Adalet-i Mahza ve Adalet-i İzafiye
Adalet-i mahza ve adalet-i izafiye nedir? Aralarındaki farklar nelerdir?
Hz. Ömer’in (r.a) şehit edilmesi ile adalet-i mahza sarsıldığı için mi Hz. Osman (r.a) ve Hz. Ali döneminde fitneler çok artmıştı?
Hz. Ali (r.a) ile Hz. Aişe (r.anha) arasındaki anlaşmazlığın altında yatan ana sebep de adalet-i izafiye ve adalet-i mahza tartışması mıdır?
Değerli kardeşim,
Adalet; herkese hakkını vermek, hak sahibinin hakkını vermek ve herkese layık olduğu muameleyi yapmaktır. Zulüm etmemektir.
Adalet; Hakkın kanunlarına uygunluk ve haksızları terbiye etmektir. Cenab-ı Hakk’ın emrini, emrettiği şekilde tatbik etmek, suçluya Allah’ın emrini icra etmektir.
Hak sahibinin hakkını vermek müspet adalettir.
Haksızları terbiye etmek de menfi adalettir.
Kısaca adaleti tarif ettikten sonra, bir de adaletin kendi için uygulanabilirliği yönüyle iki çeşit olduğu söylenmiştir.
1-Adalet-i mahza: Tam adalet, adaletin hakikisidir.
2-Adalet-i izafiye: İzafi adalet veya nispi adalettir ki, umumun selameti için cüz’ü feda eden adalettir.
Bediüzzaman’ın tarifi ise şöyledir;
Adalet-i mahzâ ile adalet-i izafiyenin izahı şudur ki;
"Kim bir cana kıymamış veya yeryüzünde fesat çıkarmamış birisini öldürürse, bütün insanları öldürmüş gibidir."1 ayetin mânâ-ı işarîsiyle, bir mâsumun hakkı, bütün halk için dahi iptal edilmez. Bir fert dahi, umumun selâmeti için feda edilmez. Cenâb-ı Hakkın nazar-ı merhametinde hak haktır, küçüğüne büyüğüne bakılmaz. Küçük, büyük için iptal edilmez. Bir cemaatin selâmeti için, bir ferdin rızası bulunmadan, hayatı ve hakkı feda edilmez. Hamiyet namına, rızasıyla olsa, o başka meseledir.
Adalet-i izafiye ise, küllün selâmeti için cüz'ü feda eder. Cemaat için, ferdin hakkını nazara almaz. Ehvenüşşer diye bir nevi adalet-i izafiyeyi yapmaya çalışır. Fakat adalet-i mahzâ kabil-i tatbik ise, adalet-i izafiyeye gidilmez. Gidilse zulümdür.”2
Hz. Ömer’in şehit edilmesiyle adalet-i mahza sarsılmıştır. Ve hadisin ifadesiyle İslam dünyasına fitneler çağlayanlar gibi girmiştir.3
Özellikle Hz. Ömer’in şehit edilmesinden sonra halife seçimi adalet-i mahzanın kaybolmasına sebebiyet vermiştir.
Efendimiz (sav) kendisinden sonra, şu zat halife olsun demese bile işaretiyle Hz. Ebubekir’in halife olmasını arzu etmiş ve sahabe-i kiramın ittifakıyla da Hz. Ebubekir halife olmuştur.
Hz. Ebubekir çok sarih bir şekilde kendisinden sonra Hz. Ömer’in halife olmasını söylemiş ve ümmet de ittifakla Hz. Ömer’i halife seçmişlerdir.4
Hz. Ömer şehit edileceği zaman kimin halife olacağı mevzusunda net bir şekilde fikrini beyan etmedi. “Keşke yerinize birini halife tayin etseydiniz” diyenlere karşı; “Eğer Ebu Ubeyde b. Cerrah sağ olsaydı şüphesiz onu tayin ederdim” dedi. “Ebu Huzeyfe’nin azatlısı Salim sağ olsaydı onu halife tayin ederdim” diye de ekledi.
Sahabe-i Kiram Hz. Ömer’in yerine birini tayin etmeksizin vefat edeceğinden korkarak tekrar huzuruna çıktılar ve “Ey mü’minlerin emiri! Bize bir tavsiyede bulunur musunuz?” dediler. Hz. Ömer “Size Resulullah’ın kendilerinden razı olarak vefat ettiği ve cennet ehlinden olduklarını bildirdiği şu heyeti tavsiye ederim; Ali b. Ebu Talip, Osman b. Affan, Saad b. Ebi Vakkas, Abdurrahman b. Avf, Zübeyr b. Avvam, Talha b. Ubeydullah, bir de halife seçilmemek şartıyla Abdullah b. Ömer’dir. Seçim esnasında oylar eşit olursa, oğlum Abdullah’ın vereceği karara uysunlar. Eğer Abdullah’ın verdiği hükme razı olmazlarsa, Abdurrahman b. Avf’ın bulunduğu grubun adayını seçsinler. Benim vefatımı müteakip üç gün içerisinde meşveret ediniz, dördüncü gün girmeden biriniz mutlaka başınıza emir seçilmiş olmalıdır.”
Ve en nihayet bu altı kişi kendi aralarında üçer kişi olarak, gruplaştılar. Ve Hz. Ali ile Hz. Osman arasında muhayyer kaldılar. Abdurrahman b. Avf’ın Hz. Osman’ı işaret etmesiyle, Hz. Osman halife seçildi. Hz. Osman tarafı Emeviler’di, Hz. Ali tarafı ise Haşimiler’di. İşte bu ihtilaf Emevi ve Haşimi’ler arasında bir ihtilafın meydana gelmesiyle idarede adalet-i mahza kayboldu.
Hz. Osman’ın seçimindeki ihtilaf müslümanların bölünmesine sebebiyet veriyordu.5
Hz. Osman halife olunca cemaate hitaben verdiği hutbede; idaresinin ipuçlarını veriyordu.
Hz. Osman devrinde büyük fütühatlar yapılsa bile, valileri Emeviler’den seçmesi Haşimiler arasında gerginliğe sebebiyet vermiştir. Bu da adalet-i mahzanın kaybolmasına sebebiyet veren hususlardan bir tanesidir.
Hz. Osman’ın şehit edilmesinden sonra Hz. Ali’nin seçilme şeklindeki ihtilaflar, adalet-i mahzanın kaybolup, adalet-i izafiyenin daha da artmasına sebebiyet veren çok önemli hususların başında gelir.
Hz. Osman’ın ölümünde münafıkların elebaşlarından olan İbn-i Sebe’nin büyük dehli vardı. Ve münafıkların da ortalığı bulandırması adalet-i mahzanın kaybolma sebeplerindendir.6
Ayrıca Hz. Osman döneminde Medine’de bulunan ve Medine’yi Efendimiz dönemine bağlayan ve o günleri hatırlatan sahabe-i kiramın büyüklerinin Medine’den etraf-ı aleme dağıtılmış olması da idarede Medine’nin gücünü zayıflatıyordu. Hz. Ali’ye yapılan biatta o büyük sahabe-i kiramın bulunmaması dikkatlerden kaçmıyordu. Hatta Hz. Ali şöyle diyordu; “Halifeyi seçme hakkı Bedir savaşına katılanlarındır; Talha, Zübeyr, Saad neredeler?” Daha sonra Talha, Zübeyr ve Saad gelerek Hz. Ali’ye biat ettiler. Daha sonra gelen muhacirler ve ensarlar da Hz. Ali’ye biat etti.7
Hz. Ali halife olduktan sonra Hz. Osman döneminde tayin edilmiş, isyan ve fitnenin kaynağı olan valileri vazifeden almakla işe başlaması, Emeviler’in ve Hz. Osman yakınlarının baş kaldırmasına sebebiyet vermiştir. Böyle bir tatbikat Hz. Osman döneminde servet kazanmış olan valileri öfkelendirdi. Özellikle Suriye’nin serveti sayesinde kuvvetli bir ordu kuran, durumunu güçlendiren Muaviye b. Ebu Süfyan, Hz. Ali’ye itaat etmeyerek isyan bayrağını çekti. Bu da fitnelerin kabarmasına Sıffin vakasına sebebiyet verdi. Adalet-i mahza tamamen kaybolmuştu. Zira fitnelerin olduğu yerde adalet-i mahza olamazdı.8
Hz. Ali ve Hz. Ayşe validemiz arasındaki anlaşmazlığın altında yatan ana sebepler ise psikolojiktir. Ayrıca Hz. Ebubekir efendimiz halife seçildiği zaman Hz. Ali efendimizin altı ay kadar Hz. Ebubekir’e biat etmeyişi, Hz. Ayşe’de farklı duyguların kabarmasına sebebiyet vermiş olabilir.
Bu husus tarihin verileri içerisinde çok daha farklı boyutlarıyla ele alınıp anlatılabilir. Bu kadarını bile anlatmakla doğru bir şey yapmadığıma inanıyorum. Onların ruhlarının beni bağışlamasını dilerim. Sahabe-i kiram hakkında değerlendirme yapmak bize düşmez. Bizler onların değerlendirmesini yaparak dilimizi kirletmemeliyiz.
Bediüzzaman hazretlerinin Mektubat kitabının 19. Mektup 5. Nükteli işaretinde naklettiği Efendimiz’in (sav) gaybi haberleri bu şekilde tahakkuk etmiş oluyor. Bu hadiselerle Efendimiz’in (sav) peygamberliğinin bir defa daha tasdik edildiğini öğreniyor ve hikmetleri vardır diye de teselli buluyoruz.
En doğrusunu Allah bilir. Sorduğunuz için teşekkür eder, Allah’a emanet ederim.
Necdet İÇEL
Kaynaklar:
1.Maide; 32
2.Bediüzzaman Said Nursi, Mektubat, On beşinci mektub
3.Müslim, Fiten; 4/22-18
4.Taberi, Tarih, c: 4, shf: 54
5.Taberi, Tarih, c: 5, shf: 37
6.Dineveri, el-Ahbaru’t-tıval, shf: 140
7.Dineveri, el-Ahbaru’t-tıval, shf: 140
8.İbn-i Kuteybe, el-İmame vessiyase, c: 1, shf: 172
Bu yazı 22/06/2011 tarihinde eklenmiştir.
Bu yazı 721 kişi tarafından okunmuştur.