Günün Sözü: Düşmanızın bile parmak ve dudağını ısırtabilecek bir ahlâk,muteşem bir ahlâktır.
Sitede şu an 40 kişi var. Toplamda 3,486,968 kişi tarafından ziyaret edilmiştir.
ARAMA:


Bakara suresi 30. ayet üzerine

Bakara suresi 30. ayette geçen meleklerin sualini, hem öngörülerinin kaynağı hem de üslupları açısından nasıl anlamalıyız? Melekler mutlak itaat eden varlıklarsa sual sorma ve suallerinin sebebinin hikmeti nedir? Ayetlerin devamındaki “secde” emrinden ne anlamalıyız?
Hz. Âdem’in (a.s) cennetteki durumunu nasıl anlamalıyız?
Cennette yasağın olmaması ve günah işlenmeyeceğine ve iblisin oraya başka bir surette de olsa giremeyeceğine göre olaya nasıl bir anlam yüklenmeli?


Değerli kardeşim,

Sorduğunuz soru gerçekten herkesin zihnini meşgul eden, önemli bir sorudur. Hemen hemen her kitap okuyanın veya dinle alakası olanın, fikren meşgul olduğu bir husustur.

Bu önemli husus tefsir kitaplarında da çok farklı şekillerde, bazıları İsraili kaynaklardan da aldıkları malumatlarla değişik yönleriyle anlatılmıştır. Ben de bu farklılıklardan ve muhtelif görüşlerden öğrenebildiğim kadarıyla meseleyi aktarmak istiyorum.

Ayet-i kerimede geçen “Yeryüzünde bir halife yaratacağım.”1 ifadesi, yani nesilden sonra nesil, asırdan sonra asır halinde birbiri ardınca gelecek kavim yaratacağım. Allah Teâlâ bir başka âyette “Sizi yeryüzünde halefler kılan O'dur...”2 ve “Sizi yeryüzünün halîfeleri kılar.”3 ve “Biz isteseydik sizden yeryüzüne halef olan melekler halk ederdik.” ve “Onlardan sonra öyle bir nesil geldi ki...”4 buyurmaktadır.

Ayette geçen “halîfe”den maksat; sadece Hz. Âdem değildir. Çünkü yalnızca Âdem kast edilmiş olsaydı meleklerin “Yeryüzünde fesat çıkarıp kanlar dökecek kimse mi yaratacaksın?” demeleri doğru olmazdı. Onlar sadece bu cinsten böyle davranacak kişileri kast etmişlerdir.

Meleklerin bilmesi

1- Sanki onlar özel bir bilgiyle bunu bilmişlerdir,

2- Allah'ın bu cinsi yaratacağım haber verdiği beşerî tabîatın yapısından bunu anlamışlardır,

3- Bu konuda geçmişlerle kıyâslar yapmışlardır.

4- Meleklerin bu sözü Allah'a itiraz sadedinde yani Âdemoğlunu kıskanma şeklinde değildir. Buradaki suâl hikmetin açıklanıp belirtilmesi sadedindedir.

5- Melekler bu mânâda demektedirler ki: “Ey Rabbimiz, yeryüzünü fesada verip kanlar dökecek kişilerin çıkacağı bu yaratığı yaratmaktan maksadın nedir?
Eğer maksat onların sana kulluk etmeleriyse, “Biz seni hamd ile tesbih eder ve takdis ederiz” ve bu babta bizden hiç bir tembellik, kusur sâdır olmaz demektedirler. Allah Teâlâ onların bu suâline cevap olarak: “Sizin bilmediklerinizi ben bilirim.” buyurmuştur. Sizin zikrettiğiniz bu bozuklukların ve fesadın bu cinsten sâdır olmasına rağmen bu varlığın yaratılışındaki kuvvetli menfaati ben bilirim, onu siz bilmezsiniz. Çünkü onlardan peygamberler kılacağım ve elçiler göndereceğim. Onların arasından sâdıklar, şehîdler, sıddîkler, sâlihler, âbidler, zâhidler, velîler, iyiler, mukarrebûn, âlimler, âmirler, huşu' sahipleri ve Allah'ı sevenler, onun peygamberlerine tâbi olanlar bulunacaktır.

6- İbn Cerîr der ki; “Allah meleklere yeryüzünde bir halîfe yaratacağım” buyurduğunda, bunu yapıyorum demiştir. Yani yaptığını böylece onlara haber vermiştir.

7- Süddî der ki, Âdem'in yaratılması konusunda Allah meleklerle istişare etmiştir. Allah Teâlâ hiç bir kimseyle istişare etmez. Çünkü istişare bilginin eksikliğine delâlet eder, Allah ise bundan münezzehtir. Hasan ve Katâde'nin İbn Cerîr'den naklettiği ifâde ise daha doğrudur. En doğrusunu Allah bilir.

8- İbn Cerîr der ki; Allah'ın zikrettiği hilâfetin mânası bir neslin bir başka nesilden sonra onun yerine geçmesidir. Halîfe “faîle” vezninde senin kavminden bir kişinin yerine bir başka kişinin kâim olmasıdır. Nitekim Allah Teâlâ Yûnus sûresinde şöyle buyurur: “Sonra onların ardından nasıl davranacağına bakmak için sizi yeryüzünde onların yerine (halefler) geçirdik.”6 Bunun için en büyük hükümdara halîfe denmiştir. Çünkü o kendisinden öncekinin yerine geçmiş ve makamına oturarak ona halef olmuştur.

9- Allah meleklere Âdem'in soyundan gelenlerin ne yapacağım öğretmiş ve melekler de bu sözü söylemişlerdir.

10- Bir diğer görüş de; Âdemoğlundan önce cinlerin yeryüzünde fesât çıkardıkları ve bu sebeple onlarla kıyâs eden meleklerin bu sözü söyledikleri belirtilmektedir.

İbn Ebu Hatim’in Abdullah İbn Amr'dan naklettiğine göre: Cinler yeryüzünde Cânn'ın çocuklarıydı ve Hz. Âdem yaratılmazdan iki bin sene önce dünyada bulunuyorlard. Yeryüzünü fesada verdiler ve kanlar akıttılar. Bunun üzerine Allah meleklerden bir ordu gönderdi, onları vurdular ve denizlerdeki adalara gidinceye kadar takip ettiler. Bunun üzerine Allah meleklere “Yeryüzünde bir halîfe yaratacağım” deyince onlar da: “Biz seni hamd ile tesbih ve takdis edip dururken yeryüzünde fesât çıkarıp kanlar dökecek kimse mi yaratacaksın?” demişlerdi. Allah Teâlâ ise: “Sizin bilmediklerinizi ben bilirim” buyurmuştu.
Ebu Ca'fer el-Râzî, İbn Enes vasıtasıyla Ebu'l-Âliye'den nakleder ki; Allah melekleri çarşamba, cinleri perşembe ve Âdem'i de cum'a günü yaratmıştır. Cinlerden bir grup küfretti bunun üzerine melekler yeryüzüne iniyor ve onlarla savaşıyorlardı, aralarında kan akıtılmıştı ve yeryüzü fesada verilmişti. Bunun için melekler “Yeryüzünde fesât çıkarıp kanlar dökecek kimse mi yaratacaksın?” demişlerdi. Tıpkı cinler gibi kanlar döküp fesât çıkaracak.

11- Allah'ın öğrettiği bilgi ile melekler “yeryüzünde fesât çıkarıp kanlar dökecek kimse mi yaratacaksın?” demişlerdi. Allah ise “Sizin bilmediklerinizi ben bilirim” buyurmuştu. Bu hususta şöyle bir izah da vardır; cinler yeryüzünde bulunuyor, fesât çıkarıyor ve kan akıtıyorlardı ama Allah meleklerin kalbine bunun olacağını bildirmişti. İşte Allah'ın öğrettiği sözle böyle demişti onlar.

12- İbn Ebu Hatim Ebu Ca'fer Muhammed İbn Ebu Ali'den naklen şöyle dediğini rivayet eder. “Sicilli lil kütüb”7 bir melekti ve Hârût ile Mârût da onun yardımcılarıydılar. Günde üç defa ana kitaba bakarlardı. Bir keresinde baktı ve orada kendisine Âdem'in yaratılışı ve onda bulunan emirler gösterildi. Bu gördüğünü, arkadaşları olan Hârût ile Mârût'a gizlice söyledi. Allah Teâlâ “Yeryüzünde bir halîfe yaratacağım” buyurunca onlar da “Yeryüzünde fesat çıkarıp kanlar dökecek kimse mi yaratacaksın?” demişlerdi. Bu ikisi meleklerden öne çıkarak böyle söylemişlerdi.

13- İbn Cüreyc der ki: Melekler Allah'ın kendilerine öğrettiklerini ve Âdem'in yaratılışında bir tabiata sahip varlığın yapacağı hususları söylemişlerdir : “Yeryüzünde fesât çıkarıp kanlar dökecek kimse mi yaratacaksın?"

14- İbn Cerîr der ki, bazıları da şöyle demişler: Melekler "Yeryüzünde fesât çıkarıp kanlar dökecek kimse mi yaratacaksın?" demişlerdir. Zira Allah hem bu gibi hallerin âdemoğlunun yapısına sahip her yaratıktan zuhur edebileceğini kendilerine haber vermiş, hem de bu konuda suâl sorma müsâadesi vermişti. Bunun üzerine melekler bu suâli sormuşlardı. Bu hususu takiben melekler : “Ey Rabbimiz, Sen onların yaratıcısı iken Sana nasıl isyan edebilir onlar?” diye sormuşlar, Rableri de : “Sizin bilmediklerinizi ben bilirim” buyurmuştu. Yani bunların böyle olacağını ben bilirim. Siz ve sizin gibi bana itaat edenlerin bilmedikleri şeyler de olsa onları ben bilirim.

15- Bazıları da şöyle demişlerdir: Bu soru meleklerin bilmedikleri konuda aydınlanma istedikleri şeklindedir. Sanki onlar şöyle demişlerdi: «Ey Rabbimiz bizi öğrenmek istediğimiz bir konudan haberdâr et.” Yoksa inkâr etmek için söylememişlerdir. Melekler, Allah’ın Hakîm ismine dayalı hikmetini öğrenmek istemişlerdir.8

Meleklerin Âdem’e secde etmesi emrine gelince;

Melekler mahluktur, Âdem de mahluktur. Mahlukun mahluka secde etmesi caiz değildir. Buradaki secde etme;

1- Allah’ın emrine secdedir,

2- Yaratılacak varlık olan Hz. Âdem ve oğulları, fazilet bakımından meleklerin de üstünde olduğunu göstermek içindir,

3- Meleklerin, meleklerin elinde esir olan iblisin (ki aslı cinlerdendir9) ve cinlerin de Hz. Âdem’e ve Âdemoğullarına musahhar olduğunu ifade etmek içindir,

4- Bu hususta Üstad Bediüzzaman hazretlerinin Sözler kitabından Yirminci Söz’ün Birinci Makamını okumanızı tavsiye ederim. Böylece Hz. Âdem’den önceki varlıklar iki sınıf içerisinde toplanmışlardır; İtaat eden melekler, isyan eden şeytan, hem itaati hem isyanı olan cinler. Bütün bunların da hülasası olan Âdemoğluna; “Senden öncekilerinden melek secde etti, mükerrem oldu, şeytan isyan etti mel’un oldu. Eğer sen de mükerrem olmak istiyorsan, melekler gibi emirlerime itaat et ki sen de benim nazarımda melekler gibi mükerrem ve muhterem olasın” dersi verilmek istenmiş olabilir.

Hz. Âdem’in cennetteki durumuna gelince;

Hz. Allah Hz. Âdem'e ikram ettiğini ve meleklerin ona secde etmelerini emrettiğini, İblîs'in dışında meleklerin hepsinin secde ettiğini haber veriyor. Sonra da Allah, Âdem'e cennette dilediği gibi yaşamasını, dilediği şeyden yemesini, rahat ve huzur içerisinde kalmasını sağladığını bildiriyor.

Ebu Zerr'den nakledilir ki; Ben dedim ki; ey Allah'ın Rasûlü sana Hz. Âdem gösterildi, acaba bir nebî miydi? Allah'ın Rasûlü buyurdu ki; Evet bir nebî ve rasûl idi. Allah onunla açıktan açığa konuşarak: “Ey Âdem sen eşinle birlikte cennette otur”10 buyurdu.

Hz. Âdem'in oturduğu cennetin gökyüzünde mi, yeryüzünde mi olduğu konusu ihtilaflıdır. Ekseriyet onun gökyüzünde olduğu kanâatindedir.

İbn Abbâs naklettiğine göre; Cennette yaşayan Hz. Âdem'i bir uyku bürüyüverdi. Bu sırada, Hz. Âdem'in sol tarafındaki eğe kemiklerinden birisi alındı ve yerine et dolduruldu. Âdem uyuyordu, uykusundan dolayı bunu fark etmedi. Neticede Allah Teâlâ bu sol eğesinden eşi Havva'yı yarattı. Onu bir kadın haline getirdi ve onunla sükûn duymasını sağladı. Sonra Âdem'in uykusu giderilip uyanınca Hz. Havva'yı yanında gördü ve “etim, kanım ve ruhum” dedi ve onunla huzur buldu. Allah Âdem'i Havva ile birleştirince ve kendinden ona bir huzur ve sükûn bahşedince doğrudan Hz. Âdem'e dedi ki: “Ey Âdem, sen eşinle birlikte cennette otur, dilediğiniz yerlerde onun meyvelerinden bol bol yiyin. Yalnız şu ağaca yaklaşmayın yoksa ikiniz de zâlimlerden olursunuz.”

Hz. Âdem’in yemekten nehyedildiği ağaç hakkında çok farklı görüşler vardır. Ağaç asması, buğday başağı, hurma ağacı, dalları birbirinden ayrı olan meyvesi meleklere ölümsüzlük veren bir ağaç olduğu söylenmiştir. İsrailiyat kaynaklarında ise bu ağacın buğday ağacı olduğu şeklinde görüşler vardır.
Zaten Hz. Âdem bu ağaçtan yemiyordu. Fakat şeytan Hz. Âdem’e sağdan yaklaşarak “Ey Âdem bu cenneti beğendin mi?” diye sordu. Hz. Âdem “evet” deyince, “Fakat sen burada az kalacaksın” dedi. Hz. Âdem bu söze hayret etti ve “Sen az kalacağımı nereden biliyorsun?” diye sordu. Şeytan “Duymadın mı Allah sana cennette sakin ol! diyor. Sakin olmak az kalmaya delalet eder.” dedi. Bunu duyan Hz. Âdem telaşlandı. İblis “Telaşlanma! İstersen ben sana cennette ebedi kalma yolunu göstereyim mi?” dedi. Âdem “evet” deyince, İblis “Allah sana şu ağaca yaklaşma dedi ya! İşte bu ağaca yaklaşmadığın için cennette az kalacaksın. Eğer bu ağaçtan ve meyvelerinden yerseniz, bu cennet ebediyen sizindir” dedi.11 Hz. Âdem Allah’a isyan etme niyetiyle değil, cennette ebediyen kalma arzusuyla o meyveden yemiştir.

İblisin cennete girmesine gelince;

İbn Abbâs'ın naklettiğine göre: “İblîs kendilerine “hînn” denilen meleklerin kabilelerinden bir kabileye mensûb idi. Bu kabîle Semûm ateşinden yaratılmıştı. Melekler arasında bulunuyordu. Adı da Hâris olup cennet bekçilerinden bir bekçiydi. İbn Abbâs der ki; meleklerin hepsi bu kabilenin dışında nurdan yaratılmışlardı. Kur'an'da zikri geçen cinler ise ateşten yaratılmışlardır. Yeryüzünde ilk yerleşenler cinler idi. Onlar burada fesât çıkarmış, kan dökmüş ve birbirlerini öldürmüşlerdi. Allah onlara meleklerden bir ordu halinde İblîs'i gönderdi. Bu melekler, kendilerine Hînn denilen kabileden idiler. îblîs ve beraberinde bulunanlar onları öldürdüler, nihayet denizlerdeki adalara ve dağların yamaçlarına sürdüler. İblîs bunu yapınca kendi nefsinde gururlandı ve kimsenin yapmadığı bir şeyi yaptım, dedi. Allah onun kalbinden geçeni kendisine muttali' kıldı, beraberinde bulunan meleklerin hiç birisi buna muttali' olmamıştı. Allah Teâlâ, onunla beraber olan meleklere dedi ki: “Ben yeryüzünde bir halîfe yaratacağım” Melekler de kendisine, “Sen yeryüzünde fesât çıkaracak bir kimse mi yaratacaksın?” diye cevap verdiler. Tıpkı cinlerin fesât çıkarıp kan döktükleri gibi. Halbuki sen bizi onların üzerine bu sebeple göndermiştin. Bunun üzerine Allah Teâlâ da buyurdu ki: “Sizin bilmediklerinizi ben bilirim.” Yani İblîs'in kalbindeki kibir ve gururu siz bilmezsiniz, ancak ben bilirim. Sonra Âdem'in toprağına emretti ve toprak kalktı. Allah Âdem'i balçıktan işlenebilen kara bir topraktan yarattı. Sonra Âdem'in cesedi kırk gece atılı kaldı. İblîs geliyor ona ayağıyla vuruyor ve o da ses çıkarıyordu. Allah Teâlâ'nın “İnsam pişmiş çamur gibi kuru balçıktan yaratmıştır.”12 âyetinde buyurduğu budur.”

İmam-ı Süddî tefsirinde şöyle naklediyor; Allah Teâlâ istediklerini yaratmayı bitirdikten sonra Arş'a yöneldi ve oraya hâkim oldu. İblîs'e de dünya göğünün hükümdarlığını verdi. İblîs kendilerine cin denilen meleklerden bir kabileye mensuptu. Cinlere bu ismin verilmesi cennetin bekçileri olmalarındandır. İblîs dünya göğünün hükümdarı olduğu gibi cennetin bekçisiydi de. İblîs'in kalbinde kibir belirdi ve Allah bana bu şerefi, benim meleklerden farklı bir meziyetim olduğu için verdi, dedi. İblîs'in nefsinde bu kibir belirince Allah ondaki bu duruma muttali' olup meleklere dedi ki ben: “Yeryüzünde bir halîfe yaratacağım…”

Bundan anlaşılıyor ki; İblis, henüz daha Allah tarafından lanetlenmemiş melekler içerisinde cinlerden yaratılan, dünya göğünün ve cennetin müekkel meleği idi. Belki Hz. Âdem’e ilk defa teşrifatçılık yapan ve cenneti tanıtan o idi. Değişik kitaplarda iblis’in cennete girme şekillerinin anlatılması (mesela yılanın içinde girdi vb.) sahih kaynaklara dayanmamaktadır. Hz. Âdem böyle bir iblise aldandıktan sonra dünyaya gönderilmiş ve secde emrinden sonra isyan etmiş ve lanetlenmiştir.

Muhammed İbn İshâk’ın İbn Abbas’tan naklettiğine göre; İblîs günah işlemezden önce meleklerden bir melek idi ve ismi Azâzîl olup yeryüzünde yaşardı. Çalışma bakımından meleklerin en ileri gidenlerindendi içlerinden en bilgini idi. Bu husus, onu kibre sevketti ve o Hînn adı verilen bir kabileden idi…13
Halk arasında “bu işte bir hinlik var” sözü de bu incelikten kaynaklanmaktadır.

Cennette yasağın olmaması meselesine gelince;

Cennet imtihan yeri olmadığı için elbette imtihanı gerektiren emirler ve yasaklar da yoktur. Zaten Cenâb-ı Hakk da “Ey Âdem! Sen ve eşin cennete yerleşin. Orada dilediğiniz gibi bol bol yiyin…”14 dedi. Bu ayetten de anlaşılıyor ki; cennet, rahat kalınacak, zevk alınacak bir yerdir.
Cennet, temizlik mahallidir. Orada isyan ve muhalefetin meydana gelmesi, cennetin şartları içinde mümkün değildir.

Bazıları derler ki; Hz. Âdem’in belli hikmetlere dayalı olarak ağacın meyvelerinden yemesinden sonra, kendisinde nutfe hasıl olmuş ve Hz. Havva bundan sonra hamile kalmıştır.

Hz. Âdem’in pek çok hikmetlere bağlı olarak cennetten yeryüzüne şeref vermesi gerekiyordu. Ve Cenâb-ı Hakk, belli bir hadiseyle onu yeryüzüne hikmetlerini gerçekleştirmek için bu hadiseleri yaratmıştır.

Bu hususta Elmalılı Hamdi Yazır’ın hocası olan Tâhiru'l-Konevî’nin çok güzel bir dörtlüğü vardır;

“Gubâr-ı pâyine almam cihânı yâ Rasûlâllah (Cihanı Sen'in ayağının tozuna değişmem yâ Rasûlâllah)
Değişmem mûyine heft âsumânı yâ Rasûlâllah (Saçının bir tek teline yedi kat gökleri değişmem yâ Rasûlâllah)
Duyunca makdem-i teşrîfin Âdem sulb-i pâkinden (Hz. Âdem, kendi soyundan Efendimiz’in geleceğini duyunca –ve bunun dünyada olacağını bilince-)
Değişti habbeye bâğ-ı cinânı yâ Rasûlâllah” (Bütün cennet bağlarını bir meyveye değişti yâ Rasûlâllah)


En doğrusunu Allah bilir. Çok sorulduğu ve çok kimsenin kafası da takıldığı için, üstünde biraz fazla durmuş oldum.

Sorduğunuz için teşekkür eder, ilminizin ve feyzinizin artmasını dilerim.

Necdet İçel

1- Bakara; 30
2- Fâtır; 39
3- Neml; 62
4- Zuhruf; 60
5- Ârâf; 169, Meryem; 59
6- Yunus; 14
7- Enbiyâ; 104
8- Ebu’l-Fida İsmail İbn Kesir, Hadislerle Kur’an-ı Kerim Tefsiri, Çağrı Yayınları, c: 2, shf: 255-260.
9- Kehf; 50
10- Bakara; 35
11- Taha; 120
12- Rahman; 14
13- Ebu’l-Fida İsmail İbn Kesir, Hadislerle Kur’an-ı Kerim Tefsiri, Çağrı Yayınları, c: 2, shf: 288-294.
14- Bakara; 35

Bu yazı 02/11/2011 tarihinde eklenmiştir.
Bu yazı 520 kişi tarafından okunmuştur.

Bu haberi paylaşın

Yorum Yaz

Bilgileriniz
Yorumunuz
Güvenlik Kodu

 
Tweet Tweet