Günün Sözü: Kur'an'da ve varlıkta tesadüfe yer yoktur.
Sitede şu an 27 kişi var. Toplamda 2,998,567 kişi tarafından ziyaret edilmiştir.
ARAMA:


Aksiyon ruhu ve kazanma vesileleri

AKSİYON RUHU VE KAZANMA VESİLELERİ

Hareket, faaliyet, aksiyonerlik, hamle azları çok yapar. Ve azın çoklara galebe çalmasına vesile olur. Hareketsizlik, miskinlik ise çokları az hükmüne indirir ve azlara bile mağlup eder. Mesela, elimde, bir çubuk, ucunda da bir ateş parçası olsa, onu süratlice çevirdiğim zaman ateşten bir çember görünür. O ateşten çember görünen şey hakikatte ateşten çember midir? Çok küçük bir ateş parçasının süratli hareketinden dolayı öyle görünür. Durduğu zaman küçük bir ateştir. Evet, hareket azları çok yapar.

Osmanlının en hâkim olduğu dönemde nüfusu 11 milyondur. İşleyecek adam sayısı belki 500 bin ya vardır ya yoktur. Fakat buna rağmen o koskoca kıtalarda hâkim olmasının altında, hareketliliği ve aksiyoner olması vardır. Hareket durduğu an minnacık bir şey kalır.

Buradan şöyle bir fikre ulaşmak istiyorum. Şu anda dünya ve güneş bu kadar büyük görünüyor haddizatında o kadar büyük değildir. Hareket ettiği için böyle büyük görünüyor. Dünya dursa yumurta kadar küçük olur. Bu büyük dünya hareket ettiğinden dolayı böyle büyük görünüyor. Yoksa yumurta kadar küçülür.

Dünyamızın böyle büyük görünmesinde hareket vardır. Hareket, aksiyon, faaliyet olan bir cemaat iç kokuşmadan ve sürtüşmeden kurtulur ve pırıl pırıl tertemizdir, caziptir. Ama bir cemaat ki hareketsizse, miskinse kokuşmaya, taaffün etmeye, çürümeye, kurtlanmaya mahkûmdur. Bir su ne kadar büyük olursa olsun eğer akarı, hareketi olmadığı sürece o kurtlaşmaya mahkûmdur. Bir su var ki küçük ama akıyor, hareketliyse pırıl pırıldır.

Efendimiz(sav) bunu şu cümle ile ifade ediyor; “Kılıçlarınızı dışa karşı kullanmazsanız, içe karşı bir birinize kullanırsınız.’ Bu gün âlem-i İslam’ın ve şanlı milletimizin kokuşmasının altında hedefimizin dış dünya olmaması vardır. Dış dünya hedefine bağlı hareketten ve aksiyondan mahrum oluşu vardır. Anadolu’da pek çok beylikler vardı. Türk ve müslüman her beyliğin hedefi diğer beyliği nasıl yutsam beslensem diye idi. Şanlı Osman Gazi Söğüt’te minnacık en küçük bir beylik, ama hedefini dikmiş yeşilim Bursa’ya Konstantiniye’ye, daha ötesine, ötelerin ötesine. Hedefi dış dünya olduğundan hareket ve aksiyonu buna bağlı olduğundan, hem o dış dünyayı fethetti hem de bağrında bütün beylikleri eritti. Altı asır devlet-i âliye meydana getirdi.

Hareket ve aksiyon hem azları çok yapıyor, hem tefessühten kurtarıyor, hem de pek çoklarını bağrında erimesine sebebiyet veriyor. Deryalarda, okyanuslarda büyük dalgalar vardır. Eğer bu dalgaların sahillere kadar açılma aşkı varsa muhteşem dalgalardır. Eğer hareketten mahrumsa o yavaş gider, uyuşuk dalga arkadan gelen dalga ile çarpışır. Bunlara büyük deryanın ölü dalgaları denir. Ne kadar büyük olursa olsun dalgalar birbirlerini yemekten ve tüketmekten, kemirmekten başka bir işe yaramazlar.

Cemaatlerin fertleri aksiyon ve hamle ruhu içerisinde dünyanın bütün sahillerine kadar açılma aşkında ise bunlar muhteşemdir. Ama cemaat büyük, fertler çok büyük, ama aksiyondan mahrumsa, bunlar birbirleri ile uğraşacak, birbirlerini yemekten, tüketmekten başka bir işe yaramayacaktır. Miskinlik, uyuşukluk ademiyete götürür; hareket ve aksiyon hayatiyetin kaynağıdır.

Hareket ve faaliyet varlıkların arasında bir mayadır, tutkaldır. Güneşin hareketi, çıkarttığı cazibesi gezegenlerin arasında bir tutkal vazifesi gördüğü gibi, hareketli ve aksiyon bir cemaat, cemaatlerin ve kendi arasında aynı zamanda manevî tutkalını temin etmiş demektir. Bunlar dağılmaz.

Mü’min öyle fa’al, öyle canlı,öyle hareketli olmalı ki ,uyurken bile ona bakan bir adam “bu adam acaba bir iş mi yapıyor” diye ondan korkmalı ve ürpermelidir. Mü’min uyuşukluğu ve miskinliği rüyasında bile görmemelidir. Eğer rüyasında uyuşukluk veya miskinlik gördüyse; hangi şuuraltı düşüncem acaba bana etki etti de bunu gördüm deyip kendisini levm etmeli, kınamalıdır.

Efendimizin(sav) bir ağacın altında yatarken Gavres isminde bir kâfirin kılıcı alıp tam vuracağı zaman onu görünce ürpermesi altında Efendimiz(sav)’in uyurken bile o heybeti ve celalinin onu korkutması vardır. Ya ayaktayken, hayattayken bile ayakta duramayan miskinlere ne demeli? Ya ayakta ve hayatta olduğu halde ayakta uyuyanlara ne demeli? Ayakta uyuyanlara diyeceğimiz bir tabir var o da “acuze-yi şemta”dır.

Kısaca fa’al, hareketli ve aksiyon içerisinde olmanın dört amiline değinelim;

1.Bir insanın, bir mü’minin, bir dava adamının, bir cemaatin az önce bahsettiğimiz çerçevelerde fa’al olması, hareketli ve canlı olabilmesi kalbinin fa’al ve canlı olmasına bağlıdır. Yani kalbî hayattan mahrum, kalbi ölü bir insanın uzuvlarında bir canlılık ve bir hareket olamaz. Olsa bile sunidir ve muvakkattir. Önce kalbî hayatın canlanması gerekir. Kalp dünyası ölü, haram ve günahlarla kalbi paslanmış, ruh gitmiş, kalp ölü, günü birlik yaşayıp koşturanlar uzun ömürlü olamaz ve bir yerde tökezler kalırlar. Ama kalbi beslenen, kalbi Allah’ın Fa’al ismine bağlı, hep canlı, rezonansı kalbte, feyzi akdesten gelen sırlarla ve nurlarla kalp sürekli faal ve kalbi faal insanın artık önü alınamaz, hareketi muvakkat olamaz, bir yerde düşüp kalmaz, yolda kalmaz, miskin olmaz ve ömrünün sonuna kadar en büyük engeller karşısında bile o daima faal olur.

2.Allaha iman, içinde itici bir kuvvet, cennete iman çekici bir kuvvet olursa bu itici ve çekici kuvvetlerce şahlanan bir insanı, kimse durduramaz. Şahlanabilir bir küheylandır yıldızlar bile durduramaz. Yoksa imanı zayıf “hadi arkadaşlar hayra gidelim, mükafat verilecek, hesaba çekileceğiz, piknikte koyun ziyafeti varmış” gibi ifadelerle götürülmeye çalışılan kişiler kağnı arabasına benzerler. Allaha imanın itici bir kuvvet, cennete imanın çekici bir kuvvet olması, sahabeyi kiramı büyülten en büyük meziyettir.

3.
İnsanın ümitli yaşaması, davanın geleceğine, milletin geleceğine inanması ve bu yolla galebe çalacağına ve muvaffak olacağına, işin sonunda dünyada zafer, ahirette cennet olduğuna inanması gerekiyor. Yoksa “memleketi sen mi kurtaracaksın, gittikçe kötüye gidiyor, ben en iyisi memleketime, annemin yanına döneyim” diyen ümitsiz bir cemaat ruhunun sönüklüğünü ifade etmiş olur ve muvaffak olamazlar. Ümitvar olunması gerekiyor. Hareket ve aksiyonun temeli ümitvar olmaktır.

4. Fa’al ve hareketli olmak için, faal ve hareketli ve aksiyon bir cemaatin içerisinde bir fert olmak gerekir.’Arkadaşına söyle sana kim olduğunu söyleyeyim’ demişler. Uyuşukluğun içinde yaşayan elbet onlar gibi zamanla acuze-yi şemta olacaktır. Ama faal, canlı hareketli ve aksiyonlu bir cemaatin içindeki hareketsizler bile hareketli olmaya kendilerini mecbur hissedeceklerdir.

Necdet İçel

Bu yazı 13/07/2010 tarihinde eklenmiştir.
Bu yazı 602 kişi tarafından okunmuştur.

Bu haberi paylaşın

Yorum Yaz

Bilgileriniz
Yorumunuz
Güvenlik Kodu

 
Sayfalar: 1
Tweet Tweet
Albümler