Aile İçi İletişim - Aile Hayatı
"Aile içi iletişim" konular içinde en ciddi alınması gereken bir mevzudur. Bir milletin temel taşı ailedir. Şöyle bir prensip vardır. Esas veya efradı günahlardan arınmış olmayan bir milletin umumu sağlam olamaz. Çürük tuğlalardan yapılmış bir bina sağlam olamayacağı gibi işte bir millet binasının da tuğlası, temel taşı aile yapısıdır.
Aile hayatı felç olmuş, sarsılmış, içten içe çürümüş bir aileden müteşekkil olan bir milletin uzun ömürlü olabilmesi, hayatta millet olarak kalabilmesi ve yeryüzünde tarih sahnesinde, yerine alması gereken noktada yerine alabilmesi mümkün değildir. Şuan da yapılan araştırmalara göre Amerika'nın her ne kadar teknoloji yönünden süper güç olmasına rağmen çok ciddi anlamda bir çöküntü içinde olduğunu bütün sosyologlar beyan etmektedir.
Tarihte de baktığımızda Türk dünyası olarak Gök Türk ve Hunlara kadar bu husus çok ciddi ve can alıcı bir husustur ki, bir milleti çöküşe götüren en büyük ukde, en büyük esas aile hayatının kendi içinde içten içe çökmüş olmasıdır. Hunlar, Göktürkler tarihten böyle silinmiştir. Selçuklu belli bir tarihten sonra bu inkıraza maruz kalmış böyle çökmüştür. Ve de Şanlı Devlet-i Âli Osmanlı özellikle tazimattan sonra aile yapısını batı metotlarına esaslarına bina ettiği için Devlet-i Âli çökmüş ve tarih sahnesinden silinmiştir.
Millet olarak bizler örfüne saygılı olan bir milletiz. Tarihine olabildiği kadar saygılı bir milletiz, inançlarına çok saygılı olan bir milletiz, ahlakı boyutlarımız, karakterimizle beraber yüksek olan bir milletiz. İşte bu bahsettiğimiz şartlar devam ettiği müddetçe, aile yapımız devam edecek, millet olarak devam edeceğiz, ama yine aile yapımızı koruyamaz muvaffak edemezsek ki, şu anda buna doğru bir gidiş vardır, tüm aile hayatında bir çöküş vardır.
Mahkemelerde yüzlerce, binlerce boşanma davaları vardır. Örfünden, toplumun genel ahlak prensiplerinden korkmasa, bazıları da Allah' dan korkmasa her halde şu anda Türkiye de de %60-70'i ulaşabilecek boşanma davaları olacak ve milletimizi bir inkıraza doğru , çöküşe doğruda maalesef gidiyor demektir. Göz göre göre bu yıkılış içinde yaşayan bu millet için elbette buna dur deme gücümüz varsa demeli ve yapacağımız bir hizmet varsa yapmalıyız. Anlatacağımız mevzular varsa anlatmalıyız. Olabildiğince gücümüz neye yetiyorsa, bu çöküşe dur diyebilmeliyiz. Milletler içinde şuan en avantajlı biz sayılırız ve inşallah niyetlerimizi kullanarak, temel dinamik ve esaslarımız da ele alarak yeniden inancımızla, örfümüzle ananemizle beraber bu inkıraza ve bu çöküşü önce milletimizi ulaşabilirsek, bütün insanlığı kurtarmaya çalışmalıyız.
Aile hayatı veya aile içi iletişim olarak ele alacağımız bu mevzunun bir kısım mukaddimeleri (başlangıçları) vardır. Ta nişanlanma döneminde ve düğüne kadar ondan da ilk beraber oldukları geceye kadar, hattı zatında bu dönem ailenin ilk iç iletişiminde temel olan bir dönemdir. Bu arada sadece mevcut olan aileler evin direği erkeği ve diğer kişisi olarak evin hanımıdır. Mevcut aileyi anlatanlar evin çocuklarını ailenin esasından saymamışlardır. Çocuklar ailede ikinci dereceden aile bireyleridir. Öyleyse aile çatısı, aile hayatı dendiği zaman akla gelen şey karı-koca diye ele alacağımız temel rükündür. İşte burada iki temel rüknün birbirlerine karşı münasebetlerinde, diyalektiklerinde daha çok nelere dikkat etmeliler ki, aile hayatı sağlam olarak devam edebilsin gibi noktalar üzerinde durulacaktır.
Ticarette şöyle bir usul vardır: Ticarette mal, alıştan kazanılır. Alırken baştan kaliteli almamışsan onu ucuza mal etmemişsen kaderine küssün denilir. Artık onu daha sonra nasıl değerlendirecekse, öyle değerlendirecektir. İşte bu prensip nasılsa, aile hayatı içinde aynı prensip geçerlidir. Eğer baştan fertler gözünün, gönlünün arzu ettiği insanla evlenmemişse, şartlarına uygun gönül dünyasına hitab edebilen maddi-manevi ayakta tutabilecek, insanla evlenmemişse, ticarette baştan alışta kaybetmiş bir insan gibi baştan kaybetmiştir. Ve böyle başlamış demektir. Artık bundan sonra, benim işime yaramadı, erkek hanımı için veya bey hanımı için deyip, onu çöpe atamaz. Bir kenara da bırakamaz.
Onunla belli şartları zorlayarak, iyi iletişimler temin etmeye çalışarak, onunla hayatının sonuna kadar devam etmeyi kendisine mecbur bilmelidir. Kadının gayrı meşru hayatı yoksa, erkeğin de ahlaksız bir hayatı yoksa, normal şartlar içinde kadın, erkeği bırakamayacağı gibi, erkek de kadını bırakamaz ve bırakmamalıdır. Hayatının sonuna kadar da belli şartlar içinde, onunla yaşamayı kendisine alıştıracak ve kabullenecektir.
Günümüz Türkiye'sinde, özellikle bu mevzuda, evlenme şartları iyi bilinemediği, gerek kendi hissiyatına kapılarak kendi duygularının altında kalıp esiri olarak, bir belli bir insanla evleniyor. Sonra hadiseler geliştiği zaman, bakıyor ki; zevkleri uymuyor. Belki fiziki yapısı yönüyle de, değişmesi nedeniyle böylece boşanma hadiseleri meydana gelebiliyor. Burada da şöyle ince bir prensibi, psikolojik bir hali, bir temel prensibi belirtirsek,- Cenabı Hak insanların hayatında, adaleti de beraber yaratmıştır. Yan bir insan gençken çok güzelse, ihtiyarladığı zaman çirkinleşebilir. Gençliğinde de çirkinse bir insan yaşlandığı zamanda bir güzellik verecektir. Onun için gençliğinde güzel olup, yaşlandığında çirkin olunca, ruh dünyası kalp dünyası ondan kopmamalıdır. Şunu düşünmelidir ki, aile hayatı sadece dünyadaki bir hayat, bir çatı değildir. İnşallah kadın ve erkek, beraber cennete giderlerse, cennete çirkinlik ihtiyarlama da yoktur. Cennete muvakkat bir hayata da yoktur.
Cennet ebedi, ebed gelecekte sonsuzluk demektir. Einstein'in ifadesiyle deryada ve okyanuslarda bulunan bütün kumları sıfır kabul etseniz. Bunları arka arkaya dizip bunun başına rakam koysanız. İşte bu dahi ebedin yanında sıfır kalır. İşte cennette ebedi hayatta hiç bire elem ve çirkinlik olmadan karı koca hayatı devam edecektir. Aile fertleri buna inanırlarsa ihtiyarlık olduğu zaman, gelecekteki güzellik kapımıza dayanacak, onunla s anlamlaştıracak ve inşallah cennet hayatı deyip. Böylece aile çatısı sağlam olacak ve sağlamlığını devam ettirecektir. .Bir inkıraza ve çöküşe maruz kalmadan öleceği ana kadar, halk arasında güzel dua gibi " Allah her ikinizi bir yastıkta kocatsın" gibi beraberce ahiret inancı ebedi bir güzellik inancı ile aile çatısı sağlamlığını devam ettirecektir.
Bütün insanlar bir huzur, ve saadet ararlar. Ticaret erbabı ticaret yaparken "acaba dünya adına bir şeyler kazanıp dünyada mutlu olabilir miyim?" Hesabının peşindedir. Bir kadın bir koca nikahla, bir aile çatısı altında bir araya gelmeye çalışırken her iki fert de saadetli ve mutlu olmayı hedefler. Hiç kimse evlenirken ben hayatımı zehir edeyim diye evlenmez. Başıma dert alayım diye düşünmez. Öyleyse acaba huzur ve saadeti temin eden faktörler nelerdir? Aile fertlerinin önce bunu bilmesi lazımdır.
Evin geniş ve mükemmel olması lüks eşyaların olması huzur ve saadetin kaynağı mıdır? Aile fertleri çok defa zanneder ki; komşumuzda ne varsa ben de o olursa benim evim çok mükemmel olursa, istediğimiz zevke ve eğlence yerlerine gidebilirsek dünyada huzur ve mutluluğu yakalamış oluruz. Ama asla... İşte böyle olsaydı dünyanın en zenginlerinden Lort ve Lord'un oğlu kendini Eyfel kulesinde aşağı atmazdı. Onun içindir ki; şuna dikkat etmelidir; Baylar ve bayanlar evlenecekleri zaman şunu alacaksın bunu alacaksın gibi evini bir sürü lüzumsuz eşyalarla doldurmamalıdır. Bunu yaparken de borçlanarak yapıyor ve aile dışı aile çatısı kurulduğu zaman da ona vermiş olduğu mehirlerini zorla alıp, borçlarını ödemeye kalkıyor.
İşte o lüks eşyalar bile baştan aile hayatının zehirlenmesine sebebiyet veriyor. Esas huzur ve saadet, aile yapısında fertlerin birbirlerine canı gönülden sevmelerinde ve birbirlerini bu noktasıyla bağlanmalarından geçer. Bir arap şairi diyor ki; "İnsan düşmanlarıyla meydanlarda da yaşarsa fincan için de yaşıyor gibi olur. İnsan sevdikleriyle iğnenin deliğinde de yaşasa saraylarsa ve meydanlarda yaşıyor gibi olur" Demek ki insanlardaki huzur ve saadet meydanlarda yaşamaktan geçmiyor.
Allah c.c. dünyada bizi imtihan etmektedir. Bu imtihanlar içinde en dehşetlisi, birbirimizle imtihan olmaktır. Dünya malıyla imtihan eder, süs ve ziynetiyle imtihan eder. Haddizatında her şeyle Allah c.c. bizi imtihan eder. Bunlar içinde en dehşetlisi mü'minin mü'minle, kardeşin kardeşle, aile içinde hanımın beyi, beyin de hanımıyla imtihanıdır.
Öyleyse temelde bunu bileceğiz. Allah c.c. beni beyimle imtihan ediyor, bakalım ki istikametimi devam ettirebilecek mi? Güzel ahlakı yaşayabilecek mi? Allah ın emrettiği şeylere itaat edebilecek mi? Hanım diyecek "Allah c.c. beni beyimle imtihan ediyor, bey diyecek ki; Allah c.c. beni hanımla imtihan ediyor. Böylece her iki taraf birbirlerine karşı birbirlerine düşen vazifeleri mükemmel yapmak sureti ile, bu imtihanı kazanmaya azami gayret sarfetmeleri gerekmektedir. Cennette hanımıyla olan imtihanı kazanarak gitmesi için , evin beyi de çalışmalıdır. Öte yandan evin hanımı da beyi ile olna imtihanı kazanrak bütün gücüyle, Cennete gitmeye çalışmalıdır. Cennette aralarında imtihan olmayacaklardır. Hangi insan cennete gidemezse talihi bir başkası olacaktır. Bu Allah ın vaaz ettiği bir konudur.
Temel bir prensip olarak şunu belirtebiliriz; Erkek bilecek ki: Bu hanım bana Allah'ın bir emanetidir. Hanım da diyecek ki bu erkek de bana Allah c.c. ın bir emanetidir. Emanete riayet etmek insanlık vazifesidir. Aynı zamanda müminlik vazifesidir. Hem mü'minin suresinde hem de maaric suresinde aynı ayetlerle Allah c.c. cennete gidecekleri sayarken "Onlar, emanetlere riayet edenler, ahitlerinde de ve sözlerinde de dururlar." Diyor. Bu sözü Enfüsi manada ya da, konumuzla ilgili manaya çekerek, ahitlerinde dururlar demek aile çatısında, nikah masasında birbirinize söz verdiniz diyor. Ahit esnasında Ahd ediyoruz. Nikah masasında bey hanımına diyor ki; iyi günümde de kötü günümde de ben seninle beraber olacağım. Hanım da beyine diyor ki, Ben seninle beraber olacağım. İşte bu ahdinde durmak ve bu ahd ile aldığı emanete riayet etmek, müminin vasfı olarak ve maaric suresinde yükselmesinde şartları olarak, dünyada aile olarak, ve öbür alemde cennete ise yükselmenin şartları olarak getirilmiştir.
Aile hayatında her iki ferd birbirlerine, "bu bana Allah'ın emanetidir " nazarı ile bakacak , emanete sahip çıkacak, emanetin hakkına hukukuna sahip çıkacaktır. Ama asla ve kat'a o emanete ihanet etmeyecektir. Ailenin sağlam olması bir de bu anlayışın sağlam bir şekilde durmasına bağlıdır. Bu emaneti, güveni kıracak bazı mahsurlardan da her iki tarafın da sakınması lazımdır. İmam-ı Kurtibi diyor ki,"bakmak ve görmek fitnenin birinci sebebidir. Yani erkek başka kadına bakıyor, görüyorsa veya tersi kadında bir başka erkeği bakıyor ve görüyorsa, ailede fitnenin birinci sebebi ve çıkış noktası işte burasıdır. Öyleyse, erkek ve kadında kendi gözünü çok iyi koruyacak ve bakmak ile görmek ailede fitne çıkarmayacak. Aile de kendi güvensizliğini ortaya koymayacak, emanet için de ailede her iki ferd de birbirlerine güvenecek ve bunun içinde uygun hareket ve tavırlarda bulunacaklardır. Bu güven devam ettiği sürece aile çatısı da çok sağlam olarak devam eder gider.
Bir insanın hayatında hayatına renk katacak, onu huzurlu yapacak , insanı zevkten zevke götürecek en büyük faktörlerden bir tanesi her iki ferdin de idealist olmasıdır. İdealizm öyle bir gerçektir ve ufuktur ki, insan bunlar sayesinde dünyada çile çekse bile zevk alır. Bir idealizme bir hedefi bir gaye düşüncesi olmayan kimseler dünyada sıkıntılarından kurtulamayacaktır. Saraylarda yaşarken bile of of çekecek , hayatından asla lezzet alamayacaktır. Faaliyetle hayatına lezzet katan, ataletle insanları hayattan soğutan ve lezzet meydana getiren miskin insanlar ve bir idealizmi olmayan kimseler, hayatında ruh sıkıntıların0dan kurtulamayacaklardır. Velev saraylarda yaşasalar bile... Ama gaye-i hayali olan ve bir idealizmi gerçekleştirmek için gayret sarf eden kimseler, velev o yolda bazı meşakkatlere katlansalar bile, hatta yer yer bir takım tahribata ve sıkıntılara maruz kalsalar bile o insan başkalarının aldığı lezzetlerden daha büyük lezzet alacaklardır. Burada aileler idealizme bel bağlamış olmalıdırlar. Ne yapsak da şu milletin dinine kültürüne hizmet etsek diye bir idealizm ile dolu bir aile yapısı olmalıdır.
Beyin hanımı da bundan farklı bir ruha sahip olmayacaktır. İşte aynı hayatı paylaşan iki ferd bazı sıkıntılara maruz kalsak bile, lezzet alacaklar aralarında problem yaşamacaklardır. Efendimiz s.a.v. buyuruyor ki, kılıçlarınızı dış dünyayı karşı kullanmamızsınız biri birinize karşı kullanırsınız. İşte dış dünyayı fet etme gayreti olmayanların evde biri birleriyle itişecekleri, birbirleriyle uğraşacakları böylece ömürlerinde birbirlerini tüketmekten başka bir işe yaramayacakları muhakkaktır. Burada şunu belirtebiliriz. Bizler dava adamlarıyız ve öyle olmalıyız. Mehmet Akif'in ifadesiyle "millet bizden öyle bir hizmet bekliyor ki, şartlar bizi öyle bir hizmeti çekiyor ki, bizim bir yerde üzülmeye bile vaktimiz yoktur diyor. Ailenin hanımı da bütün gücüyle erkeğinin dış dünyaya hizmet etmesi için payanda olacak, bayanlar içinde en zirve bayan Hatice tül Kübra validemizdir.
Ayşe Validemizin fazileti, Hatice Validemizin faziletinden daha ileride olması gerekiyor. Ama öyle değildir. Çünkü Ayşe Validemiz daha küçük yaştayken Peygamber hanesine gelmiş, haramın yüzünü değil adını bile duymamıştır. Efendimiz s.a.v. den bütün sırları almış, emmiş hayatında hiçbir ibadetini kaçırmamış, Kur' an hafızlarını hadis hafızası olan ve tarihinin de bütün büyük imamlarını o yetiştirmiştir. Ayşe Validemiz yer yer Efendimizin eski hayatından bahisler açardı ve Hatice dendiği zaman, adı geçtiğinde Efendimiz s.a.v. hıçkıra hıçkıra ağlardı. Hatice der başka bir şey demezdi. Efendimiz s.a.v. bir kadının yanında başka bir kadın methedildiği zaman gayretini dokunacağı psikolojik inceliği biliyordu. Haddi zatında bu bütün insanlar için geçerlidir.
İşte buna rağmen Efendimiz s.a.s. Ayşe validemizin de yanında Hatice demekten kendini alamazdı. Hatice erken uyanan bir bahçe demektir. Bir bahçe ki baktığınız zaman insanın, içini sürurla dolduran dehşetle beşaret veren ve renkleriyle kalbi ve ruhu dolduran dop doldu yapan çok canlı bir bahçe demektir. Hatice bu ismiyle müsemma olmuş ve ilk peygambere inanana bir ümmet olmuş, tecrübesi ile Efendimize teselli vermiş destek vermiştir. İlk defa vahyi kendisine verilince Efendimize s.a.s telaşla terlemiş gelmiş .Tecrübeli kadın örtmüş ve onu uyandığı ayıldığı kendine geldiği zamanda şöyle demiş; "Ya Muhammed s.a.v. korkma, Allah c.c. seni mahcup etmez. Çünkü sen, başkalarına iyilik yaparsın, başkalarına yardımcı olursun, başkalarının en ağır işlerinin altına girersin. Sadaka verirsin, nasihat edersin. Yani sen böyle iyi temiz bir insansın. Korkmaz Allah c.c. seni mahcup etmez" demiştir.
Dokuz sene Mekke hayatında Hatice validemiz peygamberliği 9. Senesinde vefat etmiştir. Sürekli olarak Efendimiz s.a.s. e destek vermiştir. Bu Efendimiz için büyük bir avantajdır. Bakınız peygamberler içinde bu mevzuda iki tane peygamber varıdır. Bir tanesi Lut as. Bir tanesi de Nuh a.s. dır. Nuh a.s. 950 sene anlattı. Başına gelmedik bela ve musibet kalmadı. Ama evine geldiği zaman da hanımından da çekmediği kalmadı, yatağının altına çiviler koyuyordu, yediği yemeğin içine acı şeyler katıyordu, eziyet olsun zulüm olsun diye. Bu peygamber içte çekiyor dışta çekiyor hiçbir destekçi bulamıyor. Hz Muhammed s.a.s. bu mevzuda, Hatice validemiz gibi bir destekçiye bir avantaja sahipti. İşte Hatice validemiz bu sebeple unutulmaz< bir kadındır. Hatice validemiz zengindi. Bütün servetiniz Efendimiz s.a.s. in yolunda harcadı. Hatice validemiz vefat edeceği zaman, dünyada meteliği bile kalmamıştı. Her şeyini verdi. Onun için Hatice validemizin vefat ettiği seneye Hüzün senesi denir. Mahzun peygamber tamamen mahzun kalmıştır. Bu sebeple buyuruyor ki; " Hatice cennete cennet kadınlarının anasıdır." Her halde öbür alemde, Meryem validemiz efendimiz validemizin zevcesi olacaktır. Babası kocası olmayan bir kadın, Meryem validemiz, onun kocası efendimiz olacak. Fakat fazilet sıralamasında önce Hatice validemizi faziletle ilerde ikinci sırada Meryem validemiz olacaktır.
Ayşe validemiz daha sonra Fazilet yerini alacaktır. Hatice validemiz gibi bir kadın, belirli şeylerle beyini meşgul etmekten daha ziyade, dava noktasıyla beyini de desteklerse kadında da dava adına hizmet düşüncesi olursa, reiste de hizmet düşüncesi olursa evde de ki problemler asgari düzeye inecektir. İletişimler daha iyi sağlanacaktır. Anlaşma uzlaşma daha mükemmel olacaktır. Onun için hanım beyini, bey de hanımını bu noktada teşvik etmeli, ve dünya fanidir, öbür alem bakidir. Deyip öbür alem için baki alem için, çalışmalıyız derdini benimserlerse aile daha sağlam bina edilmiş olacaktır. İdealizmde nasıl bir saadet mutluluk var, ve kendini düşünenlerde nasıl bir talihsizlik var, bu da ayrıca kendi içinde genişletilebilir.
Bay-bayan karı-koca diye ele alabileceğimiz bu mevzuyu bizim inancımız kitap ve sünnet ve bu bağlı örfümüz çok sağlam esaslara bina etmiştir. Bir ailenin ayakta kalabilmesi için onun üç yönü vardır.
1- Ahlaki yönü 2- Hukuki yönü 3- İçtimai yönü (aile siyaseti aile yönetimi de denilebilir)
Kuranı Kerimin Rum suresi 21. Ayetinde, aile çatısını Allah c.c.- anlatırken başta şu iki hususa dikkat çekiyor " Allah varlığının delillerindendir, Allah'ın sizi çift çift yaratmış olması, erkekli ve dişili" Bunu Nisa suresinin 1. Ayetinde de, Allah c.c. ele alıyor " Orada da erkeği dişiye, dişiyi de erkeğe muhtaç olarak yarattık ifadesini kullanıyor. Bununla birlikle 3 defada Allah'tan korkmaya davet ediyor." Öyle anlaşılıyor ki aile çatısında, iletişimin ana kaidesi, erkeğin kadına, kadının da erkeğe muhtaç olmasıdır. Birbirlerinin bu ihtiyaçlarına cevap verirken de her iki ferdin de Allah'tan çok korkması, diyor ki ; " Ona baktığınız zaman sükunete ereceğiniz, bir şahısta vaziyette yarattık" Bey dışarıda, çok yorgun, çok türlü meşgale ve insanlarla muhatap olmuştur, evine geldiği zaman hanımını gördüğü zaman Kuran diyor ki; "Ona baktığınız zaman rahatlayacağınız, onu gördüğünüz zaman sükunete ereceğiniz bütün dertlerinizin biteceği işte kadını bu şekilde yarattık ve bu da Allah'ın varlığının delillerindendir. Diyor ki;" Aranıza sevgiyi koyduk merhameti koyduk, o iki kelime özellikle Kuranda birkaç yerde daha ısrarla geçmektedir. Demek ki aile çatısında iletişimin sağlam olabilmesi, fertlerin birbirlerini iyi anlayabilmesi, fertlerin birbirlerini sevmelerine ve şefkat beslemelerine bağlamalıdır. O sevgi muhabbet öyle iksirdir ki; taşları bile eritir.
Sevgi aşktan bin kat daha keskindir. Halbuki aşkın da belli bir gücü vardır. Mesela Ferhat Şirine aşık olmuş, demiş ki; "Bu dağların ardında güzel bir su var, suyu bana getirirsen ben senin olurum" deyince, Ferhat da aşkın gücüyle, kayaları yumuşak toprağı açıyor gibi açıp, kilometrelerce su arkı meydana getirmiştir. Aşkın bir gücü vardır. Derler ki aşkın sabahı gece saat 12 den sonra başlar. Yine derler ki; aşkın mantığı bizim bildiğimiz mantıklar cinsinden değildir. Halbuki sevgi muhabbet, bundan bin kat daha üstündür. İşte bu sebeple evin reisi, hanımını seviyorsa, evin reisini de hanımı seviyorsa, aşktan bin kat daha güçlü olan bu iki iksire sahip olan fertler, birbirleri için her şeye katlanacaklardır. Her sıkıntıya göğüs gereceklerdir. Ondan da ayrıca ciddi bir haz ve ciddi bir zevk alacaklardır.
Fertlerin öncelikle birbirlerini sevmesi, sevgi öyle bir şeydir ki; muhabbet kusurları görmez kubbe kubbe olan kusurları muhabbetle baktığı zaman, habbe habbe tohum gibi küçük görürsün. Ama kişi sevmezse ve kalbi ona bağlanmazsa, tohum kadar olan kusurları bile kubbe kubbe görecektir. Hatta kusur olmayan şeyler bile kusur hale gelecektir. Ailevi problemler burada şiddetlenecektir. Evin hanımı da beyine karşı bir sevgi ve muhabbet, evin beyinde de hanımına karşı bir sevgi ve merhamet olacaktır. Demek ki aile, cesetlerinin bir araya gelmesi demek değildir. Aile demek nikah demek birbirlerinin kalplerinin içine girebilmeleridir. Kalpten kalbe yol bulabilmeleridir. Nikah duasında, "Allah her ikinizin kalbini de cem eylesin" denilmektir. Buradan da anlaşılmaktadır ki; nikah cesetlerin bir araya gelmesinde çok kalplerin bir araya gelmesi demektir.
Bir ailede, beye düşen ana felsefe şefkat olacaktır. Şefkatsiz bir aile reisi vazifesini yapmıyor demektir. Şefkatle yapılan hizmetlerin karşılığını bekleme esası yoktur. Anne çocuğu için şefkatlidir ondan bir şey beklemez. Annenin çocuğuna olan bu muhabbeti şefkat olduğu için hizmetlerinin karşılığını beklemez. Evin reisi de hanımına şefkatli olacaktır. Katı kalpli olan bir bey vazifesini yapmış sayılmaz ve kadının psikolojik durumlarını anlayamayan bir bey, hanımına karşı şefkatli ve merhametli olamaz. Şefkat öyle bir iksirdir ki; taşların bile erimesine sebebiyet verir. Bunun karşılığında da hanımı da beyine sevgide ve muhabbette eksiklik göstermeyecektir.
Abdullah ibn-i Ömer'den gelen bir hadiste " Bizler İslam'dan önce, hanımlarımıza her türlü istediğimiz şekilde davranırdık, İslam'dan sonra hakkımızda ayet nazil olur korkusuyla hanımımızın yanında yüksek sesle konuşmamaya bile dikkat ederdik."
Teme rükûunlar olarak da bu meseleyi ele aldığımızda kadının uymak zorunda olduğu muaşeret esasları, iletişim esasları, ve evin reisini uymaya mecbur olduğu muaşeret adap ve iletişim esasları üzerinde de durulmalıdır. Şu husus önemlidir ki; İslam da veya medeni dünyada vazifeler karşılıklıdır, bir taraf vazifelerini yapmadığında diğer taraf bozmamalıdır. Kadın ve erkek vazifesini tam olarak yapmalıdır. Velev ki karşısındaki tam yapmasa bile, burada şu tabir çok güzeldir; bir karı koca sandalda okyanusu aşmaya çalışan iki yolcu gibidir, bu sandalda dengeli oturulmalıdır. Onun için her şey yerli yerine oturmalıdır ve vazifelerini yapmalıdırlar. Hanımın uymak zorunda olduğu bazı hususları belirtmek gerekirse;
Birincisi, kadın kocasına itaat etmelidir. Elbette burada adalet esastır. Karşılıklı olarak haklara saygı göstermek esastır. Nizamı ve sükuneti temin etmek esastır. Fakat bu esasın da oturtulabilmesi için kadının beyine itaat etmesi gerekir. İtaat etmesi aynı zamanda, beyini sevdiğini göstermesidir. Sevginin en büyük ifadesi itaat etmektir. Nisa suresi 34. Ayette salih kadınları Allah c.c. anlatırken "O salih kadınlar ki; onlar itaatkarlardır." Bu ayeti kerime değişik tefsirlerde, mesela bir tefsirde birinci olarak hanım Allaha, ikinci olarak beyine itaat eder anlaşılmıştır.
Burada şunu belirtmek gerekir: Allah'a itaat etmeyen birisi bir insana itaat eder mi etmez mi, bunun üzerinde durulmalıdır ve ciddi bir boyuttur. İbn-i Hacer'in naklettiği bir kutsi hadisten , Efendimiz s.a.v.'in "insanın insana secde edeceğini emredecek olsaydım , kadının kocasını secde etmesini emrederdim ." buyuruyor. Nefsim yed-i kudretinde olan Allah'a yemin osun ki, Kadın kocasının hakkını tam olarak yerine getirmedikçe Rabbi'nin hakkını tam olarak ifa etmiş olamaz.
Sahabi efendimiz, sade kadının kocasına olması nedir dedi. Efendimiz " ona itaattir buyurdu. Hatta kadın kocasına o kadar itaat etmeye mükelleftir ki, kocası müsaade etmeden nafile oruç tutamaz, nafile namaz kılamaz. Burada şuna dikkat edilmelidir. Kadın kocasına basiretli ise itaat edecek, kayıtsız şartsız itaat etmeyecek. Yani kocası Allah'a isyana emrettiği durumlarda itaat etmeyecek, diğer noktalarda edecektir. Bu durumda etmediği zaman sevap kazanır. Bu dışında kadın kocasına itaat etmelidir. Saygı ve hürmet göstergesi olarak ne gerekiyorsa onu yapacak, hatta onun yanında yüksek sesle konuşmamaya , özellikle itirazlarda bulunmamaya, kocasının hoşlandığı şeylere yapmaya, itaat etmek adına dikkat edecektir. Bunun haricinde önemli bir noktaya daha dikkat çekilmektedir. Kadın içerde çocuklarına, dışarıda komşu ve akrabalarına karşı reisinin onurunu ve şerifini koruyacak, onun onuruna ve şerefine dokunacak hareketlerde bulunmayacak, davranış ve sözlerine dikkat edecek. Çocuklarının karşısında beyini büyütecek, bey de hanımına çocuklarının karşısında büyütecek. Böylece çocuklarının karşısında iki tane muhterem ve muhtereme bulanacaktır. Bunun tersi olursa çocuklar boşlukta büyür ve yanlış yollara sapma ihtimalleri bulunur.
Bursalı meşhur İsmail Hamdi şöyle bir mesele nakletmektedir. Nebi Aleyhisselam zamanında, Peygamber terbiyesinden geçmiş kadın şöyle yapardı; kocası eve girince ayakta karşılar, merhaba efendim , evimin efendisi der onun elbisesine çıkarmasına yardımcı olur, şayet onu üzüntülü görmüşse sebebini sorardı. Bu sıkıntılar dünyaya dair ise , Cenab-ı Hak sana kafidir der, teselli ederdi. Ahirette dair ise yine teselli ederdi. Yani Efendimiz zamanında kadınlar böyleydi. Böyle olan kadınlara Efendimizin şöyle dua ettiğini söylüyor. " Öylesi kadınlara benden selam söyleyin ve haber verin ki, şehitlere verilen mükafatın yarısı da onlara bu davranışlarından dolayı sevap olarak verilmiştir." Buyurmuşlardır.
Kadının vazifelerinden ikinci olarak, bir ayette belirtildiği gibi ,aile mahremiyetlerine dikkat etmesi, muhafaza etmesi gereği işaret edilmiştir. Bu iki manada anlaşılmıştır. Birincisi, nefsini haram ve günah tehlikelerinden koruması ve kocasına utandıracak, onun yüzünü yere baktıracak bir davranışta bulunmamasıdır. İkincisi kocası olmadığı zaman kocasının evini , malını, kazandığı şeyler dikkatle muhafaza etmesidir.
Bu konuda Ebu Davud'un naklettiği bir hadisi şerif vardır. Efendimiz s.a.v. şöyle buyuruyor 1" Kişinin elde ettiği hazinlerin en güzelini, siz haber vereyim mi?", bunu efendimiz s.a.v. dikkat çekmek için 3 defa tekrar ettiler. Buyurdular ki ;" O baktığı zaman mesut edebileceği, evinde itaat eden ve sen olmadığın zaman senin malını namusunu koruyan salâha bir kadındır." Demişlerdir.
Kadının dikkat etmesi gereken üçüncü ana vazife de, aile sırlarını ifşa etmemesidir. Ailede her türlü zafiyetler olabilir, insan beşeriyet noktasıyla zaafa düştüğü şeytanın etkin olduğu zamanlar olabilir, en büyük insanlarda bile, yanlış şeyler zuhur edebilir, ailede hata olabilir, işte bunları hiç kimseye söylememelidir. Bu mesele ayetle sabit olan bir meseledir. Fetih suresi 3. Ayettir. İnsan bildiğini sırrını söylediği zaman, sır olarak kalmaz. Sır senin esirindir, eğer sen sırrını söylersen sırrının esiri olursun. Hz Ali k.v. Efendimizin s.a.v. ifadesiyle " Sır senin aslanındır, eğer onu salarsan seni yer" demiştir. Elmalı Hamdi Yazar da, daha enteresan bir noktaya dikkat çekerek diyor ki; " Sırrımı falan biliyor ama onun yanında bile konuşmayacağım, yatak odası kadar gizli olacak kalacağına, ayette geçen ifadeye göre dikkat çekiyor. Sonuç olarak şöyle söyleyebiliriz, " Arif isen verme sırrını, asla dostuna, dostunun da dostu vardır o da söyler dostuna"
Kadının dikkat etmesi gereken 4. Mesele, israf etmemesidir.
Beşinci mesele, güzel bir ahlak ile ahlak-ı ali ile de müteallik olmasıdır. Dikkat etmesi gereken ciddi meseleler olarak sıralayabiliriz.
Kocanın dikkat etmesi gereken hususlara gelince;
Birincisi, hanımının hakkını hukukunu yerine getirmesi erkeğin üzerine düşen bir vecibedir. Allah'u .Teala c.c. bu mevzuda kadınlar için erkekler üzerinde erkeklerin de kadınlar üzerindeki hakları bir vecibedir buyuruyor ki; bu da bir ayeti kerimedir. Maddeler halinde sayacak olursak
Birincisi, erkek ailenin geçimini helalinden temin etmelidir. Bu esasında bir mecburiyettir. Dünyada ayrıca öbür alemde de mecburiyet vardır. Çünkü öbür alemde cenabı hak evin reisine, hanımın da çocukların da hesabını soracaktır. "Ey iman edenler, (burada erkeğe hitap ediyor) önce kendinizi sonra, ehlinizi, çocuklarınızı, yakıtları insan olan cehennem ateşinden koruyun" İşte bundan erkek mesuldür. Ve bunun bilincinde aile reisliği yapmalıdır. Bununla ilgili bakara suresi 230-233. Ayet şunları anlatıyor; burada çok ince bir mevzu vardır " Çocuğu babasına aittir, onların rızıkları ona aittir." Burada erkeğin mükellefiyeti komşuları çevresindekiler ne kadar giyiniyor yiyorlarsa mükellefiyeti bu kadardır. Daha fazlasını istemeye hakları yoktur. Burada mesele karşılıklı vazife anlayışı içinde ortaya çıkmış bulunmaktadır.
Kadınların hoşlanmadığı onlara zararlı olabilecek şeylerin beyi tarafından terk edilmesi gerekir. Bu erkeğe düşen bir vazifedir. Ta gece beraber olacakları zamana kadar erkek kadından , kadın erkekten, nasıl hoşlanıyorsa erkeğinde kadınında onlara dikkat etmesi her ikisine düşen birer vecibedir.
Erkeğe düşen diğer bir vazife; aile hayatını monotonluktan kurtarmaktır. Aile hayatını renklendirebilecek bir şeyler yapmalıdır, davranışları da eşine sevgi ve dostluğunu kazanabilecek hareketlerde bulunmalıdır.
Diğer bir vazifede; hüsne-ü muaşerettir. Kadının sevgisini kazanabilecek artırabilecek ameller yapmalıdır. Ve kur' an-ı Kerim bunu bir ayetle ele almaktadır. "Onlarla dinin kabul edebileceği şekillerde hoş gördüğü muaşeret içinde bulununuz " diyor. Hz. Ömer'i hanımına şikayete geliyorlar. O da dinlemiyor ve diyor ki, hanımını sevdirmek için yollar ara, hanımının gönlünü kazan ve ondan bana şikayet getirme diyor. Yine başka bir hadis-i şerif de:" hanımların bizler için güzelleşip güzel görünmelerine gayret ettikleri gibi, sizler de onlar için güzel giyinip güzel görünmeye azami gayret sarf etmeliyiz." Hz. Ömer ciddi, adaletli çok haşmetli bir insan olmasına rağmen , şunlara tavsiye ediyor. "Erkeğin ve ünsiyeti ile hanımı yanında çocuk gibi olması gerekir." Efendimiz hanım ile oynanan oyunun hak olduğunu ifade ediyor ve ve yine başka bir rivayetle, onları sevindirecek hiç bir şey bulamazsanız onların ağzına lokma koyunuz. Yine çok canlı bir ifadeyle Efendimiz " sizin en hayırlınız hanımlarına en hayırlı olanlarınızdır." Buyuruyor.
Erkeğin üçüncü önemli vazifesi de hanımı bütün kusurlarına karşı erkeğin yüzünü kızartacak haller hariç hoş görülü davranmaktır. Bu arada bu mevzu ayetlerle de sabittir. "eğer hanımlarınızın hareketlerini çirkin görürseniz, onlara sabredin, ola ki, onlarda sizin bilmediğiniz hayırlar var demek suretiyle Allah erkeğin hanımını kusurlarına karşı bile hüsn-ü muaşerette bulunmasını tavsiye ediyor.
Özellikle af edilmesi mümkün olan konularda onları hemen görmeyip, görmemişlikten gelerek af etmelidir. Bu da ayeti kerime ile sabittir. Tevazu suresi 14. Ayet diyor ki, "Ey iman edenler, zevceleriniz, evlatlerınız yanlışlık yaparlarsa bile onları af edin ve musahamalı davranın." Kadın erkeğine düşmanlık yapsa bile bey hanımına tebessümle cevap vermelidir.
Erkeğin hanımına karşı olan diğer önemli bir vazifesi de , hanımınla asla ve katha alay etmemesidir. Ev işlerinde beceremediği, bazen konuşmasını beceremediği zaman alay etmemesidir, ayıbını ve kusurunu gördüğü zaman alay etmemelidir. Bu da ayetlerle sabittir. Bir Hadis-i şerifde Efendimiz; "her hangi bir kişide sudur eden şeye kimse gülmesin." diye buyurmuştur. Ayrıca "beyi hanımına bir kusur ve ayıbı için de gülmesin " diye bir tembihi daha vardır. "bey hanımının ayıplarını araştırmasın demektir ki, bu katiyen haramdır. Fücura suresinde bir ilahi ahlak olarak anlatılan " Ey iman edenler, bazınız bazınıza zan etmesin çünkü zannın bir kısmı günahtır. Bazınız bazınızın da kusurunu araştırmasın"diyor ve araştırılmasın dan men ediyor. bu hususta bir çok ayet-i kerime ve hadis-i şerif vardır. şunu da dikkat çekmeliyiz beyi hanımı hakkın da suizan etmemelidir, ama hanımı da düşen beyinin zu-i zannına sebeb olarak davranış ve konuşmalarından kaçınmasıdır. Böylece hanım ve bey birbirlerine anlamaya çalışacaklar ve mutlu bir yuva kuracaklar, hanım da beyde cennet hayatına kadar cennet hayatı yaşayıp gidecekler.
Ayrıca son olarak da evin beyi hanımına çok dua etmelidir. Özellikle beş vakit namazda çok dua etmelidir. Hanımı beyine nasıl arzu ediyorsa öyle dua etmek suretiyle , bey de hanımı için aynı şekilde dua etmek suretiyle birbirlerine yardımcı olmalıdır.
Necdet İÇEL
Bu yazı 24/04/2010 tarihinde eklenmiştir.
Bu yazı 781 kişi tarafından okunmuştur.