Batı ve Biz
Allahın salatü selamı sizlerin ve hakka tabi olanların üzerine olsun.

Allahın laneti heva ve hevesine tabi olan, milleti ve himmeti, heva ve hevese tabi olanların üzerine olsun.

Allahın laneti onlara olsun deriz ama "EĞER İÇİMİZDE BİR GERİLİM, BİR AKKOR ATEŞ HALİNDE TUTUŞAN: "ALLAHA DÖNME TEVBE VE İSTİĞFAR, ONLARIN YAPTIKLARINDAN ÖZÜR DİLEME, YÜZ EKŞİTME YOKSA BİZ DE HELAK OLURUZ"

2- Taberanide: Allah meleklerinden bir melek topluluğuna emreder. Gidin filan beldenin altını üstüne getirin.
3- Gemi misali
4- YERYÜZÜNDE 3 SINIF İNSAN 3 ZÜMRE İNSAN VARDIR
A-SIRATI MÜSTAKİM
B-DALLİN
C-MAĞDUR
Fatiha suresi bunu hülase ediyor. Fatiha; Kuranın ve bütün semavi kitapların hülasasıdır. Biz de, günde en az kırk defa "
" diyoruz.
Öyle sıratı müstakim ki; Allahın nimetine mazhar
"
"
Sıratı müstakim şehralıdır. Caddei kübradır. Hz Adem ile başlamış Efendimize kadar günümüze kadar devam etmiş. NEBİ SIDDIK ŞEHİD SALİHLER YOLUDUR. ..

DEVRAN BEŞERDE BÖYLE BAŞLADI.
Sıratı Müstakim ile başladı. Fakat daha sonra bozuldu. İfratlar-Tefritler zuhur etti. Her nebiden sonra, Hayr-ul Halefler ve daha sonra Şer-ül Halefler zuhur etti.Yahudi bozuldu şehvetine daldı, Nasara bozuldu şehvetine daldı. Efednimiz de kendi ümmetinin bozulmasından endişe etti

Bozulanlar helak oldular. Biz teminat altındayız kaptanımız büyük: KURAN TEMİNAT VERİYOR.

Ümmetinin bozulmasından kendisini terk edeceğinden endişe etmiş. Öbür alemde bir tablo Buhari Müslim : Öbür alemde, başında bulunduğumda, bazıları kovululur.

Ben Hz Mesih gibi derim.

Ümmeti için endişe ediyor ve kendileri hayatta iken onlara benzememeye çalışıyordu.
Buyuruyordu.
Saç taraması, Ezan (Abdullah bin Selam) Buharide, Ama onların doğru tarafı varsa tasdik ediyor aynen alıyor, yanlışlarını terk ediyor tashih ediyordu. Hicretten sonra, oruç eyyamı bitti. Bu gün batının her şeyi yanlış mı_? Hayır öyle olsa ayakta duramaz. Biz onların fen-teknik ve bize yakışan sanatını almamızda mahzur yoktur. Akifin de ifadesiyle Akifin de ifadesiyle "Alınız tekniğini sanatını Garbın" Japonya gibi, ve zaten bu teknik fen sanat, sadece Batı medeniyetine verilemez.
ONDA
1 - Medenilerin irşadının hissedi ( mucizelerinin dehli)
2 - Telahuk-u Efkar ve Tecrübenin katkısı vardır.
Ama biz tersine yapmışız, şu anda zilletimiz de bundandır. Tanzimatla batıya giden Entelijansiyamız
a-) Satın almış
b-) yanlış kıyasla gelmiş
Şu Jöntürkün hatası: Bilmedi ki bizdeki din hayatının esası, din hayatın hayatı, hem nuru hem esası. İhyayı din ile olur şu milletin ihyası, Başka dinin aksine dinimizin temessül derecesi milletimizin terakkisi. Biz dine, maziye, arş-ı azama bağlanacağız ( kökümüz derin yıkılmayacağız) Ama; Biz köksüz bir cemaat haline geldik. Askıda bir milletiz.
Tarih şahittir ki ; bu millet ne zaman dinine sarılmışsa yükselmiş... Avrupa dinini terk ettiği zaman ilerleyebilir Fakat biz dine sarıldığımız nisbette ilerleriz. O takdirde batı, batılı terkediyor Hakka yanaşıyor.
Halbuki ekser enbiyanın şarkta, feylesofların garbta gelmesi kadere bir remzdi ki; asyayı ayağa kaldıracak dindir. Avrupa ahmak olduğu için ilerlemiş. Biz zeki olduğumuzdan gerilemişiz. Akl-ı Küll e ihtiyaç vardır.
Her milletin örfü ayrıdır. Yaşama şartı vardır. Bu iklim şartların göre değişir. Dağdaki çoban ile, şehirdeki tiyatrocu kadının yaşantısı aynı olamaz. Güzel bir yürüyüşümüz vardı, beğenmedik, başkası gibi de olamadık olamayız. Paçalı tavuk gibi ortada kaldık. Biz ya islam dünyasının başı, veya avrupanın kuyruğu Bizim avrupa muhabbetimiz gayr-i meşru muhabbettir.
.Biz muhabbet ettikçe onlar bize zulüm gadr, baskı yaptı.
YILBAŞI ANLAYIŞI
"Kim herhangi bir gruba benzeşirse, o da ondandır"
Özellikle bu hadisi şerif çok önemli psiko sosyal gerçeklere işaret eder. Şeklî benzeşmenin sonuçta itikadi benzeşmeye götüreceğini anlatır. İbni Haldun (Mukaddime tercümesi 1-374,375) da konu ile ilgili olarak önemli tarihi gerçkelere parmak basar. MAĞLUPLARIN GALİPLERİ TAKLİD ETME PSKİOLOJİSİ TAŞIDIKLARINI anlatır. Sonuç şudur;
İNSAN ANCAK;
A- SEVDİĞİNİ
B- TAKDİR ETTİĞİNİ VE BÜYÜK GÖRDÜĞÜNÜ
C- MAĞLUB-GALİBİ TAKLİD EDER
"ŞEKLİ TAKLİD İTİKADİ TAKLİDE GÖTÜRÜR" Bu ilmi gerçeğe dikkat çektikten sonra, genel bir fıkhi kaideyi hatırlatıp mesele hakkında, alimlerimizin istimbatlarını ( bir kısmını verdiğimiz nasslarından çıkardığımı hükümleri nakledeceğiz)
"Müslüman, bir başka dinin şiarını (alamet-i farikasını) olan bir fiili, kendi ihtiyarı ile yapması küfürdür." Nevruz ve yılbaşı kutlamaları alimlerimizce, başka dinleri ve inanç sistemlerinin şiarı olarak görülmüğş ve bu konudaki hüküm ona göre verilmiştir. Görebildiğimiz kadarıyla "BUHARA BÖLGESİ ALİMLERİMİZDEN BAYTEKİN EL TURKMANİ" bu tür konularda en geniş bilgiler veren alimlerimizden biridir. Buna benzer meseleleri müstakil bir kitapta anlatımış ve sözünü ettiğimiz komnu üzerinde özellikle ve sayfalarca durmuştur.
"Bazı Hanefi alimleri demişlerdir ki; Adı geçen bütün bu (başka inançların gereği olan) bayram ve kutlamalara katılan ve tevbe etmeyen onlar gibi kafir olur
İmam-ı Malikin arkadaşlarından biri demiştir ki; "Nevruz gübü, (o günü tazim için) bir karpuz kesen dahi domuz kesmiş gibidir. Dolayısıyla müslümna böyleleriyle oturması, kesmede ve pişirmede de onlara yardımcı olması ile günahkar olmuş olur.(Turkmani Kitabül-Lümafil- Havadis- vel Bid'at. 1-293/294)
"Mecusilerin (nevruz yeniyıl, yenigün, yılbaşı) kutlamalarına katılmakla da kafir olur. Çünkü bunda onların o gün yaptıkları şeylere muvafakat anlamı vardır. Daha önce satın almamakta olduğu bir şeyi nevruzda tazim için, ( yeme-içme için değil) satın alması, keza yine o günü kutlayan şirk ehline nevruz günü velev bir yumurta olsun bir şey hediye etmesi de aynıdır.
"Nevruz da, (yılbaşı gününde ) bir müslüman diğerine bir şey hediye etse, ama bununla o günü tazimi (kutlamayı) düşünmüş olmasa fakat bir takım insanların o güne mahusus, böyle bir uygulaması bulunmuş olsa bunu yapan kafir olmaz. Ancak o günlerde yapmaması daha önce, ve daha sonra yapması gerekir. Ta ki onlara benzemiş olmasın, İbadette muvafakat, yani onlara has ibadet saatleri olan 3 vakitte namaz kılmak haram olursa, ibadet, olmayanları bir düşünelim?!....
İmam-ı Ebu Havs demiştir ki; " Bir adam rabbine 50 yıl ibadet etse, sonra Nevruz (yılbaşı) geldiğinde o günü kutlamak için şirk yapanlardan birine bir hediye gönderse, kâfir olur." (Bezza'ziye VI 333, Abdullah b. Muhammed es-Şibi el Abderi , Ed Delîlül Kavim Sıratül Müstakim 143),
İmamı Rabbani de benzer şeyleri kendi zamanındaki Hindistanlı müslüman kadınların yaptıklarını, başka inançlarda olanlar gibi, belli günlerde o günlere has hediyelerle hediyeleştiklerini anlatır. Ve bütün bunların şirk ve islam dinini inkar olduklarını söyledikten sonra şu mealdeki ayeti zikreder ..............ayet.......... "Onların çoğu şirk koşmaksızın Allaha iman etmezler" (İmamı Rabbani Mektubat 111/55 Mektub 41)
Bu Allaha inandığını söyleyenlerin de şirk koşuyor olabileceklerini, ya da şirk koşanların da Allaha inandıklarını söyleyebileceklerini anlatır. Hulasa
1- Yılbaşı gibi başka inançların şiarı olan günlere, o günü, tazim ve kutlama maksadıyla katılmak, aynı maksatla o günlerde tebrikleşmek hediyeleşmek. Yine aynı maksatla hindi vb almak, yemek, ziyafet çekmek aynı maksatla bu tür kutlamalara katılmak küfürdür Bunu yapmış ve tevbe etmemiş bir insanın imanından nikahından, ibadetlerinin boşa gitmesinden korkulur
2- Böyle zamanlarda, böyle zamanlara has hindi vb şeyleri sırf gıdalanmak için almak, PTTnin ucuz hizmetlerinden yararlanmak için tebrikleşmek, küfür değilse de, onlara (isteyerek şirk yapanlara ) benzeme be onların uygulamalarını meşru gösterme anlamı taşıdığından tehlikeli ve mahsurludur. Müslümanların hangi maksatla olursa olsun o günlere mahsus bir şey yapmamaları gerekir.
3- Hindi gibi sırf o günlere mahsus, şeyleri, o günlerde satmak fasıklara "günahta yardım" anlamı taşıdığından takrimen mekruhtur. Ancak alacağı para haram değildir. Haram ve günah olan o işi yapmasıdır. Bu, hindilerin besmele ile kesilmiş olması halinde böyledir. Besmele ile kesilmemişse "meyte" olacaklarından satılmaları için hiçbir suretle caiz olmaz
4- Yılbaşı kutlamaları için matbaa sahiplerinin davetiye, afiş kart benzeri şey basmaları da aynıdır. Eşantiyon eşya için de aynı şey söylenir.
BATI MEDENİYETİ İLE İSLAM MEDENİYET İ ARASINDAKİ FARKLAR
A ) 1 - BATI MEDENİYETİ
-Medeniyet, libassının giymiş korkunç bir vahşettir
-Zahiri parlıyor, batını da yakıyor
-Dışı süs, içi pis
-Sureti Me'nus, Sireti Mâküs bir şeytandır.
2 - İSLAM MEDENİYETİ
-Batını Nur, zahiri rahmettir
-İçi muhabbet dışı uhuvvet
- Sureti Muavenet, sireti şevkat ve cazibedar bir melektir.
B ) 1- BATI MEDENİYETİNİN İÇTİMAİ HAYATA MÜTEALLİK DÜSTURLARI YANLIŞTIR BEŞERİ FELAKETE GÖTÜRMÜŞTÜR.
A ) HAYATI İÇTİMAİDE DAYANDIĞI NOKTA KUVVETTİR.
Kuvvetin Şe'ni tecavüzdür. Asırlardan beri çektiğimiz .... "Kimi hindu kimi yamyam"
B) HEDEFİ MENFAATTİR
Menfaatin şe'ni her arzuya kafi gelmediğinden üstünde boğuşmaktır.
C) DÜSTUR-U HAYATI CİDALDİR
Şe'ni çarpışmaktır
D) Cemaatlerin, milletlerin rabıtası, "UNSURİYET VE MENFİ MİLLİYETTİR" bilir.
Şe'ni başkasını yutmakla beslenmekte olduğundan tecavüzdür. Hitler misali
2- İSLAM MEDENİYETİNİN İÇTİMAİ HAYATA DAİR DÜSTURLARI
A) HAYATI İÇTİMAİYEDE DAYANDIĞI NOKTA KUVVETE BEDEL HAKTIR. Hakkın şe'ni ittifaktır, huzurdur, saadettir.
HZ Ebubekir r.a. : "Kuvvetliniz haksız ise yanımda en zayıfınızdır"
B) Hedefi gayesi menfaate bedel, "FAZİLET VE RIZAYI İLAHİ" yi kabul eder. Şe'ni tesanüddür, Dayanışma birbirini desteklemedir
C) Düstur-u hayatı Cidale bedel TEAVÜN dür. Teavün Şe'ni : Birbirinin imdadına yetişmek. Kendisi için değil, başkası için yaşamaktır.
D) Cemaatlerin milletlerin rabıtası "unsuriyet ve milliyet yerine "RABITA-ı DİNİ ve SINIFî ve VATANİ" kabul eder. Dini Şe'ni: uhuvvettir, nefsi gemlemekle bağlamak ruhu kemâlara kamçılamakla serbest bırakmanın şe'ni saadeti dareyndir.
Öyle ise bu batı medeniyetine tabi olmak bize gerekmez.
Ey bu vatan gençleri!... Frenkleri taklide çalışmayınız...Âyâ, Avrupanın size ettikleri hadsiz zulüm ve adavetten sonra, hangi akıl ile onların sefahat ve batıl efkarlarına ittiba edip emniyet ediyorsunuz? Yok !... Yok!... Sefihane taklid edenler. İttiba değil belki şuursuz olarak onların safına iltihak edip, kendi kendinizi ve kardeşlerinizi idam ediyorsunuz. Agâh olunuz ki; siz ahlaksızcasına ittiba ettikçe hamiyet davasında yalancılık ediyorsunuz. Çünkü şu surette ittibanız milletinize karşı bir istihfafdır ve millete bir istihzadır.
Batıyı karşımıza almıyoruz. Kucağımıza cenah-ı himayemize alıyoruz. Bu da olacak şimdiye kadar niye olmadı?.
İSLAMIN BATIDA GELİŞMEMESİ
Batı, bu perişan halinden kurtulacaktır. İslamiyet nuruyla nurlanacaktır
A ) Şimdiye kadar onları islamdan mahrum eden, ecnebilerdeki 4 hastalık
1 - Ecnebilerde TAKLİD
2 - Ecnebilerde CEHALET
3- Ecnebilerde TAASSUP
4- Ecnebilerde KASİSLERİN RİYASETİ
Şimdi bunlar değişiyor
B) Bizdeki MANİLER
1- İstibdatı Mütenevvi
2- Ahlaksızlık
3- Müsceviyeti Ahval
4- Atalet-i İntac Eden YE'S dir
En büyük bela; Hem onlarda hem bizde DİN İLE İLİM ÇATIŞMASI ZANNEDİLMESİ
Şimdi de bunlar değişiyor
İLERİDE BATI DEĞİŞECEK İSLAM NURUYLA NURLANACAK
Bilirsiniz ki; bizim muradımız, medeniyetin mehasini ve beşere menfaati bulunan iyilikleridir. Yoksa medeniyetin günahları seyyiatları değil ki; ahmaklar o seyyiatları o sefahatleri, mehasin zannedip; taklid edip malımızı harab ettiler. Ve Dini rüşvet verip, dünyayı da kazanamadılar. Medeniyetin günahları iyiliklere galebe edip, seyyiatı hasenatına racih gelmekle beşer, iki harbi umumi ile iki dehşetli tokadı yiyip o günahkar medeniyeti zir-ü zeber edip, öyle bir kustu ki; yeryüzünü kanla bulaştırdı. İnşaallah istikbaldeki islamiyetin kuvveti ile medeniyetin mehasini galebe edecek,zemin yüzünü pisliklerden temizleyecek, sulh-ü umumiyeyi de temin edecek
Evet; Avrupanın medeniyeti fazilet ve hüda üzerinde tesis edilemediğindne, belki heves ve heva rekabet ve tahakküm üzerine bina edildiğinden, şimdiye kadar medeniyetin seyyiatı hasenatına galebe edip, ihtilalci komitelerle kurtlaşmış bir ağaç hükmüne girdiği cihetle, asya medeniyetini galebesin kuvvetli bir medar, delil hükmündedir. Ve az vakitte galebe edecektir. Acaba istikbale karşı ehl-i iman ve islam için böyle maddi ve manevi terakkiyata vesile ve kuvvetli sarsılmaz esbap varken ve demiryolu gibi istikbal saadetine yol açıldığı, halde nasıl me'yus olup ye'se düşüyorsunuz. Alemi islamın ve alemi islamın kuvveyi maneviyesini kırıyorsunuz. Ve ye's ve ümitsizlikle zannediyorsunuz ki; dünya, herkese ve ecnebilere terakki dünyasıdır. Fakat yalnız biçare ehli islam için tedenni dünyası oldu, diye pek yanlış bir hataya düşüyorsunuz.Maden meylül istikmal (tekemmül meyli) kainatta fıtratı beşeriyede, fıtraten dercedilmiş, elbette beşerin zulüm ve hatasıyla başına çabuk bir kıyamet kopmazsa; istikbalde hak ve hakikat alemi islamda, nevi beşerin eski hatıatına kefalet olacak bir saadeti dünyeviye de gösterecek inşaallah....
.......ayet............ (hakimiyet yer değiştirecek)
Evet!.. Bakınız zaman, hattı müstakim üzerin hareket etmiyor ki; mebde ve müntehası birbirinden uzaklaşsın, belki kürei arzın hareketi gibi bir daire içinde dönüyor, bazen terakki içinde yaz ve bahar mevsimi gösterir; bazan tedenni içinde kış ve fırtına mevsimini gösterir. Her kıştan sonra bir bahar, her geceden sonra bir sabah olduğu gibi, nevi beşerin dahi bir sabahı bir bir baharı olacak (inşaallah)
Hakikatı islamiyenin güneşi ile sulhu umumi dairesinde, hakiki medeniyeti görmeyi rahmet-i ilahiyeden bekleyebilirsiniz
TAKVİM
Haddizatında bütün nebilerin doğum tarihleri meçhuldür. Efendimizin s.a.v. bile. Hz İsa aleyhisselam, da meçhuldür. Neden meçhul?
TAKVİM : İnsanların hareketlerini ayarlamak için kullandıkları zaman ölçüsüdür. (Osman Turan hocanın "Oniki Hayvanlı Türk Takvimi Eseri Şaheserdir)
Eskiden beri takvimlerin kullanılışı ve çıkışı vardır:
1- Bir yıl usulü takvim
2- Türklerin islamiyetten önceki takvimleri güneş senesini esas alırdı. 12 veya 60 yılda bir devi yapan ve yılları sayıyla değil isim ile tesbit eden sisteme dayanır
3- Selçuklu sultanlarından melikşahın kullandığı, İran ve Afganistanın zaman zaman kullandığı Celalî takvimleri
4- İslamiyetten sonra hicri takvim, kameri aylara
5- Miladi takvim (İki tane miladi takvim vardır) A- Romalı imparator jül sezar tarafından İskenderiyeli Sosigen'e yaptırılan takvim B- Papa 13. Gregoire, Kalabriyalı Lilo'ya Jülien takviminin yanlışlarını düzeltmek için bir tane daha yaptırmıştır. VE 1582 yılının 15. Günü kendi takvimini kabul ettirmiştir. Jülien takvimine o gün 10 gün ilave edilmiştir. 5 Ekim günü,, 15 ekim olarak kabul edilmiştir. Ama o gün Cumadır. Değişmemiştir. Güneş sisteminde en az, yanlış takvimdedir. Bir senede 24 saniye.Yani takvim hesaplamasında 1 günlük hatanın ortaya çıkması için 3600 yıl geçmesi gerekir. Jülien ve Gregorie takvimlerini birbirine çevirmek için 13 gün ilave etmek ya da çıkarmak gerekir. Bu takvim diğeri ile karşılanmış İngiltere ve İsveç ancak 1752 de benimsemiştir. Rusya 1917den sonra, Osmanlı Tanzimattan sonra kullanmaya başlamıştır. Rumi takvim bu Julien takvimidir.
İstanbulun hicri tarihe göre fetih günü, 857 senesi, Cumadaül Ulasının 20. Salı günüdür. Bizim Fatih günü diye kutladığımız tarih Jülien takvimine göre bilinen gündür. Bu feth gününe bu gün kullanmakta olduğumuz günlük farkı eklemek gerekir. O zaman fetih yine Salı günü olacaktır. Ama 29 Mayıs yerine 7 Haziran olması gerekecektir. ŞİMDİ SÖYLEYELİM:
"Son zamanlarda kutlanan yıldönümlerinin hepsi yanlıştır"
SORU : (21 Aralık - 24 Aralık 1990 Zaman )
Yılbaşı münasebetiyle hindi alıp satma tebrikleşme tebrik satma yılbaşı proğramları için sipariş edilen davetiye kart poşet vb imal etmek caiz midir?
CEVAP
Bu meseleyi iyi kavrayabilmek için önce şu ayet ve hadisleri göz önüne getirmek gerekir.
.....ayet..... "İyilik ve takva konusunda yardımlaşın, günah ve haddi aşmada yardımlaşmayın ve Allahtan korkup sakının" (Maide 5/2)
"Zulüm yapanlara en ufak meyil göstermeyin, yoksa size ateş dokunur. Sizin Allahtan başka velileriniz de yoktur. Sonra yardım da göremezsiniz". Hüd 11/113
"O (Allah) size kitapta; Allahın ayetlerine küfredildiğini ve onlarla alay edildiğini işittiğinizde, onlar başka bir söze geçip dalıncaya kadar onlarla oturmayın. Yoksa sizler de onlar gibi olursunuz. Doğrusu Allah münafıkların da kafirlerinde tümünü cehennemde toplayacaktır" (Nisa 4/140)
Mevzu ile alakalı başkalarına benzeme noktasında ele alan sayılamayacak kadar çok hadisi şerif vardır.
Necdet İÇEL
Bu yazı 26/04/2010 tarihinde eklenmiştir.
Bu yazı 361 kişi tarafından okunmuştur.