Belalardan bizi koruyan büyüklere saygı
Belalardan Bizi Koruyan BÜYÜKLERE SAYGI
Türkiye’de ve dünyada kutlanan günlere ayrı bir alakam vardır. Bazılarını çok mantıksız ve vicdansız bulurum. Bazılarını da eksik ve yetersiz kabul ederim. Bunlardan bir tanesi de 18-24 Mart arasında kutlanan, “Dünya Yaşlılar Günü ve Yaşlılar Haftası”dır. İçi boş kutlamalar, kimseye faydası olmayan ruhsuz kutlamalardır. Şu ana kadarki kutlamaların hiçbir yaşlıya faydası olmamıştır. Toplumda merhamet duygularının meydana gelmesine ve artmasına vesile olamamıştır.
Yaşlılarımız, büyüklerimiz yılda bir hafta anılacak, hürmet edilecek varlıklarımız değildir. Bütün yıl boyu her gün, her saat ve lahza saygı ve hürmet edilmesi lazım gelen biricik varlıklarımızdır. Bu da ancak inançla ve dinimizin temel esaslarıyla temin edilebilir. Öyleyse inancımıza ve dinimize sağlam bir şekilde sarılmalıyız.
Yaşlılarımız bütün hayatı acılarıyla, lezzetleriyle en ince noktasına kadar yaşamış en tecrübeli varlıklarımızdır.
Hele bu yaşlılarımız hayatlarını Hak yolunda harcamış, saçını-sakalını bu yolda ağartmışlarsa, onlardan alacağımız çok dersler vardır.
Yaşlılarımız, büyüklerimiz geçmiş ile gelecek arasında bir köprüdür. Köprüler sağlam ve sağlıklı olmalıdır. Köprüler yıkılmamalıdır.
Saçı-sakalı bembeyaz olmuş yaşlılar için, “Ağarmış saç, mü’minin nurudur. Bir kişi İslam yolunda saçını ağartırsa, ağaran her kıl karşılığında bir sevap kazanır ve bir derece yükseltilir.”buyruluyor.
“Size bir kavmin büyüğü gelince onu büyükleyin, ikramda bulunun.”kutsî ifadesi de dikkat çekicidir.
“Bereket büyüklerimizin yanındadır. Küçüklerimize şefkat, büyüklerimize hürmet göstermeyen bizden değildir.”hadis-i şerifi bereket vesilesi olarak yaşlılarla beraber olmayı teşvik eder. Şu hadis-i şerif daha ağır bir dille meseleyi ele alır: “Üç kişi vardır ki, onların hakkını ancak münafık olanlar küçümser; İslam yolunda saçını ağartmış olan, ilim sahibi ve adil idareci.”
İçimizdeki yaşlılar bizim için birer angarya değildir. Hayatları bizim için vesile-i nimet ve belaların def’ine sebebiyet verirler; “Eğer beli bükülmüş ihtiyarlarınız olmasa idi, belalar sel gibi üstünüze dökülecekti…”beyanı dikkat çekicidir.
Büyüklerine, annesine-babasına gereken hizmet ve hürmeti göstermeyen bilmeli ki, eğer ölmezse o da ihtiyar olacaktır. O zaman o da evlatlarından hizmet ve hürmet görmeyecektir. Şu hadis-i şerife dikkat edin: “Bir genç bir yaşlıya sadece yaşından dolayı hürmet etti mi, Allah’ta ona bir mükafat olmak üzere, ihtiyarlığı zamanında hürmet edecek bir kimseyi muhakkak yaratır…”
Hele hele bu yaşlılar ve büyükler bizim ana-babamız ise mesele daha ciddi bir şekilde ele alınmalıdır.
Ana veya nine, gökler kadar derin, içlerinde göklerin yıldızları kadar duygu ve düşünceler kaynaşıp köpürür…
Anamız bizler için ne bitmeyen çileler çekmiştir. Yemeyip yedirmiş, güldürmek için ağlamıştır.
Bizler hayatımızın en önemli bölümünü, anamızın kucağında geçirmişizdir. Hele gücümüzün yetmediği zamanlarda, acizken onunla saadet rüyaları yaşamışızdır.
Analarımız, bizim güneşlerimiz, suyumuz, havamız olmuşlardır.
Babalarımız da, zemini tutan dayanak noktamız olmuştur.
Uzun sözlerin kısası, şu iki ibret verici Peygamber (s.a.s) sözüyle yazımızı noktalayalım.
Cahime anlatıyor: “Resulullah (s.a.s)’a geldim ve: “Ey Allah’ın Resulü, ben gazveye katılmak istiyorum, istişare etmeye geldim.”dedim. Resulullah (s.a.s): “Annen var mı?”dedi. “Evet” dedim. “Öyleyse ondan ayrılma, zira cennet onun ayağı altındadır.”buyurdular.
Ebu Hureyre naklediyor: “Resulullah (s.a.s): “Hiçbir evlat babasının hakkını, bir istisna durumu dışında ödeyemez. O da babasını köle olarak bulur, satın alır ve azad ederse…”
Amr b. As: “Allah Resulü’nün: “Allah’ın gadabı babanın gadabında, Rabb’in rızası babanın rızasındadır.”dediğini işittim.”
Bu büyük buyruklara kulak vermeden, yaşlılara, büyüklere, anne-babaya saygı nasıl temin edilebilir? Ne dersiniz?
NECDET İÇEL
26 Mart 2010
Bu yazı 09/07/2010 tarihinde eklenmiştir.
Bu yazı 908 kişi tarafından okunmuştur.