AHİRETTE GÜLMEK İÇİN DÜNYADA NASIL YAŞAMALIYIZ?
Soru :
Rabbimiz bir hadîs-i kutsîlerinde “Ben kuluma iki emniyeti iki korkuyu bir arada vermem” diyor. Bu hadîs-i kutsîyi bizler nasıl anlamalıyız. Burada rahatlıklar içerisinde olan âhirette olamaz mı? Geçmişe baktığımızda başta Peygamberler, veliler, Allah’ın (cc) sevgili kulları dünyaları adına hiç gülmemişler. Biz burdan nasıl bir sonuç çıkarmalıyız?
Cevap:
Bir insan dünyada korku içinde yaşıyor ve hep endişe içinde ise, yâni hem sözleri hem de hâliyle, “Aman yâ Rabbi! Senin inâyetin olmazsa, imanımı koruyamam, Senin lütfun olmazsa letâifimi muhafaza edemem, Senin keremin olmazsa ben ayakta duramam, Senin sonsuz rahmetin, Rahmâniyet ve Rahîmiyetin olmazsa ben Cennet’e giremem, aslında Rahmeten li’l-âlemin olan Habib’in olmasaydı ben yolumu da bulamazdım ve hep dalâlette kalırdım.” diyorsa, diyebiliyorsa, evet hep böyle korku içinde bulunup, sık sık kendini yokluyor, kontrol ediyor ve kendini yenileme imkânını buluyorsa, öbür âlemde inşâallah onun için korku olmayabilir.
Ama bu hadîs-i şerife bir soru mahiyetinde eklenen hususun da lâzimî mânâ olarak bir hakikati var ve hadîsin ifâde ettiği mânâdan tamamen de uzak değil. Bu mânâ şudur:
Bir insan endişesiz ve korkusuz, sadece dünya ha-yatını yaşamak için dünyaya gelmiş gibi davranıyor ve ara sıra dahî olsa âhiret endişesi onun duygularını sar-mıyorsa, işte o insan, kendisinden endişe etmelidir. Hat-ta çok defa böyle bir şey olmasa bile, sırf rahat ve rehâvet içinde bulunduğundan ötürü, endişe edip hicap duymalıdır.
Konuya biraz daha açıklık getirmesi açısından bir misal arz edebilirim: Sahih rivâyetlerde anlatıldığına göre, Ömer b. Abdülaziz’in sabahlara kadar “O gün zincirler onların boynuna dolanmıştır.” âyetini tekrar ede ede yığılıp kaldığı olurdu. Ayrıca o, çok defa şu âyeti okuyup kendinden geçerdi:
“Siz dünya hayatında bütün yaptığınız iyiliklerin karşılığını gördünüz, mükâfatınızı aldınız, sanki dünya için gelmiş gibi her şeyinizi dünyada yiyip bitirdinîz ve âhirete bir şey bırakmadınız.”
Evet, sağlam kalbli bir mü’minin, böyle bir endişe taşıması gâyet normaldir ve haddizatında bu korku derin bir düşünce neticesidir. Ama Cenâb-ı Hak, Hz. Abdurrahman b. Avf’a ve Hz. Osman’a nasip ettiği gibi, insana dünya da vermiş olabilir. O da dünyasını dininin ihyası uğruna kullanır; her zaman infâk etmek için malının hepsini birden değil, muhtaç olanlara, ihtiyaç ölçüsünde infâk eder. Evet, malın bir bölümünü dâimâ elinde tutar ki mevsimi gelince onu denizlere çevirsin. Zaten mevsimi geldiğinde, o değil sadece malını, tereddüt etmeden ruhunu dahî feda edebilir.
İşte böyle bir malın ve bu mala sahip olmanın hiçbir zararı yoktur. Elverir ki niyetler hâlis olsun, onun Allah tarafından verilmiş bir emânet olduğu bilinsin ve Rabbimiz istediği zaman vermeye hazır olunsun.
Biz bu konuda sık sık kendimizi yoklama duru-mundayız; Rabbimiz’in emir ve tavsiyelerini vicdanları-mızda duyuyor gibi her zaman vermeye hazır mıyız? Kendi kendine emir tekrarı yapıyor gibi “Hazırız Rab-bim!” diyebiliyorsak, o malın hiçbir zararı yoktur. İşte bu mal âhiret için inşâallah bizim hakkımızda asla endişe verici olmaz. Ama kim de çakırkeyf ve serâzât yaşıyor, duymuyor, duygulanmıyor, yaşamanın kendisini, hissiyatını ve nefsini okşayan bütün yanlarını duyma peşinde ise hafizanallah işte böyle biri bataklığa baş aşağı düşmüş batıyor demektir. Bu iki şeyi birbirine karıştırmamak lâzım…
İnşirâh sûresinde de ifâde edildiği gibi; “Şüphesiz güçlükle beraber bir kolaylık vardır. Gerçekten, güçlükle beraber bir kolaylık vardır.” değişmeyen bir prensiptir. Her zorluktan sonra bir kolaylık, her kolaylıktan sonra bir zorluk vardır. Dünyada emin yaşayan öbür âlemde korkarak yaşayacaktır. Dünyada Allah’tan korkarak, âkıbetinden endişe ederek ya-şayanlar da öbür âlemde emniyet ve güven içerisinde olacaklardır.
Dünyada Allah’tan, kabir azabından, haşirdeki hesaptan ve cehennemden korkarak yaşamalıyız, hayatımızı ona göre geçirmeliyiz ki, öbür âlemdeki azaplardan, korkulardan, oraya gittiğimizde emin olabilelim.
Necdet İÇEL
Kaynaklar:
Mü'min: 71
Ahkâf: 20
İnşirah: 5-6
Bu yazı 22/04/2010 tarihinde eklenmiştir.
Bu yazı 1038 kişi tarafından okunmuştur.