Günün Sözü: Düşmanızın bile parmak ve dudağını ısırtabilecek bir ahlâk,muteşem bir ahlâktır.
Sitede şu an 40 kişi var. Toplamda 3,487,033 kişi tarafından ziyaret edilmiştir.
ARAMA:


Benî Kurayza Gazasının Sebepleri

Benî Kureyza Yahudîleri, kendileri teslim olmadılar. Yaptıkları bütün ihanetten, fitneden ve Efendimize hakaretten, ellerinden gelse bütün sahabe-i kiramı, Efendimizi öldürme kinlerinden sonra Efendimiz ve sahabe-i Kirâm tarafından teslim alındılar… Yapılan sözleşme gereği ve Tevratın hükümleri gereği ki Beni Kurayza buna razı idiler cezalandırıldılar.

Beni Kurayza gazasının sebepleri;
Peygamberimiz, Medîne’ye geldiği zaman, Müslümanlarla, Müslüman olmayanlar arasında umûmî bir muahede ve mukavele yapmıştı.
Bu muahede hükümleri arasında: Yahudîlerin de Mü’minlerle bir topluluk teşkil ettikleri kabul olunmakta, Peygamberimizin izni ve müsaadesi olmadıkça, kendilerini herhangi askerî bir harekâtta bulunamayacakları, ne Kureyşîleri, ne de onlara yardım edenleri hiçbir suretle korumayacakları, Medîne’ye bir taarruz vukuunda da elbirliğiyle müdafaada bulunacakları hükmü yer almakta idi.

Benî Nadir Yahudîleri, öteden beri kendilerini, beni Kurayza Yahudîlerinden üstün tutarlardı. Beni Kurayza Yahudîlerinden biri, Benî Nadir Yahudîlerinden birini öldürdüğü zaman, kâtil, kısas olarak öldürüldü. Fakat Benî Nadir Yahudîlerden biri, Beni Kurayza Yahudilerinden birisini öldürecek olursa, yüz vesk (deve yükü) hurma ödenirdi.
Peygamberimiz, nihâî merci sıfatı ile her iki cemaatı eşit muameleye tabi tutmak sûreti ile aradaki imtiyazı kaldırmış, Beni Kurayza Yahudîlerini, Beni nadirlerin seviyesine yükseltmişti.
Beni kurayza Yahudîleri, bu iyiliğe karşı nankörlük ettiler.
Beni Nadir Yahudîleri, sözü geçen mauahede ve mukaveleyi bozarak peygamberimize karşı harbe kalkıştıkları zaman, Benî Kurayza Yahudîleri de Benî Nadirlere katıldılar.

Peygamberimiz, Benî Nadir Yahudîlerini muhasara ederek yurtlarından sürüp çıkardığı halde, Benî Kurayza Yahudîlerini avf etti. Yeni bir muahede ile onları, yerlerinde bıraktı.
Peygamberimiz; Benî Kurayza Yahudîleriyle de, onların, muahele yapmağa yetkili adamları olan Ka’b b. Esed’le muahede yaptı.
Benî Kurayza Yahudîleri, sinsi sinsi düşmanlıktan geri durmadılar.
Benî Nadir Yahudîlerinin lideri Huyey b. Ahtap, Medîne’den sürülüp çıkarıldıktan sonra Mekke’ye gittiği ve Mekke müşrikleri ona, Beni Kurayza Yahudîlerinin durumunu sordukları zaman, Huyey b. Ahtap; onların, Peygamberimize karşı fırsat kollamak üzere Medîne’de oturduklarını, gerektiği zaman, Kureyşîlerin tarafına geçerek işbirliği yapmağa hazır bulunduklarını söylemiştir.

Hâdiseler, Benî Kurayza Yahudîlerinin bu yoldaki kötü niyetlerini ortaya koydu.
Müşrik orduları gelip Müslümanları kuşattıkları zaman, onlar, müşterek vatanlarını müdafaa için Müslümanlara yardım edecekleri yerde, Huyey b. Ahtab’ın tahrik ve teşvikile, aradaki muahedeyi bozdular.” Muade yazısını yırttılar.
Amr b. Süda gibi insaflı bazı kimselerin;
-Eğer, ona yardım etmeyecekseniz, bâri kendisini düşmanlar ile baş başa bırakınız! yollu öğütlerini de dinlemediler.

Peygamberimizin göndermiş olduğu tahkik ve sulh heyeti, onları, işitmiş olduklarından daha kötü bir tutumda buldular.
İşler kızışıp harbe dönüşmeden, önceki hallerine dönmeleri ve Huyey b.Ahtab’ın sözünü dinlemeleri için onlara and verdiler. Ka’b b. Esed;
-Biz, hiçbir zaman, o barışıklık haline dönmeyeceğiz! Ben, o barışıklığı, şu ayağımdaki sandalın orta parmakla yanındaki parmak arasına geçen tasması gibi koparıp atmış bulunuyorum!- dedi.
Benî Kurayza Yahudîleri
–Resulallah da kim oluyormuş? Muhammed’le aramızda ne ahid vardır, ne de akd dediler.
Peygamberimize sövdüler “Muhammed, kendisini diş bileyenlerle birleşip çevresinde halkalandıkları zaman, bize adamlar salıp sulh ve muahede istiyor! Hayır! Hayır! Onun üzerine hep birden saldırıp onu avlamak için and içilmiştir! Biz de o kardeşlerimize muhakkak arka ve yardımcı olacağız” dediler.

Bu, onların muahedeyi ikinci bozuşları idi. Onlar, muahedeyi bozmakla, Peygamberimizi ve Müslümanları en nâzik ve en tehlikeli bir sırada, Ölüm kalım savaşlarında yardımsız ve yalnız bırakmış, müşterek vatanın eline düşmesine rıza göstermiş oluyorlardı. Benî Kurayza Yahudîleri, bu kadarla da kalmadılar. Medîne’yi Yağmalamak ve başta peygamberimiz olmak üzere Müslümanları ve Müslümanlığı ortadan kaldırmak için Medîne’ye gelen düşmanlarla anlaşma yaptılar. Onlara yardım ettiler. Müslümanları bir taraftan da onlar kuşattılar.

Mekke müşriklerine, Ebü Süfyan’a ve Üyeyne b. Hısn’a:
-Siz sabr ve sebat ediniz. Biz, Müslümanları, şehirlerinde arkalarından vuracağız diyerek yazı yazdılar.
Huyey b. Ahtab’ı, müşriklere göndererek Medîne’ye geceleyin baskın yapmak üzere Kureyşîlerle Gatafanlardan biner kişi istediler.
Medîne’ye geceleri keşif kolları göndermekten geri durmadılar.
Beni kurayza Yahudîlerinin, müşriklere yardım ettikleri Kur’ân-ı Kerîm’de şu âyetle açıklanmıştır. “Kitap ehlinden olup da o kâfirlere arka çıkanları ise Allah kalelerinden indirip yüreklerine korku saldı ki, siz onlardan bir kısmını öldürüp bir kısmını da esir alıyordunuz”

Peygamberimizin Hendek’ten Dönüşü ve Cebrâil Tarafından Kınanışı
Peygamberimiz, sabahleyin Hendek’ten Medîne’ye döndü ve Hz. Aişe’nin evine geldi.
Üzerinden silahını çıkarıp yere koydu. Öğle vakti idi. Yıkanmak üzere gusülhaneye girmişti.
Başını yıkadı. Gusl etti. Buhurlanmak için buhurdanlığı getirdi.
O sırada başına beyaz bir sarık sarmış, eğerinin üzeri atlas örtülü bir katıra (veya at’a) binmiş olduğu halde, Cebrail geldi.
Cebrail’in sarığının taylası, iki omzunun arasına salınmıştı. Sırtında zırh gömlek vardı.
Cebrail, Mescid’in kapısında, cenazelerin konulduğu yerin yanında durdu.
-Ey Allah’ın Resulü! Sen, silahını çıkardın mı? dedi. Peygamberimiz evet dedi.
Cebrail:
–Vallahi, biz daha silahlarımızı çıkarmadık!
Düşman, sana geleliden beri, Melekler, silahlarını çıkarmadılar ve müşrikleri takip etmedikçe de dönmediler.


Cebrâil’in, Beni Kurayza Üzerine Yürümeyi Peygamberimize Emredişi
Allah, seni yargılasın. Kalk silahını kuşan, onların üzerlerine yürü!
dedi.
Peygamberimiz nereye kimlerin üzerine? diye sordu.
Cebrail:
–İşte, oraya! dedi ve eliyle Beni Kurayza’ya doğru işâret etti.
Peygamberimiz:
–Eshabım çok yorulmuşlardır. Birkaç gün, onların dinlenmesini beklesen olmaz mı? dedi.
Cebrail:
-Ya Muhammed! Yüce Allah, benî Kurayza üzerine hemen yürümeni Sana emrediyor! Şimdi, ben yanımdaki meleklerle, onların kalelerine gidiyorum.
Allah, onları, düz ve sert taş üzerine yumurtayı çarpar gibi çarpacaktır!
Bu atımı, onların kalelerinde üzerlerine sürüp kendilerini perişan ve darmadağın edeceğim! diyerek dönüp gitti.

Beni Kurayza Yahudîlerinin Peygamberimize ve Mü’minlere Sövmeleri
Beni Kurayza Yahudîleri, kalenin üzerinden, Peygamberimize ve mü’minlere sövmeğe başladılar.
Mü’minlere yalancılık ve sihirbazlık isnad ettiler. Peygamberimize ve zevcelerine dil uzattılar.
Ebu Katâde der ki:
–Biz, karşılık vermeyip sustuk. “Onlarla aramızdakini, kılıç halledecektir!” dedik.
Ali b. Ebi Talip, sancağı beklememi bana emretti.
Hz. Ali, beni Kurayza Yahudîlerinin, Peygamberimize ve zevcelerine çirkin sözler söylediklerini işitince, hemen geri dönüp yolda Peygamberimizi karşıladı.
-Ya Rasulallah! Şu pislerin, kötülerin yakınlarına kadar varman gerekmez! dedi.
Peygamberimiz ne için gerekmez? diye sordu.
Hz. Ali, Yahudîlerin işittiği çirkin sözleri tekrarlamağa utanıp sustu.
Peygamberimiz:
-Sanırım ki sen, onlardan beni üzecek bir takım şeyler işitmişsindir? dedi.
Hz. Ali:
-Evet Ya Rasulallah dedi.
Peygamberimiz:
–Musa (as) Peygamber, bundan daha ağır ile karşılaşmış, daha çok üzülmüştü!
-Git! O Allah düşmanları, Beni görecek olurlarsa, söylemiş oldukları kötü şeylerden hiç birini söyleyemeyeceklerdir! buyurdu.
Beni Kurayza Yahudîlerinin mallarının bulunduğu nahiyedeki kuyularından üna veya enna veya ennî diye anılan kuyunun başına kondu. Beni Kurayza Yahudîlerinin kalelerine yaklaştı.

Sa’d b. Muaz’ın, Hakemlik Vazifesi Üzerine Almaktan Çekinmesi
Sa’d b. Muaz gelince, Peygamberimiz, Ona:
–Şunlar, senin hükmüne göre teslim olmayı kabul ettiler.
-Haydi, onlar hakkındaki hükmünü bana açıkla? buyurdu.
Sa’d b. Muaz:
-Ben, iyi biliyorum ki: Allah, sana, onlar hakkında bir emir vermiştir. Sen, Allah’ın, sana emrettiğini işle” dedi.
Peygamberimiz:
-Evet! Öyledir. Fakat sen de onlar hakkındaki hükmünü bana açıkla! buyurdu.
Sa’d b. Muaz -hüküm vermeğe, Allah ve resulü daha layıktır! dedi.
Peygamberimiz onlar hakkında hüküm vermeyi, Allah, sana emretmiştir. buyurdu.
Sad b. Muaz Ya Resulallah! Onlar hakkında, Allah’ın hükmüne uygun hüküm verememekten korkuyorum! dedi.
Peygamberimiz:
–Sen, onlar hakkında hükmünü ver! buyurdu.

Sa’d b. Muaz’ın, Beni Kurayza Yahudîleri Hakkındaki Hükmü
Sa’d b. Muaz:
-Ben, onlar hakkında: ustura tutunan,(buluğ çağına eren) erkeklerin boyunlarının vurulmasına; malların, Müslümanlar arasında bölüştürülmesine; çocuklarla kadınların esir edilmesine hüküm ettim! dedi.

Verilen Hükmün, İlahi Hükme Uygunluğu

Sa’d b. Muaz, Benî Kurayza Yahudîleri hakkında bu hükmü verince, Peygamberimiz:
-Sen, onlar hakkında, Yüce Allah’ın yedi kat gökler üstünde verdiği hükmüne uygun hüküm verdin!
Varlığım, kudret elinde bulunan Allah’a yemin ederim ki: Onlar hakkında bana açıkladığın hükmü, Allah bana emretmişti.

Sen, onlar hakkında, yüce Allah’ın ve Resulünün hükmüne göre hüküm verdin.
“Varlığın, kudret elinde bulunan Allah’a yemin ederim ki: Senin bu hükmünden, Allah’da, melekleri de, mü’minler de razı olmuşlardır!” buyurdu.

Gerçekten de, Sa’d b. Muaz’ın, Beni Kurayza Yahudîleri hakkında verdiği hüküm, Hz. Musa’nın şeriatında yer alan hükme uygun bulunuyordu. Yahudîlerin Mukaddes kitapları olan Tevrat’ta böyle azgınlık eden bir kavm hakkında tatbik edilecek ceza şöyle açıklanmaktadır:
“Bir şehre cenk için yaklaştığında, anı sulha davet edesin ve eğer, sana sulh verip sana kapılarını açar ise, içinde bulunan kavmin kâffesi sana haracgüzar olup hizmet etsinler.
Lakin eğer, senin ile müsaleha etmeyip cenk eder ise, anı muhasara edesin.
Ve Allah’ın Rab anı senin eline teslim ettikte erkeklerin cümlesini kılıçtan geçiresin! Emma nisvan ile çocukları ve hayvanları ve bütün ganimeti yani o şehirde bulunanın kâffesini yağma edip Allah’ın Rabb’ın sana verdiği düşmanlarının ganimeti yiyesin. Bu taifelerin şehirlerinden olmayıp senden pek uzak olan şehirlerin cümlesine öyle yapasın!
Emma, Allah’ın Rabb’ın sana mîras olmak üzere verdiği bu kavmların şehirlerinden hiçbir can sağ bırakmayasın!”

Bunun için, Benî Kurayza Yahudîleri, haklarında verilen bu hükme itiraz edemediler. Bu ceza ve âkıbetin, kendileri için mukadder bulunduğunu söylemelerini de onu hakkettikleri zımnen itiraf vardır.

Değerli kardeşim, yukarıda anlatılan mevzulardan da anlaşılmaktadır ki mesele Beni Kurayza’nın hunharlığına ve sözlerinden dönmelerine karşı onların da kabul ettiği şekilde Tevrat’ın hükümlerine göre onlara muamele edilmiştir.



Necdet İÇEL


Kaynaklar:
İbn-i Hişâm, es-Sîretü’n-Nebeviye, cilt:3,shf:147
Ebû Davut, Sünen, cilt:2, shf:477
Beyhakî, Delâil-el-Nübüvveh, cilt:2,shf:445
İbn-i Hişâm, es-Sîretü’n-Nebeviye, cilt:3,shf:231
Vâkîdî, Megâzî, cilt:2, shf:290
İbn-i Hişâm, es-Sîretü’n-Nebeviye, cilt:3,shf:231
Vâkîdî, Megâzî, cilt:2, shf:457
Ebü’l Fida, İbn-i Kesir, Sire, Cilt:3, shf:199
İbn-i Hişâm, es-Sîretü’n-Nebeviye, cilt:3,shf:232
Vâkîdî, Megâzî, cilt:2, shf:458
İbn-i Hişâm, es-Sîretü’n-Nebeviye, cilt:3,shf:233
Vâkîdî, Megâzî, cilt:2, shf:295
İbn-i Hişâm, es-Sîretü’n-Nebeviye, cilt:3, shf:230–231
Ebû Nuaym-El-Isbahânî, Delâil-el-Nübüvve, shf:437-438
Vâkîdî, Megâzî, cilt:2, shf:460
Vâkîdî, Megâzî, cilt:2, shf:462
Ahzab: 26
Vâkîdî, Megâzî, cilt:2, shf:495
Vâkîdî, Megâzî, cilt:2, shf:497
Ahmet Bin Hanbel, Müsnet, cilt:6, shf:56
İbn-i Hişâm, es-Sîretü’n-Nebeviye, cilt:3, shf:244
Ahmet Bin Hanbel, Müsnet, cilt:6, shf:280
İbn-i Sa’d, Tabakât, cilt:2, shf:74
Vâkîdî, Megâzî, cilt:2, shf:497
İbn-i Hişâm, es-Sîretü’n-Nebeviye, cilt:3, shf:244
Halebi, İnsân-ül Uyun, cilt:2, shf:657
İbn-i Sa’d, Tabakât, cilt:2,shf:74
İbn-i Hişâm, es-Sîretü’n-Nebeviye, cilt:3, shf:244
Buhar-i Sahih, cilt:5, shf:51
İbn-i Hişâm, es-Sîretü’n-Nebeviye, cilt:3,shf:244
İbn-i Sa’d, Tabakât, cilt:2,shf:75
Ahmet Bin Hanbel, Müsnet, cilt:6, Shf:56
İbn-i Sa’d, Tabakât, cilt:2, shf:77
İbn-i Hişâm, es-Sîretü’n-Nebeviye, cilt:3, shf:244
Vâkîdî, Megâzî, cilt:2, shf:297
İbn-i Sa’d, Tabakât, cilt:2, shf:77
Vâkîdî, Megâzî, cilt:2, shf:499
Vâkîdî, Megâzî, cilt:2, shf:297
Vâkîdî, Megâzî, c:2, shf:499
Ebü’l Fida, İbn-i Kesir, Sire, c:3, shf:228
İbn-i Hişâm, es-Sîretü’n-Nebeviye, c:3, shf:245
Ebü’l Fida, İbn-i Kesir, Sire, c:3, shf:228
İbn-i Hişâm, es-Sîretü’n-Nebeviye, c:3, shf:245
İbn-i Sa’d, Tabakât, c:2, shf:75
Vâkîdî, Megâzî, c:2, shf:298
İbn-i Hişâm, es-Sîretü’n-Nebeviye, c:3, shf:245
Ahmet Bin Hanbel, Müsnet, c:3, shf:71
İbn-i Sa’d, Tabakât, c:3, shf:425
Kastâlânî, Mevâhib-El-Ledünniye, c:1, shf:152
İbn-i Sa’d, Tabakât, c:3, shf:424
İbn-i Hişâm, es-Sîretü’n-Nebeviye, c:3, shf:251
İbn-i Sa’d, Tabakât, c:3, shf:425
Ahmet Bin Hanbel, Müsnet, c:6, Shf:56
Vâkîdî, Megâzî, c:2, shf:299
Tevrat; Tensiye Bab, 20x10–16
İbn-i Hişâm, es-Sîretü’n-Nebeviye, c:3, shf:252

Bu yazı 18/04/2010 tarihinde eklenmiştir.
Bu yazı 670 kişi tarafından okunmuştur.

Bu haberi paylaşın

Yorum Yaz

Bilgileriniz
Yorumunuz
Güvenlik Kodu

 
Tweet Tweet