin meal-i münifi budur. İşte adeta bu ayet Beraat ayeti olarak, Cenab-ı Hakk'ın bizi ateşten beraat eylemesini ifade ediyordu. Minnet ona deyip, aynı ayeti tekrar tekrar okuyarak Allah' a teveccüh ediyor ve ağlıyordu. (14)
Eğer biz de bu geceyi iyi değerlendirip, Rahmaniyet ve Rahimiyetine mazhar olabilirsek ve bize Beraatın vesilesi olarak gönderdiği Kur' an-ı Kerime temessük ile Beraatın en başında olan Hz. Muhammed'e (sas) teveccüh ve dehalet edebilirsek; inşaallah Rahman ve Rahim olan Allah da, bize, beraatımızı ihsan edecektir. Elbette bu, beraatımızı kuru bir sevinçle değil, minnet duyarak, şükran hislerimizi sunarak, hamdimizi, tesbihatımızı, tahmidatımızı Allah'a arz-ı takdim ederek bu geceyi değerlendirmiş olacağız.
Efendimiz'de (sas) Beraat Gecesi'ni diğer gecelerden farklı değerlendiriyordu. Hz. Aişe Validemiz diyor ki: "Bir gün Urve ile oturdum sohbet ediyordum, Urve bana dedi ki: Efendimiz'in garip, tuhaf gecelerinden bir gecesini bize hikaye edebilir misin? Aişe Validemiz diyor ki: 'Ben heyecanlandım. Urve'ye hangi gecesini anlatayım ki; O'nun (sas) her gecesi acaip ve garipti, heybetli ve dehşetli idi. Bir gün Şaban-ı şerifin on beşinci gecesinde Efendimiz (sas) yanımdan haberim olmadan ayrılıp gitmişti. Ben Allah' a yemin ederim ki, elbisem harirden veya bükülmüş ibrişimden veya ketenden de değildi.' Urve dedi ki: 'Subhanallah elbisen bunlardan olmaz da neden olur?' Hz. Aişe Validemiz bunun üzerine dedi ki: 'Erişi kıldan, argacı deve yününden idi. Ben Resulullah'ı diğer hanımlarına gitti zannettim ve hemen karanlık odamda Resulullah'ı aramaya başladım.
Dakikalarca yanıma gelmedi diyor. Acaba başına bir hal mi geldi? diye telaş ettim ve odamın içinde el yordamıyla aramaya başladım. Elim ayağına dokundu, ayağı dik idi. Anladım ki başı secdede. Efendimizin (sas) secdede şu duayı okuduğunu duydum: "Ya Rab! Sana kendimden geçerek secde ediyorum, yürekten inandım sana Allah'ım. Nimetini ikrar, günahımı itiraf ediyorum. Allah'ım nefsime zulmettim, beni affet. Çünkü senden başka günahlarımı bağışlayan yoktur. Allah'ım! Cezandan affına, intikam almandan rahmetine, gazabından rızana sığındım ve senden sana sığınıyorum. Kendi nefsini sena ettiğin kadar Seni hakkıyla sena edemedim, Allah'ım övmekten acizim" dedi. (15)
'Efendimiz ayakta ve oturarak bu şekilde sabaha kadar ibadet etti' diyor, Aişe Validemiz. Efendimiz'in (sas) Şaban-ı şerif ayının on beşinci gecesi olan Beraat Gecesi böyle geçmişti. Aişe Validemiz anlatmaya devam ediyor ve diyor ki:
'Efendimiz namazını bitirince ayaklarının çok şiştiğini gördüm. Yaklaştım, ayaklarına masaj yapabilir miyim dedim ve müsaade buyurdu. Ayaklarını ovuyordum sonra dedim ki: Anam, babam sana feda olsun, Ya Resulallah Allah-ü Teala seni evvel, ahir affetti. Fetih Suresi'nde geçtiği gibi (16) senin bütün günahlarını affetti ve zaten senin günahın yok ki. Niye kendine bu kadar zahmet ve azab veriyorsun.'
Efendimiz ağlamalı bir eda ile: "Allah'ın bu kadar lütuf ve ihsanları karşısında O' na şükreden bir kul olmayayım mı ya Aişe." (17)
Bunun manası şu idi: 'Allah beni hiç yaratmayabilirdi, ama yarattı. Yarattığı zaman cemaadattan bir varlık olarak yaratabilirdi, ama canlı olarak yarattı. Canlı olarak yarattığı zaman bir bitki veya hayvan olarak yaratabilirdi, ama insan olarak yarattı ve insan olarak yarattığı zaman da en mükemmel uzuvlarla, manevi cihazlarla beni donattı. Kainatta her şeyi yaratarak bana ihsan etti. Bana bu kadar sonsuz ihsanlarda bulunan Allah'a şükreden bir kul olmayayım mı? demektir.
Hz. Aişe anlatmaya devam ediyor ve diyor ki: 'O gece Efendimiz Allah'a öyle bir teveccüh etmişti ki ve secde de öyle ağlıyordu ki, ben artık kalbi duracak, ölecek zannettim. Sonunda şöyle sordum diyor: 'Ya Resulallah bu gecede ne var' dedim. Resulullah şöyle buyurdular: 'Bu sene zarfında doğacak ve ölecek olanlar bu gecede takdir ve tespit edilir. Bu gecede canlıların erzakı tertip edilir ve onların amelleri Allah'a arz olunur' dedi. (18)
Yine Efendimiz'e (sas) Ya Resulallah Allah'u Teala'nın rahmeti olmadan Cennete girilemeyecek mi? diye sordum. Efendimiz (sas) şöyle buyurdu: 'Allah'ın rahmeti olmadan hiç kimse Cennete giremez.' Sen de mi Ya Resulallah? dedim. O da: 'Evet Allah'ın Rahmeti olmazsa, ben de Cennete giremem' buyurdular. (19) Hz. Muhammed (sas) Allah'ın nebisi olduğu, Allah nazarında muazzam bir makamı ve mevkii olduğu, geçmiş ve gelecek günahları affedildiği halde, O (sas) bütün bunlara bakmadan, Beraat Gecesi'nde bütün gücüyle Allah' a teveccüh ediyor ve ibadet ediyorsa, bizim neler yapmamız gerektiğini artık siz düşünün.
Efendimiz (sas) Hz. Aişe Validemiz'in rivayet ettiği bir hadis-i şerifte şuna inanmamızı tavsiye buyuruyor ve diyor ki: "Allah Teala Hazretleri Beraat Gecesi'nde dünya semasına iner ve Kelb Kabilesi'nin koyunlarının tüyünün adedinden daha çok sayıda insanı affeder." (20) İşte biz muhtemelen bu affedilenler arasında olabiliriz. Yeter ki bütün benliğimizle Allah'a yönelip, Ondan aff-u mağfiret dileyelim.
Beraatı, hadd-i zatında tek boyutlu olarak, sadece Cehennem ateşinden kurtulup Cennete gitme olarak değerlendirmemeliyiz. Beraatın bir maddi bir de manevi yönü vardır. Manevi yönü öbür alemde Cenab-ı Hakk'ın azabından, kahrından bizi kurtarıp beraat vermesidir. Bir de beraatın maddi yönü var. O da dünyamızı ilgilendirmektedir. Yani dünyaya bakan yönüdür. Biz şu anda millet olarak beraatımızı aldık mı? Almadık mı? Bu manada düşünebiliriz. Acaba dünya milletleri arasında iktisadi noktada kaçıncı sıradayız? Sanayi inkılabında, gelişmişlik sırasında, gelir dağılımında işin neresindeyiz? Acaba, dünyadaki beyne'l-milel güçler arasında emir komuta zinciri içerisinde işin neresindeyiz? Acaba, bu manada millet olarak dünyada beraatımızı aldık mı? Allah'ın yeryüzünde halifesi olabildik mi? Şanlı, şerefli olarak temsil edebildik mi? Bize bıraktığı ve eğer bu iki şeye sımsıkı sarılırsanız asla sapıtmazsınız. (21) dediği iki büyük emanet olan Kur' an ve sünnete sahip çıkarak, acaba maddeten beraatımızı alabildik mi? Maalesef İslam dünyası son üç yüz senedir beraat gecesini yaşar, ama hala maddi imkanlar noktasıyla ve dünyevi terakki yönüyle beraatımızı alamadığımızı görüyoruz. Merhum Mehmet Akif'in ifadesiyle:
"Baksana kim boynu bükük ağlayan
Hakk-ı Hayatın senin ey Müslüman,
Kurtar o biçareyi Allah için,
Artık ölüm uykularından uyan.
Bunca zamandır uyudun kanmadın,
Çekmediğin kalmadı uslanmadın,
Çiğnediler yurdunu baştanbaşa,
Sen yine bir kere kımıldamadın
Ninni değil dinlediğin, velvele ...
Kükreyerek akmada müstakbele,
Bir ebedi sel ki, zamandır adı,
Haydi, katıl sende o coşkun sele.
Karşı durulmaz cereyan size çok,
Varsa duranlar, olur elbet helak,
Dalgaların anlamadan seyrini,
Göz göre girdabına nedir inhimak?
Dehşet-i maziyi getir yadına,
Kimse yetişmez yarın imdadına,
Merhametin yok diyelim nefsine,
Merhamet etmezmisin evladına? (22)
"Boynu büküğün" kim olduğuna bakacak olursanız; alem-i İslam'ın mahzun ve mukedder ağladığına şahit olacaksınız. İnşallah bu boynu büküklükten bir gün kurtulacağız. Necip Fazıl'ın ifadesiyle: "Musalla Müslümanı" olmaktan kurtulacağız. Hakikatin varisi olacağımızı gösterip ve İslamı şanla şerefle temsil edeceğiz. Böylece inşallah maddi beraatımızı almış olacağız.
Beraat Gecesi'ni gerektiği gibi değerlendirerek, Cenab-ı Hakk'tan, hem maddi beraatımızı alırız hem de Cehennem azabından kurtuluş olan manevi beraatımızı almayı lutfeder Rahmeti sonsuz olan Rabbimiz.
Eğer bir "Ah!" diye huzuruna dehalet edebilirsek.
Hadisin ifadesiyle: "Allah (cc) Şaban’ın onbeşinci gecesi olan Beraat Gecesi'nde hayır ve bereketlerini dünya semasına indirir. Yani Müslümanlara nice nimetlerini in¬dirir ve bu gece Beni Kelb Kabilesi'nin koyunlarının kıllarından daha çok kimseleri günahlarından aff-u mağfiret eder. (23)
NECDET İÇEL/ Sultan Geceler
KAYNAKLAR:
1 Maide Suresi: 35
2 İsra Suresi : 110
3 Hadis Ansklp.5, Prof. İbrahim Canan, shf: 533, H. No: 1790, Akçağ Yay. İstanbul
4 İsra Suresi:110
5 İsra Suresi:110
6 Al-i İmran Suresi: 31
7 El-Kurtibi 1/324 Ebu Abdillah, M. B. Ahmed, El camili Ahkami'l Kur'an, Kahire 1967
8 Sahih-i İbn Hıbban c: 1, Sf: 166, H. No: 122, Tahkik Kemal Yusuf el-Hut, 2.baskı, Darü'I-Kütübi el-ilmiye, Beyrut
9 lsra Suresi: 9
10 Al-i İmran Suresi: 103
11 Bakara Suresi: 256
12 Sahih-i Buhari, Ebü Abdilleh, Muhammed b. İsmail; Rikak,38 EI-Mektebetü'l-İslamiye, İstanbul-1979; Ahmed b. Hanbel müsnedinde, c: 6, Shf: 256
13 Tur Suresi:27
14 İ-Gazali, İhyau Ulumi'd-Din c: 4, sf: 740, (Terc. Ahmed Serdaroğlu, Bedir Yay. 1975/1394, istanbul.
15 A. Kadir Geylani, Üç aylar ve fazileti sf: 68, Mustafa Güler, Nur Yay. 6. Baskı, Ankara.
16 Fetih Suresi: 2
17 Abdülkadir-i Geylani, Üç aylar ve fazileti, Shf: 68, Mustafa Güler, Nur Yayınları 6. Baskı, Ankara
18 a.g.e. sf: 69-70
19 a.g.e. sf. 69-70
20 Et- Tirmizi, Ebu İsa Muhammed b.İsa; El-Camiu's Sahih. Kitabul Cihad, Savm: 39, Shf: 739, İhyai't-Türasil ArabiBeyrut, Tarihsiz
21 Malik bin Enes el-Muvatta', c2, sf:899, H. No: 3, Daru İhyai't¬ Türasi'l-Arabi, Beyrut-1985
22 M. Akif Ersoy Safahat c: 2, Shf: 580, Feza Yayıncılık Ist.
23 Abdülkadir-i Geylani, üç aylar ve fazileti, Shf:68, Mustafa Güler, Nur Yayınları 6. Baskı, Ankara
Bu yazı 23/07/2010 tarihinde eklenmiştir.
Bu yazı 941 kişi tarafından okunmuştur.