Günün Sözü: Düşmanızın bile parmak ve dudağını ısırtabilecek bir ahlâk,muteşem bir ahlâktır.
Sitede şu an 42 kişi var. Toplamda 3,486,949 kişi tarafından ziyaret edilmiştir.
ARAMA:


Az ye, az uyu, az konuş

Kıllet-i Menam ve Kıllet-i Taam hep önemli bir düstur olarak anlatılıyor. Tarih boyunca büyük zatların ve maneviyata yelken açmak isteyen kulların bu metodları belli bir disiplin içerisinde uyguladığından bahsediliyor. Ama bunun metotlarından pek bahsedilmiyor. Uykumuz ve yediğimiz yemek miktarı ailemizden gelen alışkanlıkla normalden fazla. Bu alışkanlığımızı nasıl doğru bir yöntemle normale çekebiliriz. Özellikle ehl-i sünnet dairesindeki tasavvuf çizgisinin bu konuya bakış açısı nedir? Hocaefendi'nin bu konuyla ilgili tavsiyeleri ve uygulamaları olmuş mudur?

Değerli kardeşim,

Bu husus, insanın insan-ı kamil olabilmesi için çok önemli bir husustur. Sıralaması şöyledir; önce az yemek (kıllet’ut-taam), az uyumak (kılletu’l-menam), az konuşmak (kılletu’l-kelam) gelir. Bu husus, İmam-ı Gazali’nin İhya eserinde “haramlar ve helaller” bahsinde genişçe anlatılır. Çok yiyen çok uyur ve çok uyuyan da çok konuşur. Çok yiyenin ve çok uyuyanın hayra meyli azalır. Lüzumlu lüzumsuz çok konuşmanın da, haram ve günaha arzusu ve meyli artar.
Tasavvufun da özü olan; az yemek, sadece az yemek değil, aynı zamanda helalinden yemek şeklinde ele alınmıştır. Zira ağzından giren lokmalara dikkat etmeyen ağzından çıkanlara da dikkat etmez. Ağzından haram lokma çıkıyorsa, çok konuşmak suretiyle ağzından çıkabilecek haram, günah, küfür vs. sözlerine dikkat etmez.

Efendimiz’in (sav) ne kadar az yediği değişik hadis-i şeriflerde bizlere anlatılmıştır.

Ebû Hüreyre (radıyallâhu anh) anlatıyor: "Bir gün Allah Resûlü'nün yanına gittim. Namazı oturarak kılıyordu. Namazını tamamlayınca sordum: Yâ Resûlallah hasta mısınız?
“Hayır, açlık.. yâ Ebâ Hüreyre” dedi.
Ağlamaya başladım. Kâinat kendisi için yaratılmış, Allah'ın en sevgilisi açlık ve gıdasızlık sebebiyle ayağa kalkacak gücü olmadığından namazını oturarak kılıyordu. Benim ağladığımı görünce teselli etti.
“Ağlama yâ Ebâ Hüreyre! Bu dünyada açlık ızdırabını çeken, diğer tarafta Allah'ın azabından emin olacaktır.”
1

Ensardan bir kadın kendisine döşek gibi bir şey getirmiş ve Hz. Âişe Validemiz de (radıyallâhu anhâ) onu Allah Resûlü'nün her zaman üzerinde istirahat buyurduğu hasırın üzerine sermişti. Geldiğinde bu manzarayı gören Allah Resûlü, ne olduğunu sormuş ve aldığı cevap üzerine de şöyle buyurmuştu:

“Âişe! Onu derhal geriye teslim et. Allah'a yemin ederim ki, eğer istese ve arzu etseydim, Allah benim sağımda ve solumda, altından ve gümüşten dağlar yürütürdü; fakat ben istemiyorum.”2

Evet O, eğer isteseydi müreffeh bir hayat yaşayabilirdi; ama istemiyordu. Bir gün bir melek geldi ve Allah'tan (celle celâluhu) selâm getirdi, sonra da sordu: "Yâ Resûlallah, Cenâb-ı Hakk'ın selâmı var, soruyor: Bir melik peygamber mi olmak istersin, yoksa bir kul peygamber mi?"

Cibril imdada yetişir: "Yâ Resûlallah (Rabbine karşı) mütevazi ol!" Ve Allah Resûlü tercihini yapar: "(Bir gün aç kalıp tazarru eden, diğer gün tok olup şükreden) bir kul peygamber olmayı isterim."3

Bu hususta El-Muhasibi’nin er-Riaye kitabının Abdülhakim Yüce’nin tercümesi olan “Kalb Hayatı” kitabını ve Hocaefendi’nin Kalbin Zümrüt Tepeleri kitabının ikinci cildinin en başında Riyazet bahsini de okumanızı tavsiye ederim.

Ayrıca daha önce riyazatla ilgili yazmış olduğum yazıyı da okumanızı tavsiye ederim;

http://www.necdeticel.com.tr/haberler/riyazatta_mursid_gerekli_midir.html

Sorduğunuz için teşekkür eder, takvalı günler dilerim.

Necdet İçel

1. Ebû Nuaym, Hilyetü'l-evliyâ, 7/109; 8/42-43.
2. İbn Ebî Âsım, Kitabu'z-zühd, s. 14; Taberânî, el-Mu'cemü'l-evsat, 6/141; Beyhakî, Şuabü'l-iman, 2/173.
3. İbnü'l-Mübarek, ez-Zühd, s. 264-265;

Bu yazı 31/10/2011 tarihinde eklenmiştir.
Bu yazı 508 kişi tarafından okunmuştur.

Bu haberi paylaşın

Yorum Yaz

Bilgileriniz
Yorumunuz
Güvenlik Kodu

 
Tweet Tweet